Kubilay Susam Avukatlık ve Danışmanlık

Kubilay Susam Avukatlık ve Danışmanlık Kubilay Susam Avukatlık ve Danışmanlık başta Kocaeli olmak üzere İstanbul ilinde de anlaşmalı hukuk büroları ile müvekkillerine hizmet vermektedir.

İMZALADIĞINIZ KEFALET SÖZLEŞMESİ GEÇERLİ Mİ?KEFALET SÖZLEŞMESİ NEDİR?Kefalet sözleşmesi, bir borcun ödenmesinin garanti ...
11/04/2023

İMZALADIĞINIZ KEFALET SÖZLEŞMESİ GEÇERLİ Mİ?

KEFALET SÖZLEŞMESİ NEDİR?
Kefalet sözleşmesi, bir borcun ödenmesinin garanti altına alınması için kefil olan kişinin alacaklıya karşı borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olacağını garanti ettiği sözleşmedir.

Sözleşmenin yapıldığı anda borcun mevcut olmasına gerek yoktur. Kefalet sözleşmesi mevcut bir borç için yada gelecekte doğacak veya koşula bağlı bir borç için de yapılabilir. Önemli olan alacaklı taraf sözleşmenin yerine getirilmesini istediğinde borcun mevcut olmasıdır. Kefalet sözleşmesi hukuka, ahlaka, adaba aykırı olmayan, şeklen geçerli olan vb. eksiklikleri bulunmayan borçlar için yapılabilir.

Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilirler. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmayacaktır.

KEFALET SÖZLEŞMESİNİN ŞEKİL ŞARTLARI

Türk Borçlar Kanunu’nun 583. maddesi kefaletin şekil şartlarını emredici bir şekilde düzenlemiştir. Buna göre;

Kefalet sözleşmesi yazılı olarak yapılmalıdır.
Kefilin sorumlu olacağı azami miktar ve kefalet tarihi belirtilmiş olmalıdır.
KEFİLİN EL YAZISI İLE YAZMASI GEREKENLER

Yukarıda belirttiğimiz gibi Türk Borçlar Kanunu kefalet sözleşmesindeki şekil şartını katı bir şekilde düzenlemiştir. Bu nedenle yine Kanunun 583. maddesine göre kefilin;

Sorumlu olduğu azami miktar,
Kefalet tarihi,
Müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiği
kefalet sözleşmesinde mutlaka kefilin kendi el yazısıyla olması gerekmektedir.

Uygulamada özellikle banka kredi sözleşmeleri ile ticari şirketlerin genel kredi sözleşmelerinde kefalete ilişkin kısımların tamamının yada bir kısmının banka yada şirket personeli tarafından doldurulduğu, kefilin ise yalnızca imza attığı sıklıkla karşımıza çıkan bir durumdur. Yine kefilin sorumlu olduğu üst limitin genel kredi sözleşmelerinin önemli bir kısmında başkaları tarafından doldurulduğu görülmektedir.

Bu halde kefalet sözleşmesi şekle aykırılıktan dolayı geçersiz olacak, kefil de borçtan sorumlu tutulamayacaktır. Kefalet sözleşmesindeki yazıların bir kısmı yada imza size ait değilse neler yapılabileceğini KEFALETE KARŞI YASAL YOLLAR konulu yazımız okuyabilirsiniz.

KEFALETTE EŞİN RIZASI GEREKLİ MİDİR?

Türk Borçlar Kanunu’nun 584. maddesine göre;

Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın
sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması gerekmektedir.

Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumlu olacağı miktarın artmasına veya adi kefaletin müteselsil kefalete dönüşmesine ya da kefil yararına olan güvencelerin önemli ölçüde azalmasına sebep olmayan değişiklikler için eşin rızası gerekmeyecektir.

TİCARİ KREDİLERE KEFALETTE EŞİN RIZASI GEREKLİ MİDİR?

Kanunda 2013 yılında yapılan değişiklik sonrasında ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek
kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmayacaktır.

Şirket ortaklarının veya yöneticisinin şirketin ticari faaliyetleriyle ilgili konularda eşinden yazılı rıza almasına gerek yoktur.

İŞ GÜVENCESİ ve YARARLANMA ŞARTLARIİŞ GÜVENCESİ NEDİR?İş güvencesi, iş sözleşmesinin geçerli bir sebep olmadan işverence...
30/11/2022

İŞ GÜVENCESİ ve YARARLANMA ŞARTLARI

İŞ GÜVENCESİ NEDİR?

İş güvencesi, iş sözleşmesinin geçerli bir sebep olmadan işverence sona erdirilememesidir. Bu tanıma göre işveren ortada geçerli ve makul bir sebep olmadan iş sözleşmesini feshedemeyecektir.

Kimler İş Güvencesinden Yararlanabilir?

