İlke Avukatlık Bürosu

İlke Avukatlık Bürosu İlke Avuktlık Bürosu
Avukatlık ve Hukuki Danışmanlık

Av. Semih Poyraz
Av. Gökhan Bekir Esen
Av. Merve Korkulu
Av. Yusuf Gelen

Göktürk Hukuk Bürosu
Avukatlık ve Hukuki Danışmanlık

25/09/2018

**Ticaret sicil kayıtları, üçüncü kişiler hakkında gazete ile ilanın yapıldığı günü izleyen iş gününde hukuki sonuçlarını doğuracağından (TTK. mad. 36), çekin keşide tarihi ile borçlu şirketin müştereken temsil edileceğine dair kararın yayımlandığı ticaret sicil gazetesinin tarihinin aynı gün olması halinde, yapılan değişikliğin takip alacaklısı yönünden ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği tarihi takip eden ilk iş gününden itibaren hüküm ifade edeceği ve bu durumda çekin keşide tarihi itibariyle şirket yetkilisi tek kişinin şirketi temsilen keşide ettiği takibe konu çekten dolayı borçlu şirketin sorumlu olduğunun kabulü gerektiği** hakkında..

12. HD. 03.07.2018 T. E: 10797, K: 7229

Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Şeyma Başkan Kocaman tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Borçlu şirket aleyhine bir adet çeke dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile başlatılan takipte; borçlu şirketin, icra mahkemesine başvurarak keşide tarihi itibariyle şirketin çift imza ile temsil edildiğini, ancak çekte tek imza olduğunu, dolayısıyla şirketin borçtan sorumlu olmadığını ileri sürerek borca itirazda bulunduğu, mahkemece borca itirazın kabulü ile muteriz borçlu yönünden takibin iptaline karar verildiği görülmektedir.

Takip dayanağı çekin 20.10.2015 keşide tarihli olduğu, borçlu şirketin 12.10.2015 tarihli genel kurul kararı ile şirket yetkilisi T....in münferiden temsil ve ilzam yetkisinin kaldırıldığı, T... ve O....'in 10 yıl süre ile şirketi müştereken temsil ve ilzama yetkili olduklarına karar verildiği ve bu yetkinin 20.10.2015 tarihli ticaret sicil gazetesi ile tescil ve ilan edildiği görülmektedir.

Çekin keşide tarihi itibariyle uygulanması gereken 6102 sayılı TTK'nun 36. maddesinin 1.bendi uyarınca, ticaret sicil kayıtları, üçüncü kişiler hakkında gazete ile ilanın yapıldığı günü izleyen iş gününde hukuki sonuçlarını doğurur.

Somut olayda; çekin keşide tarihi ile borçlu şirketin müştereken temsil edileceğine dair kararın yayımlandığı ticaret sicil gazetesinin tarihi aynı gün (20/10/2015) olmakla birlikte, 6102 sayılı TTK'nun 36. maddesinin 1.bendi uyarınca, söz konusu değişiklik, 3. kişiler, yani takip alacaklısı yönünden ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği tarihi takip eden ilk iş gününden (21/10/2015 tarihinden) itibaren hüküm ifade eder. Bu durumda, şirket yetkilisi T....’in ticaret sicil gazetesinin ilan edildiği 20/10/2015 tarihini takip eden ilk iş günü olan 21/10/2015 tarihine kadar borçlu şirketi temsilen tek imza ile yaptığı işlemlerin, 3. kişiler, yani alacaklı yönünden hüküm ve sonuç doğuracağının, dolayısıyla çekin keşide tarihi olan 20/10/2015 tarihi itibariyle şirket yetkilisi T.... olup, şirketi temsilen keşide ettiği takibe konu çekten dolayı borçlu şirketin sorumlu olduğunun kabulü gerekir.

O halde, mahkemece, borçlunun borca itirazının reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile takibin iptali yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03.07.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

