Samsun Eğitim İş

Samsun Eğitim İş EĞİTİM VE BİLİM İŞGÖRENLERİ SENDİKASI SAMSUN ŞUBESİ

12/08/2026

Millî Eğitim Bakanlığı, Öğretmenlerin Sınıf İçi Etkinlikleri ve Öğretim Faaliyetlerinin İzlenmesi, Değerlendirilmesi ve Geliştirilmesine İlişkin Yönerge'yi uygulamaya koymuştur.

Bu uygulamaya göre okul müdürü ve zümre başkanının, öğretmeni 1 ders saati içinde gözlemlemesi ve hazırlanan matbu formlar üzerinden değerlendirmesi, aslında denetlemesi öngörülmektedir.

Okul ortamındaki çalışma barışını bozacak, hukuki dayanaktan yoksun bu yönergeye karşı dava açtığımızı duyurmuştuk.

Açtığımız davada Danıştay;

“Buna göre; her ne kadar, derslerin izlenmesi ve değerlendirilmesi hususunda usul ve esasların belirlenmesi amacıyla davalı idareye, Millî Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu Yönetmeliği, Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Müfettişleri Yönetmeliği, Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği ve Millî Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği ile yetki verilmiş olsa da; değerlendirme sonuçları dikkate alınarak öğretmenlerin mesleki gelişimlerine ilişkin oluşturulacak planlar, programlar, uygulama ve uygulamaların değerlendirilmesine ilişkin usul ve esasların 7528 sayılı Kanun'un 19/5. maddesi uyarınca çıkartılacak yönetmelikle belirlenmesi gerektiği; Millî Eğitim Bakanlığı Personeli Hizmet İçi Eğitim Yönetmeliği, dava konusu Yönerge'nin dayanağı olmadığı gibi, bu Yönetmelik'te Yönerge'yle getirilen ve öğretmenlerin yeterlilik seviyelerinin belirlenmesine ve bu belirlemelere göre uygulama yapılmasına yönelik sisteme ilişkin hükümlerin bulunmadığı anlaşıldığından, dava konusu Yönerge'de normlar hiyerarşisine göre üst hukuk normlarına uygunluk görülmemiştir.”

gerekçesiyle yönergenin bütünü bakımından yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir.

Eğitim-İş olarak, eğitim emekçilerinin çalışma barışını yok sayan uygulamalara geçit vermeyeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.

Danıştay Kararını görmek için tıklayınız:
https://www.egitimis.org.tr/sendika-haberleri/zumre-baskanlarinin-ders-denetimine-danistaydan-yurutmeyi-durdurma-karari-12-08-2026

11/08/2026

Millî Eğitim Bakanlığı tarafından belirlenen 2026 yılı yaz dönemi takvimine göre, il içi isteğe bağlı yer değiştirme kapsamında ataması gerçekleşmeyen öğretmenler için oluşturulan sıra kayıtlarının ikinci kez çalıştırılması *13 Ağustos 2026* tarihinde planlanmıştır. İlk defa yönetici görevlendirme sonuçlarının ise *14 Ağustos 2026* tarihinde açıklanacağı duyurulmuştur.

Bu takvim sıralaması nedeniyle, yönetici olarak görevlendirilecek öğretmenlerin mevcut kadroları 13 Ağustos itibarıyla henüz boşalmamış olacağından, söz konusu kadrolar il içi sıra atamalarına yansımayacaktır. Oysa geçmiş yıllardaki uygulamalarda yönetici görevlendirme sonuçları genellikle sıra atamalarından önce açıklanmış; böylece boşalan kadroların sisteme dahil edilmesi sağlanarak daha geniş ve adil bir kontenjan havuzu oluşturulmuştur.

İl içi yer değiştirmelerde kontenjanların sınırlı olduğu ve birçok eğitim kurumunda tek bir boş kadronun dahi atama sonuçlarını etkileyebildiği dikkate alındığında, yönetici atamalarıyla oluşacak boş kadroların sisteme yansıtılmaması, hizmet puanı üstünlüğüne göre sırada bekleyen öğretmenler açısından mağduriyet oluşturabilecektir.