4857 sayılı İş Kanunu’nun 18 ve devamındaki maddelerine göre;

Otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde çalışan,
En az altı aylık kıdemi olan,
Belirsiz süreli iş sözleşmesine tabi olan,
Geçersiz bir sebep ile işten çıkarılan işçi, iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilir.
Ayrıca 18.maddedeki “İşletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili ve yardımcıları ile işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleri hakkında bu madde, 19 ve 21 inci maddeler ile 25 inci maddenin son fıkrası uygulanmaz.” hükmü gereğince bu nitelikleri taşıyan işçiler hakkında iş güvencesi hükümleri uygulanmayacaktır.

Burada belirtmek gerekir ki iş güvencesinden İş Kanunu ve Basın İş Kanunu kapsamında olan işçiler yararlanabilecektir.

Sözleşmenin Feshi İçin Geçerli Sayılmayan Haller

Bu sebepler kanunda sınırlı bir şekilde belirtilmemiş olup fesih için kesinlikle geçerli sayılamayacak haller;

Sendika üyeliği veya çalışma saatleri dışında veya işverenin rızası ile çalışma saatleri içinde sendikal faaliyetlere katılmak.
Mevzuattan veya sözleşmeden doğan haklarını takip veya yükümlülüklerini yerine getirmek için işveren aleyhine idari veya adli makamlara başvurmak veya bu hususta başlatılmış sürece katılmak.
Irk, renk, cinsiyet, medeni hal, aile yükümlülükleri, hamilelik, doğum, din, siyasi görüş ve benzeri nedenler.
74 üncü maddede öngörülen ve kadın işçilerin çalıştırılmasının yasak olduğu sürelerde işe gelmemek.
Hastalık veya kaza nedeniyle 25 inci maddenin (I) numaralı bendinin (b) alt bendinde öngörülen bekleme süresinde işe geçici devamsızlık.
şeklinde belirtilmiştir.

Belirtmek gerekir ki İş Kanunu m.25/2’de sayılan ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hallerin gerçekleşmesi durumunda işveren, iş sözleşmesini derhal feshedebilir.

Ancak işveren işçinin davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle belirsiz süreli iş sözleşmesini işçinin savunmasını almadan derhal feshedemez.

Belirsiz Süreli İş Sözleşmesinin Feshi İçin Geçerli Sayılabilecek Haller

Öncelikle burada sayılacak sebepler m.25/2’de sayılan sebeplerin dışında kalan hallerdir. Daha önce de belirttiğimiz gibi işçinin söz konusu maddede sayılan fiillerde bulunması halinde işveren, iş sözleşmesini geçerli sebeple derhal feshedebilir.

İş sözleşmesinin feshinde geçerli olabilecek sebepler 25. maddede sayılanlar kadar ağır değildir. Ancak bu sebeplerin ortaya çıkması işin görülmesini ve iş hayatını olumsuz yönde etkileyecektir.

Bu sebeplere işçinin, o işyerinde benzer işi yapan çalışma arkadaşlarından daha düşük performans sergilemesi, işyerinde huzursuzluk yaratması, işyerinde devamlı olarak tartışması, işyerinde bulunan kişilerden huzursuzluk yaratacak şekilde borç istemesi, profesyonel olmayacak ve işyerini olumsuz etkileyecek ilişkilerde bulunması, sosyal medyada fazla zaman geçirmesi örnek gösterilebilir.

Ancak sayılan bu haller işin görülmesinde ve işyerinde olumsuzluk yaratmıyorsa geçerli sebep olarak sayılamayacaktır.

Yapılan Feshe İtiraz

Daha önce de belirttiğimiz gibi işveren 25. maddedeki sebeplerin dışında işçinin performansı ve işyerinde gerçekleşen olumsuzluklara dayanarak yapacağı fesihlerde öncelikle işçinin savunmasını almalıdır. İşveren feshi yazılı ve fesih sebeplerini açıkça belirterek yapmalıdır.

İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildirimdeki sebeplerin haksız olduğunu ve geçerli bir sebep olmadığını düşünüyorsa fesih bildiriminin kendisine ulaştığı andan itibaren bir ay içinde işe iade talebi ile arabuluculuk yoluna başvurulmalıdır. Anlaşma sağlanamaması halinde ise arabuluculuk son tutanağının düzenlenmesinden itibaren 2 hafta içinde iş mahkemelerinde dava açılmalıdır. Taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede iş mahkemesi yerine özel hakeme de götürülebilir.

İşe iade talebi ile açılacak davada yerel mahkemenin verdiği karara karşı iki hafta içerisinde istinaf kanun yoluna başvurulabilir. İşe iade istemli davalarda Yargıtay kanun yoluna başvurulamaz.

İşe İade Davasında İspat Yükü

Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.