25/09/2018

bononun ön veya arka yüzünde sadece “teminat senedidir” ibaresi yazılı ise, ancak neyin teminatı olduğu belirtilmemişse kambiyo vasfını ve kambiyo takibini etkiler mi ?
"Bononun teminat amaçlı verildiğinin kabul edilebilmesi için, neyin teminatı olarak verildiğinin ya bononun önündeki veya arkasındaki yazılar veya ayrı bir belge (İİK'nun 169/a maddesinde öngörülen) ile teminat senedi olduğunun kanıtlanması gerekir."
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2017/12-1140
K. 2018/563
T. 28.3.2018
Taraflar arasındaki “borca itiraz” isteminden dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara Batı İcra (Hukuk) Mahkemesince itirazın kabulüyle takibin iptaline dair verilen 25.02.2014 gün ve 2013/873 E., 2014/159 K. sayılı kararın temyizen incelenmesinin alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 08.05.2014 gün ve 2014/11364 E., 2014/13598 K. sayılı kararı ile,
(…Borçlu hakkında bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibi yapılmış olup, borçlu süresi içinde icra mahkemesine başvurarak, takip dayanağı senedin teminat senedi olduğundan bahisle takibin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Takip dayanağı bonoda “teminattır” ibaresinin bulunması, Dairemizin yerleşik içtihatları doğrultusunda neyin teminatı olduğu açıklanmadığı sürece, başlı başına senedin teminat senedi niteliğinde olduğunun kabulünü gerektirmez.
Somut olayda borçlu, senedin teminat olarak verildiğine ve borca itirazlarına dair İİK'nun 169/a maddesinde öngörülen ve takip hukuku açısından geçerli, yazılı bir belge de sunamadığı gibi dosyaya sunduğu araç satışına dair belgeler de alacaklı tarafından kabul edilmediğine göre mahkemece istemin reddi yerine kabulüne karar verilmesi isabetsizdir…)
gerekçesiyle ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Talep borca itiraza ilişkindir.
Borçlu takibe konu senedin teminat senedi olduğunu ve buna dair şerhin senedin arkasında mevcut olduğunu, alacaklı ile aralarında 04.08.2013 tarihinde traktör alımı ile ilgili sözlü bir anlaşma yapıldığını, traktör bedeli olan 13.500,00 TL'nin 20.10.2013 tarihinde ödenmesi, ...'in de bu tarihe kadar traktörün trafikle ilgili resmî işlemlerini tamamlayıp satışa hazır hâle getirmesi hususunda anlaşarak aralarında bir teminat senedi düzenlediklerini, traktörü devir almak için notere gittiklerinde trafikten men edilmiş olduğunun anlaşılması üzerine satışın yapılamadığını, mülkiyetinin hâlen ...'e ait olduğunu, devrini alamadığı bir araç için ödeme yapmasının mümkün olmadığını ve borcunun bulunmadığını, ...'le traktör alımı dışında başka bir ticari ilişkinin de mevcut olmadığını ileri sürerek takibin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Alacaklı vekili takip dayanağı bononun arka yüzünde sadece “teminat senedidir” ibaresinin bulunmasının onun kambiyo senedi vasfını etkilemeyeceğini, Yargıtay içtihatlarına göre de bir senedin teminat senedi vasfını taşıyabilmesi için ya senet üzerinde neden teminat verildiği ya da ayrı bir belge ile söz konusu senedin teminat senedi olduğunun belirlenmesinin gerektiğini, takibe konu senedin teminat senedi olmayıp, alacaklı müvekkilin davacıya elden verdiği para borcunun karşılığı olarak düzenlendiğini, 19.09.2013 tarihli vekâletnamenin traktörü dilediği bedel ve şartlarda satması hususunda dava dışı İhsan Yılmaz'a verilmiş vekâletname olduğunu, vekâletnamede senetten bahsedilmediği gibi vekâletnamede davacının da taraf olmadığını savunarak şikâyetin reddi ile takip konusu alacağın %20 sinden az olmamak üzere tazminata mahkûm edilmesini istemiştir.
Yerel Mahkemece takip konusu senedin arkasında "teminat senedidir" ibaresi yazılı olup takip konusu senedin kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödemek vaadini içermediği, alacağın varlığının kanıtlanmasının yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle şikâyetin kabulüyle takibin iptaline karar verilmiştir.
Alacaklı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Mahkemece 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 776/b maddesinde açıkça senedin "Kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödeme vaadini..." içermesi gerektiğinin belirtilmiş olması karşısında, "teminat senedidir" ifadesi taşıyan bir senedin kayıtsız ve şartsız olduğu söylenemeyeceği, alacağın varlığı ancak yargılama sonucu ortaya çıkacağından, kaldı ki teminat senedi olmayan bir senedin arkasına "teminat senedidir" ibaresinin yazılmış ve alacaklının da bu yazıyı görerek senedi kabul etmiş olması hâlinde bu senedin teminat senedi olmadığı ileri sürülemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararını alacaklı vekili temyize getirmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; senette bulunan ‘Teminat Senedidir' kaydının “neyin teminatı olduğu konusunda bir açıklık bulunmaması durumunda” senedin mücerretlik (soyutluk) niteliğini ortadan kaldırıp kaldırmayacağı, burada varılacak sonuca göre kambiyo senedinin geçerli olup olmayacağı, ayrıca bu kambiyo senedine karşı ileri sürülen bu tür bir iddianın ne şekilde ispat edilmesi gerektiği noktalarında toplanmaktadır.
Öncelikle takip dayanağı belgenin kambiyo senedi vasfını haiz olup olmadığı üzerinde durulmalıdır.
6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 776. maddesine göre bononun senet metninde “bono” veya “emre yazılı senet” kelimesi ve senet Türkçe'den başka bir dille yazılmışsa, o dilde bono veya emre yazılı senet karşılığı olarak kullanılan kelime, kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödemek vaadi, vade, ödeme yeri, kime veya kimin emrine ödenecek ise onun adı, düzenlenme tarihi ve yeri ile düzenleyenin imzası bulunmalıdır.
Bu çerçevede belirlilik (muayyenlik) kambiyo senetlerinin temel unsurlarından biridir. Tedavül kabiliyeti de dikkate alındığında, bononun bütün unsurlarının açık, net, yoruma elverişli olmayacak biçimde belirgin olması gerekir. Öztan'ın da ifade ettiği gibi poliçe ve bono keşidesi "şart kabul etmeyen" bir işlemdir (Öztan, F.: Kıymetli Evrak Hukuku, 2. b., Ankara 1997, s.451). Nitekim Türk Ticaret Kanunu'nun 777. maddesi zorunlu unsurları taşımayan senedin bono niteliğinde olmadığını belirttikten sonra vade, keşide ve ödeme yeri konusunda da yedek hukuk kuralı getirerek oluşabilecek boşlukları doldurmuş ve belirlilik ilkesini bu şekilde desteklemiştir. Avizo, bedel, faiz, protestodan muafiyet ve yetki şartı gibi kayıtların konulması kabul edilmekte ise de, illetten mücerretlik veya muayyenlik vasfını ortadan kaldıran kayıtların bono üzerine konması, onun kambiyo senedi vasfını ortadan kaldırır.
Yukarıda yapılan açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Takipte dayanılan 20.10.2013 vade tarihli ve 13.500,00 TL tutarlı bononun arka yüzünde “teminat senedidir” ibaresi bulunmaktadır.
Bonoda teminat kaydı varsa da neyin teminatı olduğu belirtilmediğinden bu ibare bononun mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz.
Bononun teminat amaçlı verildiğinin kabul edilebilmesi için, neyin teminatı olarak verildiğinin ya bononun önündeki veya arkasındaki yazılar veya ayrı bir belge (İİK'nun 169/a maddesinde öngörülen) ile teminat senedi olduğunun kanıtlanması gerekir.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.03.2001 gün ve 2001/12-233 E., 2001/257 K.; 20.06.2001 gün ve 2001/12-496 E., 2001/534 K.; 24.02.2010 gün ve 2010/19-67 E., 2010/99 K. sayılı kararlarında da aynı hususlar benimsenmiştir.
Hâl böyle olunca yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken yanılgılı gerekçe ile önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu sebeple direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 28.03.2018 gününde oybirliği ile karar verildi.

