Dergin Partners Law Firm

Dergin Partners Law Firm DERGIN Partners Law Office is a modern practice offering expertise in many areas. Client care is of paramount importance to us.

Our main objective at Dergin Partners is to deliver the finest law service and best outcomes for our clients. We listen and respond objectively to our clients’ requirements from a position of strength, knowledge and experience. We are conscious of our clients’ needs and strive to provide a quality service to every client with the approach that a small claim is as important to an individual client

as a large financial transaction is to a corporate client. We provide a unique mix of legal excellence under one umbrella and completely aware of the commercial reality faced by our clients in the current market.

26/10/2015

Avrupa Birliği ile Adalet Bakanlığı'nın birlikte yürüttüğü 'İcra Dairelerinin Etkinliğinin Arttırılması' projesi kapsamında yapılacak

18/01/2014

Bu site, yargı kararlarına herkesin kolayca ulaşabilmesi ve yargı kararları içerisinde aranılan konu veya kavramların kısa sürede bulunabilmesi amacıyla kurulmuştur. İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir. Resmi Paylaşım Forumu ile mesle...

25/01/2013

DANIŞTAY 8.DAİRESİNİN 2012/5257 ESAS SAYILI KARARI İLE İLGİLİ AÇIKLAMA

KAYGILIYIZ !

Danıştay 8.Dairesinin, bir avukatın başörtülü fotoğraf ile kendisine kimlik verilmesi hususundaki talebinin Türkiye Barolar Birliğince reddedilmesi işlemine karşı açtığı dava sonucunda vermiş olduğu 2012/5257 Sayılı “Yürütmeyi Durdurma” kararı ile ilgili olarak bu aşamada aşağıdaki hususların kamuoyuna aktarılması gerekli görülmüştür:

1) Danıştay Kararında, birel bir işlemden hareketle TBB Meslek Kurallarının 20.maddesinin değerlendirmeye alınması ve özellikle “başları açık” ibaresinin yürütülmesinin durdurulması dikkat çekicidir. Böylelikle tartışma ve değerlendirme, dava konusu işlem olan avukatlık kimliğinde başörtülü fotoğraf olup olamayacağından çıkıp, avukatlık mesleğinin icrasına dair genel bir alana yaygınlaştırılmıştır. Bunun hangi amaçlara hizmet edeceği ve hangi sonuçlara yol açabileceği ise kamuoyunun malumudur.

2) Dairenin kararında avukatlık mesleğinin kamusal ve yargısal yanının bir yana bırakılarak, adeta ticari bir faaliyet gibi ağırlıklı vurgunun “serbest” bir meslek olmasına yapılması da avukatlık mesleğinin niteliğinin anlaşılamadığını göstermektedir. Gerçekten mesleğin özünü anlamak için 1136 Sayılı Kanunun 1/2. maddesinde yer alan “Avukat, yargının kurucu unsurlarından bağımsız savunmayı temsil eder” hükmünü, TCK’nun 6/1-d maddesinde yer alan “Yargı görevi yapan deyiminden; yüksek mahkemeler ve adli, idari ve askeri mahkemeler üye ve hâkimleri ile Cumhuriyet savcısı ve avukatlar” anlaşılır” hükmünü; 1136 Sayılı Avukatlık Kanununun 2.maddesinde yer alan “Avukatlığın amacı; hukuki münasebetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derece yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır. Avukat bu amaçla hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis eder” hükmünü; aynı Kanunun 76.maddesinde yer alan “…Barolar…hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak…amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarıdır” hükmünü dikkate almak zorunludur. Bu konuda ayrıca Anayasa Mahkemesinin, avukatlık sınavının kaldırılmasını içeren kanunun iptaline ilişkin kararının gerekçesine bakılmasında büyük yarar bulunmaktadır. Ancak öyle görülmektedir ki Daire, mesleğin bu özelliklerini, kamusal ve yargısal yönlerini bir yana bırakarak sadece bir “serbest” meslek olarak görmektedir. Bu mantıkla tıpkı avukat gibi yargının kurucu unsurlarından olan, yargı görevi yapan hâkim ve savcıları da bu şekilde görmek ve aynı “serbestiyi” bu meslekler için de öngörmek, yahut hakim ve savcılar için öngörülmeyen bir “serbesti” nin avukatlık mesleği için nasıl ve ne amaçla öngörüldüğünün izahı gerekir.



3) Avukatlık mesleğinin belirtilen özellikleri dikkate alındığında, Türkiye Barolar Birliği’nin en üst organı ve iradesi olan Genel Kurulca kabul edilen ve mesleğin amaç ve niteliğine uygun yürütülmesini temin için oluşturulan meslek ilkelerini de olağan karşılamak ve ona saygı göstermek ve kabullenmek zorunludur. Genel Kurulun meslek ilkelerini belirlemek bakımından açık bir üst norma ihtiyacı olmayıp bu husus mesleğin niteliğinden ve özelliğinden kaynaklandığı gibi, gerek 1136 Sayılı Kanun, gerekse TBB Yönetmeliği hükümleri bu dayanağı yeterince oluşturmaktadır. Dairenin kararda Avukatlık mesleği ile ilgili mevzuatı ve mesleğin özelliklerini dikkate almadığı görülmektedir.

4) Dairenin aynı şekilde, aksi yöndeki AYM, Danıştay ve AİHM kararlarını, ilgili TBB Disiplin Kurulu Kararlarını da hiçbir şekilde gözetmediği anlaşılmaktadır. Nitekim AİHM’nin, Leyla Şahin, Şenay Karaduman, Dahlab Kararları ve diğer kararlarında, AİHS’nin 9.maddesini yorumlarken Daire gibi düşünmediği, aksi yönde belirlemeleri olduğu bilinmektedir.

