Yiğit Hukuk Ve Danişmanlik Bürosu

Yiğit Hukuk Ve Danişmanlik Bürosu TÜRKİYE'NİN NERESİNDE OLURSANIZ OLUN, YANINIZDAYIZ. HAKLARINIZI BİLMEK, EN TEMEL HAKKINIZDIR! AV. DİCLE YİĞİT & AV. ARMA UMRAN YİĞİT

AVUKAT DİCLE YİĞİT: İdare Hukuku (İdari davalar), Aile Hukuku (boşanma, nafaka, evlat edinme vs.), Miras Hukuku, İş Hukuku, Ceza Hukuku, Eşya (Gayrimenkul) Hukuku, İcra ve İflas Hukuku, Sigorta Hukuku (Yaralamalı ve ölümlü trafik kazalarından doğan tazminat davaları ), Kamulaştırma davaları, Tanıma ve Tenfiz davaları

AVUKAT ARMA UMRAN YİĞİT: Marka ve Patent Hukuku, İdare Hukuku (İdari davalar), A

ile Hukuku (boşanma, nafaka, evlat edinme vs.), Miras Hukuku, İş Hukuku, Ceza Hukuku, Eşya (Gayrimenkul) Hukuku, İcra ve İflas Hukuku, Sigorta Hukuku (Yaralamalı ve ölümlü trafik kazalarından doğan tazminat davaları ), Kamulaştırma davaları, Tanıma ve Tenfiz davaları

17/06/2015

HAGB kararlarına itirazın esastan da incelenmesi gerektiği hakkında.

T.C.
YARGITAY
5. Ceza Dairesi

TÜRK MİLLETİ ADINA
Y A R G I T A Y İ L A M I

Esas No : 2014/1878
Karar No : 2014/2141
Tebliğname No : KYB - 2014/23068
Karar Tarihi : 27/02/2014

Tefecilik suçundan sanık , 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 241/1, 62/1, 52 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 80,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Alanya 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 28/05/2013 tarihli ve sayılı Kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Alanya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/07/2013 tarihli ve 2013/652 Değişik İş sayılı kararının;

Sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş bulunulması karşısında, kurulan hükmün henüz hukuki bir sonuç doğurmadığı, sanık tarafından denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi hâlinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231/11. maddesi uyarınca mahkemece geri bırakılan hükmün açıklanmasına karar verileceği ve söz konusu hükmün açıklanmasından sonra kanun yollarına tabî olduğu kabul edilmekte ise de, 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun başdenetçi ve denetçilerin niteliklerini düzenleyen 10. maddesinin (f) bendinde “26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile kasten işlenen bir suçtan dolayı hapis cezasına ya da affa uğramış olsa veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş olsa bile Türk Ceza Kanununun ikinci kitabının birinci kısmının bir ve ikinci bölümündeki suçlar, Devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, millî savunmaya karşı suçlar, Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçları ile yabancı devletlerle olan ilişkilere karşı suçlardan veya zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak.” şeklindeki düzenleme ile son zamanlarda yapılan kanun değişiklikleri ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına hukukî sonuç bağlandığı gibi, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilerek 5 yıl boyunca denetim süresine tabi tutularak özgürlüğünün kısıtlanması, yaptırımlara tabi tutulması da insan Haklarını ve Ana Hürriyetlerini Koruma Sözleşmesinin (AİHS) 6. maddesinde adil yargılanma hakkı başlığında düzenlenen;

"1. Her şahıs gerek medeni hak ve vecibeleriyle ilgili nizalar gerek cezai sahada kendisine karşı serdedilen bir isnadın esası hakkında karar verecek olan, kanuni, müstakil ve tarafsız bir mahkeme tarafından dâvasının mâkul bir süre içinde hakkaniyete uygun ve aleni surette dinlenmesini istemek hakkını haizdir. Hüküm aleni olarak verilir, şu kadar ki demokratik bir toplulukta âmme intizamının veya millî güvenliğin veya ahlâkın yararına veya küçüğün menfaati veya dâvaya taraf olanların korunması veya adaletin selâmetine zarar verebileceği bazı hususi hallerde, mahkemece zaruri görülecek ölçüde, aleniyet dâvanın devamınca tamamen veya kısmen basın mensupları ve halk hakkında tahdid edilebilir.

