KŞ Hukuk

KŞ Hukuk K&Ş HUKUK VE DANIŞMANLIK BÜROSU
CADDEBOSTAN K&Ş Hukuk ve Danışmanlık Bürosu 2008 yılında Av.

Kahraman ŞİMŞEK tarafından kurulmuştur.K&Ş Hukuk ve Danışmanlık Bürosu ulusal ve uluslararası alanda şirketlere, kuruluşlara ve kişilere uzmanlık alanlarında hukuki hizmet vermektedir. Özel uzmanlık alanlarında müvekkillerinin menfaat ve ihtiyaçları doğrultusunda yaratıcı ve çözüm odaklı danışmanlık hizmeti veren K&Ş Hukuk ve Danışmanlık Bürosu, aynı zamanda deneyimli avukatları ile mahkemelerde, icra dairelerinde ve kamu kurumlarında müvekkillerini temsil etmektedir.

09/06/2022

KONUTLARDA KİRA ARTIŞINA YÜZDE 25 SINIR GETİREN DÜZENLEME MECLİS'TE KABUL EDİLDİ.

Konut kiraları bakımından kanunun yürürlük tarihi ile 01.TEMMUZ.2023 tarihi arasında yenilenen kira dönemlerine ilişkin uygulanacak kira artış oranı, bir önceki yıla ait kira bedelinin yüzde 25' ini geçemeyecek.

24/12/2021

Rekabet Kurumundan:

4054 SAYILI REKABETİN KORUNMASI HAKKINDA KANUNUN 16 NCI MADDESİNİN BİRİNCİ FIKRASINDA ÖNGÖRÜLEN İDARİ PARA CEZASI ALT SINIRININ 31/12/2022 TARİHİNE KADAR GEÇERLİ OLMAK ÜZERE ARTIRILMASINA İLİŞKİN TEBLİĞ

(Tebliğ No: 2022/1)

MADDE 1 – (1) 7/12/1994 tarihli ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiş olan idari para cezası alt sınırı, 27/11/2021 tarihli ve 31672 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 533)’nde tespit edilen 2021 yılı için yeniden değerleme oranı olan %36,20 (otuz altı virgül yirmi) artış esas alınarak, 1/1/2022 tarihinden 31/12/2022 tarihine kadar geçerli olmak üzere 47.409 TL (kırkyedibindörtyüzdokuzlira) olarak belirlenmiştir.

MADDE 2 – (1) Bu Tebliğ 1/1/2022 tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Rekabet Kurumu Başkanı yürütür

24/12/2021

2022 YILI BİLİRKİŞİLİK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ

Amaç

MADDE 1 – (1) Bu Tarifenin amacı, 3/11/2016 tarihli ve 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu ile 3/8/2017 tarihli ve 30143 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bilirkişilik Yönetmeliği gereğince bilirkişilere ödenecek ücret ve giderlerin miktarı ile bunların ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirlemektir.

Kapsam

MADDE 2 – (1) Adli ve idari yargı alanında yürütülen her türlü bilirkişilik faaliyetine ilişkin bilirkişi ücretleri bu Tarife esas alınarak belirlenir.

Dayanak

MADDE 3 – (1) Bu Tarife, Bilirkişilik Kanununun 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (ğ) bendi ile Bilirkişilik Yönetmeliğinin 57 nci maddesinin ikinci fıkrasına dayanılarak hazırlanmıştır.

Bilirkişi ücreti

MADDE 4 – (1) Bilirkişi ücreti, bilirkişiye sarf etmiş olduğu emek ve zaman karşılığında ödenen ücrettir.

Giderler

MADDE 5 – (1) Bilirkişinin, görevlendirmenin mahiyetine uygun inceleme, ulaşım, konaklama, yemek ve diğer mutad giderleri belgesi karşılığında ayrıca ödenir. Ödemeler, rayiç bedeller dikkate alınarak yapılır ve ibraz edilen belgeler dosyasında saklanır.

Bilirkişi ücretleri

MADDE 6 – (1) Bu Tarifeye göre verilecek bilirkişi ücretleri aşağıda gösterilmiştir:

a) İcra ve iflas daireleri ile satış memurluklarında görülen işler için

290,00

b) Sulh hukuk ve tüketici mahkemelerinde görülen dava ve işler için

290,00

c) İcra hukuk ve icra ceza mahkemelerinde görülen dava ve işler için

290,00

ç) Asliye hukuk mahkemelerinde görülen dava ve işler için

480,00

d) Aile, iş ve kadastro mahkemelerinde görülen dava ve işler için

385,00

e) Asliye ticaret ile fikri ve sınaî haklar mahkemelerinde görülen dava ve işler için

580,00

f) İdare ve vergi mahkemelerinde görülen dava ve işler için

480,00

g) Cumhuriyet başsavcılıklarında yürütülen soruşturmalar için

290,00

ğ) Sulh ceza hâkimliklerinde görülen işler için

290,00

h) Asliye ceza mahkemelerinde görülen dava ve işler için

480,00

ı) Ağır ceza mahkemelerinde görülen dava ve işler için

580,00

i) Bölge adliye ve bölge idare mahkemelerinde görülen dava ve işler için

610,00

j) Yargıtay ve Danıştay’da ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülen dava ve işler için

770,00

Tarifede belirtilen ücretlerin artırılması

MADDE 7 – (1) Görevlendirmeyi yapan merci, hayatın olağan akışına ve anayasal hak arama özgürlüğüne uygun olarak, aşağıdaki hususları dikkate alarak resen veya talep üzerine bu Tarifede yazılı bilirkişi ücretlerini artırabilir:

a) Bilirkişinin vasfı veya ilgili uzmanlık alanında bilirkişi temininde yaşanan güçlük,

b) Uyuşmazlığın niteliği, dosya ve eklerinin kapsamı,

c) Bilirkişinin görevlendirme yapılan yere gelmesi için gereken süre,

ç) İnceleme için geçirilen süre,

d) İncelemenin keşif yapılmasını gerektirmesi halinde keşifte geçirilen süre.

Tarifede belirtilen ücretlerin azaltılması

MADDE 8 – (1) Görevlendirmeyi yapan merci, işin mahiyetinin gerektirmesi halinde bu Tarifede yazılı bilirkişi ücretlerini indirebilir.

Seri dosyalarda bilirkişi ücreti

MADDE 9 – (1) Ayrı bir inceleme ve araştırmayı gerektirmeyen seri dosyalarda işin mahiyetine göre bu Tarifede yazılı bilirkişi ücretlerinden görevlendirmeyi yapan merci tarafından uygun görülecek miktarda indirim yapılır.

Ek rapor için bilirkişi ücreti

MADDE 10 – (1) Görevlendirme kararında belirlenen sorular dışında ayrıca bilgi talep edilmesi halinde talebin içeriğine göre bilirkişiye, merci tarafından takdir edilecek miktarda ek ücret ödenebilir.

(2) Bilirkişi raporundaki eksiklik veya belirsizliğin giderilmesi ya da açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için ek rapor istenmesi halinde ayrıca bir ücret ödenmez.