5) Yeni yapılanan ve bizzat Başkanının “idare ile uyumlu çalışma”, “idareye engel çıkarmama” şeklinde yeni ilkelerini belirlediği, bir süre önce Avukatlık Kanununun 76.maddesini de “farklı” yorumlayarak Baroların kamu adına dava açma ehliyetinin bulunmadığı kararını veren Danıştay’ın bu kararı bizi şaşırtmamıştır. Bununla birlikte Dava Daireleri Kurulunun mesleğin özelliklerini ve niteliğini daha derinlemesine düşüneceği umudumuzu korumak istemekteyiz.

Süreci yakından izlemeyi ve kaygılarımızı toplum ile paylaşmayı sürdüreceğiz

İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI

* İstanbul Barosu web sayfasından alıntıdır.

24/09/2012

Türk hukuk sisteminde bugünden itibaren yeni bir dönem başlıyor. Bireyler ve özel şirketler, iç hukuk yollarının tükendiği noktada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne değil, Anayasa Mahkemesi'ne başvuracak.

18/07/2012

Anayasa Mahkemesi CHP’nin başvurusu üzerine sağlık alanında yapılan tam gün yasasını düzenlemesini iptal etti.

17/07/2012

Politikayla ilgili olmadıkça, toplumu pek fazla ilgilendirmeyen konulardan birisi de, meslek
yaşamıdır.

Doktorları güçlükle ayırabilirsek, toplumda hiç bir meslek, özel yaşama avukatlar kadar karışmış değildir.

Avukatın uğraşısı, bir yandan yasama görevine benzer, öte yandan sanat ve edebiyata sıkı sıkıya bağlıdır. Hiç bir meslek, avukatlık kadar eski değildir ve hiç biri büyük bir ülküye, onun kadar soyluca sadık kalmamıştır.

Yaşam karşısında yasalar, daima karanlık ve noksandır. Yasalan aydınlatan ve bir bakıma yasa koyucu gibi de düşünmek zorunda olan, avukatlardır.

Bir yargıcın bulunduğu her yerde, en az iki avukat vardır. (Yargıçlar, davacı ve davalılarla baş başa kalsalardı... Ne kadar sıkıcı olurdu.)

Avukatlar; “Yalnızca bağımsız insan olmayı değil, fakat insanların en bağımsızı olmayı, onur sayarlar”, yalnızca yasaları uygulamakla yetinmezler, hukuku yaratmaya ve yaşatmaya da çalışırlar. Avukat, “hakkın yapıcısıdır”. Avukatlık, bir “savunma sanatı ve görevidir.”

Yasalarımızda “görev” yönüyle avukatlık, “iş sahibi- işçi” ilişkisi içinde ele alınmıştır. “Sanat” özelliği ise, dava dilekçelerinde bile önemsenmemektedir. (İş çokluğu. . . Nedeniyle olsa gerek).

Çok eski zamanlarda, “Müşterinin minnettarlığının ihtiyari vergisi” olarak kabul edilen “hukuksal yardımın” günümüzdeki karşılığı, “vekalet ücreti” ve “avukatlık parası”dır.

Ne minnettarlık duymak, ne de isteğe bağlı da olsa “vergi” ödemek isteyen günümüz insanı için avukata verilen, yalnızca bir “ücret” ve “para”dır.

Ücret ve para.. . tüm görevler . için kuşkusuz, emeğin karşılığıdır. Sanat ise nesnel karşılığı düşünülmeden sürdürülen, “düşünsel” bir çalışmadır.

Savunma sanatı’nın gerçek karşılığı, ancak her davada hukukun ve adaletin somutlaştırılması olabilir. (Ancak önemli olan, iş sahibinin sanat anlayışıdır).

“Yasa insanı” ile ”hukuk insanı” arasındaki mücadele, avukatın iç dünyasındaki hesaplaşmasıdır. (Hukuk devletinde yalnızca yasaları uygulayanlar ile, yasalara ve uygulayıcılarına rağmen hukuk devletini savunanlar arasındaki fark, fark edilmeyecek incelikte, fakat pek keskindir).

Avukat, davasını yasalara dayandırıp, konuyla ilgili örnek kararlar bularak, “görevi”ni yerine getirmiş olur. Avukatın, davasını kazanması ya da kaybetmesi sonuçta, örneğin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (HGK) kararına bağlıdır.

Yasaya göre, yargıç için uyulması zorunlu olan HGK’nın, o ana kadar geçerli olan ve avukatın da dayanmış olduğu, görüşünü değiştirebilmesi ise, her zaman olasıdır. “Oysa hukuk, insanların alınyazılarını rastlantılara bırakmayan bir disiplinin adıdır.” (Sn. Sani Selçuk, Yargıtay 4. Ceza Dairesi Başkanı).

HGK’nın o dava için “tartışılmaz kararı” ile, avukatın “yasa insanı” olarak müvekkiline karşı “görevi” sona erer.

Her dava, “kuşku” ile başlar (ve biter).

Yargısal adaletin doğurduğu kuşku ile, “kesinleşen karar” üzerinde avukatın “otopsi” yapması, “görevinden” önce ve sonra, “hukuk insanı” olmasından, olması gerekmesindendir.

“... Yasaların yeterliliğini ve gerçekliğini araştırmayan, kötülükleri eleştirmeyen kimse hukukçu olamaz. Hukukçu korkusuz ve bağımsızdır.” (Sn. Yekta Güngör Özden, Ay. Mah. Bşk. “Hukukun Üstünlüğüne Saygı” s. 54).

Yargıcı (olay hakkında bile) içtihatlarla bağlayan, “düşünce üretmeyen yargıç” isteyen bugünkü yargılama sistemimizde, müvekkilini “hukuk insanı” olarak savunmak, avukat için zor fakat “olması gereken”dir.

Adaletin gerçekleşebilmesi (Ey bakire, gözlerin açılmalı) ancak, “düşünen ve hükmüne güvenen yargıç”ın “direnme kararı” vermesine, verebilmesine bağlıdır.

Yargısal adaleti (içtihatlara rağmen) gerçekleştirebilmek, avukatlık sanat ve görevidir.