24/09/2018

kira bedelinin zamanında ödenmemesi hâlinde ceza koşulu ödeneceğine veya sonraki kira bedellerinin muaccel olacağına ilişkin anlaşmalar geçersizdir. (sadece tacirler yönünden geçerli)
"davalı kiracının Türk Ticaret Kanunu'nu kapsamında tacir olmadığı anlaşılmakta olup, bu itibarla TBK'nun 346. Maddesi gereğince muacceliyet şartı geçerli değildir. Bu durumda sözleşmede düzenlenen muacceliyet şartı davalı hakkında uygulanamayacağından"
T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
E. 2017/6837
K. 2018/2805
T. 21.3.2018
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
KARAR : Davacı, davalı kiracının, kiralananı 30/06/2012 tarihinde tahliye edeceğini ihtar ettiğini ancak anahtarların halen teslim edilmediğini, ödenmeyen 2012 yılı Mayıs ve Haziran ayları kira bedelleri ile sözleşmeye göre süresinde bildirimde bulunmadığından bir senelik kira bedeli toplamı 6.475,84 TL kira alacağının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı; davacının talebi üzerine taşınmazın boşaltıldığını, anahtarın 29/06/2012 tarihinde davacının muhasebecisine teslim edildiğini, erken tahliyenin söz konusu olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen karar Yargıtay 6.HD. 10/04/2014 tarih ve 2013/13794- 2014/4804 E/K sayılı ilamı ile, davalının temyiz itirazları reddedilerek, davacının temyiz itirazları yönünden tahliye hususunun ve davalının tacir olup olmadığının araştırılması gerektiği gerekçesiyle bozulmuş, Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde; davanın kabulüne dair verilen karar yine Yargıtay 6.H.D.nin 27/05/2015 tarih ve 2015/3697- 5157 E/K sayılı ilamı ile bu defa; davalının sair temyiz itirazları reddedilerek, davalının tacir olup olmadığının araştırılmasına dair bozma gerekleri yerine getirilmediğinden bahisle bozulmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde; davacının kiralananı tahliye ettiği tarih de dikkate alınarak, davacının davalıdan talep edebileceği herhangi bir kira alacağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm bu defa davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1- )Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- ) Taraflar arasında imzalanan 01/07/2010 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesi konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşme ile kiralanan işhanı dairesi, muhasebe bürosu olarak kullanılmak üzere kiralanmış olup, aylık kira bedelinin 360 TL+KDV olduğu, her ayın en geç 10. günü peşin ödeneceği, kira bedelinin her yıl bir önceki yılın Mart ayı Tefe-Tüfe ortalaması oranında artırılacağı, kira bedelinin zamanında ödenmemesi halinde bütün kira dönemine ait kira bedellerinin muaccel hale geleceği kararlaştırılmıştır. Davacı son dönem aylık kira bedelinin KDV dahil 462,56 TL olduğunu, 2012 yılı Mayıs ve Haziran ayları kira bedellerinin ödenmediğini, sözleşme ile kararlaştırılan muacceliyet hükmü gereği kiracının bir senelik kira bedelini de ödemekle yükümlü olduğunu belirterek alacak talebinde bulunmuş ise de; dosya kapsamından davalı kiracının Türk Ticaret Kanunu'nu kapsamında tacir olmadığı anlaşılmakta olup, bu itibarla TBK'nun 346. Maddesi gereğince muacceliyet şartı geçerli değildir. Bu durumda sözleşmede düzenlenen muacceliyet şartı davalı hakkında uygulanamayacağından Mahkemece davalının 01/07/2010 başlangıç tarihli kira sözleşmesi gereğince ödemesi gereken Mayıs- Haziran 2012 ayları kirası ile, Temmuz 2012 ayı kirasının tahliye tarihi olan 24.7.2012 tarihine kadar bölümünden sorumlu olması gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan sebeplerle davacı tarafın sair temyiz itirazlarının REDDİNE, ikinci bentte açıklanan sebeplerle hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 6100 Sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 Sayılı HUMK'nun 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 21.03.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

KANUN NO: 6098
TÜRK BORÇLAR KANUNU (TBK)
IV. Kiracı aleyhine düzenleme yasağı
MADDE 346- Kiracıya, kira bedeli ve yan giderler dışında başka bir ödeme yükümlülüğü getirilemez. Özellikle, kira bedelinin zamanında ödenmemesi hâlinde ceza koşulu ödeneceğine veya sonraki kira bedellerinin muaccel olacağına ilişkin anlaşmalar geçersizdir.(*)