Bu itibarla, kamu yararı ve adalet ilkesi doğrultusunda, 13 Ağustos 2026 tarihinde yapılması öngörülen il içi sıra tayinlerinin, ilk defa yönetici görevlendirme sonuçlarının açıklanacağı *14 Ağustos 2026 tarihinden sonraya* ertelenmesi gerekmektedir. Yönetici olarak atanan öğretmenlerin boşaltacağı kadroların da kontenjan havuzuna dahil edilmesi, sıra bekleyen öğretmenler için daha adil ve kapsayıcı bir değerlendirme imkânı sağlayacaktır.

Eğitim-İş olarak, Millî Eğitim Bakanlığı’ndan bu adaletsiz takvimin ivedilikle düzeltilmesini talep ediyoruz.

11/08/2026

Doruk Madencilik emekçilerinin aylar önce Ankara’daki 17 günlük direnişinin ardından kurulan uzlaşma masasında iktidar, holdingin yapacağı ödemeler için garantör olduğunu ifade etmişti. Ancak aradan geçen zaman gösteriyor ki; bu hamle madenciyi oyalamaktan ve tansiyonu düşürmekten başka hiçbir amaca hizmet etmemiştir.

Aylar geçmesine rağmen hakları ödenmeyen Doruk Madencilik emekçileri ile yine aynı holdinge bağlı Elazığ Eti Gümüş emekçileri haklarını aramak için 10 Ağustos sabahı Ankara’ya gelmiştir. Yıldızlar SSS Holding, emekçilerin alın terini gasp etmeyi alışkanlık haline getirmiştir.

Maden emekçilerinin haklarının ödenmesi için “garantör” olacağının teminatını veren iktidar; garantörlük sıfatını madencinin hakkını korumak için değil, yurdun dört bir yanında maden imparatorluğu kuran Yıldızlar SSS Holding’in çıkarlarını güvence altına almak için kullanmaktadır.

Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://www.egitimis.org.tr/sendika-haberleri/siyasi-iktidar-somuruye-garantor-olmaya-devam-ediyor-11-08-2026

11 Ağustos 2017’de, Trabzon’un Maçka ilçesinde hain terör örgütü PKK tarafından katledilen 15 yaşındaki Eren Bülbül ve o...
10/08/2026

11 Ağustos 2017’de, Trabzon’un Maçka ilçesinde hain terör örgütü PKK tarafından katledilen 15 yaşındaki Eren Bülbül ve onu korumak için bedenini siper eden Astsubay Ferhat Gedik’i, hayattan koparılışlarının 9. yıl dönümünde saygı ve minnetle anıyoruz.
Eğitim-İş olarak, ülkemiz uğruna can veren tüm şehitlerimizin anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

10/08/2026

Hukukun demokratik haklarını kullanan yurttaşa karşı bir baskı aracına dönüştürüldüğü bir ülkede, terör örgütü mensuplarına özel hukuk düzenlemeleri yaparak “toplumsal barış ve bütünleşme” sağlanamaz.

Bugün öğrenciler pankart açtıkları, sendikacılar anayasal haklarını kullanarak eylem yaptıkları, gazeteciler yazdıkları, yurttaşlar sosyal medya paylaşımları nedeniyle soruşturulabilmekte, gözaltına alınabilmekte ve tutuklanabilmektedir. Seçilmişler hakkında yargı kararı kesinleşmeden görevden alma ve tutuklama tedbirleri uygulanabilmektedir.

Böyle bir hukuk düzeninde, söz konusu PKK/KCK terör yapılanmasının mensupları olduğunda kişiye ve örgüte özgü hukuki düzenlemelerin gündeme getirilmesi, toplumun adalet duygusuyla bağdaşmaz.

Demokratik itiraza yargı sopası, terör örgütüne özel hukuk uygulayan bir anlayışın adına “milli dayanışma ve toplumsal bütünleşme” denilemez.

Terörün tamamen sona ermesini ve silahların susmasını istemek başka; hukuku siyasi ihtiyaçlara göre eğip bükmek başkadır. Hukuk kişiye, örgüte ve iktidarın dönemsel hesaplarına göre değişemez.

Toplumsal barışın ilk şartı herkes için hukuk, herkes için demokrasi, herkes için özgürlüktür.

