13/01/2026
Bugün yayımlamış olduğum ve seslendirdiğim yazımı, bugüne kadar mesleki örgütlenme ve meslek savunuculuğunda yeterli bir adım göremediğim, meslekte sıklıkla olumsuzlukların savunuluculuğunun yapıldığı, taraf vekili olunan dosyada duruşmaya girmek gibi avukat için sıradan ve önemli, hatta doğrudan mesleki sorumluluğa yol açan bir konu ve olguda herkesin sessizliğe büründüğü ve avukatın duruşmaya bile katılamadığı günümüzde, bu yöndeki yakınmamı baroya bildirdikten sonra ilgili WhatsApp gruplarından hiçbir yanıt göremedim. Oysa sürekli aynı döngüde olan yazışmalar beni ve mesleği ilerletmediği gibi kimseyi zinde tutmamakta ve sürekli herkesi tartışma ve kavga ortamında, çeşitli polemiklerde tutmaktadır.
Demem o ki sürekli olarak arzuhalcilere sinir olunduğu dile getirilip alzuhalci kovalamak, günümüz Türkiye'sinde avukatlık mesleğine bir katkı sağlamamaktadır. Ya da evli kişinin evinde öldürülen veya giyinme odasında avukat kimliğinden öte kadın olarak ön plana çıkmanın peşinde olan ve giyinip soyunan kişinin konuşulduğu mesleki platformlarda, bu konuşma yasağı adı altında kabul edilen saçmalık, her gün biraz daha artan seviyede bir korku sopası olarak yayılmaktadır.
Ben mesleğe avukatlık stajı ile birlikte 19 yıla yakın zamanımı vermiş ve hukuk fakültesi yıllarımla birlikte 23 yılımı geçirmiş, yaşımın yarısından çoğunu hukukla iç içe yaşamış ve hukuk fakültesini yıllarca birincilikle, bölüm birincisi olarak hemen hemen her sınavdan 90, 95 ve 100 alarak bitirmiş bir kişiyim. Defalarca hakimlik ve savcılık sınavlarını kazandım ve Türkiye dereceleri yaptım. Meslekte çok fazla eğitim aldım ve kendime çok fazla yatırım yaptım. Ben çalışırken herkes konuşuyordu. Hatta çok çalıştığım için herkes beni eleştiriyordu. Herkes bana sokağa çıkmamı ve gezmemi tavsiye ediyordu. Hatta bu kadar sınava girmem ve bu kadar ders çalışmam bile sürekli olarak çok kişiye başlı başına dert oluyordu. Fetö'den atılan ağır ceza başkanı bile görev yaptığı dönemde "Bu kadar çalışmayın Avukat Hanım. Bu yaşlarınıza bir daha gelmeyeceksiniz." diyordu. Zira kendisi çalışmadan bir yere geldiği için bana haddini bilmeden tavsiye veriyordu. Oysa şimdi kendisi hapiste ve meslekten atıldı.
Bense bilgisiz ve tecrübesiz bir şekilde konuşmanın en başta hukuka, hukuk mesleklerine ve meslekte yeterli donanıma sahip tecrübeli meslek büyüklerine saygısızlık olduğunu düşündüm. Bugüne kadar hep sustum. Ama artık konuşma zamanım geldi. Belirli bir donanıma sahibim ve ülkede bugüne kadar konuşulmayan çok fazla sorun var. Konuşanların da sağlıklı amaçları yok. Çoğu da kendi kişisel menfaatini düşünüyor. Bunları da ben dile getirmek istiyorum. Bu ülkede konuşma hakkına en çok sahip olan kişilerden birisiyim. Oysa hakimlikte sınav sorularını ve/veya mülakatta hakları çalanlar, avukatlık mesleğinde de oy peşinde koşanlar ve avukatların omuzlarına çıkarak eline mikrofonu alanlar, şu an benim konuşmama elbette karşıdır. Zira menfaatleri zedelenmektedir. Ancak onlar kapı kapı oy toplarken ve gezerken, ortam yapmaya çalışırken ve kendisine çevre ararken, karşı iki kanat da mülakatta hakları çalarken ve Ankara'da kendilerine torpil ararken ben hukuk büroma ve evime kapanıp ders çalıştım. Eğitim aldım. Yıllarca sokağa çıkmadım. Vatandaş mağdur olmasın diye herkes kendi çıkarını düşünürken ben dava bile almadım. Hak kazandığım meslekten elde edeceğim kazançtan en baştan feragat ettim. Barolardan hukuk büroma gelerek oy istendiğinde "Çık meslektaşım bu bürodan, gez biraz. Burada durulur mu?" denildiğinde, ben sustum. Hatta haddini bilmemelerine kızdım ama sükunetimi korudum.