Adaletle müvekkili arasında, yalnız bir insandır avukat.

Av.Hulusi Metin,
Cumhuriyet,20.07.1993

04/07/2012

Yeni çıkan bir yasa ile; apartmanlara hekim ve iş güvenliği uzmanı çalıştırma mecburiyeti getiriliyor. Buna uymayanlara, onbinlerce hatta yüzbinlerce lira ceza kesilecek.

25/05/2012

AVUKATA HACİZDE SALDIRANLARA 12 YIL HAPİS CEZASI VERİLDİ

İstanbul Barosu Avukatlarından Vildan Bakırcı Küçükçekmece’de 02.08.2010 tarihinde borçlunun ikametgâhında haciz işlemlerini gerçekleştirdiği sırada borçlu ve yakınları tarafından saldırıya uğramıştı.

Saldırıyı gerçekleştiren ve meslektaşımızın görevini engelleyen 4 kişi güvenlik kuvvetleri tarafından gözaltına alınmış olup şüphelilerden bir kişi tutuklanmıştı.

Küçükçekmece 2. Asliye Ceza mahkemesinde yapılan yargılamaya İstanbul Barosu Başkanlığı müdahil olarak katılmış ve Avukat Hakları Merkezimiz tarafından dosya takip edilmiştir.

24.05.2012 tarihinde yapılan son oturumda karar açıklandı.

Mahkemece; sanıklardan ikisine yargı görevi yapan avukata karşı kasten suçu işlediği sabit görülerek “görevi yaptırmamak için direnme” suçundan dolayı (TCK.265/2) 2 YIL 8 AY hapis cezasına ve kamu görevlisine hakaretten dolayı (125/3-a) 1 YIL hapis cezası olmak üzere toplam 3 YIL 8 AY hapis cezasıyla mahkûmiyetlerine karar verildi.

Mahkeme ayrıca sanıkların olaydan sonraki tutum ve davranışı, pişmanlık duyduklarına dair her hangi bir tutum sergilememeleri, katılanın maddi manevi zararlarını gidermemeleri göz önüne alınarak TCK. 62. Maddesinin ve CMK. 231. Maddesinin uygulanmasının yer olmadığına da karar verdi.

Diğer iki sanığa ise yargı görevi yapan avukata karşı kasten suçu işlediği sabit görülerek “görevi yaptırmamak için direnme” suçundan dolayı (TCK.265/2) 1 YIL 4 AY hapis cezasına ve kamu görevlisine hakaretten dolayı (125/3-a) 1 YIL hapis cezası olmak üzere toplam 2 YIL 4 AY hapis cezasıyla mahkûmiyetlerine karar verildi.

*İstanbul Barosu web sitesinden alıntıdır.

12/04/2012

MANİSA BAROSU BAŞKANLIĞI’NIN YAPTIĞI KAMUOYU AÇIKLAMASI

KAMUOYUNA,
Bu yıl Avukatlar Gününü; savunma hakkının temsilcileri avukatlara yönelik fiili saldırılar, gözaltılar, kelepçelenmeler, tutuklamalar, duruşma salonlarında hakaret ve tehdide uğramalar, savunmaya tahammülsüzlük, Afyon Baromuz üyesi bir meslektaşımızın menfur bir saldırı sonucu ölümü gibi pek çok acı olayın gölgesinde kutladık.

Tam da hafta etkinliklerimiz sürerken İstanbul Özel Yetkili 10 Ağır Ceza Mahkemesi tarafındanİstanbul Barosu Başkan ve Yönetim Kurulu üyesi meslektaşlarımıza yönelik yapılan suç duyurusu haberi ile sarsıldık.

İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal ve Yönetim Kurulu üyesi meslektaşlarımız, 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.04.2012 günü yapılan celsesine katılmak suretiyle Avukatlık Kanunu'nun 76 ve 97. maddelerinin Barolara yüklemiş olduğu görev nedeniyle mahkeme heyetinden bir dizi talepte bulunmuşlardır. Bu taleplerinin konusu, kamuoyunda Balyoz Davasıolarak bilinen davada savunma hakkının ihlal edilmesi ve meslektaşlarımızın cüppe bırakmaya zorlayan avukatlık mesleğine yönelik saldırılardır.

Bu talepler üzerine İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi , ara kararınında "….bu davranışlarının adil yargılamayı etkilemeye yönelik olduğu dikkate alındığındaİstanbul Barosu Başkanı ile sundukları dilekçede isimleri bulunan ve İstanbul Barosu Başkanıyla birlikte duruşmaya giren avukatlar hakkında gereğini takdir ve ifası için Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına, disiplin işlemi bakımından da Türkiye Barolar Birliği Başkanlığına müzekkere yazılmasına…" karar verilmiştir.

İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu üyesi meslektaşlarımızın maruz kaldıkları uygulama ile genel olarak savunmayı ve onun temsilcisi avukatı şekli bir unsur olarak gören, savunma görevinin etkin ve işlevsel bir biçimde yapılmasını engelleyen, savunma hakkını kısıtlayan, ortadan kaldıran uygulamalara karşı Barolar olarak diyoruz ki;

- Yargı, sadece hâkim ve savcıdan ibaret değildir. TCK'nun 6. maddesi avukatı da hâkim ve savcıgibi yargı görevi yapan olarak tanımlamaktadır.

- Yargılama faaliyetinin, Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri ve adil yargılanma ilkelerine aykırı olarak, sadece hakim ve savcılardan müteşekkil mahkemelerce yürütülmesi, çağdaş hukuk sisteminde terk edilmiştir.

- Bu çerçevede avukat, mahkemelerdeşekli olarak varlığı gereken bir kişi değil, yargılamanın kurucu unsuru olarak ceza yargılamasının olmazsa olmazı savunma faaliyetinin asli bir parçası ve süjesidir.