Bugün tartışılan çerçevenin PKK/KCK yapılanmasını esas alması ve örgüt mensupları bakımından önemli hukuki sonuçlar doğurması, bu nedenle yalnızca teknik bir hukuk meselesi olarak görülemez. Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu bir Cumhuriyet’te, terör örgütünü ve onun başını, iktidarın siyasi hesapları uğruna halk iradesinin yanında yeni bir siyasal muhatap ve meşruiyet odağı haline getirmek kabul edilemez.

Kalıcı toplumsal barışın muhatabı terör örgütleri değil, milletin kendisi ve meşru anayasal kurumlarıdır.

Devamını okumak için tıklayınız:
https://www.egitimis.org.tr/sendika-haberleri/toplumsal-baris-demokrasi-hukuk-ve-cumhuriyetle-mumkundur-10-08-2026

08/08/2026

Millî Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim Ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik 28.07.2026 tarih ve 33323 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Yönetmelikte seçmeli derslerin temel mantığı ve Milli Eğitim Sisteminde öngörülen temel amacına aykırı şekilde, okulun imkanları bahanesiyle getirilen sınırlama ve idareye resen öğrenci adına seçme yetkisinin verilmesi kabul edilemez.

Bunun yanı sıra “İlkokullarda Yabancı Dil, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ve farklı program uygulayan ilkokullar” şeklindeki belirsiz kavramlarla ilkokullarda farklı tür yaratmaya yönelik fiili duruma geçit vermeyeceğiz. Zorunlu eğitimin ilk basamağında “farklı program uygulayan ilkokullar” anlayışının yönetmeliğe girmesi, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun ortak, laik ve bilimsel eğitim anlayışıyla bağdaşmamaktadır.

Eğitim İş olarak dava konusu yapılan bu uygulamalara karşı Danıştay nezdinde dava açılmış olup, süreci sonuna kadar takip edeceğimizi ilan ediyoruz.

08/08/2026
Okullarımızda güvenliği artırmak amacıyla 81 ilde 30 bin güvenlik görevlisinin istihdam edileceği basına yansımıştır.Oku...
07/08/2026

Okullarımızda güvenliği artırmak amacıyla 81 ilde 30 bin güvenlik görevlisinin istihdam edileceği basına yansımıştır.

Okullarda güvenlik sorunu gerçek ve ertelenemez. Son dönemde yaşanan ağır şiddet olayları, öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin güvenliğinin temel bir kamusal sorumluluk olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Ancak güvenliği 30 bin geçici personele, kapı kontrolüne ve dedektöre indirgemek; şiddeti besleyen gerçek sorunlarla yüzleşmek yerine, yıllardır biriken sorunların üzerini geçici ve yetersiz tedbirlerle örtmek istemektir.

Türkiye’de 60 binin üzerinde devlet okulu bulunmaktadır. Bunların yalnızca 4-5 bini “nitelikli okul” olarak görülürken, yaklaşık 30 bin okul bugün “riskli” olarak değerlendirilmektedir. 4-5 bin “nitelikli” okul, 30 bin “riskli” okul, 60 binden fazla devlet okulu… Eğitim sisteminin getirildiği nokta budur.

Yıllardır eğitim sistemi okullar arasındaki farklılıkları azaltmak yerine, birkaç bin okulu “nitelikli” olarak ayrıştıran bir yapı üzerine kurulmuştur. Bugün ise karşımıza “riskli-risksiz okul” ayrımı çıkmaktadır. Asıl tartışılması gereken yalnızca 30 bin güvenlik personelinin yeterli olup olmadığı değildir. Neden bütün devlet okulları nitelikli hale getirilememiştir? Neden bugün on binlerce okul riskli olarak değerlendirilmektedir?

Bir eğitim sisteminde on binlerce okul riskli görülüyorsa, yalnızca o okulların kapısına değil, onları riskli hale getiren koşullara ve yıllardır uygulanan eğitim politikalarına da bakmak gerekir.

Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://www.egitimis.org.tr/sendika-haberleri/guvenli-okul-icin-guvenlikci-degil-butuncul-politika-sarttir-07-08-2026

06/08/2026

Millî Eğitim Bakanlığı, 2026 Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamındaki ilk yerleştirme sonuçlarını yüksek yerleşme oranları üzerinden bir başarı tablosu olarak sunmaktadır. Oysa eğitim sisteminin başarısı, yalnızca istatistiklerle değil,çocukların nitelikli eğitime erişim hakkı, eğitimde eşitlik ve kamusal eğitimin niteliği üzerinden değerlendirilmelidir.

