ŞAİR YAZAR

ŞAİR YAZAR İnsanları sevmek bana duadır
Kuran sayfasından okunur gibi

20/02/2026
ÖĞRETMENLERİMİZE        Bu gün öğretmenler günü.        Öğretmenler bu memleketin aydınlık yüzüdür. Medeni dünyaya açıla...
23/11/2024

ÖĞRETMENLERİMİZE
Bu gün öğretmenler günü.
Öğretmenler bu memleketin aydınlık yüzüdür. Medeni dünyaya açılan kapımızdır. Hem şahsiyetimizin, hem memleketimizin, hem de toplumumuzun aynasıdır. Onlar ne kadar fedakâr olurlarsa, toplum o kadar ileriye gider. Onlar ne kadar medeni olurlarsa, toplum onların arkasından gider. Bunu fark eden Atamız daha 1920 yıllarda şöyle demiştir.
“ Muallimler; Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr Muallim ve Mürebbilerini sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizlerin eseri olacaktır.”
Bu sözler rast gele insanların söyleyeceği sözler değildir. Geleceği okuyan, gelecek hakkında planı, projesi olan insanların dışarı vuran ışığıdır. Cumhuriyeti kuran Mustafa Kemal ATATÜRK de öğretmenlerle bu ülkenin gelişeceğini anlamış bir şahsiyettir. Harpten çıkar çıkmaz eğitime bu kadar önem vermesi, çözümü görmesindendir. Çözüm eğitimden geçmektedir. Ülkenin geleceği, medeni dünyayla bütünleşeceği eğitimle olacak ve bunu yapacak olanlar da öğretmenler, o günkü adıyla muallimler olacaktır.
24 Kasım 1928 M.Kemal ATATÜRK’E başöğretmenlik unvanının verildiği gündür. Durup dururken ona başöğretmenlik unvanı verilmemiştir. O bu unvanı hak ederken çok uğraşmıştır. Çok mücadele etmiştir. Etrafındaki her şeyi harekâta geçirmiştir. Bu günkü Cumhuriyet onun eseri derken, yanlış bir şey söylenmemiştir. Bu konuda bazı örnekler vermek istiyorum.
Yeni yazıya geçilecektir. Ülkenin önemli Profesörlerine yeni yazının kullanılabilir hale gelmesi için, ses uyumu çalışmasının yapılması istenir. Hocalar aylarca uğraşırlar ve Paşanın kapısını çalarlar. Paşa işlem tamamdır diye sevinir ve Hocaları kabul eder. Onlara; “Ne oldu ?”diye sorar.
Hocalar boyunlarını bükerler ve
“Olmuyor Paşam.”derler.”Bazı ses uyumlarını çözemiyoruz.”
Paşanın canı sıkılır. Sakin bir şekilde Hocalara sorar;
“Nedir uymayan, ses uyumu ?”
“Paşam .”derler.”B u yazıyla PAŞA yazmak istiyoruz, PASA çıkıyor. Bir türlü PAŞA ses uyumunu yakalayamıyoruz. PASA ismi de hoş olmuyor.”
Paşa sinirli bir şekilde düşünmeye başlar. En az birkaç sigara yaktıktan sonra;
“Verin bana ıstampayı.”der. Hemen ıstampayı yetiştirirler. Parmağını ıstampaya batırır ve bir S harfi yazar. O güne kadar Ş harfi piyasada yoktur. S harfinin altına noktayı koyar ve
“Alın size Paşa.“der.”Hemen uygulamaya konsun.”
Mustafa Kemal ATATÜRK her gittiği ilde bir meydan hazırlatır. Meydana bir kara tahta çıkarılır. Kara tahtanın karşısına oturur ve o ilde görev yapan, Kurum Müdürlerini çağırır. Hepsini kara tahtada imtihandan geçirir. Okuma yazma bilmeyenleri halkın gözü önünde azarlar. Daha sonra kara tahtanın başına geçer ve halkın gözü önünde, halkın içinden birini yanına çağırır.
“Gel bakalım Mehmet Ağa.”der.
“Geldim paşam.”der Mehmet Ağa.
Mehmet Ağa bir arabacıdır. Altmış beş yaşında olup, okuryazarlığı yoktur.
Atatürk;
“Okuryazarlığın var mı Mehmet Ağa?”der.
“Yok, paşam.”der.”Okuryazarlık kim ben kim. Bu güne kadar bir türlü sökememişim de bu yaştan sonra mı sökeceğim ?”
“Ben sana öğreteceğim Mehmet ağa.”der ATATÜRK. Kara tahtanın başına geçer. Tahtaya tebeşirle büyük “A” harfini yazar. Mehmet Ağaya dönerek;
“Bak Mehmet A .”der.”Bu yazdığımın adı A.dır. Söyle bakalım şimdi onun adını.”
“Mehmet Ağa gülerek Paşanın gösterdiği harfe bakar ve
“Söyledim Paşam.”der.”Onun adı A.”
Paşa A.nın yanına L harfini yazar. Yine Mehmet Ağaya gösterir ve
“Bunun adı da Le. dir Mehmet Ağa .” Der.”Şimdi onu da söyle bakalım.”
Mehmet Ağa Paşanın söylediği gibi harfi,” Le” diye okur. Paşa ara vermeden harflerin yanına bir de İ harfini koyar. İ’nin adını da yüksek sesle söyler. Mehmet Ağaya onu da okumasını söyler. Mehmet Ağa onu da okur. Paşa halka döner;
“Görüyorsunuz değil mi ?”
Halktan bir uğultu yükselir. Topluca;
“Görüyoruz Paşam.”
Paşa tekrar Mehmet Ağaya döner.
“Mehmet Ağa.”der.”Ne yazmıştık? .A ,L,İ oku bakıyım.”
Mehmet Ağa okuduklarını tek tek söyler. Paşa Mehmet Ağaya tekrar bakar ve
“Şimdi bunları birlikte okuyalım bakalım. Ne olmuştu. A Le İ değil mi ?”
“Mehmet Ağa tekrar okur ve halkın gözü önünde üç harfin ALİ olduğunu görür. Paşanın gözüne bakar ve şöyle der.
“Paşam bu yazı bu kadar kolaydı da, bu yaşıma kadar bana niye öğretmediler ?”
Paşa o ilden ayrıldıktan sonra bir okuma yazma seferberliği başlar. Bütün iş yerinde herkes birbirine okuma yazma öğretir. Öğrenen, öğrenmeyene, bilen, bilmeyene derken yaşlı, genç, çocuk herkes okuma yazmayı öğrenir. Altı ay içerisinde gazeteler dahil her şey yeni yazıyla okunmaya başlar. Birilerinin dediği gibi koskoca bir tarih çöpe atılmaz. Ülkenin okuma yazma bilmeyen oranı, % 03’lerden % 20’lere doğru tırmanır.
Almanya da HİTLER faşizmi iktidardadır. Yahudi kökenli ne kadar profesör varsa sokaklara atmıştır. Atatürk EİNSTEİN’ mektup yazar. Yahudi profesörlerinin Türkiye ye gelmesini, Ülkemizde, Üniversite kurmamıza yardımcı olmasını ister. EİNSTEİN aracılık eder. Birçok profesör ülkemizde Üniversiteler kurar. Dünya çapında modern Üniversitelere sahip oluruz.
Yine Meclis kurulup hükümet işlemeye başlayınca; M.Kemal ATATÜRK’E sorarlar.
“Paşam.”derler.”Öğretmen maaşlarına zam yapacağız, ne kadar olsun? “
Atatürk hiç tereddüt etmeden;
“Mebus maaşlarından aşağı olmasın.”der.
İşte Başöğretmen Mustafa Kemal ATATÜRK bu düşünce ve harekâtlarından dolayı Başöğretmen unvanını almıştır. Bu gün onun izinde giden, gitmeye çalışan, bu yolda mücadele veren Öğretmenlerimizi tebrik ediyor,
”Yetişecek nesil sizlerin eseri olacaktır.”diyorum.