(3) Görevlendirme kararında bilirkişiden cevaplaması istenilen soruların bir veya birkaçının bilirkişi tarafından cevaplanmaması nedeniyle ek rapor istenmesi halinde ayrıca bir ücret ödenmez.

Giderler için avans ödemesi

MADDE 11 – (1) Bilirkişinin ulaşım ve konaklama giderleri ile raporun hazırlanması için yapılması gereken harcamalar dikkate alınarak bilirkişinin talebi ve görevlendirmeyi yapan merciin uygun görmesi halinde, ileride bu Tarifenin beşinci maddesine göre ödenecek tutardan mahsup edilmek kaydıyla avans ödemesi yapılabilir.

Ücretin ödenmemesi

MADDE 12 – (1) Bilirkişilik Yönetmeliğinin 51 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca yapılan görevlendirmeye aykırı olarak rapor düzenlenmesi halinde, görevlendirme yapan merci tarafından ücret veya gider adı altında ödeme yapılmamasına veya aykırılığın niteliğine göre takdir edilen ücret ve giderlerde indirim yapılmasına karar verilebilir.

Ücretin ödenmesi

MADDE 13 – (1) Görevli personel tarafından bilirkişi ücretinden vergi kesintisi yapıldıktan sonra kalanı bilirkişiye ödenir.

(2) Tarifenin beşinci maddesine göre belirlenen giderler herhangi bir kesinti yapılmaksızın ayrı bir sarf kararına istinaden ödenir.

Uygulanacak tarife

MADDE 14 – (1) Bilirkişi ücretinin tayininde, görevlendirmenin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan tarife esas alınır.

Yürürlükten kaldırılan tarife

MADDE 15 – (1) 26/12/2020 tarihli ve 31346 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2021 Yılı Bilirkişilik Asgari Ücret Tarifesi yürürlükten kaldırılmıştır.

Yürürlük

MADDE 16 – (1) Bu Tarife 1/1/2022 tarihinde yürürlüğe girer.

02/12/2021

5. YARGI PAKETİ İLE (7343 sayılı Kanun) İCRA VE İFLAS KANUNU'NDA NELER DEĞİŞTİ?

• İcranın geri bırakılması kararını artık istinaf veya Yargıtay değil, icra mahkemeleri verecek.

• Mehil vesikası teminatının iade edilip edilmeyeceğine bozma sonrası esası inceleyecek mahkeme karar verecek.

• İstinaf tarafından istinaf başvurusunun esastan reddine KESİN OLARAK karar verilirse alacaklının istemi üzerine başkaca işleme gerek kalmaksızın teminata konu olan para alacaklıya ödenecek.

• İstinaf tarafından verilen istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin karara karşı temyiz yolu açıksa icranın geri bırakılması kararının etkisi temyiz yoluna başvurma süresi dolana kadar devam edecek.

• Muhafaza altına alınarak ihale alıcısına teslime hazır hale getirilmeyen malların satışı yapılamayacak.

• Borçlu ile üçüncü şahısların malları ellerinde birlikte bulundurmaları hallerinde (md. 97) üçüncü şahıs yedieminliği kabul ettiği takdirde mal muhafaza altına alınmayarak üçüncü şahsa yediemin olarak bırakılacak (Daha önce md. 99 kapsamında uygulandığı gibi). Bu işlemden sonra takibin devamına ya da talikine karar verilmesi için dosya icra hukuk mahkemesine sunulacak. Takibin devamına karar verilirse yediemin olarak bırakılan bu mallar alacaklının talebi üzerine muhafaza altına alınabilecek.

• Taşınmazlar için 1 yıl olan satış isteme süresi aynı kaldı.

• Taşınırlar için 6 ay olan satış isteme süresi 1 yıla çıkarıldı.

• Yani sonuç olarak haczedilen tüm mallar için satış isteme veya haczin düşme süresi 1 yıl olarak belirlendi.

• Satış talebiyle birlikte kıymet takdiri ve satış giderlerinin tamamının peşin olarak yatırılması zorunlu olacak. Yani eskiden olduğu gibi göstermelik olarak örneğin ₺300 avans yatırarak satış talebinde bulunup satış isteme süresi kesilemeyecek.

• Satış talebiyle birlikte yatırılan miktar satış işlemleri sırasında yetersiz kalırsa icra dairesi tarafından satış isteyene 15 günlük süre verilecek ve bu sürede eksik avans tamamlanmazsa satış talebinden vazgeçilmiş sayılacak.

• Ödeme taahhütlerinden damga vergisi alınmayacak.

• Kıymet takdirinin tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde borçlu tarafından mahcuzun satışı için yetki talep edilebilecek.

• Kıymet takdiri yapılmayan mahcuzun kıymet takdirini borçlu talep edebilecek.

• Borçlulara bir kısım işlemler akabinde icra hukuk mahkemesinin kabul veya reddine bağlı olmak şartıyla mahcuzları rızaen satabilmesi ve bir alıcıyla bu konuda anlaşabilmesi imkanı getirildi.

• Motorlu araçlarda muhafaza, kıymet takdiri ve satış taleplerinin aynı anda yapılması gerekecek.

• Fiziki ihaleler kaldırıldı. Tüm ihaleler Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'ne entegre elektronik satış portalında açık artırma suretiyle yapılacak.

• Elektronik yapılacak olan ihalede teklif verenlerin kişisel bilgileri görünmeyecek.

• Teklif arasındaki fark malın muhammen bedelinin binde birinden ve bir önceki teklife göre ₺100'den az olamayacak.

• En yüksek teklifi veren, kendisinden yüksek bir teklif verilmedikçe teklifini geri çekemeyecek ve teminatını iade alamayacak.

• Elektronik satış portalında yapılan ihale bitişine 10 dakika kaldığında yeni bir teklif verildiyse ihale bir defaya mahsus olarak 10 dakika uzatılacak.

• Elektronik satış portalında yapılacak ilanda yer alması gereken hususlar 114. maddenin 5. cümlesinde düzenlenmiştir.

• Teklif verme başladıktan sonra satış talebinden vazgeçilemeyecek.

• Teklif verme süresinin bitimine kadar borcun tamamen ödenmesi halinde satış durdurulabilecek.

• İhale ile ilgili yapılacak olan değişiklikler öncelikle Adalet Bakanlığı tarafından belirlenecek olan pilot il ve ilçelerde başlayarak en geç 1 yılın sonunda tüm ülke genelinde uygulanacak.

• İhale ile ilgili olarak yapılan bu değişiklikler daha önce satışına karar verilmiş ve ilan edilmiş olan ihaleleri kapsamayacak.

• İhalenin feshi talep edilmiş olsa dahi artırma sonuç tutanağının ilanından itibaren 7 gün içinde ihale alıcısı tarafından satış bedeli nakden ödenecek.

• İhalenin feshi talebi ihale bedeli üzerinden binde 68,31 oranında nispi harca tabi olacak.

• İhalenin feshi talebi üzerine icra mahkemesi tarafından 20 gün içerisinde duruşma yapılacak ve taraflar gelmese dahi karar verilecek.