2. Bir suç ile itham edilen her şahıs suçluluğu kanunen sabit oluncaya kadar masum sayılır.

3. Her sanık ezcümle:

a) Şahsına tevcih edilen isnadın mahiyet ve sebebinden en kısa bir zamanda, anladığı bir dille ve etraflı surette haberdar edilmek,

b) Müdafaasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara malik olmak,

c) Kendi kendini müdafaa etmek veya kendi seçeceği bir müdafii veya eğer bir müdafi tâyin için mali imkânlardan mahrum bulunuyor ve adaletin selâmeti gerektiriyorsa, mahkeme tarafından tayin edilecek bir avukatın meccani yardımından istifade etmek,

d) İddia şahitlerini sorguya çekmek, veya çektirmek, müdafaa şahitlerinin de iddia şahitleriyle aynı şartlar altında davet edilmesini ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek, e) Duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya konuşamadığı takdirde bir tercümanın yardımından meccanen faydalanmak,” şeklindeki düzenlemeye aykırı olduğu,
Sanık hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz üzerine merci tarafından 5271 sayılı Kanunun 231/5-14. fıkralarındaki koşullar kapsamında denetlenerek, somut olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığı, ceza miktarı, daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkûmiyet, zararın giderilip giderilmediği, suçun inkılap yasasında belirtilen suçlardan bulunup bulunmadığı ve denetim süresinin doğru tayin edilip edilmediği gibi hususlara ilişkin hukuka aykırılıklar nedeniyle denetim yapılabilmesinin, açıklanması geri bırakılan hükmün içeriğine ilişkin olan hukuka aykırılıkların denetlenememesinin anılan sözleşmeye ek 7 numaralı protokol'ün 2. maddesinde “Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı” başlığı altında düzenlenen “Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir.” şeklindeki düzenlemeye aykırı olacağı,

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 90. maddesi uyarınca “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarda kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” düzenlemesi birlikte değerlendirildiğinde AİHS iç hukukumuzun uyulması zorunlu bir parçası olduğu ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının esas bakımından incelenmesi gerekeceği, aynı zamanda Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22/01/2013 tarih ve 2013/15 sayılı kararının da itiraz merciinin hem maddi olay hem de hukuki yönden inceleme yapabileceğine değinmesi karşısında merciince esastan inceleme yaparak itiraz konusunda karar vermesi gerekirken yazılı şekilde itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 13/01/2014 gün ve 94660652-105-07-10132-2013/1116/3015 sayılı kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye ihbar ve dava evrakı ile birlikte tevdii kılınmakla gereği düşünüldü:

Kanun yararına bozma mündeceratında atıfta bulunulan YCGK'nın 22/01/2013 gün ve 2013/15 sayılı kararında itiraz mercii inceleme sırasında sadece CMK'nın 231. maddesindeki koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği hususuyla sınırlı bir inceleme yapmayarak, incelenen kararın hem maddi, hem de hukuki yönünü ele alarak hukuka uygunluğunu denetleyeceğinin belirtildiği, bunun suçun sübutu, vasıf değişikliği gibi konuları da içerdiği, bu açıklamalara göre; somut olayda tefecilik suçundan açılan kamu davasında sanığın 1 yıl 8 ay hapis ve 80,00TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı CMK'nın 231/5 maddesi uyarınca hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair verilen karara sanık müdafii tarafından suça konu çekin sanığa ciro yoluyla intikal ettiği, çek lehtarının beraet edip sanığın mahkumiyetine karar verilmesinin doğru olmadığı, savunmanın dikkate alınmadığı belirtilerek itiraz edildiği nazara alınıp iddia ve savunma değerlendirilerek gerekçeleriyle itiraz konusunda denetime elverişli bir karara varılması gerekirken maddi olay ve hukuki yönden irdelemeye yer vermeyen yetersiz gerekçe ile itirazın reddine karar verilmesi isabetsiz, bu itibarla kanun yararına bozma talebine dayanan ihbarname münderecatı yerinde görüldüğünden Alanya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/07/2013 gün ve 2013/652 Değişik İş sayılı Kararının 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın müteakip işlemlerin yapılması için anılan mahkemeye gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 27/02/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