11/07/2024

Bu ne yahu...
Her çarşıya çıkışımız bin lirayı geçiyor Üstelik aldıklarımı üç kişi yiyip bitiriyoruz.Yarina bir şey kalmıyor Yeni evlendim mahcup olmak istemiyorum ama bu da dayanılacak gibi değil.

Maaşım etrafımdaki insanlara göre iyi sayılır 24 bin lira.Sanirim 28 olacak ama her ay 45 bin lira masraf çıkıyor Hiç kimsenin umurunda değil.Zaten tek basimayim.Yardim edecek bir Allah'ın kulu yok

Ben sadece kendimi görüyorum.Diger insanlar nasıl yaşıyor bilmiyorum.Ama şu bir gerçek alış veriş yaptığım marketler insan dolu.Ac kurt gibi harcama yapıyorlar Sokaklar ise lüks arabalarla dolu.Bu işte bir yanlışlık var ama nerede bilmiyorum

Ana muhalefet ışık söndürme eylemine başlamış.İsiklari bende söndürüp yaksam etrafta bir Allah kulunun bile dikkatini çekmez.Bu eylemde göz boyamadan ileri gitmez Haydi adamsaniz sokaklara inin onlar gelmeden önce ne yapmışlardı sizde onu yapın.İnletin sokakları.Ama yapamazsınız çünkü hepimiz milyonluk adamsınız.10 bin lira ile geçinen milyonları anlayamazsınız.

Cumhuriyet kurulurken de böyleydi şimdide böyle.O gün ağalar mebustu.Askerler yani paşalar mebustu.Koylu çocukları ise erdi erbasti.Cephelerde ölenler onlardi.Sehit olanlar sakat kalanlardi.Bugun de öyle.Doguda adı konulmayan bir savaş var.Sehit düşenler ise hep işsizlikten yanmış kavrulmuş gariban çocukları.Yine onlar şehit yine onlar sakat gazı.Babasina bir maaş bağlandı mi her sey unutulur. Peki ne değişti cumhuriyetle Hiç bir şey

Daha çok yazacaklarım var.Ama sindirilmiş cahil toplumlarda bir şey olmaz.Yarin yada biraz sonra arkamdan haindir diyen binler on binler olacak.Hepside haklarını sagunduğum insanlardır Çünkü cahillik böyle bir seydir.

Birisi diyor ki bu hocalar 40 bin 60 nin maaş alıyor.Hic 10 bin alan emekliyi savunur mu...Ne demişler bu kadar iktidardan yana yalakalık yapacaksin da maasin düşük olur mu ?Olmaz elbet...Hele iktidar maaşını on bine düşürsün bakalim bir tane imam kalır mi..Biz bunları çok gördük...