• İcra dairesi tarafından yapılan çocuk teslimlerine ilişkin 25, 25/a ve 25/b maddeleri tümden yürürlükten kaldırıldı. Artık icra dairesi marifetiyle çocuk teslimi işlemi yapılmayacak.

15/10/2021

ŞİRKETİN ÖZEL ESASLARA (kod listesine) ALINMASI ANAYASAYA AYKIRILIK TEŞKİL EDER.

Dosyanın incelenmesinden; davacının sahte belge düzenleme tespiti nedeniyle özel esaslara alındığının işlem dosyasında bildirildiği görülmüştür.

Dava konusu olayda, davacının vergi ile ilgili işlemlerinde, 3065 sayılı Kanun'un 36. maddesine eklenen hüküm ile öngörülemeyecek bir takım özel ve kapsamlı usullere tabi tutulması yoluyla yapılacak bir sınıflandırma, vergi barışını bozucu etki oluşturacağı gibi, Anayasa'da güvence altına alınan kişi hak ve hürriyetlerine de aykırılık teşkil eder. Bu sebeple dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir.

01/10/2021

COVİD-19 Salgını nedeniyle indirilen KDV ve Stopaj oranları 01.10.2021 tarihinden itibaren;
- Konaklama %1 den %8
- Yeme içme %1 den %8
- Berber ve kuaför %8 den %18
- Bakım onarım %8 den %18
- Yolcu ve taşıma %8 den %18
- İşyeri kira %8 den %18
- Kira stopaj %10 dan %20
oranlarına yeniden yükseltilmiştir. Fatura kesecekler, beyanda bulunacaklar ve yazar kasa cihazları olanlar gerekli değişiklikleri yapmayı unutmamalılar.

01/10/2021

5275 SAYILI KANUN GEÇİCİ 9/5 MADDESİ UYARINCA ALINAN SAĞLIK BAKANLIĞI HALK SAĞLIĞI MÜDÜRLÜĞÜ' NÜN 27.09.2021 TARİH VE 13588366-149-1220 SAYILI YAZILARI İLE "COVİD-19" PANDEMİSİNE İLİŞKİN SAĞLIK RİSKİNİN ORTADAN KALKMAMIŞ OLMASI NEDENİYLE HÜKÜMLÜLERE VERİLEN COVİD-19 İZİN SÜRELERİNİN 2 (İKİ) AY UZATILMASINA KARAR VERİLMİŞTİR. İZİN SÜRELERİ 30 EYLÜL 2021 TARİHİNDEN İTİBAREN 2 (İKİ) AY SÜREYLE UZATILMIŞTIR.

20/09/2021

"Tasarrufun tenkise tabi olabilmesi için saklı pay kurallarını etkisiz kılma amacıyla yapıldığının kanıtlanması gerekir.


1. Hukuk Dairesi 2018/1800 E. , 2021/3681 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL/TENKİS

Taraflar arasında görülen davada;
Davacı ..., mirasbırakan annesi ...’in maliki olduğu 392 ada 19 parsel sayılı taşınmazdaki 6 no’lu bağımsız bölümünü davalı cemiyete bağışladığını, son derece değerli olan taşınmazın bağışama sözleşmesinde değerinin düşük gösterildiğini, bağışlama sözleşmesinden önce mirasbırakan için aldırılan raporun sadece iki psikiyatri uzmanı tarafından düzenlendiğini, işlem tarihinde yaşlı olan mirasbırakanın fiil ehliyetinin bulunmadığını, bağışlama sözleşmesinin mirasbırakandan alının genel vekaletname ile yapıldığını, bağışlama işleminin hukuka ve ahlaka da uymadığını ileri sürerek, tasarrufun iptalini, mümkün olmazsa saklı paylarının tayini ile bu tutarın ödenmesini istemiştir.
Davalı, davacı tarafından TBK’nin 295. maddesine dayalı olarak dava açma hakkı bulunmadığını, mirasbırakanın sağlığında böyle bir dava açmadığını, bağışlama sözleşmesinin usul ve yasaya uygun olarak düzenlendiğini, saklı payın hesaplanması için de aktif ve pasif terekenin araştırılması gerektiğini bildirip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; işlem tarihinde mirasbırakanın fiil ehliyetinin bulunduğunun alınan rapor ile sabit olduğu, bu nedenle tenkis yönünden yapılan inceleme neticesinde bedel isteminin kabulü ile 149.148,25 TL’nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, taraflarca hükmün istinaf edilmesi üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince; yerinde olmayan davacı vekilinin istinaf başvurunun reddine, dava konusu sağlararası tasarrufun tenkise tabi olabilmesi için saklı pay kurallarını etkisiz kılma amacıyla yapıldığının kanıtlanması gerektiği, ne var ki dosya kapsamındaki deliller ile bu iddianın kanıtlanamadığı gerekçesiyle, davalı vekilinin istinaf başvurunun kabulüne, 6100 sayılı HMK’nin 353/1.b.2 maddesi gereğince hükmün ortadan kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde duruşma istemli temyiz edilmiş olmakla; duruşma günü olarak saptanan 01.07.2021 Perşembe günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden dahili davacı ... vekili Avukat ... ile temyiz edilen davalı vekili Avukat ... geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz eden dahili davacı ... gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre; davacının yerinde bulunmayan temyiz itirazının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, 24.11.2020 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edilen vekili için 3.050.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin ve aşağıda yazılı 23.40. TL bakiye onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 01/07/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

09/06/2021

Borç yapılandırması yürürlüğe girdi

Vergi, vergi cezaları, gecikme faizi, idari para cezaları, sigorta primleri, KYK borçlarının yeniden yapılandırılmasıyla ilgili kanun Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun, 30 Nisan 2021 ve öncesinde beyana dayanan vergilerde verilmesi gereken beyannamelerin vergi, vergi cezaları, gecikme faizleri, gecikme cezaları, 2021 yılı için 30 Nisan 2021 tarihine kadar tahakkuk eden vergi, vergi cezaları, gecikme faizi, gecikme cezaları, idari para cezaları, SGK tarafından tahakkuk ettiği halde ödenmemiş, sigorta primleri, emeklilik keseneği, işsizlik sigortası primi ile Motorlu taşıtlar vergisi, taşıta ilişkin idari para cezaları ile geçiş ücretinin en az yüzde 10’unun ödenmesi şartıyla taksit ödeme süresince fenni muayene izni verilecek.

Karşılıksız çıkan çek, protesto edilmiş senet, kredi kartı ve diğer kredi borçlarını zamanında ödeyemedikleri için Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezine bildirilen kişilerin ve kredi müşterilerinin yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde geçmiş ödeme performanslarına ilişkin olumsuz kayıtları, yürürlüğe giren düzenlemeyle dikkate alınmayacak.

02/05/2021

Davada tanık deliline dayanılmamış, tanık dinletilememiş olsa bile muris muvazaası dosyadaki diğer delillerle ispat edilebilir.

Hukuk Genel Kurulu
2017/1265 E. , 2020/764 K.

1. Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacılar İstemi:
4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; mirasbırakan... Gökmen'in 23.11.2003 tarihinde vefat ettiğini, geride eşi ... ile çocukları ..., .....'ın mirasçı olarak kaldıklarını, kızı .....un ise 17.05.2006 tarihinde öldüğünü, mirasçılarının ise davacılar olduğunu, kök muris .... ....'in sağlığında İstanbul İli, Bahçelievler İlçesi, 4010 parsel sayılı taşınmazdaki 80/502 payını mirasçılarından mal kaçırmak maksadı ile oğlu ...'e 24.02.1997 tarihinde 500.000.000,00TL bedel karşılığında satış göstererek devrettiğini, gerçekte ise payını bağışlamak suretiyle muvazaalı işlem yaptığını, tapuda gösterilen satış bedelinin rayiç değerin çok altında olması ve kök muris ile davalının baba-oğul olmasının yapılan devrin muvazaalı olduğunu gösterdiğini ileri sürerek, davalı adına kayıtlı payın iptali ile terekeye iadesine, bunun mümkün olmaması hâlinde ise davacıların miras payları oranında tapu iptali ve tescile karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; 4010 parsel sayılı taşınmaz üzerinde eylemli şekilde paylaşım yapılarak kullanılan bir bina bulunduğunu, parseldeki 104/502 payın murise, 80/502 payın davalıya, diğer payların ise üçüncü kişilere ait olduğunu, binadaki 9 ve 10 numaralı dairelere isabet eden payın mirasbırakan tarafından 24.02.1997 tarihinde bedeli karşılığı müvekkiline satıldığını, baba-oğul ilişkisinin ve tapudaki satış bedelinin düşük gösterilmesinin muvazaa olgusunu kanıtlamaya yeterli olmadığını, satışın ilk andan itibaren davacıların bilgisi dahilinde yapıldığını, ortada muvazaalı işlem ve mal kaçırma kastının bulunmadığını, murisin gerçek niyetinin mal kaçırma olması hâlinde kalan paylarını da devredebileceğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 06.11.2012 tarihli ve 2007/41 E., 2012/450 K. sayılı kararı ile; mirasbırakan... Gökmen tarafından davalıya devri yapılan 80/502 paya karşılık gelen 9 ve 10 numaralı dairelerin 24.02.1997 tarihindeki satış bedeli ile piyasa rayiç değeri arasında onbeş kat gibi fahiş bir fark bulunduğu, davalının murisin tek erkek evladı olduğu, davalı tanık anlatımlarına göre davacıların murisi ...'un davalı ve diğer kardeşleri ile arasının bozuk olduğu gibi kök murisle de görüşüp konuşmadıkları, yine davalı tanıkları tarafından murisin o tarihte Aşağıkuzören Köyünde iki katlı betonarme bir ev inşa ettirmesi nedeniyle davalı oğluna yüksek meblağda borçlandığı ve borcunu ödemek için rayiç değerini sorup aradaki fark karşılığını davalıdan nakit alarak payını devrettiği beyan edilmiş ise de köydeki evin yapı bedelinin akit tarihi itibariyle 1.490,40TL; dava konusu payların değerinin ise toplam 7.560,00TL olarak belirlendiği, bu durumun hayatın olağan akışı ile bağdaşmadığı, öte yandan davalı tanığı ...'nın beyanından murisin emekli işçi aylığı ile üç dairesinden kira gelirinin bulunduğu, taşınmaz satışını gerektirir bir ihtiyaç ve zaruret durumunun olmadığı, ayrıca satış bedelinin ödendiği hususunda mahkemeye kanaat verici nitelikte başkaca bir delil sunulmadığı, bu itibarla bedelin ödediği olgusunun kanıtlanamadığı, murisin aynı taşınmazda 104/502 payı karşılığı bir dükkan ile iki daire ve köyünde çok sayıda taşınmazının bulunduğu, tüm mal varlığı gözetildiğinde yaptığı pay devri ile akit tarihi itibariyle malvarlığının % 26'sını, ölüm tarihi itibariyle de % 31'ini terekeden çıkardığı, ancak terekesinden satış bedelinin çıkmadığı, sonuç olarak murisin diğer yasal mirasçılarından mal kaçırmak ve bağış amacını gizlemek için davalıya rayiç değerinin çok altındaki bir bedelle satış işlemi yaptığının tereddütsüz olarak anlaşıldığı gerekçesiyle davacıların miras payları oranında davanın kabulüne karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 04.03.2014 tarihli ve 2013/5010 E., 2014/4811 K. sayılı kararı ile;
"...Bilindiği ve Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde düzenlendiği üzere "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olayların varlığını ispatla yükümlüdür." Yine 6100 sayılı HMK'nın 190/1. maddesi gereğince "ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
Somut olayda; davacılar iddialarını ispat edecek delilller ortaya koymamışlar, aksine davalı tanıkları, özellikle mirasbırakanın ikinci eşi olan ve davanın kabulü halinde mirasçı sıfatı ile taşınmazda pay sahibi olabilecek Huriye, davalının taşınmazı bedeli karşılığında satın aldığını beyan etmiş, mirasbırakanın davalı oğlunu tercih etmesini gerektirir somut bir belge ve bilgi sunulamamıştır.
Açıklanan bu olgular, yukarıda değinilen ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde; mirasbırakanın satış akdiyle yaptığı pay temlikinin gerçek iradesini yansıttığı, dava konusu taşınmazların davalıya temlikinin muvazaalı olmayıp gerçek satış olduğu davacıların iddialarını HMK 190/1 TMK 6.maddesi uyarınca kanıtlayamadıkları sonucuna varılmaktadır.
Akitte gösterilen bedel akit tarihindeki gerçek bedelden düşük ise de salt bedeller arasındaki oransızlığın tek başına muvazaanın delili olamayacağı açıktır.
Hâl böyle olunca; davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir..." gerekçesiyle hüküm bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.04.2015 tarihli ve 2015/85 E., 2015/139 K. sayılı kararı ile ilk hükümdeki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda mirasbırakan tarafından davalı oğluna satış suretiyle yapılan pay temlikinin diğer mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu iddiasının davacı tarafça kanıtlanıp kanıtlanamadığı, varılacak sonuca göre davanın reddinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
12. Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
13. Hemen belirtilmelidir ki; irade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanan muvazaa, pozitif hukukumuzda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 18.) maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddede;
"Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır." hükmüne yer verilmiştir.
14. Buna göre muvazaa; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmaları, şeklinde tanımlanabilir.
15. Muvazaa daha çok sözleşmenin yorumuyla ilgili olduğundan, öğreti ve uygulamada kapsamlı olarak incelenmiş ve belirli kurallara bağlanmıştır. Gerek öğretide ve gerekse uygulamada muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır; mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla, bir başka hukuki işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar.
16. Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır.
17. Eldeki davanın konusunu oluşturan ve "muris muvazaası" olarak isimlendirilen muvazaa türünün ise Türk Hukukunda büyük bir yeri ve önemi vardır. Muvazaa davalarının büyük bölümü muris muvazaasına ilişkin bulunmaktadır.
18. Az yukarıda açıklanan Türk Borçlar Kanunu'nun genel hükmü dışında muris muvazaasına ilişkin bir düzenleme kanunlarımızda yer almamaktadır. Muris muvazaası kaynağını daha çok Yargıtay İçtihatlarından ve bilimsel görüşlerden almakta ise de esas kaynağını 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı oluşturmaktadır.
19. 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı içtihadı Birleştirme Kararı ile; "Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması halinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu'nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 507 ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına" karar verilmiştir.
20. 1.4.1974 gün ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, mirasbırakanın tapulu taşınmazlarının temliklerinde yaptığı muvazaalı işlemlere ilişkindir.
21. Muris muvazaasında, mirasbırakan ile sözleşmenin karşı tarafı, aralarında yaptıkları bağış sözleşmesini genellikle satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile gizlemektedirler. Başka bir anlatımla, mirasbırakan ile karşı taraf malın gerçekten temliki hususunda anlaşmışlardır. Görünüşteki ve gizlenen sözleşmelerin her ikisinde de samimi olarak temlik istenmektedir. Ne var ki, görünüşteki satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesinin vasfı (niteliği) muvazaalı sözleşme ile değiştirilmekte, ayrıca gizli bir bağış sözleşmesi düzenlenmektedir. Görünüşteki sözleşmenin vasfı (niteliği) tamamen değiştirildiğinden, muris muvazaası aynı zamanda "tam muvazaa" özelliği de taşınmaktadır.
