Aydoğdu HUKUK Danışmanlık

Aydoğdu HUKUK Danışmanlık Aydodu Hukuk Bürosu 1998 Yılından beri Siz Değerli Müşterilerimze Hizmet Vermektedir

Ticaret Bakanlığı’ndan aldatıcı reklamlara dev cezaReklam Kurulu, yanıltıcı reklamlara 43 milyon liranın üstü ceza kesti...
17/11/2023

Ticaret Bakanlığı’ndan aldatıcı reklamlara dev ceza

Reklam Kurulu, yanıltıcı reklamlara 43 milyon liranın üstü ceza kesti

Reklam Kurulu, yılın 7 ayında aldatıcı reklam veya haksız ticari uygulama olduğu tespit edilen 1109 dosya hakkında durdurma ile 43.7 milyon lira idari para cezası uygulanmasına karar verdi.Ticaret Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Kurul, 11 Temmuz'da yapılan toplantısında, tüketicileri aldatan, yanıltan, tecrübe ve bilgi eksikliklerini istismar eden reklamlarla haksız ticari uygulamalar hakkında erişim engeli dahil pek çok idari yaptırım uyguladı.
Reklam Kurulu tarafından bu ayki toplantıda görüşülen 94 dosyadan 80'i mevzuata aykırı bulunurken, söz konusu reklam ve ticari uygulamalar hakkında durdurma cezası ile birlikte toplam 6 milyon 70 bin 113 lira idari para cezası uygulanmasına ve 6 dosya için erişim engeli tedbiri uygulanmasına karar verildi.

34 DOSYADA ERİŞİMİN ENGELLENMESİ
Kurul, yılın 7 ayında 1253 dosya hakkında görüş ve değerlendirmelerde bulundu. Aldatıcı reklam veya haksız ticari uygulama olduğu tespit edilen 1109 dosya hakkında durdurma cezasının yanı sıra 43 milyon 733 bin 953 lira idari para cezası uygulanması ve 34 dosyada erişimin engellenmesi kararlaştırıldı.

Kurulun bu ayki toplantısının ana gündem başlığını reklamlarda yer alan "ana vaat-istisna" uyumsuzlukları oluşturdu. Söz konusu uyumsuzlukların, özellikle çeşitli kampanya reklamlarında, "faydalanılabilecek maksimum indirim tutarı", "kampanyadan yararlanmak için gereken minimum sepet tutarı" gibi kampanyanın esas unsurlarına açık ve anlaşılır biçimde yer verilmemesi gibi örneklerle tüketicilerin karşısına çıktığı görüldü.

Çeşitli kampanyalar kapsamında tüketicilere yönelik tanıtımlarında, kampanya ana vaatlerinin kampanyanın istisnalarıyla uyumsuzluk içerecek şekilde sunulmasıyla tüketicileri aldatan, tüketicilerin satın alma kararlarını manipüle eden firmalar hakkında çeşitli yaptırımlar uygulandı

   Kargo sırasında patlayarak çöpe atılan dalak olayında yeni gelişme Yalova’daki özel bir hastanenin, bir hastanın test...
09/10/2021



Kargo sırasında patlayarak çöpe atılan dalak olayında yeni gelişme

Yalova’daki özel bir hastanenin, bir hastanın test için İstanbul’a gönderilen dalağı kargo sırasında patlaması sonucu çöpe atıldı. Durumu öğrenen hasta, hastane hakkında Sağlık Bakanlığı kriterleri dışında kargo yöntemiyle gönderdiği gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu.
Yalova'nın Çiftlikköy ilçesindeki karın ağrısı şikayetiyle özel bir hastaneye giden Ahmet Kıral, dalak büyümesi teşhisi konularak 10 Kasım 2020 tarihinde ameliyat edildi.

İstanbul'daki bir hastanenin patoloji servisine test için kargo ile gönderilen dalak kargo sırasında patlaması sonucu çöpe atıldı. Test sonuçlarına bir türlü ulaşamayan Ahmet Kıral, ameliyatla alınan dalağının kargo sürecinde konulduğu karton kutuda patladığı ve bu yüzden de çöpe atıldığını öğrendi. Yapılan incelemede sonucunda ise hastane haklı bulundu.

Dalağın Sağlık Bakanlığı'nca belirlenen şartlar yerine, “Standart Kargo” ibaresiyle gönderildiğini öğrenen hasta soluğu savcılıkta aldı. Hastanenin kendini mağdur ettiğini kaydeden Ahmet Kıral, halen hastalığını öğrenemediğini kaydetti. Kıral, dalak büyümesi teşhisiyle dalağının aldığını belirterek, "Ameliyat olduktan sonra dalağımı patolojiye gönderdiler. Karton kutu içerisine koyup karoya vermişler. Dalak, karton kutu içerisinde patlayınca çöpe atılmış. Benim dalağım nerede" ifadelerini kullandı.

Yetkililer hakkında hukuki süreç başlattıklarını ifade eden hastanın oğlu Ünal Kıral ise 15 gün sonra test sonuçlarının çıkmaması üzerine durumdan şüphelendiğini anlattı. Bu süreçte hastanenin kendini oyaladığını ifade eden Kıral, şöyle konuştu: “Bir sabah beni arayıp dalağın kaybolduğunu söylediler. Dalağın, kargo şirketi tarafından taşınırken kartonda patlama oluyor. Dalak da patladığı için çöpe atılıyor. Bunun fotoğrafları da var. Sıradan bir eşya nasıl taşınıyorsa o şekilde muamele yapılmış. Ben kendilerine sormak istiyorum, bu şekilde bir kutuda insan organı nasıl taşınır? Biz bunun sorumlusu kimse peşini bırakmayacağız. Babam hiçbir zaman hastalığının ne olduğunu bilemeyecek. O hastane de bize, 'Babanız bizde hayatı boyunca sigortalı olacak' şeklinde yüzsüzlük yapmaya devam ediyor. Bu işin peşini bırakmayacağız. Kim sorumluysa cezasını çekmesini istiyoruz".

Hasta avukatı Musab Nayman ise hasta organlarının standart kargo ile gönderilemeyeceğini ifade etti. Hastasının burada mağdur edildiğini belirten Nayman, “İl Sağlık Müdürlüğü'nce yapılan inceleme sonucunda söz konusu hastaneye idari para cezası uygulanmasına karar verilmiştir. Bu konu ile ilgili olarak güzel bir gelişme olmakta ise de Sağlık Müdürlüğü'nün hastanenin bu yöndeki insan sağlığını ve sağlık mevzuatını hiçe sayacak hareketinin idari yaptırımlar arasındaki en küçük yaptırım ile cezalandırması açık bir şekilde yanlıştır. Bunun yanında Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı'na yaptığımız başvuruda dosya kapsamında adli tıp raporu alınmış olup, adli tıp raporunda bizi hayretlere düşürecek sonuçlara varılmıştır. Dosya incelendiğinde adli tıp tarafından insan organın karton kutuda standart kargo olarak özel yetkilendirilmemiş kargo şirketleri tarafından taşınmasını tıbba uygun bulmuştur. Adli tıp raporunun içeriği incelendiğinde tam olarak standart kargo olarak bir insan organının karton kutuda taşınmasının nasıl tıbba uygun olduğu tarafımızca hiçbir şekilde anlaşılamamıştır. Bu kapsamda tarafımızca gerekli itirazlar Yalova Cumhuriyet Başsavcılığına yapılmış olup, inceleme sürecindedir. Adli tıp ve Yalova İl Sağlık Müdürlüğü kararları arasındaki çelişki ve bilimin uygulamalarına aykırı kararı bizi bu dosyada büyük bir adaletsizlikle karşı karşıya bırakmıştır'' dedi.