21/09/2018

ARSA PAYI KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMESİ - ARSA SAHİPLERİ LEHİNE BİRİNCİ DERECEDE TEMİNAT İPOTEĞİ BULUNMASI - TAPU KAYITLARININ ARSA SAHİPLERİNE İADESİ GEREĞİ - ÜÇÜNCÜ KİŞİLERİN İYİNİYETLİ OLMAYARAK KOYDURDUĞU HACİZ ŞERHLERİNİN KALDIRILMASI GEREĞİ

T.C YARGITAY
Esas: 1998/ 406
Karar: 1998 / 1259
Karar Tarihi: 30.03.1998

" Dava: Hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davacılar vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacılar vekili Av. M. K. ile davalı Hazine vekili Av. F. T. ve vekaletnamesini ibraz edilen davalı S. K. vekili Av. Ü.N.K. geldiler. Davalı SS H. Yapı Kooperatifi vekili ile diğer davalılar gelmediler. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan davacılar vekili dinlendikten sonra, vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kerre dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

Karar: Davacı arsa sahipleri vekili, müvekkilleri ile davalılardan kooperatif arasında kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldığını, sözleşme uyarınca taşınmazın tapuda yüklenici kooperatife devredilip, tapu kaydına da müvekkilleri lehine 1. derecede teminat ipoteği tesis edildiğini, ancak yüklenicinin edimini yerine getirmeyip temerrüde düştüğünü, bu arada yükleniciden olan alacakları için diğer davalı üçüncü kişiler tarafından da icra takibi sonucu tapu kaydına hacizler konulduğunu ileri sürerek, sözleşmenin feshine, yüklenici adına olan tapu kaydının iptali ile tekrar müvekkilleri adına tesciline ve üçüncü kişi durumundaki diğer davalıların yükleniciden olan alacakları için koydurdukları hacizlerin de kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vergi dairesi ile davalı S. K. husumet yönünden davanın reddini savunmuşlar; diğer davalılar ise cevap vermemişlerdir.

Mahkemece; sözleşmenin feshine, tapu kaydının iptali ile davacılar adına tesciline, hacizlerin kaldırılması mahkemenin konusuna girmediğinden ve de davalı üçüncü kişiler sözleşmede taraf olmadıklarından onlar hakkındaki davanın da reddine hükmedilmiştir.

Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.

Temyize konu uyuşmazlık, tekrar arsa sahiplerine dönen tapu kaydına davalı üçüncü kişiler tarafından koydurulmuş olan haciz şerhlerinin kaldırılıp kaldırılamayacağı konusunda toplanmaktadır.

Yüklenicinin, eser sözleşmesi uyarınca yaptığı inşaattan, bedel olarak, bağımsız bölümler hakedebilmesi için, edimini tam olarak yerine getirmiş olması, başka bir anlatımla, binayı yapıp arsa sahiplerine teslim etmiş bulunması gerekir. Aksi halde, sözleşmenin geriye etkili feshi sonucu, daha önce avans niteliğinde yükleniciye geçirilmiş olan tapu kayıtları, somut olayda olduğu gibi, iptal edilerek, tekrar arsa sahipleri adına tescil edilir. Hatta, yükleniciden, yapılmakta olan inşaattan bağımsız bölüme ilişkin arsa payı alanlar bile, bu nedenle iyi niyet savunmasında bulunamaz ve üzerlerindeki tapu kayıtlarının iptaline yasalar engel olamaz.

Somut olayda da, davalı yüklenici kooperatifin, bir yapı kooperatifi olduğu ve arsa payı karşılığı inşaat yaptığı hususu, fazla uğraş gerektirmeyen bir çaba sonucu anlaşılabileceği gibi; tapu kayıtlarının üzerinde arsa sahipleri lehine 1. derecede teminat ipoteğinin dahi bulunduğu, dosya içeriği ile sabittir. Bütün bunlara rağmen, davalı üçüncü kişilerin, yasal açıdan iyi niyetli olduklarının kabulü mümkün değildir. Bu itibala, tapu kayıtlarının her türlü takyidattan arındırılmış olarak arsa sahiplerine iadesi gerekeceğinden, davalı üçüncü kişiler yönünden de davanın kabulü ile inşaat teminat ipoteğinden sonra konulmuş olan dava konusu hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesi yerine, yazılı gerekçeyle karar tesisi doğru olmamış ve hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.

Sonuç: Temyiz olunan hükmün, yukarıda açıklanan nedenle davacı arsa sahipleri yararına BOZULMASINA, istekleri halinde ödedikleri temyiz peşin harcın temyiz eden davacılara geri verilmesine, 30.3.1998 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

21/09/2018

1.) Taahhüdü ihlâl suçunun oluşması için taahhüt tutanağında toplam borç miktarının, işleyen ve işleyecek faizin, vekâlet ücreti, icra harç ve giderlerinin birlikte belirlenerek borçlunun taahhüdüne esas olan miktarın açıkça gösterilmesi gerektiği,