MERSİN BAROSU İHAM YAŞAMA HAKKI SUNUMUNA DAİR TEŞEKKÜR BELGESİ DAĞITIMI
25/12/2014

MERSİN BAROSU İHAM YAŞAMA HAKKI SUNUMUNA DAİR TEŞEKKÜR BELGESİ DAĞITIMI

MERSİN BAROSU İHAM, YAŞAMA HAKKI KARAR SUNUMU
19/12/2014

MERSİN BAROSU İHAM, YAŞAMA HAKKI KARAR SUNUMU

05/11/2014

LEHE OLAN KANUN HÜKMÜNÜN DİSİPLİN HUKUKUNDA DA UYGULANMASI
Disiplin, Ceza ve Görevden Uzaklaştırma
Danıştay 12. Dairesi Başkanlığının 25.5.2011 tarihli ve E:2008/5948, K: 2011/2591 sayılı Kararı.
Özeti : Türk Ceza Kanunu’nda yer alan lehe olan kanun hükmünün uygulanması ilkesinin niteliğine uygun düştüğü ölçüde memur disiplin hukukuna da uygulanması gerektiği hakkında.
Temyiz İsteminde Bulunan (Davacı): …,
Vekilleri : Av. …
Karşı Taraf : Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı
İsteğin Özeti : Ankara 3. İdare Mahkemesinin 10.4.2008 günlü, E:2007/1098, K:2008/638 sayılı kararının, dilekçede yazılı nedenlerle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
Savunmanın Özeti : Temyizi istenen kararın usul ve kanuna uygun olduğu, ileri sürülen nedenlerin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesine uymadığı, bu nedenle istemin reddi gerekeceği yolundadır.
Danıştay Tetkik Hakimi : Tufan Teke
Düşüncesi : Dava konusu işlemin iptali istemiyle açılan davada, temyiz aşamasında yargı süreci devam ederken disiplin cezasının verilmesine esas alınan Kanun bendi yürürlükten kaldırılarak yeni bir hukuki durumun ortaya çıktığı konusunda duraksamaya yer bulunmamaktadır. Ancak, ceza hukukunun amacı kamu düzenini ve toplumu korumak iken, memur disiplin hukukunun amacı ise kurum düzenini korumak suretiyle kamu hizmetinin gereği gibi yerine getirilmesini sağlamaktır. Bu nedenle, ceza hukukunda esaslı olarak uygulanan lehe olan kanun hükmünün uygulanması ilkesinin memur disiplin hukuku için de geçerli olduğu kabul edilebilecek ise de, anılan ilkenin, amacı ceza hukukundan farklı olan disiplin hukukunda çok katı uygulanmaması gerekir. Aksi bir durumun, disiplin hukukunun amacında sapmalara yol açabilecektir. Buna göre, suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre işlem tesis edilmesi disiplin hukukunun amacına uygun düşecektir. Ancak, verilen bir disiplin cezasına yasal olarak tanınmış itiraz süresi içinde yapılan lehe kanun değişikliğini ayrı tutmak gerekir. Bu nedenle, İdare Mahkemesi kararının esası hakkında temyiz incelemesi yapılarak bir karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı : Esma Nur Necef
Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir. Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Onikinci Dairesince işin gereği düşünüldü: Dava, davalı idare Muhabere ve Elektronik Dairesi'nde programcı olarak görev yapan davacının, aynı yerde müsteşarlık müşaviri olarak görev yaptığı dönemde işlediği öne sürülen fiilleri nedeniyle 657 sayılı Kanun'un 125/C-g maddesi uyarınca 1/30 oranında aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasına ilişkin 14.5.2007 günlü işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
Ankara 3. İdare Mahkemesinin 10.4.2008 günlü, E:2007/1098, K:2008/638 sayılı kararıyla; dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı, İdare Mahkemesi kararının hukuk ve usule uygun olmadığını öne sürmekte ve temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/C-g maddesinde, ikamet ettiği ilin hudutlarını izinsiz terketmek fiili, aylıktan kesme cezasını gerektiren fiil ve haller arasında sayılmış, ancak anılan Kanun maddesi, 25.2.2011 günlü, 27857 sayılı 1. Mükerrer Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanun'un 111. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Dosyanın incelenmesinden, davacının, davalı idarede müsteşarlık müşaviri olarak görev yapmakta iken 6.10.2005 tarihinde davalı idarenin Muhabere ve Elektronik Dairesi birimine programcı olarak atandığı, davalı idareye tarih ve adres belirtilmeden sahte isimle verilen bir şikayet dilekçesinde davacının 2004 ve 2005 yılları içinde bazı günlerde izinsiz il dışına çıktığının öne sürüldüğü, sözkonusu iddialarla ilgili olarak başlatılan disiplin soruşturması sonucunda düzenlenen 10.3.2007 günlü soruşturma raporunda davacının 2005 yılında toplam sekiz gün ikamet ettiği ilin hudutlarını izinsiz terkettiğinin tespit edildiğinden bahisle fiilin karşılığı olan 657 sayılı Kanun'un 125/C-g maddesi uyarınca 1/30 oranında aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasının teklif edildiği, teklif doğrultusunda 14.5.2007 günlü işlemle dava konusu disiplin cezasının davacıya verildiği, bu işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Uyuşmazlıkta, davacının aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işleme dayanak alınan 657 sayılı Kanun'un 125/C maddesinin (g) bendi, fiilin işlendiği tarih ile işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte ise de, işlemin iptali istemiyle açılan dava süreci devam etmekte iken yürürlükten kaldırılmış bulunmaktadır.
Bu bağlamda, (g) bendinin yürürlükten kaldırılmış olmasının, yargı süreci devam eden ve temyiz aşamasında olan işbu davaya olan etkisinin ve yeni hukuki durumun davacı lehine uygulanıp uygulanamayacağı hususunun ortaya konulması gerekmektedir. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Zaman Bakımından Uygulama" başlıklı 7. maddesinde, suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümlerinin farklı olması durumunda, failin lehine olan kanun hükmünün uygulanıp infaz olunacağı kuralı öngörülmüş iken, memur hukukunun temel kanunu sayılabilecek 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile benzer nitelikteki diğer mevzuatta 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda belirtilen kurala koşut bir düzenlemenin yer almadığı görülmektedir.
Ancak, bir ceza kanunu müessesesi olan lehe olan kanun hükmünün uygulanması ilkesinin niteliğine uygun düştüğü ölçüde memur disiplin hukukuna da uygulanabileceğinin kabulü gerekmektedir. Olayda, dava konusu işlemin iptali istemiyle açılan davanın yargı sürecinin devam ettiği temyiz aşamasında, henüz işlem kesinleşmeden davacının aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasına dayanak alınan 657 sayılı Kanunun 125/C maddesinin (g) bendinin yürürlükten kaldırılmasıyla davacı lehine bir düzenleme yapılarak ortaya çıkan yeni hukuki durum karşısında; bir ceza kanunu müessesesi olan lehe olan kanun hükmünün uygulanması ilkesinin memur disiplin hukukunun niteliğine uygun düştüğü ölçüde uygulanabileceği hususu göz önüne alındığında, artık davacının disiplin hukuku anlamında konusu suç olan bir fiilinin varlığından söz edilemez.
Bu itibarla, sözkonusu ilkenin dava konusu olayla birlikte değerlendirilmesinden, davacının 657 sayılı Kanunun 125/C maddesinin yürürlükten kaldırılarak suç olmaktan çıkarılan (g) bendi uyarınca aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde lehe olan kanun hükmünün uygulanması ilkesi uyarınca hukuka uyarlık bulunmadığından davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulüyle Ankara 3. İdare Mahkemesinin 10.4.2008 günlü, E:2007/1098, K:2008/638 sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1/b fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı maddenin 3622 sayılı Yasa ile değişik 3. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen nedenler gözetilmek suretiyle yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, 25.5.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