18/04/2024

SULAR BULANIK AKMASIN

Yazsam mı? Diye bayağı düşündüm. Sonunda yazmada fayda gördüm.
CHP bu seçimde birinci parti oldu. Umulmadık yerleri ele geçirdi. Görünüşte çok güzel.1980 Yılından bu yana olması gereken yere geldi. Hayırlı, uğurlu olsun. Hepimiz sevindik.
Biliyorsunuz 1999 da DSP birinci parti çıkmıştı. Yirmi yıl yükselen enflasyon meselesini ele aldılar. Yüzde 78 den yüzde 28 kadar düşürdüler. Ama kriz çıktı. Ondan aşağı düşürmek kolay olmadı. Daha fazlasını başaracaklardı ki, MHP ve Bahçeli ekibi devreye girdi. Sonucu görmeden hükümeti bozdular. Yapılanları AKP hükümetine ikram ettiler. Onlarda yirmi yıl sonra memleketi batırma noktasına getirdi.
Bu seçimde CHP nin tekrar şahlanıyor görünmesi aynı oyunun devam edeceğini gösteriyor. Çünkü kazanılan belediyeler borç batağına düşmüş. Onları bataktan kurtarmaya çalışmak bir çaba ister. Bir devrede kurtarmaları da mümkün değil. En basiti Kadirli Belediyesi. Elli altmış milyon geliri var 652 milyon borcu var. Aldıklarını tamamen borca verseler tam on yıl ister. On yıl da hizmet vermeden seçim kazanılamaz. Çünkü seçmen iş bekler. Çaba ister.
CHP ekibinin bu işi başaracaklarına inanıyorum. Çünkü Bankamatik çiler olmayacak. Yolsuzluk ihaleleri yapılmayacak. Hükümetten destek gelmese de denetimler hızlanacak. Dürüst bir yönetimle sonuç alınacak.
Geçenlerde yeni başkana nasihatta bulunmuştum. Şimdi tekrar ediyorum. Kadirli’nin temizliğe ihtiyacı var. Sokaklar temiz olursa, yollar güzelce yapılırsa ve sular bulanık akmaz ise seçim tekrar kazanılır. Sn. Ömer Tahran’ı bulanık su bitirdi. İnşallah sular yine bulanık akmaz. Milletimize hayırlı olsun.