İşe İade Kararı Verilmesi Halinde Tarafların Hak ve Sorumlulukları

İşe iade kararının kesinleşmesinden itibaren işçi 10 gün içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmalıdır. Bu 10 günlük süre hak düşürücü olup süresinde işverene başvuru yapılmazsa fesih geçerli hale gelir.

İşveren, işçinin başvurusu üzerine işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır. İşveren, işçiyi başvurusu üzerine bir ay içinde işe başlatmaz ise, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü olur.

Mahkeme veya özel hakem feshin geçersizliğine karar verdiğinde, işçinin işe başlatılmaması halinde ödenecek tazminat miktarını da belirler.

Kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer hakları ödenir. İşçi işe iade kararı kesinleştikten sonra işverence işe başlatılsa da başlatılmasa da çalıştırılmadığı süreye ilişkin dört aylık ücretini ve diğer haklarını alabilir.

MURİS MUVAZAASI-MİRASTAN MAL KAÇIRMAMuvazaa Nedir?Muvazaa tarafların, 3.kişileri yanıltmak ve kandırmak kastıyla gerçek ...
17/11/2022

MURİS MUVAZAASI-MİRASTAN MAL KAÇIRMA

Muvazaa Nedir?

Muvazaa tarafların, 3.kişileri yanıltmak ve kandırmak kastıyla gerçek iradelerini yansıtmayan bir sözleşme yapmalarıdır.

Muvazaalı bir sözleşmeden bahsedebilmek için;

Taraflar arasında gerçek iradelerini yansıtmayan bir sözleşme,
Aralarında görünürdeki sözleşmeyi yansıtmayan bir anlaşma,
3.kişileri aldatma kastı bulunmalıdır.
Muvazaada taraflar, muvazaalı sözleşmenin hiçbir şekilde hüküm doğurmayacağı veya aralarındaki başka bir gizli sözleşmenin uygulanacağı hususunda anlaşmışlardır.

Muris Muvazaası Nedir?

Muris muvazaası kişilerin gerek örf ve adet gerekse de ekonomik sebeplerle mallarını başkalarına devredip mirasçılardan mal kaçırmalarıdır. Yapılan bu mal devri genellikle bağışlama şeklinde olup resmi kurumlar nezdinde satış işlemi gibi gösterilir.

Muvazaanın Tespitinde Ayırt Edici Unsurlar

Murisin ölmeden önce mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla yaptığı işlemlerin ortaya çıkartılmasında çeşitli Yargıtay kararlarında da belirtilen aşağıda unsurlar dikkate alınır.

Ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri,
Toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı,
Miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı,
Davalı yanın alım gücünün olup olmadığı
Satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark,
Belirtilen durumların ve sayılmayan başkaca unsurların varlığı halinde muris muvazaasından söz edilebilecektir.

Muris Muvazaasında Kimler Dava Açma Hakkına Sahiptir ve Hangi Dava Açılacaktır?

Murisin, mirasçılardan mal kaçırması halinde açılacak olan dava, tapu iptal ve tescil davasıdır. Tapu iptal ve tescil davası ile kanuna aykırı olarak düzenlenmiş tapu kaydının düzeltilmesi talep edilir.

Söz konusu dava miras hakkı engellenen herkes tarafından açılabilir. Burada dikkat edilecek husus dava açacak kişilerin mirastan feragat edip etmedikleridir. Mirastan feragat etmiş kişilerin muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davası açma hakları yoktur.

Muris Muvazaası Nedeniyle Açılacak Davalarda Zamanaşımı

Muris Muvazaasına dayanarak açılacak tapu iptal ve tescil davası için kanun zamanaşımı ve herhangi bir hak düşürücü süre belirlememiştir.

Yetkili ve Görevli Mahkeme

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 2. ve 12. maddelerine göre tapu iptal ve tescil davası, taşınmazın bulunduğu yerdeki asliye hukuk mahkemelerinde açılmalıdır.

Siz de muris muvazaası nedeniyle ileride herhangi bir hak kaybına uğramamak için tarafımızla iletişime geçip hukuki destek alabilirsiniz.

Kira Sözleşmeleri Bakımından Ayıp KavramıTBK m.219’a göre; “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteli...
08/11/2022

Kira Sözleşmeleri Bakımından Ayıp Kavramı

TBK m.219’a göre; “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur.”

Ayıp kavramı, ayıbın niteliğine göre açık ve gizli ayıp olmak üzere ikiye ayrılır. Uygulamada kiralananda hangi ayıp türünün bulunduğuna göre farklı sonuçlar ortaya çıkacaktır. Kısaca açıklamak gerekirse;

Açık Ayıp: İlk bakışta, gözden geçirme ile anlaşılabilen ayıplardır.

Gizli Ayıp: İlk bakışta anlaşılamayan, zamanla ortaya çıkan ayıplardır.