Ben meslekte sorun ve sıkıntı yaşadığımda barolara ve Türkiye Barolar Birliğine bunları ilettim. Ama 19 yıl içerisinde bir kez olsun adımın anıldığını görmedim. Zaten anılmamasında da bir hayır olduğunu düşünüyorum. Zira ülkemiz gerçeğinde bir dönem bir koltukta olan kişi sonrasında ya tutuklanıyor ya meslekten atılıyor ya da sokağa çıkacak yüzü kalmıyor. Bu yüzden herkesle aynı karede fotoğraf çektirmek ve anılmak iyi değil. Ama ne olursa olsun duruşmaya girememek ya da adliyede taciz edilmek gibi büyük ve kabul edilemez bir olay yaşandığında dahi hakkımda ne geçmiş olsun ne de yanındayız mesajları yayımlandı. Bu defa baroların merkezlerinde yer almak istedim. Ama doğrudan kadın hakları merkezinde evli bir avukat tarafından ciddi anlamda meşgul edildim ve bir meslektaş adı altında telefonla arandım ve vaktim çalınmak istendi. Kendisinden ancak onu engelleyerek kurtulabildim. Hatta engellemeden önce halen daha benimle görüşmek istediğini beyan etti. Evli olmasına rağmen evli olmadığına dair mesajlarını, karısıyla birlikte yan yana olan resmini kendisine attığımda ve evli olduğunu yüzüne vurduğumda sildi. Baro ise bu kişiyi halen kadın hakları merkezinden ve gruptan atmadı, çıkarmadı. Bunun dışında yıllar önce Türkiye Barolar Birliği başkanını aradığımda bana dönüş yapacağını söylemesine rağmen yıllardır dönüş yapmadığı gibi ben telefonla aradığımda da telefonu sözde asistanına verdi. Jandarmada telefonlarımız toplanmak istendiğinde benden başka karşı koyan avukat olmadı. Hatta telefonumu vermem için beni zorlayan da yine bir avukat oldu. Yani jandarmanın suçuna da yine bir avukat ortak oldu. Bu yüzden ben ifadeye katılmak için bile çok büyük zorluklar yaşadım. Ama bununla ilgili, ilgili jandarma birimi hakkında işlem yapılmasının ilgili resmi mercilerden istendiğine dair hiçbir baro yazısı bana ulaşmadı. E-postama cevap verilmedi. Bir hakimin basit yargılama usulünün uygulandığı dosyalarda avukatların karşı vekalet ücretlerinden kesinti olması için geçmiş tarihli karar ile eski Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin uygulatılması hususu Türkiye Barolar Birliğine bildirilse de e-postama, TBB tarafından Hakimler ve Savcılar Kuruluna veya Adalet Bakanlığına başvuru yapıldığına dair cevap bile gelmedi. Günlerdir bir duruşmaya katılabilmek için kendimi paralıyorum. Hukuken yapmadığım hiçbir şey kalmadı. Bir türlü hakime laf anlatamadım. Hakimin egosundan, saygısızlığından ve terbiyesizliğinden kendimi kurtaramadım. Bu hususta dosyasına çok fazla dilekçe gönderdim. Mahkeme kalemini çok kez aradım. Sürekli sosyal medyadan