08/01/2024

ÇUKURAĞALI
(Çukurağalı romanından)
“Doğru “dedi Cemal. ”Hepimiz daha iyi yaşamak için çaba gösteriyoruz. Korkularımızı bertaraf etmeye çalışıyoruz. İnsanca yaşamak için mücadele ediyoruz. Dayım rahmetliyi ele alalım. Yıllarca dağa çıkmış, adam öldürmüş, hayatının en güzel yıllarını hapishanelerde geçirmiş. Bir insan için bütün bunlar iyi şeyler mi? Fakat mecbur kalmış. Bütün zorlukları yaşayarak geride kalan nesillerine iyi bir dünya bırakmaya uğraşmış. Bütün bu uğraşları daha iyi bir dünya için olmuş. Şimdi de bizi de bu yola teşvik etmeye çalışanlar var. Bizleri de onun gibi dağ başlarına mahkûm etmeye çalışanlar. Adam gelmiş, hiç hakkı olmadığı halde senin ektiğin tarlaya ortak olmaya çalışıyor. Sevmediğin kanlı kinli düşmanını, karşına oturtmaya çalışıyor. Bunun manası seni hayatın boyunca rahat bıraktırmayacağımdır. Hangi insan bu tehdide boyun büker? Hangi insan kanlı kinli düşmanı karşısındayken rahat eder? Bu gün, buralarda dolaşıyorsam bütün bu tehlikeleri gelecek nesilden korumak içindir. İnsan ne için yaşar? Namusu için, şerefi için. Bu harekâtlar bizde ne namus bırakacak, ne de şeref bırakacak. “
“Bunları bilmiyordum.” dedi Ali. ”Ben sanıyordum ki; Dayınız rahmetli Cumhuru öldürmüşler sizde ondan intikam almaya çalışıyorsunuz.”
“Dayımı öldürdüler “dedi Cemal.” Öldürdükleri yetmiyormuş gibi onun katilini karşımızda besliyorlar. Bunun yanında tarlamızın karşısına onun akrabalarını yerleştirmeye çalışıyorlar. Bunun tek manası var;
“Senin dayını hallettik seni de halledeceğizdir.” İnsanım diyen şahsın bunu götürmesi mümkün değil. Bu ne insanlığa yakışır, ne de düşmanlığa. Bunun karşılığının verilmesi bizim için elzem olmuştur. Canımız gitse de cevabının verilmesi şarttır. Onun anladığı dilden verilmesi daha da şarttır. O da silahtır. Onun anlayacağı tek dil ise budur.”
“Kim bunlar ?”dedi Köksal.
Cemal Köksal’a baktı. Bir süre onu süzdükten sonra:
“Sen bu işe karışma.” dedi. ”Senin tek bir gayen var, o da okumak. İçimizden bir fedai çıkarsa yeter. Allah’ın izniyle
Kardeşin onların hepsine yeter. Toybuk döllerine de, Kıçı kırık İtine de, eşkıya bozuntusuna da yeter. Biz cumhurun çocuklarıyız. Bir iki çapulcuya pabuç bırakmayız. Şimdiye kadar katilin dönmesini bekledim. O artık avucumuzun içinde. Hesap verme zamanı geç olsa da geldi. Artık hesapları verilecek. İlahi adalet onları bekliyor.”
“Bir hata yapmıyorsun değil mi ?”dedi Ali.
“Ne gibi ?”dedi Cemal.
“Biz başka türlü düşünüyorduk.” dedi Ali “Olayları kanuni çerçevede ele almıştık. Bir hata varsa adalet önünde sorduralım gibi.”
“Hangi adalet.” dedi Cemal. ”Zengini koruyan, fakiri hor gören adaletten mi bahsediyorsun? Biz onu yıllarca bekledik. Yıllarca bir şeyler yapılmasını istedik. Şu kasaba da Cumhuru öldürenin kim olduğunu çocuklara sorsan bilir. Hâkimi bilir. Savcısı bilir. Polisi jandarması bilir. Fakat hiç kimse sesini çıkarmaz. Onlarda uşaklarını herkesin gözü önünde besler. Yedirir içirir, etrafa korku salmaya çalışır. Bu adaletten mi bahsediyorsun? Böyle adalet olur mu? Buna adalet denir mi ?”
“Senin söylediklerinle şimdiki arasında fark çok var.” dedi Ali. ”Artık o devirler kapandı. Şimdi Atatürk’ün Cumhuriyeti var. Atatürk’ün savcısı var, hâkimi var. Polisi, jandarması var.”
“Varda hani ?“dedi Cemal. ”Cumhuriyetle özdeşleşmiş, ona kendini adamış ve adı Cumhur koyulmuş bir insanın kanı yerde yatarken, bu güne kadar hesap sorulmadı ise ne zaman sorulacak. Bir süre sonra onları yaylım ateşine tutarsam gör bakalım kimler benden hesap soracak. O zaman, zengin adaletinin nasıl çalıştığını gör. Benim peşimde koşan askerlerin, jandarmaların, polislerin kimler tarafından yönlendirildiğini gözlerinle gör. Hâkimlerin savcıların kimlerle oturup kalktığını bil. Sağ kalırsam, bir daha karşılaşırsak; sen bana sormadan ben sana soracağım. Bunu böyle bil. İstersen al kalemi eline olanları yaz. Hata yapmadan yaz. Yalana dolana kaçmadan yaz. Olduğu gibi yaz ki; gelecek nesiller bundan ders alsın. Bir daha kimse adaletsiz iş yapmasın.