2.) tebligat gideri, tahsil harcı ve peşin harcın ayrı ayrı rakamsal olarak gösterilmediği, takip öncesi ve sonrası faiz ile ödeme taahhüdünden son taksit tarihine kadar işleyecek faizin taahhüt tutanağında ayrı ayrı gösterilmediği gibi, alacaklının son ödeme tarihine kadar işleyecek faizden feragat beyanının da yer almadığı, bu sebeplerle işleyen ve işleyecek faiz miktarının taahhüt tutanağında usulüne uygun olarak gösterilmemesi sebebiyle belirsizlik bulunduğu dolayısıyla sanığın üzerine atılı suçun unsurlarının oluşmadığı
T.C.
YARGITAY
19. CEZA DAİRESİ
E. 2018/3315
K. 2018/6918
T. 6.6.2018
Borçlunun ödeme şartını ihlâl suçundan sanık Veli Çetinkaya'nın, 2004 Sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 340. maddesi uyarınca 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair Alanya 2. İcra Ceza Mahkemesi'nin 24/03/2016 tarihli ve 2015/1507 Esas, 2016/513 Karar sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 09/05/2018 gün ve 94660652-105-07-5700- 2018-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16/05/2018 gün ve KYB.2018/41380 Sayılı ihbarnamesi ile Dairemize gönderilmekle okundu.
Anılan ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre, 2004 Sayılı Kanun'un 340. maddesi gereğince taahhüdü ihlâl suçunun oluşması için taahhüt tutanağında toplam borç miktarının, işleyen ve işleyecek faizin, vekâlet ücreti, icra harç ve giderlerinin birlikte belirlenerek borçlunun taahhüdüne esas olan miktarın açıkça gösterilmesi gerektiği, Alanya 3. İcra Dairesinin 10/07/2013 tarihinde 2013/4617 Sayılı takip dosyasından gönderilen ödeme emrinde asıl alacak miktarı 2.513,17 Türk lirası olarak gösterilmesine rağmen 22/01/2015 tarihinde alınan taahhütnamede anaparanın 2.413,17 olarak belirtildiği, tebligat gideri, tahsil harcı ve peşin harcın ayrı ayrı rakamsal olarak gösterilmediği, takip öncesi ve sonrası faiz ile ödeme taahhüdünden son taksit tarihine kadar işleyecek faizin taahhüt tutanağında ayrı ayrı gösterilmediği gibi, alacaklının son ödeme tarihine kadar işleyecek faizden feragat beyanının da yer almadığı, bu sebeplerle işleyen ve işleyecek faiz miktarının taahhüt tutanağında usulüne uygun olarak gösterilmemesi sebebiyle belirsizlik bulunduğu dolayısıyla sanığın üzerine atılı suçun unsurlarının oluşmadığı anlaşılmakla, sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR VE SONUÇ : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Alanya 2. İcra Ceza Mahkemesi'nin 24/03/2016 tarihli ve 2015/1507 Esas, 2016/513 Karar sayılı kararının CMK'nın 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA, sanık hakkında ödeme şartını ihlal eyleminden dolayı hükmolunan tazyik hapsinin kaldırılmasına, 06.06.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Davacı tarafından kredi borcunun ödenmemesi üzerine, davalı banka tarafından kredi sözleşmesinin verdiği yetkiyle davacı...
20/09/2018

Davacı tarafından kredi borcunun ödenmemesi üzerine, davalı banka tarafından kredi sözleşmesinin verdiği yetkiyle davacının emekli maaşına bloke konulmasının, 5510 s. K. mad. 93 ve İİK. mad. 83 uyarınca mümkün olmadığı- Hacizden önceki bir dönemde haczi caiz olmayan bir malın haczedilebileceği hakkında alacaklı ile yapılan anlaşmanın geçerli olmadığı ve davacının maaşı üzerinde haciz bulunmasa da, davalı bankanın maaş hesabı üzerinde bloke uygulamasının haciz sonuçlarını doğuracak nitelikte olduğu.
________________________________________
Yargıtay 11. HD.
09.04.2018 T.
E: 2016/9590, K: 2513

Taraflar arasında görülen davada Artvin Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 13/04/2016 tarih ve 2016/28-2016/335 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Gülden Pekcan Duman tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin maaşının davalı bankanın Artvin Şubesine yattığını, eşi S. G.'in davalı bankadan kullandığı krediye kefil olduğunu, davalı bankanın kredi borcunun ödenmemesi üzerine eşi ve müvekkili aleyhinde Artvin İcra Müdürlüğünün 2014/...6 esas sayılı icra takip dosyası üzerinden icra takibi başlattığını, maaşının 1/4'lük kısmının bu dosyaya kesildiğini, kalan 3/4'lük kısmına ise davalı banka tarafından re'sen bloke konulduğunu, bu zamana kadar davalı banka tarafından maaşından re'sen ne miktar tahsil edildiğini bilinmediğini, davalı bankanın yaptığı bu kesintinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile maaş ve eklerinden haksız olarak kesilen 1.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline ve maaş hesabı üzerine konulan blokenin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, dava dilekçesinde belirtilen icra dosyasından müvekkili bankaya yapılan bir kesinti bulunmadığını, kesinti yapılan dosyanın Artvin İcra Müdürlüğünün 2009/...2 talimat sayılı dosyası olduğunu, bu dosyadan 2012 yılına kadar kesinti yapıldığını ve borcun sona ermesi üzerine bu tarihten sonra herhangi bir kesinti yapılmadığını, davacının kendisinden alacaklı olan kişi veya kurumları mahkemeye doğru bildirmediğini, müvekkili banka ile imzalanan davacının kefili olduğu genel nakdi ve gayri nakdi kredi sözleşmesi gereğince, müvekkili bankanın takas ve mahsup hakkı bulunduğunu yani alacağına karşılık borçlunun hesabına yatan parayı kredi borcuna mahsup edebileceğini, bu sözleşmede davacının da imzasının bulunduğunu, sözleşmenin ticari nitelikte olduğunu, müvekkilinin söz konusu sözleşmenin 67. maddesi gereğince borcun tahsilatı amacıyla söz konusu kesintiyi yaptığını, davanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece tüm dosya kapsamına göre, davacının müşterek borçlu müteselsil kefil olarak imzaladığı kredi sözleşmesinin ticari kredi olduğu, sözleşmenin 67. maddesinde davalı bankanın rehin ve mahsup hakkının düzenlendiği, davalı bankanın bu kapsamda yapmış olduğu kesintilerin iadesinin istemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı banka tarafından davacı kefilin maaş hesabından yapılan kesintinin istirdatına ilişkin olup, mahkemece yapılan yargılama neticesinde davacının müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı kredi sözleşmesinin ticari kredi olduğu ve sözleşmenin 67. maddesinde davalı bankanın rehin ve mahsup hakkının düzenlendiği dolayısıyla bankanın bu kesintiyi yapmasında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, davacı tarafından kredi borcunun ödenmemesi üzerine davalı banka tarafından sözleşmenin 67. maddesinin verdiği yetkiyle davacının emekli maaşına bloke konulması 5510 sayılı Yasa'nın 93. maddesi ile İ.İ.K.'nın 83. maddesi uyarınca mümkün olmadığı, hacizden önceki bir dönemde haczi caiz olmayan bir malın haczedilebileceği hakkında alacaklı ile yapılan anlaşma geçerli olmadığı gibi davacının maaşı üzerinde haciz bulunmasa da davalı bankanın maaş hesabı üzerinde bloke uygulaması haciz sonuçlarını doğuracak nitelikte olduğundan davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 09/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İçeriğindeki kitap, makale, hukuki mütalâalar ile sürekli güncellenen emsal içtihatlara erişim sağlayan bir internet sitesidir.