05/11/2014

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2011/13-385

K. 2012/83

T. 6.3.2012

• GEREKÇELİ KARARIN TEBLİĞİ ( Tebliğ Mazbatasına Komşularından Bir Kişi Huzurunda Tebliğ Yapıldığına Dair Tebliğ Evrakında Bir Bilgi Yer Almadığı Gibi Mahalle Muhtarı veya İhtiyar Heyeti Üyelerinden Biri ya da Bir Zabıta Memuru Huzurunda da Tebliğin Yapılmadığı - Tebliğin Usule Aykırı Olduğu)

• USULSÜZ TEBLİGAT ( Gerekçeli Kararın Tebliği - Tebliğ Mazbatasına Komşularından Bir Kişi Huzurunda Tebliğ Yapıldığına Dair Tebliğ Evrakında Bir Bilgi Yer Almadığı/Mahalle Muhtarı veya İhtiyar Heyeti Üyelerinden Biri ya da Bir Zabıta Memuru Huzurunda da Tebliğin Yapılmadığı)

• TEMYİZ SÜRESİ ( Tebliğin Usulsüz Olarak Yapılmış Olması - Temyiz Süresi Öğrenmeden İtibaren Başlayacağından Özel Dairece Temyiz Süresinin Başlangıcının Gösterilmemesi Gerekçesiyle Temyizin Süresinde Olduğunun Kabulü Gerektiği)

• YASA YOLU BİLDİRİMİ ( Tebliğin Usulsüz Olarak Yapılmış Olması/Yerel Mahkeme Kararındaki Yasa Yolu Bildiriminin Yasal ve Yeterli Olup Olmadığına Dair Uyuşmazlığın Değerlendirilmesine Gerek Bulunmadığı - Haklı Nedene Dayanmayan Yargıtay C. Başsavcılığı İtirazının Reddi Gerektiği)

7201/m.24

ÖZET : Gerekçeli kararın tebliğine dair tebliğ mazbatasına, "sanıkla aynı çatı altında oturan annesi N. Ç.nin başparmağı bastırılarak tebliğ edildi" şeklinde şerh düşülmesine karşın komşularından bir kişi huzurunda tebliğ yapıldığına dair tebliğ evrakında bir bilgi yer almadığı gibi mahalle muhtarı veya ihtiyar heyeti üyelerinden biri ya da bir zabıta memuru huzurunda da tebliğin yapılmadığı anlaşıldığından, bu tebliğ 7201 Sayılı Tebligat Yasası'nın 24. maddesinde belirtilen usule aykırı olarak yapılmıştır.

Bu durumda tebliğin usulsüz olarak yapılmış olması nedeniyle, temyiz süresi öğrenmeden itibaren başlayacağından. Özel Dairece temyiz süresinin başlangıcının gösterilmemesi gerekçesiyle temyizin süresinde olduğunun kabulü, sonucu itibariyle isabetli bir uygulamadır. Ulaşılan sonuca göre, yerel mahkeme kararındaki yasa yolu bildiriminin yasal ve yeterli olup olmadığına dair uyuşmazlığın değerlendirilmesine gerek bulunmamaktadır. Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

DAVA : Hırsızlık suçundan sanık C. Ç.'nin 5237 Sayılı T.C.K.nın 141/1, 62 ve 50/1-a maddeleri uyarınca 6.000 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına dair Yahyalı Asliye Ceza Mahkemesince verilen 20.6.2007 gün ve 23-106 Sayılı hüküm, 17.7.2007 tarihinde aynı çatı altında oturan sanığın annesine tebliğ edilerek 26.7.2007 tarihinde kesinleştirilmiş, sanığın yoklukta verilen hükmün kendisine usulsüz olarak tebliğ edildiği gerekçesiyle ve nedenlerini de göstermek suretiyle yaptığı temyiz istemi yerel mahkemece 17.8.2007 tarihli ek kararla reddedilmiştir. Temyiz isteminin reddine dair bu kararın da sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Ceza Dairesince 14.9.2011 gün ve 2152-852 sayı ile;

"... Sanığın yokluğunda verilen kısa kararla yazılan gerekçeli kararda. 7 günlük temyiz süresinin, kararın tebliğinden itibaren başlayacağı hususunun belirtilmemesi suretiyle, sürenin başlangıcı konusunda sanığın bilgilendirilmemiş olduğunun anlaşılması karşısında; 17.8.2007 tarihli temyiz isteminin reddine dair karar kaldırılarak yapılan incelemede;

Suç tarihinde sabıkasız olan sanık hakkında belirlenen cezanın iki yıldan az olması karşısında; hükümden sonra 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5728 Sayılı Kanunun 562 nci maddesiyle değişik 5271 Sayılı C.M.K.nun 231. maddesi uyarınca ve bu maddenin 6 ncı fıkrasına 25.7.2010 tarihinde yürürlüğe giren 6008 Sayılı Kanunun 7 nci maddesiyle eklenen cümle de gözetilerek, hükmolunan cezanın tür ve süresine göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılamayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması...",

Gerekçesiyle diğer yönleri incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA karar verilmiştir.

Yargıtay C. Başsavcılığı ise 20.10.2011 gün ve 271530 sayı ile;

"... Mahalli mahkemece kısa ve gerekçeli kararda C.M.K.nun 34/2, 40/2 ve 232/6 ncı maddelerine uygun biçimde temyiz süresi ve temyiz yolunun belirtilmiş olduğu açıkça anlaşılmasına rağmen Yüksek Dairenin, onama istemli kararımızı kaldırarak esastan inceleme yapmaması" gerektiği görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak. Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve sanığın temyiz isteminin reddine dair yerel mahkeme kararının ONANMASINA karar verilmesi isteminde bulunmuştur.