- Avukat, hukuk devletinin ve adil yargılanma hakkının temeli olan savunma hakkının etkin ve işlevsel olarak yerine getirilmesi için duruşmanın her aşamasında gerek usule gerekse esasa ilişkin beyanda bulunması savunmanın ve onun temsilcisi avukatın engellenmemesi gereken yasal hakkıdır. Bu hakkın engellenmesi sanığın savunma hakkının engellenmesi anlamındadır.

- Avukata söz verilmemesi kanuna ve hukuka aykırı bir tutumdur.

- Avukata söz verilmeyerek duruşmadan çıkarılması, makul bir gerekçe olmaksızın ve orantısız olarak 16 celse, hatta esas hakkındaki savunmaya kadar duruşmalardan men edilmesi gibi uygulamalar, hukuka aykırılığı da aşan keyfi ve yasal sorumluluk gerektiren bir tutum ve uygulamadır.

- Üstelik bununla da yetinilmeyerek avukatların savunma görevlerini yapmalarına bağlı olarak haklarında sistematik suç duyurularında bulunulması, savunmayı sindirme ve yıldırmaya yönelik, bir tür "gözdağı" niteliğindedir.

- Savunma mesleğinin özgürce, her türlü etki ve baskıdan uzak olarak yapılabilmesi, bizzat savunma hakkının ve hak arama özgürlüğünün kendisi için vazgeçilmez değerdedir.

- Savunma hakkı, her bir birey ve toplumun bütünü için temel ve ortak bir güvence olmasının yanısıra, yargılama faaliyetini demokratikleştiren, hukuk güvenliğini sağlayan asli bir unsurdur.

- Avukatların, yasal savunma görevleri nedeniyle "Terörle Mücadele Kanunu (m. 6)" kapsamında ve hatta "Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs (TCK m. 288)" iddialarıyla keyfi olarak suçlanması, sonuç olarak savunma hakkının ortadan kaldırılması gibi vahim sonuçlar doğuracaktır.

- Avukatın müvekkilini savunmak amacıyla karşılaştığı haksızlıkları, haksızlık nedenlerini ve bu haksızlığa yol açan uygulamaları her ortamda eleştirmesi hem hakkı,hem de asli görevidir.

- Temel hak ve özgürlüklere aykırılıkların kamuoyu ile paylaşılması savunma hak ve görevin en doğal sonucudur ve bu nedenle hukuka aykırılıktan söz edilmesi de mümkün ve doğru değildir.

- Bu işlevini hakkıyla ve gereği gibi yapabilmesi için savunma mesleğinin, özgür bağımsız ve dokunulmaz olması gerekir. Savunma mesleğini etkisizleştirme, sindirme, terbiye etme, bağımlı kılma amacına yönelik girişimler kaygı verici boyuta ulaşmıştır.

Savunmaya ve avukata yönelen her türlü hukuka aykırı uygulamalara, tehditlere, gözdağı vermelere, görevi nedeniyle gözaltına alınmalarına, tutuklanmalarına karşıgerekli her türlü meşru-demokratik tepkimizi göstermekte kararlıolduğumuzu ve İstanbul Barosu Başkan ve Yönetim Kurulu üyesi meslektaşlarımız hakkında yapılan suç duyurusuna karşı onlarla dayanışma içinde olduğumuzu tüm kamuoyuna duyururuz.