Kira Sözleşmeleri Bakımından Ayıp Kavramı

Günümüzde taraflar birçok farklı konuda kira sözleşmesi düzenlemekte ve bu da beraberinde yine birçok uyuşmazlığı meydana getirmektedir. Kira sözleşmesine konu taşınmazlardaki eksiklikler, bozukluklar ve bunların genel adı olan ayıplar nedeniyle sözleşmenin her iki tarafı da mağduriyet yaşamaktadır.

Peki kiralananda mevcut ayıpların olması veya sonradan ortaya çıkması vb. durumlarda tarafların ne gibi hak ve sorumlulukları vardır?

Kira sözleşmesi, kiraya veren ve kiracı tarafından kurulur. Kira ilişkisine ilişkin olarak TBK her iki tarafa da bir takım borçlar yüklemiştir. Buna göre kiracının kira bedelini ödemesi, kiraya verenin de kiralananı kullanıma elverişli şekilde teslim etmesi ve bulundurması gerekmektedir. Kiraya veren kanundan kaynaklanan bu borçlarını yerine getirmediği durumlarda ayıp nedeniyle sorumluluğu doğacaktır.

Kiralananda ayıp kavramı, kiralananın, kiraya veren tarafından vaat edilen, sözleşme ile amaçlanan özelliklere sahip olmamasıdır.

Kiracının ayıp hükümlerine dayanarak kiraya verenin sorumluluğuna başvurabilmesi için aşağıdaki şartların varlığı gerekir.

Kiralananda bulunan ayıbın açık ayıp olmaması gerekmektedir. Çünkü sözleşmenin yapıldığı anda mevcut ve bilinir olan ayıplardan kiraya veren sorumlu tutulamayacaktır.
Taraflar arasında konut ve çatılı iş yeri kiralamalarına ilişkin olmayan bir sorumsuzluk anlaşması olmaması gerekmektedir. Sorumsuzluk anlaşması yapılması durumunda anlaşmanın içeriğine göre yine kiraya verenin ayıptan sorumluluğu hükümlerine başvurulamayacaktır.
Kiralananda bulunan ayıpların kiracının kusuru ile meydana gelmemiş olması da zorunludur. Bu durumda ispat yükü kiraya veren taraftadır.
Kiraya verilenin ayıplı olması veya sonradan ayıplı hale gelmesi durumlarında kiracı bunu gecikmeksizin kiraya verene bildirmek zorundadır. Aksi halde bundan doğan zararlardan sorumlu olacaktır. Kiracı bu bildirimi ileride ispat sorunu yaşamamak amacıyla yazılı olarak yapmalıdır.
TBK kiralananda ortaya çıkan ayıplar bakımından önemli ve önemsiz olarak ikili bir ayrıma gitmiştir. Buna göre önemli ayıplar kiralananın kullanımını önemli ölçüde azaltan ve kiracının bu duruma katlanmasının beklenemeyeceği ayıplardır. Önemli olmayan ayıplar ise kiralananın kullanıma elverişliliğini önemli ölçüde azaltmamaktadır.

Kiralananda Önemli ve Önemli Olmayan Ayıpların Bulunması

TBK m.304’e göre “Kiralananın önemli ayıplarla teslimi hâlinde kiracı, borçlunun temerrüdüne veya kiraya verenin kiralananın sonradan ayıplı duruma gelmesinden doğan sorumluluğuna ilişkin hükümlere başvurabilir.”

Söz konusu maddede açıklanmak istenen kiralananda önemli ayıpların olması halinde kiracının ayıp nedeniyle başvurabileceği seçimlik hakların yanı sıra kiralayanın sözleşmesel edimi olan teslim borcunu yerine getirmediğinin kabulü ve bu nedenle de borçlu temerrüdü hükümlerine başvurulabileceğidir.

Buna göre kiracının, borçlunun temerrüdü hükümlerine başvurması halinde TBK m.125’e göre aynen ifa ve gecikme tazminatı isteme veya sözleşmeden dönme ve menfi zararlarının tazminini isteme haklarından birini seçebilir. Ayrıca kiracı, borçlu temerrüdü hükümlerine dayanmayarak seçimlik haklarını kullanarak ayıbın giderilmesini, kira bedelinde indirim yapılmasını, kiralanın ayıpsız benzeri ile değiştirilmesini veya zararın giderilmesini isteyebilir.

Kiralananın önemli olmayan ayıplarla tesliminde ise kiracı, yukarıda sayılan seçimlik hakları kullanabilir.

Kiraya Verenin Sahip Olduğu Haklar

TBK’da kiracıya tanınan seçimlik hakların yanında kiraya verene de seçimlik haklar tanınmıştır. Bunlar kiralanandaki ayıbı gidermek yerine ayıpsız benzeri ile değiştirilmesi ve kiracının uğradığı zararların gidererek seçimlik hakları kullanmasının önlenmesidir.