Az önce Köksal’ın bir şiirini okuyordum. Şöyle diyordu.
Hak hukuk adalet derken,
İlim, irfan siyaset derken,
Bir bir kapanacak kötülük perdeleri,
Dolacak etrafımıza iyilik melekleri,
Ne işçiyi ezecek patron,
Ne memuru ezecek devlet,
Herkes sevecek birbirini,
İşçi memnun,
Köylü memnun,
Yaşayan insan memnun,
Yaşayacak insan memnun,
Böyle sürüp gidecek bu rüya,
Bir gün mutlaka olacak böyle bir dünya,”
Bu belki de bir şairin olmasını istediği dünya. Ama hayat şairin düşüncelerindeki gibi olmuyor. Gizli güçler, gizli oyunlar oynanıyor. Bizlerde ona haklı veya haksız bakışlarla cevap vermeye çalışıyoruz. Yani onlar yazıyor biz oynuyoruz. Belki ufacık çabalarımızla bazı şeyleri değiştirmeye çalışıyoruz. Bir kişinin çabası neyi değiştirirse o kadar. Ondan ötesi yok.”
“Bende onu söylemek istiyorum “dedi Ali. ”Sen kendi çabanla o yazılan oyunun ancak bir satırını etkileyebilirsin. Yâda bir paragrafını. Fakat topluca harekât edersek, sayfalarını, hatta oyunun kurallarını değiştirebiliriz. Dünyada kamuoyu diye bir şey var. İnsanlar artık haksızlık karşısında birlikte harekât ediyorlar. Birlikte biri bin yapıyorlar. Anlatılmak istenen olay ne kadar taraf bulursa, o kadar güçleniyorlar. Karşı tarafı etkisiz hale getiriyorlar. Bu belki de bizler gibi sahipsiz insanların eline verilmiş, kurşunsuz bir silahtır. Silahı ne kadar iyi kullanırsan o kadar büyük başarı sağlarsın. Bu yol hepimiz için eftaldir.”
“Sen bu insanları bilmezsin?” dedi Cemal. ”İnsanlar kimde para varsa ona giderler. Kimde güç varsa onu tutarlar. Para da güçte onlarda olduğuna göre gerisini söylememe gerek var mı?”
“O eskidendi.” dedi Ali. ”Şimdi benim anlattıklarım var. O silahtan da, güçten de daha kuvvetli. Biz bunu gerçekleştireceğiz. Sonuna kadar da mücadele edeceğiz. Ölmek var dönmek yok. Yeter ki davamızı iyi anlatalım. Zafer bizimledir. Bizimle olmaya da mecburdur.”
Cemal yerinden doğruldu. Yatağın altına koyduğu tabancayı çıkardı. İçindeki mermileri saydı. Sonra yerine koydu.
“Ben gidiyorum.” dedi. ”Sizin yolunuz size, benim yolum bana ait. Herkes bildiğini yapsın. Yalnız senin yaptıklarını da benim yaptıklarımı da yaz. Sonunda kimin haklı, kimin haksız olduğunu birlikte göreceğiz.”
“Tamam.” dedi Ali. ”Şu andan itibaren yazmaya başlıyorum. Dilerim ki, biz haklı oluruz ve senin başına kötü bir şey gelmez. Gelirse; bil ki senin yanındayız. Sonuna kadar mücadele edecek seni savunacağız. Bundan emin ol ”
“Allah razı olsun.” dedi Cemal. Yerinden kalktı ve dışarı çıktı. Ali ve Köksal Cemal ’in gdişini seyretti. Köksal’ın gözlerinden yaş akıyor, Ali’ye belli etmemeye çalışıyordu. Bir süre konuşmadılar. Köksal kitapları karıştırırken Ali’ye bakarak:
“Gerçekten yazacak mısın ?”dedi.
“Evet.” dedi Ali.”
“Adı ne olacak ?”
Ali bir süre düşündü. Bu arada radyoda Cemalim Cemal’im türküsü çalıyor, insanın tüylerini diken diken oluyordu.
“Buldum.” dedi Ali. ”Romanın adı Cemalim olabilir.
“Sarı Cemal” dedi Köksal. ”Ona köyde Sarı Cemal derler. Bir de yayla tarafında ona “Çukurağalı” derler.”
“Bu daha iyi “dedi Ali.
Köksal güldü. İçinden hiç cevap vermek gelmiyordu. Ali gidince yatağına uzandı. Gözlerini tavana dikerek saatlerce düşündü. Etrafta güneş yoktu. Evlerin gölgesi kara bulut gibi güneşin önünü kapatmış, dışarıdaki tavuklar kapının önüne kadar gelmişti. Ali ise odasına çekilmiş Çukurağalı romanını yazmaya çalışıyordu.