20/09/2018

bankamatik , kredi kartı çalınır veya zorla tehditle alınır da kart sahibi 24 saat içinde bankaya bu durumu iletirse , kart hamili haksız çekilen miktarın sadece 150-TL sinden sorumlu olur.... bu miktarın üzerinde hesaptan çekilen paranın
-sözleşmede aksi yazsa dahi-
bankaca kart sahibine iade edilmesi gerekir. Kart hamili aleyhine kusur indirimi de yapılamaz...
(5464 sayılı BANKA KARTLARI VE KREDİ KARTLARI KANUNU m.12, aşağıda tam metinleri verilen Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 3 ayrı kararı)
T.C.
YARGITAY
19. HUKUK DAİRESİ
E. 2016/15753
K. 2018/813
T. 21.2.2018
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR : Davacı vekili, davacının davalı bankadan olan kredi kartının dava dışı şahıslar tarafından zorla alındığını, kartın şifresinin silahla tehdit edilerek davacıdan öğrenildiğini, aynı gün davalı banka bankamatiğinden nakit çekim yapıldığını, davalı bankaya bildirimde bulunulmasına rağmen nakit çekilen bedelin davacıdan tahsil edildiğini, davacının kendisinden tahsil edilen bedelden sorumlu olmadığını ileri sürerek, ödenen bedelin ödeme tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, kredi kartının ve şifrenin korunmasından davacının sorumlu olduğunu, davalı bankaya haber verilmediğini, davalıya kusur yüklenemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacının gaspa uğradığı, haksız eylemden sonra 24 saat içinde bankaya bildirimde bulunduğu, 5464 Sayılı Kanun'un 12. maddesine göre kartın hukuka aykırı kullanımı sebebiyle davaya konu nakit çekilen bedelin 150 TL'si dışındaki kullanımdan ve nakit çekme işlemi sebebiyle davacıdan tahsil edilen bedelin kanuna aykırı olduğu, davacının yaptığı ödemelerin iadesinin gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, ödemelerin faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
SONUÇ : Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 21/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
19. HUKUK DAİRESİ
E. 2015/18393
K. 2016/8120
T. 3.5.2016
Taraflar arasındaki menfi tespit/istirdat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR : Davacı vekili, müvekkiline ait kredi kartı ve maaş kartının 26.09.2010 tarihinde saat 18.00 - 20.30 saatleri arasında arabasından çalındığını, davalı bankaya hemen telefon ile bildirildiğini, buna rağmen maaş kartından 3.080-TL ve kredi kartından da 1.900-TL olmak üzere toplam 4.980-TL paranın nakit olarak müvekkilinin rızası dışında çekilmiş olduğunu, oysa ATM' den para çekme limitinin günlük 800-TL olduğunu, günlük limit üzerindeki nakit çekim işlemi konusunda davalı bankanın bir uyarıda bulunmadığı gibi, müvekkilinin şifre güvenliğini de sağlayamadığını, davalının icra tehdidi sebebiyle müvekkilinin bankaya bu parayı ödemek zorunda kaldığını, 5464 Sayılı Kanun' un 12. maddesi uyarınca kart hamilinin yapacağı bildirimden önceki 24 saat içinde gerçekleşen hukuka aykırı kullanımdan doğan zararlardan 150-TL ile sınırlı olmak üzere sorumlu olduğunu belirterek, müvekkilinin borçlu olmadığının tespitini ve haksız olarak tahsil edilen 4.980-TL' nin ödeme tarihinden itibaren yasal faiziyle istirdadını talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, taraflar arasındaki kredi kartı sözleşmesinin 8. maddesine göre kartın çalınması halinde kart hamilince derhal bankaya bildirilmesi gerektiğini ve bildirilinceye kadarki harcamalardan kart hamilinin sorumlu olacağını, yine 10. maddeye göre de şifreyi ve kartı koruma yükümlülüğünün davacıya ait olduğunu, harcamaların davacının bildiriminden önce yapılmış olduğunu, müvekkilinin bir sorumluluğunun olamayacağını, haksız kazanç elde eden kişilere husumet yöneltilmesi gerektiğini, bildirimin geç yapılması halinde kart hamilinin sorumlu olacağının esas olduğunu beyanla, davanın reddini istemiştir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, davacının kredi kartı ve banka kartının 26.09.2010 tarihinde çalınması neticesinde çalıntı bildirimini 27.09.2010 tarihinde yaptığı, bu itibarla davacının 24 saat içinde yapılan işlemlerden Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu' nun 12.md kapsamında 150-TL ile sınırlı olmak üzere sorumluğu olduğu, bildirim tarihinden sonraki işlemlerden ise davalı bankanın taraflar arasındaki sözleşme çerçevesinde sorumlu olduğu gerekçeleriyle, davanın kısmen kabulü ile, davacının hesabından kartları kullanılarak çekilen 4.980-TL' den, sorumlu olduğu miktar olan 150-TL' nin düşümü ile bakiye 4.830-TL' nin dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
SONUÇ : Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, 03/05/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ
E. 2013/32840
K. 2014/18798
T. 12.6.2014
5464/m.12,15,16,19
DAVA : Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı ve davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacı, davalı bankadan aldığı kredi kartının 14.03.2005 tarihinde minibüste seyahat halinde iken çalındığını, durumu saat 14.43'te telefonla sonra da yazılı olarak davalı bankaya bildirdiğini, kredi kartı ile davalı Ş.'ın işlettiği davalı M.'a ait ... Kuruyemiş'ten 4.000-TL‘lik alışveriş yapıldığını, ihbardan önce yapılmış olması nedeniyle davalı bankanın bu tutarı karşılayamayacağını bildirdiğini, davalı bankanın sadece 750-TL sorumluluk üstelendiğini, kredi kartının çalınması ve kullanılmasında bir kusuru olmadığı halde 3.275-TL'yi davalı bankaya ödemek zorunda kaldığını, diğer davalı Ş.'ın ceza mahkemesinde yargılandığını ve bu eylem nedeniyle dolandırıcılık suçundan cezalandırıldığını, davalıların müşterek ve müteselsil sorumluluğunun bulunduğunu ileri sürerek ihtar bedeli de dahil olmak üzere toplam 3.420,30-TL'nin ve 5.000-TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı banka, dava konusu alışverişin saat 14.39'da, davacının bildiriminden 4 dakika önce gerçekleştiğini, sözleşmenin 19. maddesine göre bildirimin bankaya ulaşmasından önceki harcamalar nedeniyle bir sorumluluklarının bulunmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Davalı M., rutin bir alışveriş olduğunu, bir kusurlarının bulunmadığını, kredi kartını özenle saklamadığı için davacının sorumlu olduğunu savunarak davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davalı banka hakkında açılan davanın reddine, diğer davalılar hakkında açılan davanın kısmen kabulü ile 1.645,30-TL'nin davalılardan dava tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınıp davacıya verilmesine, fazla istem ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