Sonuç olarak kiralananda ayıplı bir durumun mevcut olması veya sonradan ortaya çıkması durumunda kanun kiracı ve kiraya verene bazı hak ve sorumluluklar yüklemiştir.

Siz de ileride herhangi bir hak kaybına uğramamak için tarafımızla iletişime geçip hukuki destek alabilirsiniz.

Anlaşmalı Boşanma DavasıTürk Medeni Kanunu boşanma davasının çekişmeli olarak görülmesinin yanı sıra anlaşmalı olarak da...
07/11/2022

Anlaşmalı Boşanma Davası

Türk Medeni Kanunu boşanma davasının çekişmeli olarak görülmesinin yanı sıra anlaşmalı olarak da görülebileceğini düzenlemiştir. Anlaşmalı boşanma davası günümüzde tarafların zaman tasarrufu vb. sebeplerle sıklıkla başvurduğu bir yöntemdir. Bu yazımızda anlaşmalı boşanma davasını tüm açılardan ele alıp söz konusu davayı derinlemesine inceleyeceğiz.

Anlaşmalı boşanma davası Türk Medeni Kanunu madde 166’da düzenlenmiştir.

Buna göre;

Tarafların anlaşmalı olarak boşanabilmeleri için evliliğin 1 yıl sürmüş olması gerekmektedir. 1 yıl süre şartını doldurmuş evliliklerde taraflardan birinin boşanma davası açması ve karşı tarafın da davacının açmış olduğu davayı kabul etmesi veya eşlerin ortak iradeleri ile boşanmaya karar vermeleri halinde anlaşmalı boşanmaya karar verilebilecektir.
Anlaşmalı olarak boşanmak isteyen tarafların boşanma iradelerini de içeren üzerinde uzlaştıkları (yoksulluk ve iştirak nafakası, velayet, velayet sahibi olmayan tarafın çocuk ile kuracağı ilişki, maddi ve manevi tazminat) bir protokol ile ilgili mahkemeye başvurmaları gerekmektedir.
Tarafların boşanma iradeleri ve boşanmanın doğuracağı sonuçlar hakkında uzlaşmış olmaları boşanmalarına karar verilmesi için yeterli değildir. Boşanmaya karar verecek olan hakimin tarafların boşanma iradelerini serbestçe açıkladıklarına kanaat getirmesi ve aralarında hazırlamış oldukları protokolü uygun bulması gerekmektedir. Hakim, tarafların ve çocukların menfaatini göz önüne alarak anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Yapılan bu değişikliklerin taraflarca kabul edilmesi halinde anlaşmalı boşanmaya hükmolunur.


Hazırlanan Protokolde Mal Paylaşımına veya Nafakaya İlişkin Bir Hüküm Bulunmaması

Tarafların hazırlamış oldukları protokolde mal paylaşımına veya nafakaya ilişkin bir hüküm bulunmaması veya haklarını saklı tutmaları halinde anlaşmalı boşanma kararından sonra mal paylaşımı ve nafaka davası açılabilmektedir. Tarafların mallardan veya nafakadan feragat etmesi halinde ise daha sonrasında bu konulara ilişkin bir dava açılamayacaktır.

Ancak taraflar nafaka hakkından feragat etse dahi çocukların menfaatine yönelik olan iştirak nafakasına ilişkin dava açılabilir veya miktar artırımı talep edilebilir.



Anlaşmalı Boşanma Davasının Çekişmeli Boşanma Davası Olarak Görülmesi

Hakimin tarafların menfaati için protokolde değişiklik yapması ve bu değişikliklerin taraflarca kabul edilmemesi halinde boşanma davası çekişmeli olarak devam edecektir.

Ayrıca tarafların hazırladıkları protokolü kabul etmediklerini, duruşmada boşanma beyanlarından vazgeçtiklerini beyan etmeleri ve duruşmaya iştirak etmemeleri halinde mahkemece boşanmanın çekişmeli olarak devam etmesine karar verilecektir.



Anlaşmalı Boşanma Davasında Kararın Temyizi

Taraflar, anlaşmalı boşanmaya ilişkin karar kesinleşinceye kadar boşanma iradelerine yönelik veya üzerindeki anlaşmış oldukları hususlara yönelik beyanlarından dönebilirler.

Yetkili mahkemece tarafların anlaşmalı olarak boşanmalarına yönelik karar verilmesi durumunda, tarafların mahkeme kararını temyiz etmeleri davadan açıkça feragat niteliğinde olmayıp rücu niteliğinde olduğundan dava çekişmeli olarak görülecektir.