KİRA SÖZLEŞMESİNİN TAHLİYE TAAHHÜDÜ İLE SONA ERMESİ1. Tahliye Taahhüdü Nedir?Tahliye taahhütnamesi, kiracının kiralananı...
09/10/2021

KİRA SÖZLEŞMESİNİN TAHLİYE TAAHHÜDÜ İLE SONA ERMESİ

1. Tahliye Taahhüdü Nedir?

Tahliye taahhütnamesi, kiracının kiralananı belirli bir tarihte boşaltacağına dair yazılı irade beyanıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) madde 352 'de ''kiracıdan kaynaklanan sebeplerle kira sözleşmesini sona erdirme nedeni olarak üç fıkra şeklinde düzenlenmiştir. Uygulamada sıkça karşılaştığımız tahliye taahhüdü ''boşaltmayı yazılı olarak üstlenme'' olarak ifade eden sona erdirme nedenidir.

Tahliye taahhütnamesini düzenleyen TBK 352/1 maddesinde, “Kiracı, kiralananın teslim edilmesinden sonra, kiraya verene karşı, kiralananı belli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak üstlendiği hâlde boşaltmamışsa kiraya veren, kira sözleşmesini bu tarihten başlayarak ( tahliye taahhüdü tarihi) bir ay içinde icraya başvurmak veya dava açmak suretiyle sona erdirebilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

İlaveten, 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun’un 7/1-a bendinde ise “Kiracı tarafından gayrimenkulün tahliye edileceği yazı ile bildirilmiş olmasına rağmen tahliye edilmezse icra dairesine müracaatla tahliye isteyebileceği gibi, tahliye davası açabilir.” denmiştir.

2. Tahliye Taahhütnamesinin Geçerlilik Şartları

Tahliye taahhütnamesinin geçerli olabilmesi için bazı şartları barındırması gerekmektedir. Bu şartlar;

- Yazılı Şekilde Olması,

- Tahliye Taahhütnamesinin kiracı tarafından bizzat veya temsilcisi tarafından verilmiş olması

- Tahliye taahhüdünde tahliye için belirli bir tarihin belirtilmesi, (sonradan doldurulabilir)

- Tahliye taahhüdünün serbest iradeyle verilmesi,

- Tahliye taahhüdünün kiralananın teslim edilmesinden sonra ve kira sözleşmesindeki tarihten sonraki bir tarihe ilişkin olarak verilmesidir. (Doktrin görüşüdür, tarihler sonradan doldurulabilir)

Yargıtay’ın güncel uygulamalarına göre kira sözleşmesiyle aynı gün imzalanan tahliye taahhütnamesi geçersizdir. Kira sözleşmesinin başlangıcı tarihinden en erken bir gün sonra imzalanmış olmalıdır. Aynı zamanda kira sözleşmesi düzenlenirken, kiralayanın talebi üzerine kiracı tarafından imzalanan tarihsiz tahliye taahhüdünün sonuçlarına Yargıtay uygulamasına göre kiracı katlanmak durumundadır. Bu durumda, tahliye taahhüdünde adı soyadı ve imzası bulunan kiracı, tahliye tahhüdünde düzenleme ve tahliye etme tarihleri sonradan doldurulmuş olsa bile geçerli sayılan bir taahhüt olarak kabul edildiği için taşınmazı boşaltmak zorunda kalacaktır.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2008/11 Esas, 2008/2784 Karar numaralı ve 11.3.2008 tarihli kararında ;

“Kiracı ( taahhütnamenin kira sözleşmesinin tanzimi sırası da alındığını, tanzim tarihinin sonradan doldurulduğunu ) savunmuş ise de… taahhütnamede “halen icar ve işgali altındaki” davacıya ait dairede oturduğunu ve bu şekilde tahliye taahhüdünü kiralananda otururken verdiğini kabul etmiştir. Öte yandan atılan imza, imza sahibi kiracıyı bağlayacağından tahliye taahhüdünü içeren bu belgedeki tarihlerin sonradan doldurulduğu yolundaki itiraza itibar edilemez. Taahhütnamedeki tanzim tarihinin boş olarak bırakılıp davacıya verildiğinin kabul edilmesi halinde dahi davalı kiracı bu şekilde davranışının sonucuna katlanmak zorundadır. Kiralananın tahliyesine karar verilmesi gerekir.” Şeklindedir.

3. Tahliye Taahhüdüne Rağmen Kiracının Gayrimenkulü Tahliye Etmemesi Durumunda Ne Yapılır?

- Hap Bilgi : Kira sözleşmesinin tahliye tahhüdü ile sona ermesini isteyen mal sahibinin burada 2 seçeneği vardır. İlki, tahliye taahhüdüne dayanarak icra takibi yapmaktır. Diğeri ise, Tahliye Taahhüdüne dayalı olarak kiraya veren (öncelikle icra dairesine başvurmadan) doğrudan doğruya Sulh Hukuk mahkemesine başvurabilir. Bu durumda Sulh Hukuk Mahkemesi kararı ile şartları var ise kiracının kiralanandan tahliyesine karar verilir.

Kira sözleşmesinin tahliye taahhüdü ile sona ermesini isteyen mal sahibi , tahliye tarihinden itibaren 30 gün içinde ihbara veya ihtara gerek olmaksızın taşınmazın bağlı bulunduğu yer icra dairelerinde bizzat veya avukatı aracılığıyla tahliye talepli icra takibi başlatabilir. (Taahhütnameye dayanýlacađý için 14 örnekli takip olacaktýr.) İcra takibine itiraz edildiği takdirde kiralayan, bu defa icra mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılmasıyla beraber taşınmazın tahliyesini dava edebilir. Tahliye taahhüdünün varlığı halinde icra takibine itiraz edilse dahi, icra hukuk mahkemesinden ilk celsede tahliye kararı çıkacaktır.