20/12/2023

İLK BULUŞMA
(ÇUKURAĞALI ROMANINDAN)
Beyaz gömleğin altından ter dökülüyor, kravatının ucu ıslanıyordu. Barajın girişine gelince ceketini çıkardı, kolunun altına aldı. Biraz serinlemişti. Barajda bayağı kalabalık görünüyordu. İçeri girdiğinde Elif daha gelmemişti. Saatine baktı. Suyun kenarına doğru yürüdü. Boş bir bank aradı, buldu. Oturdu. Çok geçmeden, Elif barajın giriş kapısında göründü. Üzerinde beyaz bir gömlek vardı. Kitaplarına sarılmış, bağrına basmıştı. Köksal; ona doğru yürüdü. Elif, Köksal’ın gelişini görünce güldü. Yolda el sıkıştılar. Köksal ilk defa bir kızla buluşuyordu. Kalbi vurmaya başlamış, ne diyeceğini şaşırmıştı. Kızında Köksal’dan farkı yoktu. Konuşmakta zorluk çekiyor, kelimeler ağzında dağılıyor, yarım yamalak bir şeyler oluyordu.
“Çok bekletmedim ya” dedi kısık bir sesle.
“Bende yeni geldim” dedi Köksal. “Gelmezsin diye korktum.”
“Söz verdiysem gelirim.” dedi Elif
“Evde kızarlar mı sana?” dedi Köksal.
“Kızmazlar mı?” dedi Elif. “ Aksi bir babam var. Bir duysa neler der neler.”
“Kızsalar da, geldiğine sevindim.” dedi Köksal.
Elif güldü. Elini Köksal’dan tarafa uzatarak “Bende” dedi. Köksal Elif’in ellerinden tuttu, avucunun içine alarak sevdi. Bembeyaz yumuşacık elleri vardı. İzin verse sabahlara kadar bırakmazdı.
“Çok güzel ellerin var” dedi.
Elif cevap vermedi. Sadece Köksal’ın hareketlerini seyrediyordu. Onun çocukça davranışları, damarlarındaki kanın kıpır kıpır hareket etmesine sebep oluyordu. Çok hoş bir çocuktu. Etraftan görmeyeceklerini bilse, ona saatlerce izin verebilir, hatta onu bağrına basabilir, göğüsleriyle oynamasına müsaade edebilirdi. Ama bulundukları ortam buna müsait değildi. Bu kasaba da böyle şeyler ayıp sayılır, yapanı iyi görmezlerdi. Etrafta bulunan herkesten korkuyordu. Bir an için ellerini çekmesi gerektiğini ima etti. Köksal ellerini bırakırken baraj sularına baktı.
“Şu dalgaları görüyor musun?” dedi.
Elif de dalgalara baktı. Dalgalar deniz dalgaları kadar olmasa da bayağı büyüktü. Karşıdaki çağlayanın sesi yanlarına kadar geliyor, bembeyaz köpükler gökyüzünde renk renk gökkuşağı oluşturuyordu.
“ Gelip gittikçe içindeki pislikleri dışarı atıyor.” Dedi Köksal.
“Yani?” diye cevap verdi Elif.
“Yani sular kendini temizliyor. İnsanlarda böyle kendini temizlese hiçbir kötülük kalmazdı.”
“İnsanların bir kötülüğümü var sence?”dedi Elif.
“Olmaz olur mu?” dedi Köksal. “ İnsanlar kendini temizlemiyor. Pisliklere bulaşınca üzerinden atmıyorlar. “
“Belki atmak istemiyorlar. Hâlbuki insanlarda da böyle bir sistem olsa, kim kime haksızlık yaptıysa cezası verilse, hiçbir sorun kalmazdı. Tüm insanlar şu sular gibi tertemiz olurdu. Bak şu sular ne kadar temiz.”
Elif, Köksal’ın sözü nereye getirmek istediğini bir türlü çıkaramamıştı. İçinden çıkamadığı sorunu olduğu belliydi. Yüzüne baktı.
“Bir şey mi oldu?” dedi.
Köksal sustu. Bütün olayları anlatacak birini arıyordu. Bir yanda mutluluk, bir yanda kan vardı. İlk defa bir sevgili bulmuş ve onu bağrına basacağı anda, yıllarca ailesini yasa boğmuş eşkıya ortaya çıkmıştı. Onu yok sayması, her şeyi oluruna bırakması mümkün değildi. Bu ise kara talihinin belki de başlangıcı olacaktı. Fakat bu masum kızın ne suçu vardı. Onun hayallerini kana bulamak, yıllarca çekeceği ıstıraba ortak etmek ne kadar insancıl bir davranış olurdu. Zavallı kız ellne düşmüş, safça kendine boyun eğmişti. Onun da hayatının hesabını yapmalıydı. Yaptığı hesapta onun yeri olup olmadığına karar vermeliydi. O gün Halil Amcadan ayrıldığında kıza karşı sorumluluğu olmasa o eşkıya denen adamı çoktan cehenneme göndermiş, kendi de kim bilir hangi hapishanede yatıyor olacaktı. Durumu saatlerce sokaklarda düşünmüş, Elif’e bir yer bulmaya çalışmıştı. Belki de kendini bu cehennemden koruyan onun sevgisiydi. Elif ’siz yaşayamazdı artık. Bütün olanları ona anlatmaktan başka çare yoktu. Kendini mecbur hissederek:
“Elif” dedi. Elif’in kendisine bakmasıyla sözlerini tamamladı. “Nasıl anlatsam, nasıl söylesem bilmiyorum.Ama mutlaka sana söylemek istiyorum. İstersen beni hemen terk edebilir, istersen yanımda kalıp savaşa katılabilirsin. Beni dinledikten sonra özgürce karar vermeni istiyorum. Çünkü senin zarar görmene, acı çekmene, gelecekte benim yüzümden mutsuz olmana asla dayanamam. Bundan yıllar önceymiş. Annem o zaman daha evlenmemiş. Bulunduğumuz köyde bir miktar tarlaları varmış. O tarlaları ekip biçerken bir gün jandarmayla Ağa kapılarına kadar gelmiş. “Derhal bu tarlaları terk edin, burası bizimdir.” demiş. Neye uğradıklarını şaşıran dedem buna bir anlam verememiş. Ne kadar “Tarlalar bizim.” dediyse de sözünü dinletememiş. Ağa, jandarmalara talimat verip evlerini yıkmaya başlayınca, dayım rahmetli dayanamamış. İçeride sakladığı mavzeri alarak, önce jandarmaları, sonrada Ağa denen adamı delik deşik etmiş. Onlar öldükten sonra dağa çıkmış. Yıllarca dağda gezerken, kim darda kaldıysa yardımına koşmuş. Her şey düzelip Ağalar zulmetmez olunca o da adalete teslim olmuş. Bir süre hapiste yattıktan sonra bir af çıkmış ve buraya yerleşmiş. İyi, kötü yaşayıp giderken Ağalar toplanmışlar, bir katil tutmuşlar. Dayımı o katile vurdurmuşlar. İşte bütün mesele bu adam. Aradan yıllar geçince şehre inmiş ve gözümüzün önünde dolaşıp duruyor. Bu olayı annem duysa, intikamını çoktan alırdı. Daha duymadı. Bu iş onun en yakını olarak bana düşüyor. Gerekirse onu ben öldüreceğim. Bu benim geçmişime ve geleceğime ödemem gereken bir borçtur.”
Sözleri bittiğinde Elif bayağı etkilenmişti. Ayağa kalktı gözlerini sildi. Bir süre sustuktan sonra Köksal’a dönerek:
“Şimdi ne yapmak istiyorsun?” dedi.
“Bilmiyorum” dedi Köksal. “Evde arkadaşlar beni bekliyor. Ne yapacağımıza onlarla beraber karar vereceğiz.”
“Ne yaparsanız yanınızdayım.” dedi Elif. “Gerekirse birlikte mücadele ederiz. Kasabayı ayağa kaldırırız. Ona gereken ders verilene kadar boş durmayız. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.”
“Bize sahip çıkarlar mı acaba?”
“Çıkmazlar mı? Cumhur dedin mi bütün kasaba ayağa kalkar. Babam da severdi onu. Seni tanıdıktan sonra bende sevdim. Böyle bir ailenin gelini olmak bana şeref verir.”
Köksal saatine baktı. Dört olmuştu. Ayrılma zamanının geldiğini ima ederek çaycıya baktı. Çay parasını ödedi. İkisi de birlikte yola çıktılar. Çağlayanın başına geldiklerinde Elif:
“Ben ayrılsam.” dedi.
“Nereye gideceksin?” dedi Köksal.
“Eve gideceğim, merak ederler.” dedi Elif.
“Bende arkadaşların yanına gidiyorum. Tekrar ne zaman buluşabiliriz?”
“Ne zaman istersen ben gelirim.”
“Ne zaman dışarıya çıkıyorsun?”
“Her gün birde okuldayım. Derse okulda çalışıyorum.”
“ Tamam öyleyse.”
Köksal Elif’e doğru yaklaştı. Elif, etrafına baktı, Köksal’ın yanaklarından öptü ve ayrıldılar. Köksal’ın kafası karmakarışıktı. Bir tarafta eşkıya, bir tarafta Elif vardı. İkisinin de başına bir şeylerin geleceğinden emindi. Elif’in öptüğü yerler sanki bir iz bırakmış gibi yüzünden gitmiyordu. Hayatının belki de en güzel iziydi. Eve gelene kadar onu düşündü.