Anlaşmalı Boşanma Davasında Yetkili ve Görevli Mahkeme

Anlaşmalı boşanma davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemeleridir. Aile Mahkemelerinin bulunmadığı durumlarda ise Asliye Hukuk Mahkemeleri Aile Mahkemesi sıfatı ile davaya bakmakla görevlidir.

Anlaşmalı boşanma davalarında genel yetkili mahkeme davacının veya davalının ikametgah adresi veya son 6 ay ikamet ettikleri yerleşim yeri mahkemesidir. Taraflar aralarında yaptıkları anlaşma ile hangi mahkemenin yetkili olacağı üzerinde de anlaşmaya varabilirler.

GAYRİMENKUL SATIŞINDA DEĞERİN EKSİK BEYAN EDİLMESİGayrimenkul işlemlerinde değerin düşük gösterilmesi uygulamada çokça k...
03/11/2022

GAYRİMENKUL SATIŞINDA DEĞERİN EKSİK BEYAN EDİLMESİ

Gayrimenkul işlemlerinde değerin düşük gösterilmesi uygulamada çokça karşılaşılan bir sorundur. Satıcı ve alıcı gayrimenkul değerini olduğundan düşük göstererek düşük harç ödemeyi amaçlamaktadır. Ancak bu durumun tespiti halinde ödemekten kaçınılan harç bedelinden daha ağır sonuçlar ortaya çıkabilmektedir.

Gayrimenkul değerinin eksik beyan edilmesi ne gibi sonuçlar ortaya çıkarmaktadır?

Tabii ki birazdan açıklanacak istenmeyen sonuçların ortaya çıkmasını kesin olarak engellemek için öncelikle gayrimenkul değerinin doğru olarak beyan edilmesi gerekmektedir.

Ancak gayrimenkul değerinin olması gerekenden düşük gösterildiği varsayımında bu durumun Hazine ve Maliye Bakanlığınca tespit edilip edilmediği hayati önem taşımaktadır.

Bilindiği üzere tapu harcı satıcı ve alıcı tarafından beyan edilen değerin %4’ü olarak hesaplanır. Gayrimenkul değerinin eksik beyan edilmesi ve bakanlıkça tespit edilmesi halinde ise bu oran eksik gösterilen kısmın %25’i olarak hesaplanır. Ekstra olarak gecikme faizi de talep edilir.

Ancak değerin eksik beyan edilmesi bakanlıkça tespit edilmese dahi gayrimenkulün yeni sahibi açısından bazı istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilmektedir.

Gayrimenkulün değerini tapuda eksik beyan eden alıcı gayrimenkulü 5 yıl içerisinde satmak istemesi durumunda fahiş bir gelir vergisi ile karşılaşacaktır.

Normal şartlarda hayatın olağan akışına uygun bir değer artışı ile makul bir gelir vergisi ödemesi gereken satıcı, gayrimenkul değerinin önceki alımda düşük gösterilmesi sebebiyle yüksek bir değer artışı ile fahiş bir gelir vergisi ile karşılaşacaktır.

Gayrimenkul değerinin tapuda düşük gösterilmesinin tek sonucu bunlar da değildir. Bu durum taraflar arasında çıkabilecek uyuşmazlıklarda da etkilidir ve mağduriyet yaratmaktadır.

Örneğin alıcının satış bedelini satıcıya ödemediği durumda tapuda beyan edilen düşük satış bedelin ödenmesi sözleşmesel edimlerin yerine getirilmesi açısından yeterli olacaktır. Bu durumda da satıcı açıkça mağdur olacaktır.

Eksik beyan edilen gayrimenkul değerini düzeltmek mümkün müdür?

Burada ayırt edici nokta yukarıda kısaca bahsedildiği gibi Hazine ve Maliye Bakanlığınca gayrimenkul değerinin düşük beyan edildiğinin tespit edilip edilmediğidir. Ortada herhangi bir tespit ve vergi memurlarınca yapılmış bir işlem yok ise taraflar düzeltme talep edebilecektir. Mükellef düzeltme talebini izleyen 15 gün içinde eksik harcı pişmanlık zammı ile beraber ödemek zorundadır. Ödeme sonucunda ise daha önce beyan edilen değer güncellenecek ve herhangi bir sorun ile karşılaşılmayacaktır.

VELAYETİN DEĞİŞTİRİLMESİ DAVASIVelayetin değiştirilmesi davası, velayeti elinde bulundurmayanın, velayet sahibinin ve ba...
04/08/2022

VELAYETİN DEĞİŞTİRİLMESİ DAVASI

Velayetin değiştirilmesi davası, velayeti elinde bulundurmayanın, velayet sahibinin ve bazı durumlarda diğer kişilerin de açabildiği bir hukuk davasıdır.

Hangi Şartlarda Velayetin Değiştirilmesine Karar Verilir?