Dosya Yargıtay 1. Başkanlığına gönderilmekle. Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Özel Daireyle Yargıtay C. Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yerel mahkeme kararındaki yasa yolu bildiriminin yasal ve yeterli olup olmadığının tespitine dair ise de, öncelikle kararın usulüne uygun olarak tebliğ edilip edilmediğinin belirlenmesi gerekmektedir.

İncelenen dosya içeriğinden;

Sanığın yokluğunda verilen 20.6.2007 tarihli hükümde, yasa yolu bildiriminin "sanığın ve müdahilin yokluğunda ... 7 gün içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere" şeklinde belirtildiği. İddianame ve duruşma gününün dosyada bulunan adreste bizzat sanığa 9.3.2007 tarihinde tebliğ edildiği, 22.5.2007 tarihli oturumda da sanığın ikamet olarak aynı adresi bildirdiği.

Gerekçeli kararın, "aynı çatı altında oturan" şerhiyle, sanığın annesi N. Ç.nin baş parmağı bastırılmak suretiyle 17.7.2007 günü tebliğ edildiği, tebliğ mazbatasında başka bir kişinin imzasının bulunmadığı ve hükmün 26.7.2007 tarihinde kesinleştirildiği.

Sanığın ise, İstanbul'da ikamet edip çalıştığını, tebligatın 60 yaşlarında ve okuma yazma bilmeyen annesine yapıldığını, 15.8.2007 tarihinde karardan haberdar olduğunu belirterek. 17.8.2007 günü hükmü temyiz ettiği ve dosyaya da, tebliğin yapılmış olduğu adresten İstanbul İli Bağcılar ilçesi Demirkapı Mahallesi ... Sokak no: ... adresine taşındığına dair 7.12.2004 tarihli nakil ilmühaberi, İstanbul - Bağcılar'da belirtilen adreste ikamet ettiğine dair 15.8.2007 tarihli ikametgah ilmühaberiyle Miram Tekstil isimli işyerinden verilmiş "bir yıldır sanığın İstanbul- Güngören'deki işyerlerinde çalıştığına" dair 15.8.2007 tarihli belgeyi ibraz ettiği,

Yerel mahkemece, 17.8.2007 tarihli karar ile "...gerek soruşturma aşamasında gerekse kovuşturma aşamasında sanığın ikametgahının İsmet Mah. ... Sok. No. ... Yahyalı şeklinde belirtildiği, bu aşamalarda sanığın söz konusu adrese hiçbir şekilde itiraz etmediği, kararın kesinleşmesinden sonra ise böyle bir itirazda bulunmasının iyi niyet ilkesiyle bağdaşmadığı, sanığın aynı konutta oturan annesine yapılan tebligatın geçerli olduğu" gerekçesiyle temyiz talebinin süre yönünden reddine karar verildiği ve bu kararın da sanık tarafından 21.8.2007 günü temyiz edildiği.

Anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlık konusunun çözümü açısından öncelikle kararın usulüne uygun olarak tebliğ edilip edilmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

7201 Sayılı Tebligat Yasasının konuya dair "İmza edemiyecek durumda olmak" başlıklı 24. maddesi; "Kendisine tebliğ yapılacak kimse imza edecek kadar yazı bilmez veya imza edemeyecek durumda bulunursa, komşularından bir kişi huzurunda sol elinin başparmağı bastırılmak suretiyle tebliğ yapılır. ( ...) Yukarıdaki fıkralarda yazılı hallerde keyfiyet, tebliğ mazbatasında tasrih edilir ve hazır bulunan şahsa da imza ettirilir.

Okur yazar bir komşu bulunmaz veya bulunan komşu imzadan imtina ederse, tebliğ memuru o mahalle veya köyün muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birini veyahut bir zabıta memurunu, tebliğ sırasında hazır bulunmak üzere davet eder ve tebligat bunların huzurunda yapılır şeklinde düzenlenmiştir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:

Gerekçeli kararın tebliğine dair tebliğ mazbatasına, "sanıkla aynı çatı altında oturan annesi N. Ç.nin başparmağı bastırılarak tebliğ edildi" şeklinde şerh düşülmesine karşın komşularından bir kişi huzurunda tebliğ yapıldığına dair tebliğ evrakında bir bilgi yer almadığı gibi mahalle muhtarı veya ihtiyar heyeti üyelerinden biri ya da bir zabıta memuru huzurunda da tebliğin yapılmadığı anlaşıldığından, bu tebliğ 7201 Sayılı Tebligat Yasası'nın 24. maddesinde belirtilen usule aykırı olarak yapılmıştır.