11/04/2012

“İSTANBUL BAROSU HAKKINDA SORUŞTURMA AÇILDIĞI” HABERLERİ ÜZERİNE, MUĞLA BAROSU BAŞKANLIĞININ YAPTIĞI KAMUOYU AÇIKLAMASI

Avukatlar niçin var? Bu soruya en yalın yanıt; “Müvekkillerinin haklarını savunmak için” diye verilir.
“Hak arama hakkı ve özgürlüğü” nün en çok korunması gereken yer ise mahkemelerdir.
Özellikle sanıklar için; Söyledik, söylemeye devam edeceğiz.
Kişi sanık oldu mu, iddianamede {Davacı: “K.H.”} yazar. Yani kişi Kamu Hukuku/ Otoritesi ile karşı karşıya gelir. Bu teknik anlamda “Devlet” demektir.
Devlet ve Kişi… Devletin; Adamı var, parası var, silahı var kısaca sınırsız olanaklar var. Yurttaşın/Kişinin nesi var? Hukuku var!... İşte avukat; kişinin/sanığın hukukunun mahkeme önündeki biricik savunucusudur. Bu nedenle “hukuk devletinde”, “özgür ve bağımsız” savunma kurucu unsurdur. Özgür ve bağımsız savunma yargının ve giderek “mülk’ün” meşruiyet temelidir.
Savunma görevini serbestçe yapacağı kanun ile teminat altına alınmış avukat; yaptığı savunmalar nedeniyle kovuşturmaya uğruyorsa… O korkmadan savunmasını yapmaya ediyor ve fakat bu kez savunmaları kısıtlanıyorsa… Bu kısıtlamayı göğüslemek için gösterdiği çabalar, daha da ileri gidilerek, duruşmalardan atılması, uzaklaştırılması sonucunu veriyorsa… Soru gündem olur. Barolar niçin var?
”Adaletbiz” sitesine göre: [Olay şudur; Kocasakal baro yönetimi ile birlikte İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin duruşma salonuna girmiş, sanık savunma bölümüne geçerek başkandan konuşma için izin istemiş, başkan kendisine hangi sıfatla konuşacağını sormuş, Kocasakal “Adil yargılama kurallarına uyulmadığı, sanık müdafii meslektaşlarının haklarının ihlal edildiği, taleplerinin reddedildiği, usulsüz olarak salondan çıkartıldıkları, bu şekildeki uygulamanın yasal olmadığı, Avukatlık Kanununun 76, 95, 97 maddeleri gereğince Baro yönetiminin tespitte bulunabileceğini belirterek yargılamadaki adil olmayan uygulamaların giderilmesini..” talep etmiştir. Kocasakal konuşmasından sonra mahkemeye bir dilekçe sunmuştur.]
Sayın C.Savcısı da; bu eylemin TCK md. 288 de yer alan” adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” oluşturduğu iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuştur.
Birincisi: Baronun eylemi suç değildir. Md. 288 maddi hukuk hükmüyle ilgilidir. Eylem, davanın esasına ilişkin bir eylem değildir. İstanbul Barosu savunmayı savunmuştur. Anayasada yer alan bir istemde bulunmuştur.
Adil yargılama bir usul kurumudur. İstemi bir usul istemidir. Sayın Av. Ü. Kocasakalın sunduğu dilekçenin içeriğinde davanın esasına, hükmün nasıl olması gerektiğine ilişkin bir imada bile bulunulmamıştır.. “Adil yargılama” isteminin adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs oluşturduğu iddiasının hukuksal açıklaması yoktur. Sayın Savcı “Büyük Prensip Hatası” yapmıştır.
İkincisi : Baronun eylemi hukuksal meşruiyetin yanı sıra demokratik meşruiyete de sahiptir. Muhatabın huzuruna gelinmiş, Amaç nezaketle açıklanmış, yazılı bir metin halinde sunulmuş. Ve barışçıl biçimde salondan ayrılınmış tır.
Üçüncüsü : “ Yasa Barolara böyle bir görev yüklememiştir “deniyor?
“Erdem toplumdan kovulsaydı son sığınağı avukatların yanı olurdu”.. Avukatlar mahkemeden kovulursa nereye sığınacaklar? Onlara kim sahip çıkacak?
Barolar niçin var? Baro Başkan ve yöneticisi, üyesi avukatı dünyaya karşı , yeri geldiğinde görev yaptığı mahkeme heyetine karşı da savunmayacak da ne yapacak?
Barolar, avukatların özellikle -savunma haklarını- yer ve zaman gözetmeksizin savunmak zorundadırlar. Avukatlar ve Barolar ilişkisinde doğal hukuk bunu emreder. Yazılı olmayan ,olması da gerekmeyen temel yasa budur.
Baro’yu suçlamak yerine “dünyanın en büyük barosu neden buna ihtiyaç duydu” diye sormak gerekir…. Biraz tarih bilinci: Avukatların, savunmaları nedeniyle cezalandırıldığı ceza tehdidi altına sokulduğu zamanlar hangi zamanlardır? Avukatların sesinin kısılmak istendiği zamanlar ne zamanlardır?
İstanbul Barosu Türk Yargısının itibarını korumaktadır. Ümit Kocasakal ve arkadaşlarının eylemi 2400 yıl önce yapılmış bir çağrının, bir davetin yinelenmesidir. “Bir yargıç, iyi niyetle dinlemeli, akıllıca karşılık vermeli, sağlıklı düşünmeli, tarafsızca karar vermelidir. “ demişti Sokrates.
AVUKATLAR NİÇİN VAR? Silivride görev yapan avukatlar -haklarında açılan soruşturma ve kovuşturmalara rağmen- bu sorunun onurlu yanıtını verdiler.
BAROLAR NİÇİN VAR? İstanbul Barosu da bu sorunun onurlu yanıtını vermiştir.
Mesele budur ve Muğla Barosu “savunmayı savunan” İstanbul Barosuyla tam bir dayanışma içinde olduğunu beyan ve ilan eder.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Av. Mustafa İlker GÜRKAN
Muğla Barosu Başkanı

22/02/2012

"ANONİM ŞİRKETLER AVUKAT BULUNDURMAK ZORUNDADIR". ANAYASA MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARARINI AÇIKLADI (*)

Avukatlık Kanununun 35.Maddesi gereğince Anonim Şirketler ile Yapı Kooperatifleri sözleşmeli avukat bulundurmak zorundadırlar.

Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesinde açtığı 2010/10 sayılı dava ile 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 35. maddesinin, 23.1.2008 günlü, 5728 sayılı Yasa’nın 329. maddesiyle değiştirilen üçüncü fıkrasının “anonim şirketler” yönünden iptaline karar verilmesi talep etmişti.

Anayasa Mahkemesi, 30 Haziran 2011 tarihli görüşmesinde, yasa hükmünün Anayasaya aykırı olmadığına karar vererek Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesinin talebini reddetti.

Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararı 18.Şubat.2012 gün ve 28208 sayılı resmi gazetede yayınlandı.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:

Esas Sayısı : 2010/10

Karar Sayısı : 2011/110

Karar Günü : 30.6.2011

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU : 19.3.1969 günlü, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 35. maddesinin, 23.1.2008 günlü, 5728 sayılı Yasa’nın 329. maddesiyle değiştirilen üçüncü fıkrasının “anonim şirketler” yönünden, Anayasa’nın 2., 10., 20., 38. ve 48. maddelerine aykırılığı savıyla iptaline karar verilmesi istemidir.

I- OLAY

Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tebliğ edilen idari yaptırım kararına karşı yapılan itirazda, itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

II- İTİRAZIN GEREKÇESİ

Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:

“1- Anayasanın 2. maddesinde yeralan hukuk devleti ilkesinin gereği olarak özellikle kanunda ceza yaptırımına bağlanan eylemlerin kapsamının açık ve net olarak düzenlenmesi ve tereddüt oluşturmaması gerekmektedir, iptali istenen madde ile getirilen sözleşmeli avukat bulundurma zorunluluğu kapsamı açık ve net değildir. 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 35. maddesinde yalnız avukatların yapacağı işler olarak hukuki danışmanlık hizmeti, dava ve iş takip hizmeti belirlenmiş olup anılan yasa maddesinin zorunlu sözleşmenin hangi hizmeti veya hizmetleri kapsayacağı açık ve net olarak belirlenmemiştir.Yasal düzenlemede, düzenleniş şekli ve düzenleme öncesi cümle dikkate alındığında anonim şirketin açtığı ve hakkında açılan davada avukat sözleşmesi zorunluluğu öngörüldüğü izlenimi vermekte ise de, uygulamada danışmanlık hizmeti sözleşmesi yapılması istenmekte ve bu şekilde uygulama yapılmaktadır. İptali istenen yasa maddesinde sözleşme konusu hizmetin niteliği belirtilmemiş olması farklı yorum ve uygulamaya yolaçmakta hukuki kargaşa ve karmaşaya sebebiyet vermektedir. Özel hukuka ilişkin ve sözleşme özgürlüğü kapsamında bulunan tarafların özgür iradeleri ile yapmaları veya yapmamaları gereken bir hukuki ilişkinin kanunla zorunlu tutularak yaptırıma bağlanması ve bu düzenlemenin de kapalı ifadeler ile uygulamada karmaşa oluşturacak şekilde yapılması öncelikle Anayasanın 2. maddesi düzenlenen hukuk devleti ilkesine aykırıdır.

2- İptali istenen kanun hükmü ile, sermayesi belli bir miktarı geçen anonim şirketler için sözleşmeli avukatlık zorunluluğu getirilmesi, diğer şirketler için benzer düzenleme getirilmemiş olması Anayasanın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırıdır.

3- Anayasanın 48. maddesinde sözleşme özgürlüğü düzenlenmiş olup sözleşme özgürlüğü, özel hukuktaki irade özerkliği ilkesinin Anayasaya yansıması olup özel hukuk alanında kişilerin yasal sınırlar içerisinde istedikleri hukuki sonuca bu yoldaki iradelerini yeterince açığa vurarak istedikleri sonuca ulaşabilmelerini ifade etmektedir. Bu anlamda bir grup anonim şirket için belli meslek grubu mensupları ile sözleşme zorunluluğu getirilmesi ve uyulmaması halinde idari para cezası yaptırımı öngörülmesi sözleşme özgürlüğüne müdahale niteliğindedir. Sermayesi belli bir miktarı aşan anonim şirketler zorunluluk olması bile avukat ile sözleşme yapmakta kendilerini davalarda avukat vasıtası ile temsil ettirmektedir. Bu kanun hükmüne dayanılarak Avukatlık Kanunu Yönetmeliğinde yapılan değişiklik ile, sözleşmenin ne şekilde yapılacağı, hangi şartları ihtiva edeceği, anlaşmazlık durumunda ne şekilde çözümleneceğine dair sözleşmeye konacak hükümler belirlenerek yazılı sözleşme ile serbest meslek makbuzunun baroya verilmesi gibi hususlara yer verilmiştir. HUMK, CMUK gibi temel usul yasalarında dahi temsil için avukatın herhangi bir makama sözleşmenin verilmesi öngörülmemiş ve vekaletnamenin verilmesi yeterli görülmüş iken bu yasa hükmü ile Avukat ile müvekkili arasında ticari sır niteliğinde bulunan sözleşmenin sır olmaktan çıkarılarak hiç gerekmediği halde sözleşmenin bir yerlere verilmesinin öngörülmesi hem sözleşme özgürlüğüne hem de Anayasanın 20. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliği ilkesine aykırıdır.

4- İptali istenen yasa maddesinde düzenlenen eylemin yaptırımının 4857 sayılı oluşturulmuş Asgari Ücret Tespit Komisyonu belirlediği asgari ücrete endekslenmiş olması Anayasanın 38/3. maddesinde konulan ceza ve ceza yaptırımı yerine geçen güvenlik tedbirlerinin yasayla düzenlenmesi ilkesine aykırıdır.

SONUÇ VE TALEP:Yukarıda Anayasa’ya aykırılık nedenlerini ayrıntılı olarak belirttiğimiz 1136 sayılı Kanunun 35/3. maddesinin mahkememizde görülen davanın Anonim Şirketler ile ilgili olması nedeniyle anonim şirketler ile sınırlı olarak İPTALİNE karar verilmesini saygı ile arz ederim. 22.01.2010”

III- YASA METİNLERİ

A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları

19.3.1969 günlü, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 35. maddesinin, 23.1.2008 günlü, 5728 sayılı Yasa’nın 329. maddesiyle değiştirilen üçüncü fıkrası şöyledir:

“Dava açmaya yeteneği olan herkes kendi davasına ait evrakı düzenleyebilir, davasını bizzat açabilir ve işini takip edebilir. Ancak, Türk Ticaret Kanununun 272 nci maddesinde ön görülen esas sermaye miktarının beş katı veya daha fazla esas sermayesi bulunan anonim şirketler ile üye sayısı yüz veya daha fazla olan yapı kooperatifleri sözleşmeli bir avukat bulundurmak zorundadır. Bu fıkra hükmüne aykırı davranan kuruluşlara Cumhuriyet savcısı tarafından sözleşmeli avukat tayin etmedikleri her ay için, sanayi sektöründe çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için suç tarihinde yürürlükte bulunan, asgarî ücretin iki aylık brüt tutarı kadar idarî para cezası verilir.”

B- Dayanılan Anayasa Kuralları

Başvuru kararında Anayasa’nın 2., 10., 20., 38. ve 48. maddelerine dayanılmıştır.