yazıyorum. Talebim kabul edilmezse hakimi reddedeceğim ve şikayet edeceğim. Ama bunlar dışında da birlikte açıklama yapılmasını ve bu açıklamanın yazılı olarak yayımlanmasını istedim. Dün bu hususu çok detaylı bir şekilde avukat hakları merkezine ve meslek sorunları komisyonuna ilettiğimde herkesin sustuğunu gördüm ve ardından haklı olarak kızarak mesajlarımı sildim. Mesleğin hep aynı döngüde dönüp durduğunu ve kimsenin konuşmadığını, adeta avukatların dövülmesini istediklerini gördüm. Ben bu kısır döngüde dönüp duramam. Bir avukat olarak şahsiyet haklarımı ve mesleki haklarımı ihlal ettiremem. Kendimi de daha kendisini bile koruyamayan kimselere emanet edemem. Açıkçası tırnağın varsa başını kaşı denir. Bir de el elin eşeğini türkü çağırarak ararmış, denir. Başka bir ifade ile kendi hakkımı benden daha iyi kimse koruyamaz ve savunamaz. Ayrıca bu hak savunuluculuğu kimsenin tekelinde olmadığı ve herkesin her şeye koşmasının imkanı bulunmadığı için kimsenin de kimseye susmasını söylemesi kabul edilemez.
Adalet Bakanlığının avukatlık mesleğini yok ettiği günümüzde savunma kanadının da kafasını kuma gömmesi hukuksuzdur ve hukuksuzluktur. Konuşmak bilgiyle olur. Oy toplamak konuşmak ve hak savunuluculuğu için yeterli gelmemektedir. Sınav sorularını çalmak da hakimlik ve savcılık meslekleri için yeterli değildir. Bu meslekleri icra ve ifa ile gerçekten verimli ve sağlıklı konuşabilmek için başkaca şeylere de gerek ve ihtiyaç vardır. En başta hukuki bilgiye. Devamında dürüstlüğe. Meslek etiğine. İnsanlığa. Sözünde durmaya. Erdeme. Haksızlığa, bu haksızlık kime karşı yapılırsa yapılsın karşı durmaya. Saklanmamaya. Ortaya çıkmaya. Gerçekleri gün yüzüne çıkarmaya. Diyecek sözünün olduğunu söyleme cesaretini sergilemeye. Kendisi konuşup da başkalarına sus deme hadsizliğine düşmemeye. Kendisi konuşuyorsa başkalarının da konuşma hakkının olduğunu dile getirme vasfına.
Demem o ki benim söyleyecek sözüm var. Çalışkan ve nitelikli hukukçuları susturmaya çalışan kesim gezerken, oy toplarken ya da sınav sorularını çalarken veya Ankara'da mülakatta torpil ararken ben çalışıyordum. Onlar başka şeylerle meşgulken ben ya evimde çalışıyordum ya da hukuk büromda işimi yapıyordum. Ne sokakta geziyordum ne de kendime torpil arıyordum. O yüzden bu ülkede en çok benim konuşma hakkım var. Bu ülkede hukuk adına bir kişi bile konuşacaksa o kişi ben olmalıyım. Hem hukuka çok emek verdim hem de çok büyük haksızlık ve hukuksuzluklar gördüm. Hiçbir zaman emeksiz yemek peşinde koşmadım. Emeğimi yedirmemenin savaşını verdim ve sömürge sisteminin karşısında durdum.