Bu durumda tebliğin usulsüz olarak yapılmış olması nedeniyle, temyiz süresi öğrenmeden itibaren başlayacağından. Özel Dairece temyiz süresinin başlangıcının gösterilmemesi gerekçesiyle temyizin süresinde olduğunun kabulü, sonucu itibariyle isabetli bir uygulamadır.

Ulaşılan sonuca göre, yerel mahkeme kararındaki yasa yolu bildiriminin yasal ve yeterli olup olmadığına dair uyuşmazlığın değerlendirilmesine gerek bulunmamaktadır. Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle:

1-) Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle reddine,

2-) Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 06.03.2012 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

29/09/2014

Değerli meslektaşlarım,
2014-2016 dönemi baro seçimlerinde; baronun, hem bir meslek örgütü hem de bir sivil toplum örgütü olarak, özellikle insan hak ve özgürlükleri ile ilgili çalışmalarının artarak devamı için Mersin Barosu Yönetim Kurulu Üyeliğine Mersin Avukatları Dayanışma Grubu listesinden adayım.
1982 Adıyaman doğumluyum. 2005 yılında İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdim. Avukatlık stajını Mersin Barosunda, Av. Kadir Arıkan’ın yanında tamamladım. 13.09.2006 tarihinde fiili olarak serbest avukatlığa başlayıp, Arıkan Hukuk Bürosunda beş yıl çalıştıktan sonra, Mardin’in Midyat ilçesinde 2.5 yıl serbest avukat olarak çalıştım.

05.02.2014 tarihinden bu yana yeniden Mersin’e yerleşerek eşim ile birlikte Yiğit Hukuk Bürosunu faaliyete geçirdim. Yaklaşık yedi yıldır Marka Vekiliyim. Marka vekilliği alanında bilirkişilik çalışmalarım bulunmaktadır. Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yönetim Bilimleri Bölümü yüksek lisans öğrencisiyim.

Stajyerliğimden beri Mersin Barosunun Çocuk Hakları Komisyonu, İnsan Hakları Komisyonu, Kadın Hakları Merkezi, Avukat Hakları Merkezi ve Kültür Sanat Komisyonunda aktif olarak çalışmaktayım.

Saygılarımla.

Özel Üniversite öğrencilerine ve mezunlarına duyurulur!!!
05/09/2014

Özel Üniversite öğrencilerine ve mezunlarına duyurulur!!!

Vakıf üniversitesinde okuyan bir öğrenci kaldığı dersler için ödediği parayı yargı kararıyla geri aldı.

08/08/2014

Kredi çekip ödeyemeyenleri umutlandıran karar Yargıtay'dan çıktı.

MERSİN BAROSU - ÇOCUK CEZAEVLERİ KAPATILSIN PANELİ
11/05/2014

MERSİN BAROSU - ÇOCUK CEZAEVLERİ KAPATILSIN PANELİ

MERSİN BAROSU ÇOCUK HAKLARI KOMİSYONU - MERSİN GAZİPAŞA İLKÖĞRETİM OKULU - ÇOCUK ADALET SİSTEMİ, ÇOCUK HAKLARI VE ÇOCUK ...
08/05/2014

MERSİN BAROSU ÇOCUK HAKLARI KOMİSYONU - MERSİN GAZİPAŞA İLKÖĞRETİM OKULU - ÇOCUK ADALET SİSTEMİ, ÇOCUK HAKLARI VE ÇOCUK CİNSEL İSTİSMARI HAKKINDA SUNUM
Av. Arma Umran YİĞİT - Mersin Barosu Çocuk Hakları Komisyonu Üyesi

Address

İhsaniye Mah. Zeytinlibahçe Cad. Türe Plaza No:112 Kat: 1/3 Akdeniz
Mersin
33010

Telephone

+905327877376

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Yiğit Hukuk Ve Danişmanlik Bürosu posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Yiğit Hukuk Ve Danişmanlik Bürosu:

Share