Tarafların boşanma davaları neticesinde, müşterek çocuğun üstün yararı göz edilerek velayetin taraflardan birine verilmesine karar verilir. Ancak zamanla değişen veya ortaya çıkan bir takım durumlar velayetin değiştirilmesini gerektirebilir. Velayetin değiştirilmesi kanunda açıkça düzenlenmiştir. TMK m.183’e göre Ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde hâkim, re’sen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır.

Söz konusu kanun maddesinde velayetin değiştirilme nedenleri düzenlenmiştir. Ancak velayetin değiştirilmesi nedenleri kanunda sayılanlarla sınırlı değildir. Önemli olan çocuğun veya velayeti elinde bulunduranın durumunda esaslı ve sürekli bir değişimin olmasıdır.

Örnek olarak, çocuğun, velayeti elinde bulundurmayan anne veya babada ya da üçüncü bir kişide bırakılması, çocuğun sağlık,eğitim vb. gibi alanlardaki menfaatinin zarara uğraması velayetin değiştirilmesi nedenlerine örnek olarak verilebilir.

Velayetin Değiştirilmesi Ne Zaman Talep Edilmelidir?

Kanun velayetin değiştirilmesi talebinde bulunmak için herhangi bir süre öngörmemiştir. Yukarıda belirttiğimiz esaslı ve sürekli bir nedenin ortaya çıkması halinde her zaman talep edilebilmektedir.

Ancak boşanma davasının hemen ardında yapılan başvurularda çocuğun veya velayeti elinde bulunduranın hayatında esaslı ve sürekli bir değişim olmadığı için uygulamada hakim tarafından reddedilmektedir.

Velayetin Değiştirilmesi Davasında Çocuğun Söz Hakkı?

Mahkeme velayet ile ilgili karar verirken çocuğun isteklerini göz ardı etmemeli ve çocuğu dinlemelidir. Hukuk Genel Kurulunun benzer konulu kararında “…Mahkemece yapılacak iş; yeterli idrak gücüne sahip olduğu kabul edilen çocuğa, kendisini doğrudan ilgilendiren velayet konusunda danışılarak, görüşünü gerekçeleriyle birlikte ifade etme olanağının sağlanması; ifade edeceği bu görüşün, çocuğun kendi çıkarına ters düşmediği takdirde, buna önem verilerek sonucuna göre bir karar verilmesi olmalıdır.…Somut olayda da, velayetinin değiştirilmesi talep edilen müşterek çocuk Efe, dava tarihinde 8, karar tarihinde 10, bozma kararının verildiği tarihte ise 12 yaşında olup, müşterek çocuk davanın tüm aşamalarında idrak çağındadır…” diyerek 8 yaşındaki bir çocuğun idrak çağında olduğuna ve kendisini doğrudan ilgilendiren velayet konusunda kendi menfaatine ters düşmediği takdirde kendi görüşüne göre karar verilmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Velayetin Değiştirilmesi Neticesinde İştirak Nafakası Ortadan Kalkar Mı?

İştirak nafakası, velayeti kendisine verilmeyen eşin müşterek çocuk yararına vermesi gereken nafaka türüdür. TMK velayeti elinde bulundurmayanın, çocuğun bakım, eğitim, sağlık gibi ihtiyaçlarına ekonomik imkanları oranında katılmasının zorunlu olduğunu düzenlemiştir.

Ancak iştirak nafakası alabilmek için öncelikle velayet hakkı sahibi olunması gerekmektedir.

Velayetin değiştirilmesine karar verildiği takdirde velayet hakkı sahibinin iştirak nafakası ödeme yükümlülüğü ortadan kalkar ve değiştirilme ile velayet hakkı elinden alınan tarafın çocuk yararına iştirak nafakası ödemesine karar verilebilir.

Velayetin Değiştirilmesi Usulü

Velayetin değiştirilmesi davasında görevli mahkeme 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanuna göre Aile mahkemeleridir.

Velayete ilişkin davalar, HMK’nın genel yetki başlıklı 6. Maddesine göre davalının, yani velayeti elinde bulunduranın yerleşim yerinde açılmalıdır.

Buna göre velayetin değiştirilmesi davası, velayeti elinde bulunduranın yerleşim yerindeki Aile mahkemelerinde açılmalıdır.

Siz de ileride herhangi bir hak kaybına uğramamak için tarafımızla iletişime geçip hukuki destek alabilirsiniz.

SOSYAL MEDYADA HAKARET SUÇUMadde 125- (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir...
30/06/2022

SOSYAL MEDYADA HAKARET SUÇU

Madde 125- (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (...)

(1) veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

(3) Hakaret suçunun; a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.

(4) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.

(5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.

Kanun maddesinden de anlaşılacağı üzere hakaret suçunun iki farklı gerçekleşme şekli vardır. Bunlardan birincisi bir kimseye onu rencide edebilecek somut bir fiil ve olgu isnat etmek yani örneğin bir kişiye bir olay neticesinde ‘’paramı sen çaldın, hırsız’’ demek buna örnektir.