4. İcra Hukuku Alanındaki Süreç ve Düzenlemeler

İcra takibi yoluyla tahliye süreci İcra Ve İflas Kanunu 272. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. İcra Ve İflas Kanunu 272 uyarınca ‘Mukavelename ile kiralanan bir taşınmazın müddeti bittikten bir ay içinde mukavelenin icra dairesine ibrazı ile tahliyesi istenebilir.Bunun üzerine icra memuru bir tahliye emri tebliği suretiyle taşınmazın on beş gün içinde tahliye ve teslimini emreder.’ Kiraya veren, tahliye talepli icra takibib açacağı esnada, icra dairesine yaptığı takip başvurusunda kira kontratının ve tahliye taahhüdünün aslını icra müdürlüğüne vermek zorundadır. Bu tahliye yoluna ancak kiraya veren başvurabilir. Malikin tahliye taahhüdüne dayalı icra takibi yapma hakkı yoktur.

Burada sık karşılaşılan ve yorum gerektiren sorun kiralanan gayrimenkulün satışı halinde yeni malikin eski malik zamanında alınmış bulunan tahliye taahhüdüne dayalı olarak tahliye talep edip edemeyeceğidir. Yargıtay 3. Hukuk dairesinin 2018/3080 esas ve 6171 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere ‘6098 sayılı TBK’nun 352/1. maddesine göre; taahhüt nedenine dayalı tahliye davasının mutlaka kiraya veren tarafından açılması gerekir. Kiraya veren durumunda olmayan malikin dava hakkı yoktur. Ancak yeni malik önceki malikin ve kiraya verenin halefi olarak eski malik zamanında verilmiş taahhüde dayanarak dava açabilir.’ Kiracı kendisine tebliğ edilen ödeme emrine karşı süresi içerisinde itiraz etmediği takdirde takip kesinleşir ve kiraya veren kiralananın tahliyesini icra müdürlüğünden isteyebilir ve kiralananı tahliye ettirir.

Kira ilişkisi kurmak kolay olsa bile kira ilişkisini sona erdirmek deneyim ve hukuki bilgi gerektiren, usuli şartları olan bir süreçtir. Bu sebeple, kiracının mümkün olan en kısa sürede tahliye edilmesi için hukuki destek almak önemlidir.

850 bin esnafa muafiyet getirecek Vergi Kanunu teklifi Komisyon'da kabul edildiTBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda kabul ed...
09/10/2021

850 bin esnafa muafiyet getirecek Vergi Kanunu teklifi Komisyon'da kabul edildi

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda kabul edilen teklifle; çiftçiye vergi indirimi, cirosu 240 bin TL'nin altındaki 850 bin küçük esnafa vergi muafiyeti, internet üzerinden para kazananlara vergi kolaylığı sağlanacak.

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu, AK Parti'li Cevdet Yılmaz başkanlığında toplandı. Komisyonda, Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi görüşülerek kabul edildi. Teklifle; çiftçiye vergi indirimi, cirosu 240 bin TL'nin altındaki 850 bin küçük esnafa vergi muafiyeti, internet üzerinden para kazananlara vergi kolaylığı sağlanması öngörülüyor.

ESNAFA VERGİ MUAFİYETİ

Basit usulde vergilendirilen mükelleflerin kazançları gelir vergisinden istisna tutulacak. 'Küçük esnaf' olarak ifade edilen ve 850- 860 bin civarında olan bu mükellef grubunun kazançlarının istisna edilmesiyle yıllık beyanname vermemeleri sağlanacak.

Sosyal içerik üreticiliği ile mobil cihazlar için uygulama geliştiriciliğinde kazanç istisnası getirilecek. Buna göre; internet ortamındaki sosyal ağ sağlayıcıları üzerinden metin, görüntü, ses, video gibi içerikler paylaşan sosyal içerik üreticilerinin, bu faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar ile akıllı telefon veya tablet gibi mobil cihazlar için uygulama geliştirenlerin elektronik uygulama paylaşım ve satış platformları üzerinden elde ettikleri kazançlar, gelir vergisinden istisna tutulacak. Bu istisnadan yararlanmak için Türkiye'de kurulu bankalarda bir hesap açılması ve bu faaliyetlere ilişkin tüm hasılatın bu hesap aracılığıyla tahsil edilmesi gerekecek. Bankalar, bu kapsamda açılan hesaplara aktarılan hasılat tutarı üzerinden, aktarım tarihi itibarıyla yüzde 15 oranında Gelir Vergisi kesintisi yapmak ve Gelir Vergisi Kanunu'nun 'Muhtasar Beyanname' ve 'Vergi Tevkifatının Yatırılması' başlıklı maddelerindeki esaslar çerçevesinde beyan edip ödemekle yükümlü olacak. Bu tutar üzerinden ayrıca tevkifat yapılmayacak. Mükelleflerin, düzenleme kapsamı dışında başka faaliyetlerinden kaynaklanan kazanç ya da iratlarının bulunması, istisnadan faydalanmalarına engel oluşturmayacak. İstisnaya ilişkin şartların taşınmadığının tespiti halinde, eksik tahakkuk eden vergi, vergi ziyaı cezası kesilerek gecikme faiziyle birlikte tahsil edilecek. Cumhurbaşkanı, düzenlemedeki tevkifat oranını her bir faaliyet türü için ayrı ayrı sıfıra kadar indirmeye, bir katına kadar artırmak suretiyle yeniden tespit etmeye yetkili olacak.

TARIMSAL DESTEK ÖDEMELERİ

Tarım sektörü ve çiftçilerin desteklenmesi için kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılan destekleme ödemeleri, Gelir Vergisi'nden istisna tutulacak, bu ödemelerden herhangi bir vergi kesintisi yapılmayacak.

Birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat ve onarma işleri üzerinden gelir elde eden mükelleflerin verecekleri yıllık Gelir Vergisi beyannameleri, işlerin ikmal edildiği takvim yılını takip eden yılın şubat ayının başından 25'inci günü akşamına kadar verilebilecek. Bir takvim yılında elde edilen gelirler, şubat ayının başından 25'inci günü akşamına kadar Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi ile beyan edilecek. Yıllık beyanname ile bildirilen gelir üzerinden tahakkuk ettirilen Gelir Vergisi, şubat ve haziran aylarında olmak üzere iki eşit taksitte ödenecek.

Cari vergilendirme dönemi içindeki üç, altı ve dokuz aylık periyodlar üçer aylık dönemler itibarıyla geçici vergi dönemleri kabul edilecek. İlgili takvim yılı veya hesap döneminin son üç aylık dönemi ise geçici vergi dönemi kapsamında sayılmayacak. Madde kapsamındaki mükellefler tarafından bu dönem için Geçici Vergi Beyannamesi verilmeyecek.