22. Muris muvazaasını öteki nispi muvazaalardan ayıran unsur ise mirasçıları aldatmak amacıyla yapılmasıdır. Daha açık bir anlatımla, 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı içtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere bu muvazaa türünde mirasbırakan, mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapuda kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu memuru önünde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma akdi şeklinde açıklamaktadır.
23. Bu nedenle, mirasbırakanın muvazaalı işlemi yaparken gerçek irade ve amacı mirasçılarından mal kaçırmak olmalıdır. Murisin mirasçılarından mal kaçırma amacının bulunmaması hâlinde 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararını uygulama olanağı bulunmamaktadır.
24. Muris muvazaasına dayalı olarak açılan davalarda ispat yükü ise muvazaanın varlığını iddia eden tarafa aittir. Gerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesindeki "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür" hükmü ve gerekse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190/1. maddesindeki "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir" hükmü uyarınca, mirasbırakanın yaptığı temlikteki gerçek irade ve amacının mirasçıdan mal kaçırmak olduğunu, bu hususu ileri süren davacı taraf kanıtlamalıdır.
25. Diğer bir anlatımla, muris muvazaası davalarında mirasbırakan tarafından yapılan temlikin muvazaalı ve terekeden mal kaçırma amacıyla yapıldığını ispat yükü davacı tarafa aittir.
26. Davayı açan mirasçılar, mirasbırakan ile davalı arasındaki sözleşmenin dışında olduklarından üçüncü kişi konumundadırlar. Bu nedenle iddialarını tanık dahil olmak üzere her türlü delille kanıtlamaları mümkündür. Kanunen kendilerine intikal etmesi gereken miras haklarına, mirasbırakan tarafından muvazaalı olarak yapılan sözleşme ile engel olunduğundan bu sözleşmenin muvazaalı olduğunu ileri sürerek iptalini istemekte hukuki yararlarının bulunduğu da açıktır.
27. Ancak bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır.
28. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması ise genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında, birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
29. Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, muris muvazaasına ilişkin davaların niteliği gereğince taraflarca sunulan delillerin, her somut olayın özelliğine göre az yukarıda açıklanan objektif olgulardan da yararlanılarak bir bütün olarak değerlendirilmesi ve sonuca ulaşılması gerekmektedir.
30. Somut olaya gelindiğinde ise 1926 doğumlu olan kök muris ...... 23.11.2003 tarihinde ölmüş olup, geride ilk eşi .....'den olma kızı ... ile davalı oğlu ... ile ikinci eşi ... ve bu eşinden olma kızları ..... mirasçı olarak kalmışladır. Mirasçı kızı ...'un 17.05. 2006 tarihinde vefatı ile de onun mirasçıları olan sağ eşi ... ile çocukları ..... ve ... tarafından eldeki dava açılmıştır.
31. Davaya konu 4010 parsel sayılı taşınmazın ise 194/500 arsa payı mirasbırakan adına kayıtlı iken bu paydan taşınmaz üzerinde inşa edilecek olan apartmanın (9) ve (10) numaralı meskenlerin kat irtifakına ayrılan 80/500 payını toplam 500.000.000TL bedelle 24.02.1997 tarihinde davalı oğlu ...'e satış suretiyle devrettiği anlaşılmaktadır.
32. Öncelikle belirtmek gerekir ki, davacı tarafça temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunun ispatı bakımından gösterilen tanıklar dinletilememiş ise de delil listesinde dayanılan diğer delillerden mirasbırakanın PTT'den emekli olduğu ve maaş aldığı, temlik tarihi itibariyle 4010 parsel sayılı taşınmazda davalıya devrettiği paylar dışında üç mesken ile bir dükkana isabet eden payın daha adına kayıtlı olduğu, ayrıca memleketi olan Bolu İli, Aşağıkuzören Köyünde arsa ve tarla niteliğinde çok sayıda taşınmazının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, yüklü miktarda malvarlığı ve geliri olan mirasbırakanın taşınmaz satmasını gerektirir nitelikte büyük bir ihtiyaç ya da haklı bir nedeninin bulunduğundan söz edilemez. Diğer yandan, cevap dilekçesinde (9) ve (10) numaralı meskenlerin kat irtifakına ayrılan payların bedeli karşılığında davalıya satıldığı savunulmuş, davalı tanıkları tarafından da mirasbırakanın köyünde yaptırdığı ev nedeniyle davalı oğluna yüksek miktarda borçlandığı, zaman içerisinde aldığı paraların listesini tuttuğu ve en sonunda dava konusu dairelere tekabül eden payı başkasına satmak yerine rayiç bedelini emlak işi yapan kişilerden öğrenip aradaki farkı nakit olarak almak suretiyle oğluna sattığı beyan edilmiş ise de mahkemece yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporlarına göre köyde inşa edilen ev ile devri yapılan iki dairenin değerleri arasında oldukça yüksek oranda fark bulunduğu gibi davalının fark bedeli ödediğine dair bir belge de sunulmamıştır. Murisin borcunu ödemek gibi bir gayesi olması halinde sadece bir daireye tekabül eden payı devredip aradaki farkı nakit olarak alması gerekirken, İstanbul'da bulunan iki ayrı daireye ait payları devretmesini gerektirir bir nedenin bulunmadığı açıktır. Bunların yanında, davalının murisin tek erkek evladı olduğu, dinlenen davalı tanık beyanlarına göre de kök murisin kızı ... ile aralarının iyi olmadığı ve hiç konuşmadıkları dikkate alındığında Hukuk Genel Kurulu çoğunluğu tarafından, mirasbırakanın davaya konu payları mal kaçırmak kastıyla ve muvazaalı olarak üstün tuttuğu tek erkek evladına devrettiği sonucuna varılmıştır. Belirtilmelidir ki, somut olayda resmi akitte gösterilen satış bedeli ile dairelerin mahkemece belirlenen gerçek değeri arasında fahiş bir fark da bulunmaktadır. Yargıtay'ın yerleşik kararlarında kabul edildiği üzere salt bedeller arasındaki oransızlık muvazaanın varlığının kanıtı için tek başına delil olmasa da tüm deliller ile yukarıda açıklanan objektif olgular bir arada değerlendirildiğinde muvazaanın varlığının bir göstergesi olduğu açıktır.
33. Bu durumda, yerel mahkemece temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu kabul edilerek verilen direnme kararı yasal düzenleme ve ilkelere uygun olup, yerindedir.
34. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; bir kısım üyeler tarafından Özel Daire ile ilk derece mahkemesi arasındaki uyuşmazlığın mirasbırakan tarafından yapılan temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olup olmadığının ispat yükü altındaki davacı tarafça kanıtlanıp kanıtlanamadığı noktasında topladığı, bu kapsamda bakıldığında davacı tarafın murisin mal kaçırmasını gerektirir maddi vakıaları dava dilekçesinde göstermediği, sadece bedeller arasındaki fark ile murisle davalının baba-oğul olması vakıalarına dayandığı, bunların ise murisin mal kaçırma iradesinin ortaya konulması için yeterli olmadığı gibi bu hususta tanık dahi dinletilemediği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 191. maddesine göre ispat yükünü taşıyan tarafın iddiasının doğru olmadığı hakkında karşı tarafın delil sunabileceği, ancak karşı ispat faaliyeti için delil sunan tarafın ispat külfetini üzerine almayacağı, somut olayda da davalı tarafın gösterdiği tanık dahil tüm delillerle karşı ispat faaliyetini gerçekleştirerek, köyünde yaptırdığı ev nedeniyle oğluna yüksek miktarda borçlanan murisin zaman içerisinde aldığı borç paranın listesini tuttuğu, mirasçıları arasında hak kaybı olmaması için de dava konusu daireleri başkasına satmak yerine rayiç bedelini öğrenip aradaki farkı nakit almak suretiyle oğluna sattığını ve böylece temlikin bedeli karşılığında yapıldığını kanıtladığı, bu durumun davanın davacılar yararına sonuçlanmasında hukuki yararı bulunan murisin ikinci eşi tarafından dahi dile getirildiği, ayrıca davalının alım gücü bulunduğu gibi murisin çok sayıda başka taşınmazının da bulunduğu gözetildiğinde iddianın kanıtlanamadığı, davalı tanık beyanlarından da davacılar lehine sonuç çıkarılmasının HMK'nın 191. maddesine uygun olmadığı belirtilerek, direnme kararının Özel Daire bozma kararındaki nedenlerle bozulması gerektiği görüşü dile getirilmiş ise de bu görüş çoğunluk tarafından benimsenmemiştir.
35. Hal böyle olunca, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanmasına karar verilmiştir.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
Aşağıda dökümü yazılı (1.244,95TL) harcın temyiz edenden alınmasına,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.10.2020 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi.