05/12/2023

ATATÜRK’ÜN KIZLARI

Filenin sultanları Avrupa şampiyonu oldu. Bu, bence mükemmel bir sonuç. Dünya şampiyonu ve olimpiyat şampiyonu olmalarını da canı gönülden diliyorum. Bu ülkemiz için büyük bir gururdur. Onlarla ne kadar öğünsek az kalır.
Bazı gazete ve televizyonlarda onlar için Filenin sultanları yanında başka bir şey daha diyorlar. Atatürk’ün kızları. Ne de güzel yakışıyorlar bu tarife. Atatürk’ün kızları demek onun evladı demek diyor, Fox TV sunucusu. Bence de Atatürk’ün kızları lakabını hak ediyor onlar. Tekrar kutluyorum ve başarılarının devamını diliyorum.
Bu yazıda bu konuyu seçmem gerekiyordu. Bundan yüz yıl önce bir kadının voleybol oynaması veya şortla sahaya çıkması mümkün değildi. Biliyorsunuz Türk tiyatrocuları sahnelerde kadın yerine dublör kullanırlardı veya ecnebi kızlarını oynatırlardı. Kadının çocuk doğurmaktan ve kocasına sokulmaktan başka bir görevi yoktu.
Anadolu halkında da, Türk geleneklerinde de kadının önemli bir yeri vardı. Türk hakanları kadını baş tacı yapmışlardı. Ona Han’ım diyorlardı. Bu büyük bir övgüydü. İstiklal harbinde kadının rolünü herkes bilir. Atatürk bunu görmüş ve “Dünyada hiçbir kadın Anadolu kadını kadar vatana sahip çıkmamıştır .”gibi bir söz etmiş ve kendi ayaklarına kapanan peçeli bir kadının ellerinden tutarak ayağa kaldırmış ve ,“Sen ayaklarda dolaşan değil, baş tacı yapılacak bir kadınsın.” sözünü söylemiştir. Bu tavır Atatürk’ün o vakitlerde bile kadın üzerinde düşüncelerinin olduğunu göstermektedir. Ve dünyada İsviçre’den sonra ülkemiz kadına gerekli değeri vermiştir. Ona seçme ve seçilme hakkını vererek dünyada bir ilki yaşatmıştır. O nedenle cumhuriyetimizde kadının önemi büyüktür.
İsmini bilmiyorum bir kadın yazarımız Anadolu’da kadının kırk tane adının olduğunu yazmıştı. İkinci sınıf sayılan kadının insan yerine konması, erkekle eşit haklara kavuşması gurur duyulacak bir davranıştır. İşte o nedenle Atatürk’ün kızları sözü yerine oturmuştur.
Biz İslam toplumuyuz. İslamiyet’e büyük saygım sevgim ve inancım vardır. Ama İslam’la Arap gelenek görenek ve giyim kuşamını dinin gereğidir diyen insanlardan değilim. Kadının giyim kuşamına karışmak bizde ayıptır. Kadın istediği gibi giyinmeli. Her yerini açsın veya gözlerini bile kapanacak şekilde giyinsin demiyorum. Adabında yaşamasını bilsin istiyorum. Nur suresinde kapanma ile ilgili konuyu büyütürler. Orada ne diyor birçokları bunu araştırma gayreti bile yapmadan kapanmayı ibadet saymaktadırlar.
Dinimiz bir ahlak dinidir. Diyor ki; ”Yakanızı örtün. Bağrınızı ve mahrem yerlerinizi kimseye göstermeyin.” Başka ne diyecekti yüce yaratan. Bu bir ahlak kuralı değil midir? Biz bunu siyasi malzeme yapa yapa ne hale gelmişiz. Kadını İslamiyet öncesi gibi insanlık dışına çıkarmışız. Bütün bunlar Arap davranışıdır.
Geçenlerde facebookta bir resim vardı. Arabistan ileri gelenleri toplanmışlar kadın insan mı? değil mi? tartışmasını başlatmışlar. İran’da geçenlerde olan olayları hatırlayın. Başını açtı diye gül gibi bir kızı sokakta öldürdüler. Taliban’ın Afganistan’da yaptıklarını herkes bilir. Okula göndermiyorlar kızları. Sokağa çıkarmayacaklar. Bunlar bu yetkiyi nerden alıyorlar. Tabi ki dinden diyorlar. Bizde dinden değil diyoruz. Karşı koyuyoruz. İslam dini kadını insan yerine koymuştur diyoruz. Ama onlar hala dindar kesime bu görüşlerini dayatmaya çalışıyorlar. Hem de din adına. Bu gidişle İslam dinin yayılması mümkün değil. Üstelik yeryüzünden de silinip gidecek.
Anadolu da tarikatlar var. Bunlar bu hükümetin kaynaklarından besleniyorlar. Hükümette bunların desteğini hayırlı bir şey sanıyor. Hâlbuki bu düşüncenin sonu İran’dır. Afganistan’dır. Pakistan’dır. Kadının sonu da ikinci sınıf insanlıktır. Bu hoş görülecek, desteklenecek bir durum değildir. Yarın beğenmedikleri insanı otuz bir mart vakasına çevirirler. Bu kadar yaşanmışlıklar varken hala bu zihniyeti yaşatmaya çalışmak cahillik değil de nedir? İyi ki varsın Atatürk. Cumhuriyet bayramı dolayısıyla ve kadınlarımızla bir daha öğünmeyi hak ediyoruz. Edeceğiz de ,

30/03/2023

05.04.1954 yılında Ceyhan’ın Yellibel Köyünde dünyaya geldi… Çukurova Üniversitesi Ceyhan Meslek Yüksek Okulun SEVK ve İDARE bölümünden iyi dereceyle mezun o...

18/03/2023

KİME NE?

Derinlerden bir söz gelir içime
Ben duymuşum,
Ben yanmışım kime ne?
Dost karşımda boynu bükük dururken
Ben yanmışım,
Ben kanmışım ele ne?

Altı şubat karanlığın içinde
Çoluk çocuk uyumanın derdinde
Koca koca evler titrer önümde
Ben korkmuşum,
Ben kaçmışım kime ne?

Toprağın altında sabah olmuyor,
Molozlar üstümde gözüm görmüyor
Bağırsam çağırsam kimse duymuyor
Ben yanmışım
Ben ölmüşüm kime ne?

Karanlık bir çukur yattığım döşek,
Ellerimle molozları eşerek
Bir yudum su yok mu diyerek
Bağıranlar çoğaldı mı kime ne?
Ben ölmüşüm, ben donmuşum ele ne

Bir adım ötesi karanlık çukur,
İnsanlar etrafta ezilmiş uyur
Kendime sorarım kaderim budur
Bağırsam çağırsam kime ne?
Ben yanmışım ben ölmüşüm ele ne?

Hani nerde devlet askerim nerde?
Gönlüme çektiler koskoca perde
Çocuklar ağlaşır depreşir yerde
Ben ölmüşüm, çocuk ölmüş kime ne
Ölüm kapımıza zincir vurmuş ele ne

İÇİMDEKİ CUMHURİYET               Dün yeni kitabım yayınlandı. İnsan yüzüne baktıkça ferahlıyor. Çok güzel olmuş. Üzerin...
17/03/2023