ELEKTRONİK ORTAMDA VERGİ DAİRESİ KURULABİLECEK

Vergiye uyumlu mükelleflerin vergi indiriminden yararlanma koşulu olan 'indirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile önceki iki yılda haklarında tarhiyat yapılmamış olması' koşulu, yapılan tarhiyatların kesinleşmesine bağlı olacak. Söz konusu süre içinde kesinleşen tarhiyatın indirim tutar sınırının yüzde 1'inden az olması durumunda da indirimden yararlanma şartları ihlal edilmemiş sayılacak. Fiziki ortamdan bağımsız olarak elektronik ortamda vergi dairesi kurulabilecek. Elektronik ortamda kurulan vergi dairelerinin diğer vergi dairelerinin şubesi olarak belirlenerek mükelleflere hızlı ve etkin hizmet verilebilmesinin sağlanması, vergi dairesince yapılan işlemlerin elektronik ortamda kurulan vergi daireleri tarafından da yerine getirilmesini temin edecek düzenlemeler yapma konusunda Hazine ve Maliye Bakanlığı'na yetki verilecek.

Gelir İdaresi Başkanlığı'nın görev alanına ilişkin işlerde hizmet alımı yoluyla çalıştırılanlar ile hizmet alımı yapılanların ortak ve yöneticileri de öğrendikleri sırlar ve gizli kalması gereken diğer hususlar açısından yasaklara, bu görevlerinden ayrılsalar dahi uymak zorunda olacak.

Yabancı ülkelerde bulunan Türk vatandaşlarına yapılacak tebligatlar, Gelir İdaresi Başkanlığı'na gönderilmeksizin, vergi dairesi başkanlıkları veya defterdarlıklar tarafından doğrudan yurt dışı temsilciliklerine gönderilecek.

3 bin 600 Türk Lirası'ndan fazla vergi veya vergi cezasına taalluk ettiği takdirde, ilan yazısı Hazine ve Maliye Bakanlığı'na bağlı vergi daireleri açısından Gelir İdaresi Başkanlığı'nın, diğerleri için ilgili idarenin resmi internet sitesi üzerinden de duyurulacak.

UZAKTAN İNCELEME

Ticari faaliyetlerin icrasında değişen iş yeri kavramı, vergi incelemesine taraf olan mükelleflerin büyük çoğunluğunun elektronik defter ve belge kullanması, dijital veri depolama olanaklarının çeşitlenmesi, incelemelerin daha çok teknolojik ekipmanlar kullanılarak yapılması, inceleme süreçlerinin dijital ortama taşınması gibi gelişmelerin 'uzaktan incelemeyi' mümkün hale getirdiği gerekçesiyle, teklifle, vergi incelemesinin uzaktan yapılabilmesine yönelik düzenlemeler yapılıyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı, mükelleflerin bildirmeye mecbur olduğu bilgilerin, kamu kurum ve kuruluşları tarafından Bakanlığa yazılı veya elektronik olarak bildirilmesi durumunda, bu bildirimi mükelleflerce yapılmış bildirim olarak kabul etmeye, bu şekilde kabul edilecek bildirimleri faaliyet konusu, gelir unsuru ile mükellefiyet, vergi, iş yeri ve şirket türlerini ayrı ayrı veya birlikte dikkate alarak tespit etmeye ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkili olacak.

Fiziki ortamda tutulan defterlerde bulunan tasdik zorunluluğuna benzer şekilde, Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın, Ticaret Bakanlığı ile müştereken veya kendisinin belirlediği usul, esas ve süreler dahilinde söz konusu defterler için berat alınması veya defterlerin onaylanması tasdik hükmünde sayılacak. Berat alınması ve onay işlemlerinde belirlenen usul, esas ve sürelere uyulmaması halinde ise defterler tasdik ettirilmemiş kabul edilecek.

Ayrıca, komisyonda yapılan değişiklik önergesi ile Konaklama Vergisi 2023'e ertelendi.

 'dan 'emekli maaşına bloke' kararıYargıtay Hukuk Genel Kurulu (YHGK), milyonlarca emekliyi ilgilendiren çok kritik bir ...
09/10/2021

'dan 'emekli maaşına bloke' kararı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (YHGK), milyonlarca emekliyi ilgilendiren çok kritik bir karara imza attı. Yargıtay, emekli maaşlarına bloke konulamayacağına karar verdi. Kararda, emekli maaş ve ödeneklerinin, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) alacakları ile nafaka borçları dışında haczedilemeyeceği belirtildi. İçtihat niteliği taşıyan Kurul kararı çektiği tüketici kredisini ödeyemeyen bir emeklinin maaşının dörtte birine bloke konulmasının iptali için açtığı dava üzerine verildi. Örnek YHGK kararı ışığında, bankalar, emekli maaşlarına ödenmeyen kredi taksitleri nedeniyle bloke koyamayacaklar.

Yargıtay kararına göre; İzmir’de Y.M adlı bir emekli, bir bankadan tüketici kredisi çekti. Aynı bankadan aldığı emekli maaşından takas ve virman suretiyle tahsilat yapılmasına da muvafakat verdi. Kredi taksitleri ödeyemeyince, banka 2013 Aralık ayı başında, emekli maaşı hesabının dörtte birine bloke koydu. Davacı emekli ise bankaya karşı dava açtı.

İzmir 2. Tüketici Mahkemesi, 28 Ağustos 2014’de davacı emekliyi haklı buldu. Mahkeme, tüketicinin emekli maaşına bloke konularak, borcu için takas ve mahsup yapılamayacağına ve Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 93. maddesi uyarınca da emekli maaşının haczedilemeyeceği gerekçeleriyle davayı kabul etti. Davacının emekli maaşına blokenin kaldırılmasına ve kesilen bin 376 lira 70 kuruşun davalı bankadan alınarak, davacı emekliye verilmesine karar verildi.

MAHKEME DİRENDİ

Temyizde mahkeme kararı bozuldu. Kararı veren İzmir 2. Tüketici Mahkemesi ilk kararında direnince, bu dosya YHGK’na taşındı. Kurul, bu tartışmalı dosyada ilk görüşmede karara varamadı. İkinci görüşmede tüketici mahkemesinin emekli maaşlarına bloke koyulamayacağı şeklindeki direnme kararı hukuka uygun görülerek, oy çokluğu ile onandı. (Oya Armutçu / Hürriyet)

Yedieminlik faaliyetlerinin bölgelere ayrılarak özelleştirilmesine karar verildiResmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı...
09/10/2021

Yedieminlik faaliyetlerinin bölgelere ayrılarak özelleştirilmesine karar verildi

Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararıyla, Yargı Reformu Strateji belgesinde yer alan faaliyetlerden biri daha hayata geçirildi.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'na (ÖİB) ilişkin Cumhurbaşkanı kararına göre, icra ve iflas kanununun 88. maddesi kapsamındaki yedieminlik faaliyetleri özelleştirme kapsam ve programına alındı. Özelleştirme işlemleri 31 Aralık 2025 tarihine kadar tamamlanacak.

Özelleştirme işlemleri, işletme hakkının verilmesi veya gelir ortaklığı modeli ve işin gereğine uygun diğer hukuki tasarruf yöntemlerinin ayrı ayrı veya birlikte uygulanarak gerçekleştirilecek. Yedieminlik faaliyetleri bir bütün olarak veya bölgelere ayrılarak özelleştirilecek.