IV- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca, Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın katılımlarıyla 25.2.2010 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

V- ESASIN İNCELENMESİ

Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Başvuru kararında, itiraz konusu fıkra ile Türk Ticaret Kanunu’nun 272. maddesinde belirtilen esas sermaye miktarının beş katı veya daha fazla esas sermayesi bulunan anonim şirketlerin, aksine davrananların idari para cezası ile cezalandırılacakları belirtilerek, avukatlık sözleşmesi yapmaya zorlanmalarının ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 35. maddesinde yalnız avukatların yapacağı işlerin hukuki danışmanlık ile dava ve iş takip hizmetleri olarak belirlenmesi karşısında, anonim şirketler için getirilen sözleşmeli avukat bulundurma zorunluluğunun kapsamının açık bir şekilde belirlenmemesinin, Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devletine ve 48. maddesinde düzenlenen sözleşme özgürlüğüne; bu zorunluluğun sadece esas sermayesi belirlenen miktarı geçen anonim şirketler için getirilmiş olmasının Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesine; idari para cezasının miktarının Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından belirlenen asgari ücrete endekslenmiş olmasının Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen ceza ve ceza yaptırımı yerine geçen güvenlik tedbirlerinin yasayla düzenlenmesi ilkesine; ayrıca Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Kanunu Yönetmeliği’nde itiraz konusu fıkraya dayanılarak yapılan değişiklik ile avukatlık sözleşmenin ne şekilde yapılacağına, hangi şartları ihtiva edeceğine, sözleşmeden doğan anlaşmazlıkların nasıl çözümleneceğine ve yazılı sözleşme ile serbest meslek makbuzunun baroya verilmesi gerektiğine dair hükümlere yer verilerek avukat ile müvekkili arasında ticari sır niteliğinde bulunan sözleşmenin sır olmaktan çıkarılmasının, sözleşme özgürlüğüne ve Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliği ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 35. maddesinin itiraz konusu üçüncü fıkrasında dava açmaya yeteneği olan herkesin kendi davasına ait evrakı düzenleyebileceği, davasını bizzat açabileceği ve işini takip edebileceği belirtildikten sonra, Türk Ticaret Kanunu’nun 272. maddesinde öngörülen esas sermaye miktarının beş katı veya daha fazla esas sermayesi bulunan anonim şirketlerin sözleşmeli bir avukat bulundurmak zorunda oldukları, bu zorunluluğa uymayan kuruluşlara Cumhuriyet savcısı tarafından sözleşmeli avukat tayin etmedikleri her ay için, sanayi sektöründe çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için suç tarihinde yürürlükte bulunan asgarî ücretin iki aylık brüt tutarı kadar idarî para cezası verileceği hükme bağlanmıştır.

6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nu 269. ve devamı maddelerinde düzenlenen anonim şirket, en az beş kişinin belli bir iktisadi gaye ve konu ile uğraşmak üzere bir unvan altında kurdukları, esas sermayesi belirli ve paylara bölünmüş, borçlarından dolayı yalnız mameleki ile sınırlı sorumlu ve ortaklarının sorumluluğu yüklendikleri sermaye payları ile sınırlandırılmış bulunan, hak ehliyeti işletme konusu ile sınırlı, tüzel kişiliğe sahip bir ticaret şirketidir.

Küçük sermaye birikimlerini büyük malî, ticarî ve sanayi kuruluşlar durumunda toplayan anonim şirketler, günümüzde en önemli iktisadî ve sosyal müesseseler arasında yer almışlardır. Bünyelerinde pay sahiplerine, şirket çalışanlarına, şirket alacaklılarına ve topluma ait birbiriyle çatışan farklı çıkarları barındıran anonim şirketler, sağladıkları büyük sermayelerle, sınırlı sorumluluğun ve tüzelkişi olmanın verdiği olanaklardan da yararlanarak, önemli girişimler gerçekleştirmişler ve ülkelerinin kalkınmalarında yararlı olmuşlardır. Bu bakımdan özelikle esas sermayesi büyük olan anonim şirketlerin, bünyelerinde barındırdıkları farklı çıkarlar arasında denge kurulabilmesi ve halkın bu şirket türüne olan güveninin sarsılmaması için kârlılık ve çağdaş işletmecilik esaslarına uygun olarak verimli biçimde çalıştırılmaları büyük önem taşımaktadır. Anonim şirketlerin çok sayıda ortağı ilgilendiren faaliyetleri, bu kuruluşların toplumda pay sahibi ve yatırımcı kitlesini, çalışanları ve üretilen mal ve hizmetlerin pazarlandığı piyasayı aşan sosyal ve ekonomik etkiler oluşturmalarına yol açmıştır.

Anayasa’nın çeşitli maddelerinde yer alan, “...kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak...” (madde 5), “...Devlet, özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır (madde 48); ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı... planlamak....” (madde 166); Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır...” (madde 167); şeklindeki hükümler, Devletin ekonomik hayatın işleyişini düzenlemek ve gerektiğinde bu alana müdahalede bulunmakla görevli kılındığını ortaya koymaktadır.

İtiraz konusu fıkranın ikinci cümlesi ile Türk Ticaret Kanunu’nun 272. maddesinde öngörülen esas sermaye miktarının beş katı veya daha fazla esas sermayesi bulunan anonim şirketlerin sözleşmeli bir avukat bulundurmak zorunda oldukları belirtilerek, esas sermayesi belli büyüklüğe ulaşmış anonim şirketlerin, kurumsal varlıklarını bünyelerinde barındırdıkları farklı çıkarlar arasında adil bir denge kurarak devam ettirebilmeleri için başlangıçtan itibaren yaptıkları her türlü işlemin daha sonra hukuki uyuşmazlığa yol açmayacak şekilde, sağlam bir hukuk temelinde yapılması ve bu şekilde kârlılık ve çağdaş işletmecilik esaslarına uygun olarak verimli biçimde çalıştırılabilmeleri amaçlanmıştır. Başvuru kararında itiraz konusu kural ile getirilen avukat bulundurma zorunluluğunun kapsamının açık ve net olarak belirlenmediği ileri sürülmekte ise de, itiraz konusu kuralın gerekçesinde yargı önüne giden uyuşmazlıkların büyük bir kısmının hukukî ilişki kurulurken gerekli özenin gösterilmemesinden kaynaklandığı belirtildiğinden, yapılan düzenleme ile anonim şirketlerin sadece taraf oldukları davalarda değil, hukuki uyuşmazlık doğmadan önce de avukat bulundurarak, avukatın hukuki yardımından yararlanmalarının amaçlandığı anlaşılmaktadır.