Şimdi aradan yıllar geçmiş hukuka ve mesleğe hiçbir katkısı ve yatırımı olmayan kişiler ağustos böceği gibi yalnızca maddi kaygı ile ve şahsi menfaat için konuşuyor. Ama onların devri bitti. Zira ben yıllardır karınca gibi çalışıyorum. Onlar hukuk mesleklerini tüketirken ben meslekte birikimler yaptım. Birileri ancak kendi yeri sallandığında formaliteden birkaç kez konuşup sonrasında susuyor ve susturma politikası güdüyor. Konuştuğunda dahi sağlıklı hiçbir açıklama yapmıyor. Herkesi kucaklamıyor. Ben de bir avukat olarak mesleki sorumluluğumun olduğu ve duruşmaya girmek kadar ciddi ve önemli bir konuda ve işte susamam. Benden susmamın istenmesi kimin ne haddine? Ben bu ülkede duruşmaya girmek kadar ciddi bir işi neden yapamıyorum? Buna neden, nasıl ve ne hakla engel olunuyor? Ben yazdığım dilekçelerin adliyelerde okunmadığını biliyorum. Ben duruşmada kalkıp konuşulduğunda dinlenmek istenmediğini görüyorum. Böyle yargı olmaz.
Avukatlık mesleğine başlarken yemin ediyoruz. Bu onurlu yemini de dikkate aldığımızda ben artık karşıma kim çıkarsa çıksın hiçbir koşul ve kayıtta susmayacağım. Ve ben gerçekten sağlığımdan olmak istemiyorum. Ben son derece sağlıklıyım ancak haksızlıklara uğradığım zaman bu hususu dile getirmem gereklidir. Aksi halde bu durum bende baş ağrılarına ve vücudumda fiziksel tepkilere yol açmakta. Örneğin yüzümde leke, sivilce ve diğer cilt rahatsızlıkları görülmekte. Şu anda ben bunu yaşıyorum. Ben çıkar odaklı menfaat grupları ve haklarımızı çalan hakim ve savcılar hukuksuzluklarına kaldığı yerden devam etsin diye neden baş veya karın ağrısı yüzünden doktora gidiyorum? Ben neden cildiyeye başvuruyorum? Neden kadın hakları diyen barolar, kadın hakları merkezinde kadın taciz eden avukatı çıkarmıyor? Neden hakkında işlem yapmıyor? Avukat susturulamaz diye bağıran TBB ve barolar neden avukatlar sussun diye kanun peşinde koşuyor? Bu ülkede baro başkanları özel üniversite mezunu oldukları için nasıl bundan gurur duyulur? Bu nasıl bir zihniyettir ki başarının karşısında doğrudan bir kilit sistemi oluşturmaktadır? Bir karşı vekalet olgusu hakkında dahi CMK uyarınca yapılan atamalarda karşı vekaleti kanuna koyduramayan bu kesim, nasıl konuşma yasağında son derece aktiftir? Bu kişiler kendilerini ne zannetmektelerdir? Eğer ki bir kişi konuşacaksa o kişi benim. Eğer ki susulacaksa önce kendilerine susmalarını tavsiye ederim. Şu anda ülkemizde yapmacık olan ve yerinde olmayan bir politika izlenmektedir.
Ve ben avukat, alanında uzman arabulucu, uzlaştırmacı, akademik çalışmalar yapan ve aynı zamanda kadın hakları, çocuk hakları ve insan hakları savunucusu, hukuk fakültesi bölüm birincisi, yıllarca hakimlik savcılık yazılı sınavlarında Türkiye derecesi yaparak ve ilk yüz sıralamasına girerek bu sınavları kazanmış, 98 puan alarak emniyet biriminde kurum avukatlığı yapmış ve Türkiye birincisi olmuş, ülkede en yüksek puanı almış, avukatlık mesleğine çok fazla emek vermiş ve bu meslekte yıllarını geçirmiş nitelikli bir hukukçu olarak elbette susmayacağım. Biliyor musunuz benim her konuda söyleyecek sözüm var. Düşüncelerim var. Düşüncelerim değerli ve kıymetlidir. Susmayı düşünüyorum. Konuşacağım. Avukatlık mesleği kimsenin tekelinde, hakimlik ve savcılık meslekleri de sınav sorularını ve mülakatta hakları çalma meslekleri olmadığı için avukatlık mesleğinde de konuşacağım istediğim zaman da istediğim sınava katılacağım. Bunların tümüne hiç kimse engel olamaz. Ben başkalarının tükettiği hukuk mesleklerini canlandırmaya geldim. Bu amaçla ayaktayım. Ayrıca benim bu ülkede ve bu ülke topraklarında hakkım vardır. Ben bu ülkenin vatandaşıyım. Ayrıca ben bu ülkede çıkar amaçlı tutum ve davranış sergileyen herkesin karşısında durabilecek kadar da büyük bir yüreğe ve cesarete sahibim. Ülkenin göz göre göre bölüşülmesine ve hukuk sisteminin, hukuk mesleklerinin susma ve paylaşma haline dönüştürülmesine engel olmak istiyorum. Göz göre göre mesleklerin bölüşülerek yenilip bitirilmesine ve geleceğe hiçbir hukuki birikim ve hukuk mesleği bırakılmamasına mani olacağım. Karşımda hukuksuz davranan kim olursa olsun hepsiyle tek başıma da olsam mücadele edeceğim. Ben iyi bir avukatım ve kendi hakkımı da çok güzel bir şekilde savunuyorum.