ADALET BAKANLIĞI, ÖİB VE İŞLETİCİ İMZALAYACAK

Özelleştirme sözleşmelerinin, Adalet Bakanlığı, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve işleticinin imzalamasına karar verildi. İcra ve iflas kanununun 88. maddesi kapsamında haczedilen mallar, hali hazırda Adalet Bakanlığı tarafından yetki verilen gerçek veya tüzel kişilere ait lisanslı yediemin depolarında muhafaza ediliyor. Özelleştirme işlemleri tamamlanıncaya kadar yedieminlik faaliyetleri ilgili mevzuatı çerçevesinde mevcut haliyle yürütülmesine devam edilecek.

DEPOLARDA UYAP ENTEGRASYONU OLACAK

Konuyla ilgili mevcuttaki uygulamada yediemin depoları belediyeler veya valiliklerden alınan işletme ruhsatı ile faaliyet gösteriyor. Haczedilip de muhafaza altına alınan malların, faaliyette olan bu depolarda gerekli altyapı ve donanımın bulunmaması nedeniyle eşyalar zarar görmesi söz konusu oluyor.

Yeni uygulama ile yedieminlik hizmetlerini özelleştirme suretiyle lisansa bağlanması sonrasında depolarında muhafaza edilecek malların güvenli ve belirli standartlara kavuşturulacak. Depolarda UYAP entegrasyonu sağlanarak yedieminde bulunan araçlar ve menkul malların depoya gelişinde ekspertizinin yapılması, satışına ya da teslimine kadar olan süreçte de takip edilmesi, malların sigortalama ve rutin bakımlarının yapılması suretiyle ekonomik değerinin korunması da sağlanacak.

Paris Anlaşması'na ilişkin kanun Resmi Gazete'de335 sayılı Paris Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanu...
09/10/2021

Paris Anlaşması'na ilişkin kanun Resmi Gazete'de

335 sayılı Paris Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun, 07 Ekim 2021 Tarihli ve 31621 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu'nda 353 oyla kabul edilen Paris Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun, Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Yayımlanan kanunda "Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 21'inci Taraflar Konferansı'nda kabul edilen ve Türkiye Cumhuriyeti adına 22 Nisan 2016'da imzalanan ' 'nın beyan ile birlikte onaylanması uygun bulunmuştur" denildi.

BİLİNÇLİ TAKSİRBilinçli taksir kavramı ilk kez 1997 ön tasarısında düzenlenmiş olup, bilinçli taksir halinde cezanın ağı...
09/10/2021

BİLİNÇLİ TAKSİR

Bilinçli taksir kavramı ilk kez 1997 ön tasarısında düzenlenmiş olup, bilinçli taksir halinde cezanın ağırlaştırılması kabul edilmiştir. Öntasarı m. 22’de bilinçli taksiri, “failin tahmin ettiği neticeyi istememesine rağmen, neticenin meydana gelmesi hali” olarak tanımlamış ve bu halde cezanın üçte bir oranında arttırılmasını öngörmüştür[1].

Bilinçli taksir kavramı mevzuatımıza ise ilk kez 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 45.maddesine 8.1.2003 tarih ve 4785 sayılı kanunla eklenen üçüncü fıkrasıyla girmiştir. “Failin öngördüğü neticeyi istememesine rağmen neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır, bu halde ceza üçte bir oranında arttırılır” hükmünü ihtiva etmekteydi. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 22.maddesinin 3.fıkrasında da benzer bir hükme yer verilmiş ancak artırım oranı yükseltilmiştir. “Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza birden yarısına kadar arttırılır”. Bilinçli taksirde cezanın somut olayın özelliklerine göre yasal sınırlar içerisinde artırılması gerekir. Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir: “Sanık hakkında tayin edilen temel cezanın bilinçli taksirle artırılması sırasında, bilinçli taksir oluşturan ihlalin yalnızca kırmızı ışık ihlalinden ibaret bulunduğu gözetilmeksizin, TCK'nın 22/3. maddesi uyarınca temel cezanın 1/3 oranı yerine, 1/2 oranında artırılmak suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayini, kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmektedir”[2].

Doktrinde bilinçli taksire ilişkin şu tanımlar ve örnekler verilmiştir.

Dönmezer/Erman‘a göre,”neticenin fiilen öngörülmesine karşın istenmemesi hali bilinçli taksir olarak tanımlanmıştır”[3].

Önder’e göre, “bilinçli taksir iradi harekette bulunan failin, bu hareketinden tipe uygun, hukuka aykırı bir suç tipinin gerçekleşebileceğini öngörmesine (tahmin etmesine) rağmen, neticenin gerçekleşmesini istemeyip, gerçekleşmeyeceğini umarak ve buna güvenerek eylemini gerçekleştirmesidir. Örneğin; talihine, bilgisine, tecrübesine güvenmek suretiyle fail, öngördüğü neticenin gerçekleşmeyeceğini ummaktadır. Bir başka deyişle, fail neticeyi öngördüğü halde gerçekleşmeyeceğine olan güveni, gerçekleşeceği düşüncesinden güçlüdür. Burada fail hareketinin hukuka aykırı bir netice meydana getirebileceği düşünmekte ancak istememektedir; istememiş olmakla beraber yine de hareket ve netice arasında psikolojik bir bağ bilinçli taksirde kurulabilmektedir. Örneğin, fail fırtınalı bir havada kayığının yolcuları ile birlikte denize dökülebileceğini öngörmekle beraber, talihine ve iyi bir denizci olmasına güvenerek böyle bir neticenin meydana gelmeyeceğini ummaktadır. Ancak, netice gerçekleşmektedir. Fail bu neticenin gerçekleşeceğini öngördüğü halde hareketi yapmaktan vazgeçecek idi ise taksir bilinçlidir”[4].

İçel’e göre, ”bilinçli taksirde fail, objektif olarak öngörülebilir, dolayısıyla sakınılabilir neticeyi sübjektif olarak öngörmekte, neticeyi arzulamamakla birlikte hareketi gerçekleştirmekten kaçınmamaktadır. Yani fail, zararlı neticenin gerçekleşmesi imkânını genel olarak öngörmesine rağmen, somut olayda bunun meydana gelmeyeceği kanaatindedir”[5].

Centel/Zafer/Çakmut‘a göre, ”failin hareketi yaparken neticeyi öngörmesi, ancak bunun gerçekleşmesini istememesi ve somut olaydaki koşullara göre neticenin gerçekleşmeyeceğine inanması, bilinçli taksir olarak adlandırılır”[6].