İkinci ise kişiye onu rencide edecek soyut bir sıfat isnat etmektir.

TCK m.125/2’ye göre de hakaret suçunun kişinin huzurunda işlenmesi zorunluluğu yoktur. Sesli, yazılı veya görüntülü ortamlarda da söz konusu suç oluşabilmektedir.

Ayrıca TCK m.126’ya göre hakaret suçunun işlenmesinde, mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik olduğu hakkında duraksanmayacak bir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılır.

SOSYAL MEDYANIN HAKARET SUÇUNA ETKİSİ

Günümüzde, tüm dünyadan aktif milyonlarca kullanıcısı olan sosyal medya siteleri ne yazık ki kişilerin birbirlerine ulaşabilmelerinin çok zahmetsiz olması, iletişimde olunan kişilerin o anki tepkilerini görememe hali, anonim hesap açarak isim, soy isim kullanmadan üye olunabilmesi nedeniyle hakaret suçunun sıkça işlendiği mecralar haline gelmiştir.

Söz konusu mecralarda paylaşılan gönderilerin milyonlarca kişiye ulaşması da suçun alenen işlenmesine sebep olmaktadır. Kanun koyucu hakaret suçunun alenen işlenmesi halini TCK m.125/4 de düzenlemiştir. Maddeye göre hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.

Yani hakaret suçunun sosyal medya vasıtası ile işlenmesi suçu ağırlaştırıcı niteliktedir.

SOSYAL MEDYADA HAKARET SUÇUNUN SORUŞTURULMASI

Hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması suçun kamu görevlilerine karşı işlenmesi hali hariç şikayete bağlıdır. Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi söz konusu sosyal mecralarda kişiler anonim olarak profil oluşturabilmektedir bu nedenle failin kimliğinin belirlenmesi konusunda problemler yaşanabilmektedir.

Eğer hakaret içerikli gönderi anonim bir hesap vasıtasıyla paylaşılmışsa, failin belirlenebilmesi açısından bir takım zorluklarla karşılaşılabilir. Söz konusu sosyal medya siteleri hakaret suçunun soruşturulması için kendilerine kolluk kuvvetlerince veya yargı mensuplarınca gönderilen IP adresinin paylaşılması taleplerini büyük bir dikkat ile incelemektedir. Şirket politikaları gereği, çok geniş bilgi paylaşımı talep edilen yani amaç ile talep edilen arasında makul bir oran bulunmayan ve çok acil bilgi paylaşımı gerektirmeyen örneğin çocuklara karşı işlenen suçlar gibi talepleri dikkate almamaktadır.

Söz konusu sosyal medya siteleri, hakaret içerikli gönderiyi eleştiri sınırları içerisinde inceler ve eğer ifadenin eleştiri sınırını aşmadığını tespit ederse hesabın sahibi ve IP adresi ile ilgili bilgi paylaşımı yapmaz.

Eğer hakaret suçunun faili belirli veya belirlenebiliyorsa, sonradan silinme ihtimaline karşı söz konusu hakaret içerikli paylaşımın ekran görüntüsü tarih belli olacak şekilde alınmalıdır. Ancak günümüzde teknolojinin bir hayli ilerlemesi nedeniyle ekran görüntüsü alınan gönderilerde bilgisayar programları ile bir takım oynamalar yapılabilmektedir, böyle durumlarda mağduriyetlerin önüne geçilmesi amacıyla ve alınan ekran görüntüsünün delil olarak kullanılmasında bir sorun ile karşılaşmamak için Noterler Birliğinin resmi internet sitesine girilerek e -tespit sistemi ile alınan ekran görüntüsüne hukuki dayanak sağlanabilr. Aynı zamanda bu yöntem ile gönderinin internet ortamından kaybolmasının da önüne geçilebilir..

CEZAİ YAPTIRIMI

Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, hakaret suçunun cezai yaptırımı 3 aydan 2 yıla kadar hapistir. Ancak suçun sosyal medyada işlenmesi fiilin alenen gerçekleşmesine sebep olduğu için ceza, maddenin 4. Fıkrasına göre altıda bir oranında artırılacak ve cezanın alt sınırı da 1 yıldan az olamayacaktır.

Siz de ileride herhangi bir hak kaybına uğramamak için tarafımızla iletişime geçip hukuki destek alabilirsiniz.

Address

Izmit
41040

Opening Hours

Monday 09:00 - 18:00
Tuesday 09:00 - 18:00
Wednesday 09:00 - 18:00
Thursday 09:00 - 18:00
Friday 09:00 - 18:00

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Kubilay Susam Avukatlık ve Danışmanlık posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Kubilay Susam Avukatlık ve Danışmanlık:

Share

Category