KARŞI OY

1. Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki temel uyuşmazlık, somut olayda miras bırakan tarafından satış suretiyle davalı oğluna yapılan pay temlikinin diğer mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu iddiasının davacı tarafça kanıtlanıp kanıtlanamadığı, varılacak sonuca göre davanın reddinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
2. Yerel mahkemece “murisin emekli işçi aylığı ile üç dairesinden kira gelirinin bulunduğu, taşınmaz satışını gerektirir bir ihtiyaç ve zaruret durumunun söz konusu olmadığının anlaşıldığı, dava konusu payın satışından sonra da murisin ekonomik durumunda bir iyileşme ya da değişme olmadığı, murisin bu satıştan bir yıl sonra 27.03.1998 tarihinde taşınmazdaki bir dairesini üçüncü bir kişiye satıp aynı tarihte diğer bir daireyi de satın aldığı, bu durumun da Bolu'ya yerleşmek niyeti ile İstanbul'daki taşınmazlarını elinden çıkarmak maksadı ile hareket etmediğini gösterdiği, taşınmazın satış bedelinin ödendiği hususuna yönelik mahkemeye kanaat verici nitelikte başkaca delil sunulmadığı, bu itibarla bedelin ödediği olgusunun kanıtlanamadığı, murisin aynı taşınmazda 1 dükkan ile 2 daire ve köyünde 12 parça taşınmazının bulunduğu ve murisin pay devri ile akit tarihi itibariyle malvarlığının % 26'sını, ölüm tarihi itibariyle de % 31'ini terekeden çıkardığı, ancak terekesinden satış bedelinin çıkmadığı, sonuç olarak murisin diğer yasal mirasçılarından mal kaçırmak ve bağış amacını gizlemek için davalıya rayiç değerinin çok altındaki bir bedelle satış işlemi yaptığının tereddütsüz olarak saptandığı gerekçesiyle” davanın kabulüne karar verilmiştir.
3. Kararın davalı tarafından temyizi üzerine Özel Dairece “Somut olayda; davacıların iddialarını ispat edecek deliller ortaya koymadıkları, aksine davalı tanıklarının, özellikle mirasbırakanın ikinci eşi olan ve davanın kabulü halinde mirasçı sıfatı ile taşınmazda pay sahibi olabilecek Huriye’nin, davalının taşınmazı bedeli karşılığında satın aldığını beyan ettiği, mirasbırakanın davalı oğlunu tercih etmesini gerektirir somut bir belge ve bilgi sunulamadığı, mirasbırakanın satış akdiyle yaptığı pay temlikinin gerçek iradesini yansıttığı, dava konusu taşınmazların davalıya temlikinin muvazaalı olmayıp gerçek satış olduğu, davacıların iddialarını HMK190/1 TMK 6. maddesi uyarınca kanıtlayamadıkları, akitte gösterilen bedelin akit tarihindeki gerçek bedelden düşük ise de, salt bedeller arasındaki oransızlığın tek başına muvazaanın delili olamayacağı”, davanın reddi gerektiği gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir.
4. Yerel mahkemece ilk karardaki gerekçelerle direnmesi üzerine Hukuk Genel Kurulunda çoğunluk görüşü ile ilk derece mahkemesi kararı benimsenerek, “murisin diğer mirasçılarından mal kaçırma amacı ile davalıya iki adet taşınmazı düşük bedel göstererek sattığı, satış bedelinin ödendiğinin kanıtlanamadığı, düşük bedel ve bedel ödenmemesinin muvazaa kriterleri olduğu” gerekçesi ile kararın onanmasına karar verilmiştir.
5. Çoğunluğun görüşü aşağıda açıklanan gerekçe ve özellikle dosyada davacıların salt baba-oğul olma ve tapuda düşük bedel gösterme kriterlerine dayanmaları, bu kriterlerin muristen mal kaçırılma için yeterli olmaması ve ispat külfeti kendilerinde olmasına rağmen kanıtlayamamaları karşısında isabetli olmamıştır.
6. Uyuşmazlığın çözümü için genel olarak ispat yükü, murisi muvazaasında ispat yükü, muvazaa ve muris muvazaası kavramlarına da bakmak gerekir.
6.1.Genel olarak ispat yükü, iddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olguların taraflardan kim tarafından ispat edileceğini içermektedir. TMK.’nın 6. maddesine göre “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların (vakıaların) varlığını ispat ile yükümlüdür. Söz konusu vakıaların somut olarak ileri sürülmesi, ilgili taraf için bir yük olup bu yükü yerine getirmeyen taraf sonuçlarına katlanacaktır (Koca, Geylani. Yeni “Hukuk Muhakemeleri Kanunu” (HMK) ile Usul Hukukumuzda Yapılan Değişiklikler ve Uygulamadaki Sorunlara Getirilen Çözümler, İBD Mart- Nisan 2011, C. L###V, S.2. s. 140., Bolayır, Nur. Hukuk Yargılamasında Delillerin Toplanmasında Tarafların Ve Hâkimin Rolü, İstanbul 2014. S. 42). Taraflar ispat hakkı sayesinde, iddia ettikleri vakıaların doğruluğunu, gerekli ispat araçlarını kullanarak zamanında ve kanun tarafından öngörülmüş şekilde ispat etmek imkanına kavuşmaktadırlar. İspat hakkı delillerin toplanması faaliyetinin temelini oluşturmaktadır (Bolayır, ...e., s.57).
Diğer taraftan fiili karineler, tarafların olay iddialarının doğruluğu veya bir delilin güvenilebilirlik derecesi hakkında hakimin kanaat edinmesine yarayan, yaşam tecrübelerinin ortaya koyduğu, hukukla ilgili bulunmayan değer hükümleri olarak kabul edilmektedir. Ancak bu fiili karineler, tarafın ispat yükünü ortadan kaldırmaz.
6.2. Muris muvazaasında ispat yükü: Genel kural burada da geçerli olup, ispat yükü iddia eden davacı taraftadır. Muris muvazaası nedeniyle açılan tapu iptal davalarında davacının yapacağı iş kendisinden değil, terekeden mal kaçırılmak için tapulu taşınmazın muvazaalı temlik edildiğini, dava tarihinde kendisinin de mirasçı olduğunu ispat etmekten ibarettir.
6.3. Hukukumuzda muvazaa 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 18.) maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddede, "Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır." hükmüne yer verilmiştir.