Anayasa’nın 10. maddesinde herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu belirtilmiştir. Eşitlik ilkesinin amacı, hukuksal durumları aynı olanların kanunlarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere kanun karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik ilkesi zedelenmiş olmaz.

Yasal unsurları açısından aynı yapısal özelliklere sahip olmakla birlikte, esas sermayeleri büyük miktarlara ulaşan anonim şirketler, sosyal ve ekonomik hayattaki işlevleri bakımından diğerlerine göre farklılık arz etmektedir. Bu nedenle toplumun sosyal ve ekonomik düzenini önemli ölçüde etkileyebilecek büyüklüğe sahip olan anonim şirketlerin işlevlerini sağlıklı bir şekilde yerine getirebilmeleri için kamu otoritesi tarafından bu şirketlerin faaliyetlerine diğerlerine göre farklı şekillerde müdahale edilebilmektedir. Yasakoyucu itiraz konusu kural ile anonim şirketlerin işlevlerinin farklılaşmasına yol açan sermaye miktarının sınırını “Türk Ticaret Kanunu’nun 272. maddesinde ön görülen esas sermaye miktarının beş katı veya daha fazlası” olarak takdir etmiştir. Bu kapsamda esas sermayesi bu miktar ya da üzerinde olan anonim şirketler ile esas sermayesi bu miktardan az olan anonim şirketler, toplumun sosyal ve ekonomik düzenini etkileyecek işlevsel özelliklere sahip olmaları bakımından aynı hukuksal konumda bulunmadıklarından, bunlara farklı kurallar uygulanması eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz.

Yasakoyucunun ceza alanında yasama yetkisini kullanırken Anayasa’nın temel ilkelerine ve ceza hukukunun ana kurallarına bağlı kalmak koşuluyla, toplumda belli eylemlerin suç sayılıp sayılmaması, suç sayılırsa hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımıyla karşılanmaları gerektiği, hangi durum ve davranışların ağırlaştırıcı ya da hafifletici öge olarak kabul edileceği konularında takdir yetkisi vardır. Bu yetki, idari yaptırımlar bakımından da geçerlidir.

Anayasa’nın 38. maddesinde “…Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur…” denilerek suç ve cezanın yasallığı ilkesine yer verilmiştir. Bu ilkenin zorunlu sonuçlarından biri de belirlilik ilkesidir. Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri olan belirlilik ilkesi, suçun unsurlarının ve verilecek cezanın tereddüde yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir, nesnel, makul bir düzeyde öngörülebilecek ve keyfi uygulamalara yol açmayacak biçimde belirlenmiş olmasını gerektirir.

İtiraz konusu fıkranın üçüncü cümlesi ile sözleşmeli avukat bulundurma zorunluluğuna uymayan anonim şirketlere verilecek idari para cezasının miktarı, sözleşmeli avukat tayin etmedikleri her ay için sanayi sektöründe çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için suç tarihinde yürürlükte bulunan asgarî ücretin iki aylık brüt tutarı olarak belirlenmiştir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 39. maddesinde asgari ücretin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca Asgari Ücret Tespit Komisyonu aracılığı ile en geç iki yılda bir belirleneceği, Komisyon kararlarının kesin olduğu ve Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.

İptali istenen Yasa kuralı uyarınca, sözleşmeli avukat bulundurma zorunluluğuna uymayan anonim şirketlere verilecek idari para cezasının hesabında, sanayi sektöründe onaltı yaşından büyük işçiler için belirlenen yürürlükteki asgarî ücretin iki aylık brüt tutarı esas alınacağından, kişiye suç işlediği zaman o suç için öngörülen ceza, suç gününden önce belirlenmiştir. Bu nedenle kuralın cezaların yasallığı ilkesine ve Anayasa’nın 38. maddesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.

Başvuru kararında Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Kanunu Yönetmeliği’nde itiraz konusu fıkraya dayanılarak yapılan değişiklik ile avukatlık sözleşmenin ne şekilde yapılacağına, hangi şartları ihtiva edeceğine, sözleşmeden doğan anlaşmazlıkların nasıl çözümleneceğine ve yazılı sözleşme ile serbest meslek makbuzunun baroya verilmesi gerektiğine dair hükümlere yer verilerek avukat ile müvekkili arasında ticari sır niteliğinde bulunan sözleşmenin sır olmaktan çıkarılmasının, hem sözleşme özgürlüğüne hem de Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliği ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de, Anayasa Mahkemesinin yönetmeliklerin Anayasa’ya uygunluğunu denetleme görevi bulunmadığından, ileri sürülen aykırılık nedenleri inceleme konusu yapılmamıştır.

Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kurallar Anayasa’nın 2., 10., 38. ve 48. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

VI- SONUÇ

19.3.1969 günlü, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 35. maddesinin, 23.1.2008 günlü, 5728 sayılı Kanun’un 329. maddesiyle değiştirilen üçüncü fıkrasının “anonim şirketler” yönünden, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 30.6.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.



Başkan Başkanvekili Başkanvekili

Haşim KILIÇ Osman Alifeyyaz Serruh KALELİ

PAKSÜT



Üye Üye Üye

Ahmet AKYALÇIN Mehmet ERTEN Fettah OTO



Üye Üye Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR Zehra Ayla PERKTAŞ Recep KÖMÜRCÜ



Üye Üye Üye

Alparslan ALTAN Burhan ÜSTÜN Engin YILDIRIM



Üye Üye

Nuri NECİPOĞLU Hicabi DURSUN



Üye Üye

Celal Mümtaz AKINCI Erdal TERCAN

*İstanbul Barosu web Sayfasından alıntıdır.

Address

Hasanpasa, Fahrettin Kerim Gokay Caddesi No:39-41 D:8
Kadıkoy
34722

Opening Hours

Monday 09:00 - 18:00
Tuesday 09:00 - 18:00
Wednesday 09:00 - 18:00
Thursday 09:00 - 18:00
Friday 09:00 - 18:00

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Dergin Partners Law Firm posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share