İÇİMDEKİ CUMHURİYET

Dün yeni kitabım yayınlandı. İnsan yüzüne baktıkça ferahlıyor. Çok güzel olmuş. Üzerindeki resimde bir ay var. Ayın içine Mustafa Kemal Atatürk’ün kafası yerleşmiş. İsmi de kendinden güzel,” İÇİMDEKİ CUMHURİYET.”
Bu kitabı uzun zamandır tasarlıyordum. Cumhuriyetin kurulduğu 1920’li yıllardan itibaren her on yıla bir hikâye yazarak cumhuriyetin nereden nereye geldiğini olaylarla anlatmak istemiştim. Bir türlü isim koymakta zorlanıyordum. Sonunda cumhuriyeti kutlama günü hikâyesinde adı geçen, İÇİMDEKİ CUMHURİYET isminden dolayı bu ismi vermeye karar verdim. Çok da güzel oldu.
Piyasaya çıkmadan önce tekrar okumaya karar verdim. Bazı yerlerinde öyle etkili olmuşum ki hikâye olduğunu bildiğim halde gözlerimin yaşına engel olamadım. Hatta birkaç hikâyede de aynı durumu yaşadım. Olay tabi ki kurgudan ibaretti. Fakat bazı anlatımlar kurgu olsa da yaşanmışlık tadını hiç bırakmıyordu. Bu da şunu gösteriyor hikâyeleri ben kafamdan uydurmuyordum. Tarihin derinliklerinde yaşanmış olayları o güne göre yaşatmaya çalışıyordum.
Tabi ki içlerinde bire bir yaşadığım olaylarda vardı. Onlar ise bu toplumun bilmesi gereken ve örnek alınması lazım olan kişiliklerimdi. Biz şu andaki duruma gökten inmedik. Hayatın birçok zorluklarını göğüsleyerek geldik. Nerede, ne zaman, kimler yüzünden çile çektik. Kimlerin hataları nedeniyle imtihanlardan geçtik. Adam kayırmaları, adama göre davranış göstermeleri, yaşamın acı ve tatlı yönlerini bu topluma anlatmaya çalıştık. Bazı yerlerde ağladık, bazı yerlerde mutlu olduk. Ama ibret alınması gereken bir hayat yaşadık ve onları yazıya döktük.
Hikâyelerin birçokları tarih hakkında gerçekleri anlatırken, dramatik hikâyelerde yaşanmış çileleri ve çekilen acıları bu günün insanına ders verir gibi anlatmaya çalıştık. Her olayda vatan sevgisi, Millet sevgisi, arkadaşlıklar ve ülkemizin yaşadığı acılar bir şekilde yaşatılmaya çalışıldı. O hikâyelerle cumhuriyete neden bağlı olduğumuz perçinlendi. O nedenle kitabın adı İÇİMDEKİ CUMHURİYET olarak isimlendirildi.
Ben rahmetli Ömer Seyfettin’in hikâyelerini çok okurdum. Ondaki vatan ve millet sevgisini kendi hikâyelerimde de yaşatmaya çalıştım. Belki onun kadar başarılı olamadım ama o sevgi seli her zaman kalemimden fışkırmış ve yazıya dökülmüştür. Çünkü ben halkımı çok seviyorum. Vatanımı çok seviyorum. Askerimi, polisimi, jandarmamı ve bayrağımı her şeyin üzerinde tutuyorum. Onlar bizim kırmızıçizgimizdir. Bunlara ilaveten daha önemli bir şey vardır ki, o da Atatürk sevgisidir. Kusura bakmasınlar ben onu kendi atam gibi gördüm ve sevdim. Ve onun karalanmasına dayanamıyorum. Birçok insanı kırdıysam ona saygısızlık yaptığından dolayı kırmışımdır. Ona saygısızlığı yukarıda saydığım değerlere saygısızlık gibi görüyorum.
Bunların dışında Allah ve Peygamberine bağlı bir insanım. Bazıları gibi din üzerinden menfaat sağlamayı benimsemem. Herkesin inancına da saygı duyarım. Ta ki dinime dokunana kadar. Kim dinime dokunursa karşılığını veririm. Bu da özel çizgimdir.
İÇİMDEKİ CUMHURİYET benim 9.ncu kitabımdır. Vatandaşlarımızın kesinlikle okumasını tavsiye ederim. Hele ki ortaokulda, Lise de ve Üniversitede çocuğu olanlar mutlaka okumalı. Bizim kendi ahlaki değerlerimize sahip çıkmalı. Bu dünyada her şeyin para olduğu kanısını unutmalıyız. İnsanımızı sevmeli, İnsanları hatalarıyla anlamalıyız. İnsanın insandan ırkla, inançla ve güçle üstün olduğunun yanlış olduğunu, insanın önce insan olması gerektiğini bilmeliyiz. Bunlar güzel değerlerdir. Bu nedenle bütün talebelerimize bu değerlerin aşılanmasını önemsiyorum.
Kısa zaman önce büyük bir deprem yaşadık. Bize yakın olan on bir büyük şehrimiz bu depremden etkilendi felç oldu. Bu şehirlerde on binlerce insanımız telef oldu. Aileler dağıldı perişan oldu. Allah yardımcıları olsun. Ölenlere rahmet diliyorum. Kimin ne olacağı belli olmaz. Her an hepimiz bir felaketlerin içinde kalabiliriz. İsterim ki el birliği içinde bu sorunu çözelim. El birliği ile birbirimize destek olalım. Siyasi ayırımcılıktan nefret ediyorum. Ayrıştırıcı dili istemiyorum. Kim birlik, beraberlikten, kardeşlikten yanaysa ona sarılalım. Cumhurbaşkanlığı seçimi bayram havasında yaşansın.
İÇİMDEKİ CUMHURİYET kitabıma bütün Aday adaylarımızın, Belediye başkanlarımızın ve Kültür ve Milli Eğitim camiamızın sahip çıkmasını temenni ediyorum. Ayrıca, Yeni Adana gibi kendi gazetemin ve bütün basının ilgi göstermesini diliyorum. Okumayan bir toplumdan hayır gelmez.

Address

İLBİSTANLI KÖYÜ
Kadirli

Telephone

05336922583

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when ŞAİR YAZAR posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to ŞAİR YAZAR:

Share