1- )Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delilerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmaması nedeniyle davalıların tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- )Davacı, kredi kartının, hukuka aykırı olarak üçüncü kişiler tarafından kullanılması nedeniyle harcamalardan sorumlu olmadığını ileri sürmüş, davalılar ise, kredi kartına ilişkin bilgi ve şifrelerin saklanması ve korunmasında gerekli özenin gösterilmediğini, çalıntı bildiriminden önce yapılan harcamalardan bankanın sorumlu olmadığını belirterek, yapılan harcamalardan davacının sorumlu olması gerektiğini savunmuşlardır. Davacının hamili olduğu Akbank Axess kredi kartının 14.03.2005 tarihinde çalındığı, davalının saat 14.43'te davalı bankaya çalıntı bildiriminde bulunduğu, dava konusu 4.000-TL'lik alışverişin ise saat 14.39'da yapıldığı dosya kapsamı ile sabittir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü için, 5464 sayılı “Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu”nun, konu ile ilgili hükümlerinin incelenmesi gerekir.
“Kart Hamillerinin Yükümlülükleri” başlıklı 15. maddesinde, “Kart kullanımından doğan sorumluluk, sözleşme imzalandığı ve kartın zilyetliğine geçtiği veya fizikî varlığı bulunmayan kart numarasının öğrenildiği andan itibaren, kart hamiline aittir.”
“Bildirim Zorunluluğu” başlıklı, 16. maddesinde, “Kart hamili, kendisine tevdi edilen kartı ve kartın kullanılması bir kod numarası, şifre veya kimliği belirleyici başka bir yöntemin kullanılmasını gerektiriyorsa bu bilgileri güvenli bir şekilde korumak ve başkaları tarafından kullanılmasına engel olacak önlemleri almak, kartın kaybolması, çalınması veya iradesi dışında gerçekleşmiş herhangi bir işlemi öğrenmesi halinde kart çıkaran kuruluşu derhal haberdar etmek zorundadır.”
“Kartın Haksız Kullanımı ve Sigortalanması” başlıklı 12. maddesinde ise, “Kartın ya da 16 ncı maddede belirtilen Bilgilerin kaybolması veya çalınması halinde kart hamili, yapacağı bildirimden önceki yirmi dört saat içinde gerçekleşen hukuka aykırı kullanımdan doğan zararlardan yüzelli Yeni Türk Lirası ile sınırlı olmak üzere sorumludur. Hukuka aykırı kullanımın, hamilin ağır ihmaline veya kastına dayanması veya bildirimin yapılmaması hallerinde bu sınır uygulanmaz.” hükümleri bulunmaktadır.
Yine taraflar arasındaki kredi kartı sözleşmesinin, 19. maddesinde, “Kredi kartının kaybolması, çalınması veya kullanılamayacak şekilde bozulması halinde üye veya ek kart hamili, derhal durumu bankaya telefon ile bildirmek ve akabinde yazılı olarak teyit etmekle yükümlüdür. Bu bildirime kadar kredi kartı, şifre veya kredi kart numarası kullanılarak yapılan işlemlerden doğan tüm sorumluluk üye ek kart hamiline ait olup, bildirimin Bankaya ulaşmasından itibaren Bankaca kredi kartının yurt içinde ve yurtdışında kullanıma kapatılabilmesi için gerekli makul bir süreden sonra kredi kartı ile 3. kişilerce gerçekleştirilecek işlemlerden üye ve ek kart hamili sorumlu tutulamaz.” düzenlemesi mevcuttur.
Görüldüğü üzere, kredi kartı sahibi, banka ile sözleşme imzaladığı ve kartın kendi zilyetliğine geçtiği andan itibaren anılan yasa gereğince kendisine tevdi edilen kredi kartını, gerekse bu kartın kullanılması ile ilgili bilgileri koruma ve saklama ile yükümlüdür. Ancak 5464 Sayılı Kanun gereğince kredi kartı ya da bu bilgilerin kaybolması ya da çalınması halinde ağır ihmali ya da kastı bulunmadığı sürece bankaya yapacağı bildirimden önceki yirmi dört saat içinde gerçekleşen hukuka aykırı kullanımdan doğan zararlardan yüzelli Yeni Türk Lirası ile sınırlı olmak üzere sorumludur. Bu durumda Kanunun 12. maddesinin her somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi gerekir. Somut olayda, davacının davalı Bankaya ihbar yükümlülüğünü yerine getirdiği, bildirimden 4 dakika önce yapılan 4.000-TL'lik alışverişin slipe imza atılmak suretiyle yapıldığı ve slipteki imzanın davacıya ait olmadığının bilirkişi raporu ile tespit edildiği anlaşılmaktadır.
Hukuka aykırı yapılan bu harcamanın davacının ağır ihmali ve kastına dayandığından bahsedilemez. Zira, davacı minibüste seyahat halinde iken kartını çaldırmış olup, kartın çalınmasını kolaylaştıracak bir ihmalinin bulunduğuna dair dosya kapsamında bir iddia ya da delil mevcut değildir. Hayatın olağan akışına göre davacının minübüste seyahat halinde cüzdanını sürekli açarak kredi kartını kontrol etmesi mümkün değildir. Yine, alışverişin slipe atılan imza ile yapılması da davacının şifre vs. bilgilerini de güvenli olarak koruduğunu gösterir. Hal böyle olunca davacının 5464 Sayılı Kanunun 12. maddesi gereğince Bankaya bildirimden önceki yirmi dört saat içinde gerçekleşen bu hukuka aykırı kullanımdan doğan zararlardan yüzelli Yeni Türk Lirası ile sınırlı olmak üzere sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Açıklanan gerekçelerle diğer davalılar yönünden de davacı aleyhine ½ kusur indirimi yapılamaz.
Mahkemece, yanlış değerlendirme ve aksi düşüncelerle davacının şifresine kısa sürede ulaşıldığı, şifrenin güvenli bir şekilde seçilmediği yada muhafaza edilemediği, davacının kartının cüzdanında olup olmadığını kontrol etmediği, dikkatsizliği suretiyle kartın çalınmasına imkan verdiği, bu nedenle ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde banka yönünden davanın reddine karar verilmesi, diğer davalılar yönünden ise ½ oranında indirim yapılması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ : Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle davalıların tüm, davacının sair temyiz itirazlarının reddine, 2.bentte açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, HUMK'nun 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 12.06.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