Artuk/Gökçen/Yenidünya’ya göre, ”bilinçli taksir, neticenin öngörülüp de istenmemiş olmasıdır. Diğer bir deyişle, taksirin bu şeklinde neticenin gerçekleşmesini istemeyen fail, hareketinin tipe uygun, hukuka aykırı bir sonuca sebep olabileceğini öngörmesine (tahmin edebilmesine) rağmen, hareketine devam ederek zararlı neticeyi meydana getirmektedir. Kısaca neticenin öngörülmesine rağmen harekete devam edildiği durumdaki taksire, şuurlu (bilinçli) taksir denir. Hukuka aykırı neticeyi öngördüğü halde gerçekleşmeyeceğine güvenen ve bu güvenle hareketine devam eden failin söz konusu güveninin dayanağı talih, bilgi, kabiliyet, tecrübe v.s.gibi çeşitli etkenlerden ileri gelebilir”[7].

Yüce’ye göre, ”bilinçli taksirde fail, fiilin tehlikeli olabileceğini anlamakta, ancak bu tehlikenin derecesini anlayamamakta veya yeteneğine ya da şuuruna güvenerek neticenin gerçekleşmeyeceğini düşünüp hareket etmektedir. Bilinçli taksiri karakterize eden nitelik, iyi düşünmemek, ileriyi düşünmemek, temkinli hareket etmemektir”[8].

Soyaslan’a göre, ”bilinçli taksirde netice öngörülmüştür. Ancak fail bazı yeteneklerine güvenerek neticenin gerçekleşmeyeceğine inanmıştır. Demek ki, taksirin bu türünde fail açısından dikkatsizlik ve özensizlik daha ağır ve ciddidir. Örneğin, fail otomobilini hızlıca kullanırken yayaya çarpacağını düşünmüş ve çarpmış olsun. Ancak kendisini usta şoför sayarak çarpmayacağına inansın. Bu durumda failde daha büyük bir ihmal, dikkatsizlik ve özensizlik vardır”[9].

Jescheck‘e göre, ”ceza kanununda muayyen bir fiilin gerçekleşmesini muhtemel addetmekle beraber, neticenin meydana gelmeyeceğine yükümlülüklerine aykırı bir şekilde güven besleyen kişi, şuurlu taksirle hareket etmiş olur”[10].

Özgenç’e göre, “bilinçli taksir, aslında kastın bilme ve isteme olmak üzere iki unsurun olduğu yönündeki klasik suç teorisinin etkisiyle ortaya atılmış olan bir kavramdır. Hâlbuki irade, kastın bir unsuru değildir. Kast, bir suçun bütün maddi unsurlarının somut olayda gerçekleştiğinin bilincinde olmayı ifade etmektedir. Bu nedenle, bilinçli taksirle bağlantılı olarak verilen bütün örnek olaylarda, aslında olası kast mevcuttur”[11]. Ancak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda bilinçli taksir düzenlenerek, olası kasttan farklı olarak, fail bilinçli taksirde öngördüğü neticenin gerçekleşmesini istememektedir ve gerçekleşmemesi için bütün gayretini göstermektedir, ancak korkulan olmaktadır. Örneğin, yoğun sisin görüş mesafesini oldukça daraltmış olmasına rağmen, motorlu tekneyle boğazın bir yakasından diğer yakasına yolcu taşımaya teşebbüs eden kişi, bu şartlarda bir deniz kazasına sebebiyet verebileceğini muhtemel görür; ancak tecrübelerine güvenerek, tekneye yolcu alır ve boğazda sefere çıkar. Görüş mesafesinin darlığı nedeniyle bir başka araca çarparak, yolcuların bir kısmının ölmesine veya yaralanmasına neden olur. Keza, soğuk bir kış günü yolun buz tutabileceğini muhtemel görmesine rağmen, yolcu yüklü aracı tekerlerinde zincir olmaksızın sefere çıkan sürücü, bir trafik kazasına ve sonuçta, bir veya birkaç yolcunun yaralanmasına veya ölümüne sebebiyet verir.

Bu olaylarda fail, fiilin sebebiyet verebileceği neticeleri öngörür, ancak tecrübelerine güvenerek, fiili işlemekten kendisini alıkoyamaz. Failin, bir kazaya sebebiyet vermemek ve yolcuların herhangi birinin yaralanmaması için becerilerini göstermesine rağmen, korkulan gerçekleştiğinden 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun bilinçli taksire ilişkin düzenlenmesi karşısında bu gibi olaylarda bilinçli taksirin varlığını kabul etmek gerekir”[12].

Doktrinde uzun zamandan beri kabul edilen “bilinçli taksir“ kavramının ülkemizde özellikle trafik kazaları, bina çökmeleri ve havaya ateş edilme olaylarında yapılan yargılamalar sonucu verilen cezalar adil olmadığı için kamu vicdanını rahatsız etmiştir. Ayrıca verilen cezaların, cezanın ıslah edici, bireysel önleyici ve genel önleyici fonksiyonlarını yerine getirmemesi üzerine karşılaştırmalı hukukta da yerini almış olan bilinçli taksirin ceza mevzuatımıza girmesiyle, öğretideki görüşlere paralel olarak Yargıtay kararları da gelişmiştir[13]. Yargıtay’ın bilinçli taksirini sınırına açıklık getiren bir kararında şöyle denilmektedir; “Taksirin bir türü olarak düzenlenmiş bulunan bilinçli taksir esas itibariyle olası kastın sınırlarını daraltıcı bir işlev görmektedir. Bu nedenle, olası kastın anlamı ve sınırları belirlenmeden, bilinçli taksirin kapsamının tayini mümkün değildir. Olası kast ve bilinçli taksir öngörme unsuru itibariye örtüşmesine rağmen, isteme unsuru bakımından ayrılmaktadır. Olası kastı bilinçli taksirden ayıran özellik, mümkün ya da muhtemel olarak öngörülen neticenin kabullenilmesi, failin öngördüğü tipik neticenin meydana gelmeyeceğine yönelik bir güveni olmadan hareket etmesidir. Başka bir anlatımla, fail öyle ya da böyle herhalde hareketi gerçekleştirirdim diyorsa olası kast, neticenin gerçekleşeceğini bilseydim hareketi gerçekleştirmezdim, diyorsa bilinçli taksir söz konusudur”[14].