2026 eğitim öğretim yılında 8. sınıfta öğrenim gören 1 milyon 279 bin 547 öğrenciden, 1 milyon 22 bin 658’i sınava başvurmuş, 994 358’i fiilen sınava girmiştir.

Bu durum, 8. sınıf öğrencilerinin yaklaşık dörtte üçünün LGS’ye girdiğini, sınava başvuran öğrencilerin ise yüzde 97,23’ünün fiilen sınava katıldığını göstermektedir.

Bu tablo nitelikli eğitime erişme talebinin yüksekliğini ortaya koysa da sonuçlara göre bu hakka öğrencilerin çok az bir kısmı erişebilmektedir.

MEB, ilk yerleştirmede öğrencilerin yüzde 93,56'sının tercihlerinden birine yerleştiğini açıklamaktadır. Ancak bu oran tek başına hiçbir şey ifade etmemektedir. Çünkü tercih listeleri, öğrencilerin gerçekten istedikleri okullardan değil, ulaşabildikleri ve tercih etmek zorunda bırakıldıkları okullardan oluşmaktadır. Özellikle yerel yerleştirmede uygulanan kurallar nedeniyle öğrenciler aynı okul türünden en fazla üç okul seçebilmekte; bu nedenle "ilk üç tercihe yerleşme" oranının yüksek çıkması doğal bir sonuç olmaktadır. Dolayısıyla açıklanan yüzde 94,53'lük oran, öğrencilerin istedikleri okullara yerleştiklerini değil, sistemin onları yönlendirdiği seçeneklere yerleştirildiklerini göstermektedir.

Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://www.egitimis.org.tr/sendika-haberleri/lgs-sonuclari-egitimdeki-esitsizligin-belgesidir-06-08-2026

05/08/2026

TBMM gündemine getirilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, yalnızca bir kanun teklifi olarak değerlendirilemez. Türkiye’nin geleceğini doğrudan ilgilendiren böylesine önemli bir süreçte asıl tartışılması gereken; yürütülen sürecin yöntemi, demokratik meşruiyeti ve ülkemizin geleceği bakımından doğurabileceği sonuçlardır.

Terörün sona ermesi, silahların susması ve insanlarımızın yaşamını yitirmemesi hepimizin ortak arzusudur. Ancak bu ortak arzu, yürütülen sürecin yöntemini, hukuki niteliğini ve siyasi sonuçlarını sorgulamaya engel değildir.

Kapalı kapılar ardında yürütülen, şeffaflıktan uzak ve toplumla gerçek anlamda paylaşılmayan hiçbir süreçten ne milli dayanışma çıkar ne de toplumsal uzlaşı doğar. Daha teklif TBMM gündemine gelir gelmez milletvekillerinden kısa süre içinde eksiksiz imza istenmesi, Meclis’in millet adına tartışan, denetleyen ve karar veren anayasal konumunun nasıl aşındırıldığını göstermektedir.

Milletvekilleri talimatla hareket etmek için değil; Anayasa’ya, Cumhuriyet’e ve ettikleri yemine bağlı kalarak millet adına vicdani kanaatleriyle karar vermek için seçilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, yürütmenin önceden belirlediği kararları onaylayan bir makam değil; millet egemenliğinin tecelli ettiği anayasal yasama organıdır.

Hiçbir demokratik hukuk devletinde bir terör örgütünün başı meşru bir siyasal aktör haline getirilemez. Terörle mücadele hukuk devleti ilkeleri içinde yürütülür. Toplumu ilgilendiren siyasal meselelerin meşru çözüm zemini ise demokratik siyaset ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Cumhuriyetimizin temel nitelikleri, üniter yapısı ve Cumhuriyet’in yurttaşlık anlayışı hiçbir siyasi pazarlığın, hiçbir müzakerenin ve hiçbir sürecin konusu yapılamaz.

Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://www.egitimis.org.tr/sendika-haberleri/milli-dayanismanin-temeli-cumhuriyet-hukuk-devleti-ve-millet-egemenligidir-05-08-2026

Address

Ulugazi Mah. İstiklal Caddesi No:32/B Kat:5 İlkadım SAMSUN
Samsun
55030

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Samsun Eğitim İş posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Samsun Eğitim İş:

Shortcuts

Share