Bu yasal düzenlemeye göre muvazaa; sözleşmenin taraflarının üçüncü kişileri aldatmak amacı ile kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmaları başka bir değişle irade ile beyan arasında kasten aykırılık yaratmaları olarak tanımlanabilir.
Muvazaa; mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır.
Mutlak muvazaada, taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı istememekte, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunmaktadırlar. Bu şekilde yapılan sözleşmeyle, taraflar aralarında hiçbir şekilde hüküm ve sonuç doğurmayan, dışarıya karşı yapılmış görünümü verdikleri bir sözleşme üzerinde anlaşmaktadırlar. Mutlak muvazaada nispi muvazaadan farklı olarak tek bir sözleşme bulunmaktadır.
Nispi muvazaada ise, taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak istemekte, ancak onu saklamak amacıyla, bir başka hukuki işlemin kurulduğu görünüşü yaratmak suretiyle irade açıklamasında bulunmaktadırlar. Bir başka deyişle; taraflar aralarında iradelerine uygun olarak yaptıkları bir sözleşmeyi, gerçek iradelerine uymayan ve dışa karşı yaptıkları görünür bir sözleşmeyle gizlemektedirler. Nispi muvazaada, görünürdeki sözleşme ve gizlenen sözleşme olarak iki sözleşme bulunur.
Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. .
6.4. Muris Muvazaası: Türk Borçlar Kanunu’nda, genel muvazaa ile ilgili belirtilen yasal düzenleme dışında muris muvazaasına ilişkin bir yasal düzenleme yer almamaktadır.
Muris muvazaasının hukuki dayanağını; Yargıtay İçtihatları, bilimsel görüşler esas olarak da 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı oluşturmaktadır.
Yargıtay Büyük Genel Kurulunun, 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı içtihadı Birleştirme Kararı ile "Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması halinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu'nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 507 ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına" karar verilmiştir.
1.4.1974 gün ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, miras bırakanın tapulu taşınmazlarının temliklerinde yaptığı muvazaalı işlemlere ilişkindir.
Muris muvazaasında, miras bırakan ile karşı taraf malın gerçekten temliki hususunda anlaşmakta, görünüşteki ve gizlenen sözleşmelerin her ikisinde de samimi olarak tapulu taşınmazın temlikini istemektedirler. Ne var ki, görünüşteki satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesinin vasfı (niteliği) muvazaalı sözleşme ile değiştirilmekte, ayrıca gizli bir bağış sözleşmesi düzenlenmektedir. Muris muvazaasının genel olarak nispi muvazaa türü olduğu anlaşılmaktadır.
Muris muvazaasını öteki nispi muvazaalardan ayıran unsur mirasçıları aldatmak amacıyla yapılmasıdır. Muris muvazaası davalarının dayanağı olan, 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıkça belirtildiği üzere, bu muvazaa türünde miras bırakan, mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapuda kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu memuru önünde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma akdi şeklinde açıklamaktadır.
Muris muvazaasının varlığından söz edilebilmesi için miras bırakanın terekeden mal kaçırma amacıyla hareket ettiği, temlikte gerçek irade ve amacının mal kaçırmak olduğunun açıkça ispatlanarak saptanması gerekir.
Muris muvazaasında temel dört unsur aranmaktadır.
1) Görünürde işlem: Muris muvazaasında miras bırakan ve sözleşmenin karşı tarafının iradesi muvazaalı işlemin meydana gelmemesi konusunda birbirine uygundur. Kısaca yapılan satış veya bağış geçersizdir.
2) Gizli İşlem: Miras bırakan ve sözleşmenin karşı tarafının görünürdeki sözleşmenin arkasına saklayarak, kendi aralarında yaptıkları ve hüküm ve sonuç doğurmasını istedikleri sözleşmedir. Burada görünürdeki sözleşmenin aksine tarafların irade ve beyanları arasında uygunluk söz konusudur (Hatipoğlu, Zeynep Uyar. Yargıtay İçtihatlarına Göre Muris Muvazaasında Miras Bırakanın Asılİradesinin Tayini. https://dergipark.org.tr/tr/ download/article-file/322780. s. 120).
3) Muvazaa anlaşması: Miras bırakan ile sözleşmenin karşı tarafının muvazaalı işlemi mirasçıları aldatmak amacıyla yaptıkları ve kendi aralarında bu sözleşmenin hüküm ifade etmeyeceği konusunda vardıkları anlaşmadır (ANTALYA, Gökhan: Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt I, LegalYayıncılık, Eylül 2016. s.73).
4) Mirasçıları aldatma kastı (Mirastan mal kaçırma kastı): Yargıtay’ın1974 tarihli yukarda belirtilen İçtihadı Birleştirme Kararı ve sonrası yerleşik içtihatlarına göre muris muvazaasının oluşması için mutlaka miras bırakan muvazaalı işlemi yaparken mirasçılarını aldatma kastı içinde bulunmalı ve muvazaalı işlemiyapmadaki amacı mirastan(terekeden) mal kaçırmak olmalıdır. O halde muris muvazaasında muvazaalı işlem yetmemekte, ayrıca mirasçılardan mal kaçırma kastı da olmalıdır.
Görüldüğü gibi muris muvazaasında murisin (miras bırakanın) asıl iradesi önem kazanmaktadır. Miras bırakanın asıl tapulu bir taşınmaz mal gerçekte bağışlanmasına rağmen tapuda satış gibi gösterilerek devredilmişse, Borçlar Hukuku anlamında muvazaa vardır; ancak muris muvazaasından söz edebilmemiz için bu devrin yapılma amacının mirasçılardan mal kaçırmak olması gerekmektedir. Bu bakımdan miras bırakanın yaptığı muvazaalı işlemdeki asıl iradesinin tespiti hukuki nitelendirme yapabilmek için oldukça önemlidir (Hatipoğulu, ...e., s. 122).