Bilinçli taksirde netice öngörülmüş olmasına rağmen, neticenin gerçekleşmesi istenmemektedir[15]. Bilinçli taksir açısından, her olayın özelliklerine göre değerlendirme yapılmalıdır. Yargıtay kararlarında, özellikle alkollü araç kullanma olaylarında, diğer şartların da oluşması halinde bilinçli taksirin uygulandığı görülmektedir. Yargıtay bir kararında alkollü araç kullanmanın yanında sanığın kazanın oluşumunda kusurlu olmasını ararken[16], Yargıtay’ın başka bir kararında ise, sanığın alkollü olarak azami hız sınırı aşarak araç kullanması neticesinde meydana gelen taksirle yaralama eyleminde bilinçli taksirin oluştuğu kabul edilmektedir[17]. Ancak belirtilmelidir ki, failin alkollü olduğu her durumda bilinçli taksirin varlığından söz edilemez. Bunun kabul edilmesi objektif bir yaklaşım olur. Her somut olayda failin taksirle gerçekleştirdiği eylem ile bu eyleme fail tarafından iradi olarak alınan alkolün etkisi araştırılmalı ve bunun değerlendirilmesine göre bilinçli taksirin somut olay açısından geçerli olup olmadığına karar verilmelidir[18]. Nitekim Yargıtay da aynı görüşü benimsemiştir. “O, 55 promil alkollü olan sanığın olay yerine geldiğinde aniden yola çıkan yayaya çarpmamak için direksiyon manevrasına başvurduğu ve bu nedenle hâkimiyetini kaybederek olayın meydana gelmesine neden olduğu şeklinde gelişen olayda, bilinçli taksirin şartları oluşmadığı halde sanık hakkında bilinçli taksir uygulanması suretiyle fazla ceza tayini yasaya aykırılık oluşturmaktadır”[19]. Olayda sanık alkollü ise de; olayın oluşumunda kusuru bulunmadığından, eylemin bilinçli taksirle meydana geldiğinden söz edilemez. Sadece sanığın alkol oranının yasal sınırlarda olması olayın alkolden kaynaklandığını kabule yeterli değildir[20]. Sürücünün kanındaki alkol miktarı arttıkça, peşinen bilinçli taksirli olduğunun kabulünün aksine, neticenin somut olayda öngörülmüş olduğuna ilişkin değerlendirmenin çok daha özenli biçimde yapılması gerekir. Kaldı ki; yasal sınırın üzerinde alkol almış bir sürücünün, muhtemel zararlı neticeleri öngörmek konusundaki yetileri bozulmamış olmasına rağmen, somut olayda belirli zararlı neticeyi zihninde canlandırmamış olması da pekâlâ mümkündür. Böyle bir durumda ise, kandaki alkol oranı ne kadar yüksek olursa olsun bilinçli taksire ilişkin hüküm uygulanamaz. Ancak alkol oranı temel cezanın belirlenmesi açısından nazara alınabilir[21].

Kanaatimizce, bilinç taksirin varlığı her somut olay açısından ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Yukarıdaki örneklerde belirtildiği üzere failin alkollü olduğu her durumda bilinçli taksirin varlığından bahsedilemez. Bilinçli taksirin varlığı olayın özelliğine göre belirlenmelidir. Failin aldığı alkolün miktarı, olaydaki kusuru, yaralama veya öldürme olayının, failin aldığı alkolün tesiriyle meydana gelip gelmediğinin araştırılması gerekir. Durumu bir örnekle açıklayalım, “sanık sürücü, yönetimindeki otomobil ile seyredip olay mahalline geldiğinde kontrolü kaybederek yolun sağındaki bariyerlere çarpmış, otomobilde seyahat eden (A) ölmüştür. Sanığın kanında 1,75 promil alkol tespit edilmiştir.” Karayolları Trafik Kanunu’nun 48.maddesine göre, uyuşturucu veya keyif verici maddeleri almış olanlar ile alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayollarında araç sürmeleri yasaktır. Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 97.maddesinde ise “kanlarında 0,50 promil den fazla alkol bulunan sürücülerin araç kullanmaları yasaklanmıştır. Sanık sürücünün kanında 1,76 promil alkol tespit edilmiştir. Bütün sürücülerde kandaki alkol düzeyinin artışına paralel olarak artan derecelerde aracı güvenli sevk edebilmek için gerekli dikkat düzeyinde azalma ve refleks aktivite hızında düşme, doğru karar verebilme yeteneğinde ve psikomotor koordinasyon kapasitesinde azalma oluşur. Mevcut delillere göre sanık sürücünün alkollü olması ile güvenli araç kullanma yeteneğini yitirdiği, yine alkollü olmanın vermiş olduğu cesaretle süratli seyrettiği, direksiyon kontrolünü kaybederek sağdaki bariyerlere çarptığı anlaşılmakla kazanın meydana gelmesinde kusurlu görülmüştür[22].

Örnek olayda görüldüğü üzere, alkollü araç kullanma olaylarında öncelikle failin alkol düzeyi, aldığı alkolün tesiriyle gerekli dikkat ve özeni gösterip göstermediği, alkolün tesiriyle direksiyon hâkimiyetini kaybedip kaybetmediği, hız limitlerini aşıp aşmadığı, kazanın oluş ve işleyiş şekline göre, sürücü sanığın aldığı alkolün tesiriyle meydana gelen ölüm ve yaralama arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığının araştırılması gerekir. Bunun için hem sürücü sanığın kusurlu olup olmadığı hem de meydana gelen neticenin, failin olaydan önce içtiği alkolün tesiriyle meydana gelip gelmediği konularında bilirkişi incelemesi yapılmalıdır.

-----------

[1] Yenerer Çakmut /Çakmut, a.g.m, 437.

[2] Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin, 20. 02. 2020 tarihli, 2020/636 esas ve 2020/1811 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[3] Dönmezer/Erman, C.II, 284.

[4] Önder, 335 – 336.

[5] İçel, 193 vd.

[6] Centel / Zafer / Çakmut, 413.

[7] Artuk / Gökçen / Yenidünya, 646.

[8] Yüce, 339 – 340.

[9] Soyaslan, 426.

[10] Jescheck (akt- Schroeder çev; Özgenç) a.g.m, 262.

[11] Özgenç, a.g.m, 697 vd.

[12] Özgenç, 338.