Bir avukat olarak değerlendirme yaptığımda avukatlık mesleğinin geldiği son durum şudur ki, artık karakollara girilemez olmuştur. Asker denilen ve disiplinin hat safhada olması gereken jandarmada bile disiplinsizlik ve laçkalık kol gezmektedir. Kollukta cep telefonlarımız ve bilgisayarlarımız zorla toplanmak istenmektedir. Elimizden evraklarımız alınarak yağmalanmaktadır. Avukatlar kolluktan kovulmaktadır. Sebepsiz şekilde duruşmalara alınmamaktadır. Özgürlükten bahisle ve yola çıkarak konuşanlar, zina yapan, evliyken başkalarıyla birlikte olan ya da birlikte olmak isteyen, ulu orta giyinip soyunan avukatları alkışlanmakta ya da bu olanlara susmakta, karşı koymamakta ama mesleğini ifa etmek için elinden gelen her türlü çabayı sarf eden avukatlar yalnız kalmaktadır. İşte ben de bu yalnız avukatlar için mücadele etmek istiyorum. En başta da kendim için. Bizler duruşmalara katılamıyoruz. Adliye kapılarında taciz ettiriliyoruz. Bunlar da hep savcılık eliyle yapılmaktadır. Bunları ortaya koyduğumuzda da karşımızda yalancı tanık ve çeşitli isnatlarla iftiralar atıldığını görüyoruz. Ve bu yalancı tanıklarla iftiraların arka planında da hep birer avukat olmaktadır. O yüzden avukatlık mesleği yalancılıkla eş tutulmaktadır. Meslek kirletilmektedir. Hukuksuzluklar yalnızca bunlarla da sınırlı olmayıp bir diğer yandan da birçok avukatın gözaltındaki şüpheliye sigara taşıdığını, cezaevine eşya taşıdığını, yemek su temin ettiğini görüyorum ki benim böyle bir görevim yoktur. Yine birçok avukatın ifade öğrettiğini görüyorum ki kimse bunun karşısında durmamaktadır. Oysa bu hem suçtur hem de kul hakkıdır. Bu yüzden avukatlık mesleğinin önce bir rayına oturması ve meslek sorunlarının kesin şekilde çözülmesi gereklidir. Bu mesleğin temizlenmesi gereklidir. Meslek suçta araç olarak kullanılmakta ve adeta suça sürüklenmektedir. Elbette ben bu yolda mücadele ederken karşıma şahsi çıkar ve menfaatlerinin zedelendiğinden bahisle itirazlar olacaktır. Ancak bu ülke ve bu meslek kimsenin şahsi menfaati uğruna harcanamayacak kadar önemli ve değerlidir. Bu yüzden herkesle tek başıma mücadele etmeye hazırım. Hiçbir zaman susmayacağım.
LL.M. Av. Uzm. Arb. Uzl. AYŞEN GÜZEL