Bir iç sorun olan, gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması oldukça zordur. Bunun içinde mahkemece, bu yöndeki tüm taraf delillerinin toplanması, tüm olgu ve karinelerin tespit edilmesi, özellikle, ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılması gerekir. Diğer taraftan miras bırakanın temlik yaparken, mirasçıların saklı payını gözetmemesi de önemli bir kriterdir.
Ancak iradeyi belirleyen bu fiili karinelerden bir yada birkaçının bulunması muvazaalı işlem görünüşü kabul edilse dahi, mirastan mal kaçırma kastı için yeterli olmayabilir. Örneğin somut uyuşmazlıkta olduğu gibi salt satış bedelinin düşük gösterilmesi veya miras bırakanın davacıların murisi olan mirasçı kızı ile beşeri ilişkisi gibi.
7. Somut uyuşmazlık: Davacılar, ortak miras bırakanın maliki olduğu taşınmazdaki 184/502 payın 80/502 payını diğer mirasçılardan mal kaçırmak ve onları miras hakkından yoksun bırakmak maksadıyla davalı oğluna 500.000.000 (Eski TL) bedelle satış göstermek suretiyle devrettiği, tarafların baba oğul olmaları ve satılan pay değerinin gerçek değerinden düşük olması nedeniyle işlemin aslında satış değil bağış olduğu iddiasıyla miras payı oranında tapunun iptalini istemişler, davalı savunmasında, dava konusu payın muris tarafından bedeli karşılığında satıldığını, muvazaa ve mal kaçırma iddialarının yerinde olmadığını ileri sürmüştür.
Davacılar iki olguya (vakıaya) dayanmışlardır. Bunlardan ilki miras bırakan ile taşınmaz temlik edilen kişi arasında baba-oğul ilişkisi olması, diğeri ise taşınmaz devirlerinin bağış olmasına rağmen düşük bedelle satış gösterilmesidir. Bunun dışında herhangi bir vakıa ve bu vakıayı ispat edecek delille dayanmamışlar ve tanık dinletmekten de vazgeçmişlerdir.
Toplanan taraf delilleri ve olgulardan; tarafların ortak miras bırakanı...’in 1993-1995 yıllarında köyde iki katlı ev inşa ettirdiği sırada davalının çeşitli tarihlerde murise para gönderdiği, murisin borç aldığı paraları liste halinde miktarını belirlediği, borcunu nakit olarak ödeyemeyince de 1997 yılında dava konusu iki dairenin rayiç değeri emlakçı tarafından belirlendikten sonra borç alınan para mahsup edilip bakiye bedelin davalı tarafından murise ödendiği, murisin aynı taşınmazda iki daire ve bir dükkanı ile Bolu’da köyde ev inşa ettirdiği 1057 parsel dahil 12 taşınmazının bulunduğu, emekli maaşı dışında kira ve tarımsal geliri olduğunun iddia ve ispat edilmediği, davalının ise işçi emeklisi olup 1983 tarihinden itibaren Atatürk Hava Limanında kendine ait taksi ile taksicilik yaptığı gelirinin ve alım gücünün bulunduğu saptanmıştır.
Somut uyuşmazlıkta davacı taraf iddiası ve direnme kararında belirtildiği gibi ispat yükü kendisinde olan davacı taraf iki karineye dayanmıştır. Bunların ilki taşınmazın temlik bedeli ile gerçek değeri arasındaki aşırı oransızlık, ikincisi ise davacıların miras bırakanı ... ile davalının anne baba bir kardeş oldukları davalı tanık beyanlarıyla, ...’nın yıllardır görüşmemesidir. Bu iki karinegörünüşte işlem ve miras bırakanın beşeri ilişkisi muvazaa için yeterli kabul edilse dahi, muris muvazaasının varlığını için yeterli değildir. Zira davacı tarafın, temlikin mirasçıdan mal kaçırmak amacıyla yapıldığını, işlemin gerçekte satış değil bağış olduğunu ve miras bırakanın temlikteki iradesini açıkça kanıtlaması gerekir.
Belirtilen ilkeler ve deliller birlikte değerlendirildiğinde; miras bırakanın davalı oğlundan ev inşası için borç para aldığı, bu borcun miras bırakan tarafından listelenip 7-8 milyar civarında olduğunun ifade edildiği, nakit olarak borcunu ödeyemeyince de tespit edilen gerçek değer üzerinden borca karşılık iki dairesini sattığı, satışın mirastan mal kaçırmak amacıyla bedelsiz ve muvazaalı yapıldığının kanıtlanamadığı, bu konuda davacıların tanık dinletmediği, miras bırakanın görüşmediği ölen davacılar murisi kızı yanında diğer eşinden olma üç kızı ve ikinci eşinin mirasçı olarak bulunduğu, murisin oğluna temlik ettiği iki daire dışında dava konusu 4010 parsel sayılı taşınmazda bir dükkan, iki daire ile köyde 12 adet taşınmazının bulunduğu, miras bırakan ile oğlu arasındaki beşeri ilişki değerlendirildiğinde, tek erkek evladı olarak kayırıldığı ve üstün tutulduğu ve bu nedenle temlikin yapıldığının da iddia ve ispat edilmediği, ekonomik yönden kendisine katkıda bulunan oğluna, bu katkının karşılığı taşınmaz devrettiği, aksine ispat yükü kendilerinde olan davacıların murisin davalıya yaptığı temlikin mirastan (terekeden) mal kaçırma amacıyla bedelsiz ve muvazaalı yapıldığını kanıtlayamadığı, dolayısı ile muris muvazaası koşullarının oluşmadığı anlaşılmaktadır. Özel Dairenin bozma kararı yerinde olduğundan, direnme kararının bozulması gerekir. Açıklanan nedenlerle sayın çoğunluğun aksi yönde olan direnmenin onanması şeklindeki görüşüne katılınmamıştır.

Address

Caddebostan Mahallesi Çamfıstığı Sokak 8A/8
Kadıköy
34870

Opening Hours

Monday 09:00 - 18:00
Tuesday 09:00 - 18:00
Wednesday 09:00 - 18:00
Thursday 09:00 - 18:00
Friday 09:00 - 18:00

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when KŞ Hukuk posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to KŞ Hukuk:

Share