[13] "Bu iş kolunda deneyimli olan sanıkların, yasa, yönetmelik ve tüzük hükümlerine göre, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda üzerlerine düşen yükümlülükleri yerine getirmedikleri, bu hükümlere göre tüm işçilere çalışma süresince karbon monoksit maskesi vermeyerek, olay yerine giden işçilerin yerde baygın olarak yatan işçileri görmelerine rağmen, yoğun gaz nedeni ile hemen müdahale edemedikleri, gaz maskelerinin gelmesini beklemek suretiyle hayati önem taşıyan ilk yardım müdahalesinde, organizasyondaki eksiklik ve yetersizlik nedeni ile zaman kaybetmek suretiyle, sonucun meydana gelmesinde etkili olduğu, sanıkların gaz ölçümünü otomatik olarak yapacak erken uyarı sisteminin kurulmasını ve yeterli sayıda gaz ölçüm cihazı bulundurulup düzenli şekilde kullanılmasını sağlamayarak, hatta basit ve ucuz olan vakvak tabir edilen uyarı aletini dahi sınırlı sayıda kişiye verip kullandırılarak, teknik nezaretçi ve daimi nezaretçi sanıklar tarafından gerekli denetimler yapılmayarak, iş yerindeki eksikliklerin işverene bildirilmeyerek, üretime kapalı olduğu iddia edilen 513 kodlu bölmeye işçilerin girmesini engelleyici uyarı levhaları koymayarak ve ahşap tahkimatlar ile kapatmayarak, işçilere iş güvenliği konusunda yeterli eğitim vermeyerek, 513 nolu bölmedeki vantüp ile havalandırma sistemini olaydan bir hafta önce yangın çıkması nedeni ile kapatılmasına ve tekrar açılmamasına rağmen, biriken yeraltı sularının tulumbacı işçiler tarafından tahliye edilmesi için olaydan 2 gün öncesine kadar bu yerde işçileri çalıştırmak (Tulumbacı işçi F..’un ifadesi) suretiyle, neticeyi istememelerine rağmen öngördükleri hususunda bir tereddüt bulunmayan sanıkların eylemlerinde bilinçli taksirin koşullarının oluştuğunun gözetilmemesi, yasaya aykırılık oluşturmaktadır”. Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 02.12.2020 tarihli, 2018/1290 esas ve 2020/6722 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[14] Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 11.02.2021 tarihli, 2019/3781 esas ve 2021/1415 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır). Karara göre, somut olayda sanık M.’in kız kardeşinin düğünü esnasında kendisine ait T1102-1.. seri numaralı 9 mm fişek atan ….. Kılınç 2000 Mega marka silahla havaya birkaç kez dikkatsizce ateş etmesi sonucu o esnada ailesiyle beraber düğün alanının dışında yürümekte olan, ateş ettiği sırada görmediği maktül Ş..u başından vurarak ölümüne sebep olduğundan, sanık hakkında bilinçli taksir hükümleri uygulanmak suretiyle hüküm kurulmuş ise de; sanığın polis memuru olarak görev yapması, polis memurlarının silah ile ilgili olarak bilgi ve tecrübelerinin diğer şahıslara göre daha üst düzeyde olduğunun kabul edilebileceği hususları düşünüldüğünde, merkezi sayılabilecek bir yerde ateş eden sanığın özel konumu gereği diğer şahıslardan farklı düşünerek merminin düşüş esnasında herhangi bir vatandaşa isabet edebileceğini muhtemel olarak öngörmesi gerektiği, zira sanığın ateşlediği mermilerin civarda bulunan kişilere hatta havaya yükselen mermi çekirdeğinin yorgun mermi olarak düştüğü sırada herhangi bir kimseye isabet etme ihtimalinin bulunduğu, düğünde rastgele ateş eden sanığın göze aldığı, kabullendiği ve kayıtsız kaldığı netice, ateşlediği mermi çekirdeğinin civarda bulunan herhangi birisine isabet etmesi, bu kişinin de ölmesi veya yaralanması olup, sanığın sorumluluğu meydana gelen muhtemel neticenin ağırlığına göre, yani bir kişinin ölümü neticesine göre belirlenmesi gerektiğinden; buna göre, davul ve zurna eşliğinde yapılan eğlenceli düğün merasimi esnasında sanığın elindeki elverişli tabancayla ve tabancanın etki alanı içerisinde çok sayıda ev bulunan ilçe merkezinde rastgele ateşlediği mermilerden birinin, çevrede bulunan kişilerden birisine de isabet edebileceğini, bu durumda muhtemel bazı neticelerin meydana gelebileceğini öngörmesine rağmen, neticeyi önlemek adına herhangi bir çaba sarf etmediğinin ve bu suretle muhtemel neticeyi kabullenerek fiili gerçekleştirdiğinin anlaşılması karşısında; sanığın eylemini olası kast ile öldürme suçunu işlediği ve olası kast hükümleri uygulanmak suretiyle cezalandırılması yerine suç vasfında yanılgıya düşülerek, bilinçli taksir hükümleri uygulanmak suretiyle mahkumiyetine karar verilmesi, kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmektedir”.

[15]Yargıtay’ın bir kararında şöyle denilmektedir: “Olay öncesi aldığı alkol nedeniyle araç kullanmamasına ilişkin uyarıları dinlemeyerek, gece vakti seyir halinde iken yoldan çıkarak banket üzerinde yürüyen yayalara çarpıp bir kişinin yaralanmasına ve iki kişinin ölümüne sebebiyet veren olayda tam kusurlu olduğu anlaşılan sanık hakkında 765 sayılı TCK‘nın 45/3 maddesinde öngörülen bilinçli taksirin oluştuğu gözetilmeden yazılı şekilde uygulama yapılmak suretiyle eksik ceza tayini kanuna aykırıdır”.Yargıtay, 9. C.D, 12.05.2005, 1150–2012. Olayda şüpheli yayalara çarparak yaralamak veya öldürmek istememiştir. Şüpheli sürücülük becerilerine güvenerek hareket edip, öngördüğü ancak gerçekleşmesini istemediği neticeden bilinçli taksirle sorumludur.

[16] Yargıtay kararında şöyle denilmektedir: “Sanığın alkollü olarak araç kullanması ve tam kusurlu davranışıyla yol dışına çıkarak olaya neden olduğunun anlaşılması karşısında, hakkında bilinçli taksirin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi, kanuna aykırıdır denilmiştir”. Yargıtay, 9.C.D, 11.04.2005,1530–1527; Aynı doğrultudaki diğer bir kararında da şöyle denilmektedir: “Sanığın alkolün etkisiyle karşı şeritten gelen mobileti görmediğini beyan etmesi karşısında hakkında bilinçli taksir uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiştir”. Yargıtay, 9.C.D, 14.07.2005,388–5874.(özel arşiv).

[17] Yargıtay kararında şöyle denilmektedir: “Olay sırasında aşırı alkollü olan sanığın, meskûn mahalde azami hız sınırı aşarak araç kullanması neticesinde karşı şeride geçmesi sonucu meydana gelen taksirle yaralama eyleminde bilinçli taksirin oluştuğu hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden hüküm tesisi, yasaya aykırılık oluşturmaktadır, görüşüne yer verilmiştir” . Yargıtay, 9. C.D, 04.10.2006,3666–4987.

[18] Dülger, a.g.m, 90.

[19] Yargıtay, 9.C.D., 04.10.2005,3968-6963. (özel arşiv).

[20] Nitekim Yargıtay kararında da şöyle denilmektedir: ““50 promil alkollü olan sanığın alkol oranının yasal sınırlarda olduğu bu itibarla olayın alkolden kaynaklandığının kabul edilemeyeceğinin de gözetilerek, oluşa göre olayda bilinçli taksirin koşullarının oluşmadığı gözetilmeden 765 sayılı TCK‘nın 45/son maddesinin tatbiki suretiyle fazla ceza tayini, yasaya aykırılık oluşturmaktadır”. Yargıtay, 9 CD.,03.10.2005,4296-6820.

[21] Toroslu, H, 117-118.

[22] Bayoğlu, S, Trafik Kazalarında Bilinçli Taksir, Kasım 2005, 4.

Kaynak: Dr. Cengiz APAYDIN

Address

Istanbul
34200

Opening Hours

Monday 09:00 - 17:00
Tuesday 09:00 - 17:00
Wednesday 09:00 - 17:00
Thursday 09:00 - 17:00
Friday 09:00 - 17:00
Saturday 09:00 - 15:00

Telephone

+905510803234

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Aydoğdu HUKUK Danışmanlık posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share