KANUN NO: 5464
BANKA KARTLARI VE KREDİ KARTLARI KANUNU
Kartın Haksız Kullanımı ve Sigortalanması
MADDE 12- Kartın ya da 16 ncı maddede belirtilen bilgilerin kaybolması veya çalınması halinde kart hamili, yapacağı bildirimden önceki yirmidört saat içinde gerçekleşen hukuka aykırı kullanımdan doğan zararlardan yüzelli Yeni Türk Lirası ile sınırlı olmak üzere sorumludur. Hukuka aykırı kullanımın, hamilin ağır ihmaline veya kastına dayanması veya bildirimin yapılmaması hallerinde bu sınır uygulanmaz.
Kart çıkaran kuruluş, yapılacak talep ve ilgili sigorta prim bedelinin ödenmesi koşulu ile kart hamilinin birinci fıkrada belirtilen yüzelli Yeni Türk Lirası tutarındaki sorumluluğunun sigortalanmasını sağlamakla yükümlüdür. Kartların sigortalanması ve sorumluluğun paylaşılmasına ilişkin usul ve esaslar Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
Bildirim Zorunluluğu
MADDE 16- Kart hamili, kendisine tevdi edilen kartı ve kartın kullanılması bir kod numarası, şifre veya kimliği belirleyici başka bir yöntemin kullanılmasını gerektiriyorsa bu bilgileri güvenli bir şekilde korumak ve başkaları tarafından kullanılmasına engel olacak önlemleri almak, kartın kaybolması, çalınması veya iradesi dışında gerçekleşmiş herhangi bir işlemi öğrenmesi halinde kart çıkaran kuruluşu derhal haberdar etmek zorundadır.
Kart hamili adresinde meydana gelen değişiklikleri, değişiklik tarihinden itibaren onbeş gün içinde kart çıkaran kuruluşa bildirmekle yükümlüdür.

Address

Yıldırım Beyazıt Mahallesi 14060 Sok. Yapı Kredi üzeri Konak Apt. K3 D5
Osmaniye

Telephone

0(850) 283 3476

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when İlke Avukatlık Bürosu posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to İlke Avukatlık Bürosu:

Share