LL.M. Avukat Uzman Arabulucu AYŞEN GÜZEL

LL.M. Avukat Uzman Arabulucu AYŞEN GÜZEL AVUKAT, LL.M. UZMAN ARABULUCUCU
UZLAŞTIRMACI
KADIN HAKLARI SAVUNUCUSU
ÇOCUK HAKLARI SAVUNUCUSU
İNSAN HAKLARI SAVUNUCUSU
HUKUKÇU
YAZAR
EĞİTMEN
3.

SINIF NOTER ADAYI

13/01/2026

Bugün yayımlamış olduğum ve seslendirdiğim yazımı, bugüne kadar mesleki örgütlenme ve meslek savunuculuğunda yeterli bir adım göremediğim, meslekte sıklıkla olumsuzlukların savunuluculuğunun yapıldığı, taraf vekili olunan dosyada duruşmaya girmek gibi avukat için sıradan ve önemli, hatta doğrudan mesleki sorumluluğa yol açan bir konu ve olguda herkesin sessizliğe büründüğü ve avukatın duruşmaya bile katılamadığı günümüzde, bu yöndeki yakınmamı baroya bildirdikten sonra ilgili WhatsApp gruplarından hiçbir yanıt göremedim. Oysa sürekli aynı döngüde olan yazışmalar beni ve mesleği ilerletmediği gibi kimseyi zinde tutmamakta ve sürekli herkesi tartışma ve kavga ortamında, çeşitli polemiklerde tutmaktadır.

Demem o ki sürekli olarak arzuhalcilere sinir olunduğu dile getirilip alzuhalci kovalamak, günümüz Türkiye'sinde avukatlık mesleğine bir katkı sağlamamaktadır. Ya da evli kişinin evinde öldürülen veya giyinme odasında avukat kimliğinden öte kadın olarak ön plana çıkmanın peşinde olan ve giyinip soyunan kişinin konuşulduğu mesleki platformlarda, bu konuşma yasağı adı altında kabul edilen saçmalık, her gün biraz daha artan seviyede bir korku sopası olarak yayılmaktadır.

Ben mesleğe avukatlık stajı ile birlikte 19 yıla yakın zamanımı vermiş ve hukuk fakültesi yıllarımla birlikte 23 yılımı geçirmiş, yaşımın yarısından çoğunu hukukla iç içe yaşamış ve hukuk fakültesini yıllarca birincilikle, bölüm birincisi olarak hemen hemen her sınavdan 90, 95 ve 100 alarak bitirmiş bir kişiyim. Defalarca hakimlik ve savcılık sınavlarını kazandım ve Türkiye dereceleri yaptım. Meslekte çok fazla eğitim aldım ve kendime çok fazla yatırım yaptım. Ben çalışırken herkes konuşuyordu. Hatta çok çalıştığım için herkes beni eleştiriyordu. Herkes bana sokağa çıkmamı ve gezmemi tavsiye ediyordu. Hatta bu kadar sınava girmem ve bu kadar ders çalışmam bile sürekli olarak çok kişiye başlı başına dert oluyordu. Fetö'den atılan ağır ceza başkanı bile görev yaptığı dönemde "Bu kadar çalışmayın Avukat Hanım. Bu yaşlarınıza bir daha gelmeyeceksiniz." diyordu. Zira kendisi çalışmadan bir yere geldiği için bana haddini bilmeden tavsiye veriyordu. Oysa şimdi kendisi hapiste ve meslekten atıldı.

Bense bilgisiz ve tecrübesiz bir şekilde konuşmanın en başta hukuka, hukuk mesleklerine ve meslekte yeterli donanıma sahip tecrübeli meslek büyüklerine saygısızlık olduğunu düşündüm. Bugüne kadar hep sustum. Ama artık konuşma zamanım geldi. Belirli bir donanıma sahibim ve ülkede bugüne kadar konuşulmayan çok fazla sorun var. Konuşanların da sağlıklı amaçları yok. Çoğu da kendi kişisel menfaatini düşünüyor. Bunları da ben dile getirmek istiyorum. Bu ülkede konuşma hakkına en çok sahip olan kişilerden birisiyim. Oysa hakimlikte sınav sorularını ve/veya mülakatta hakları çalanlar, avukatlık mesleğinde de oy peşinde koşanlar ve avukatların omuzlarına çıkarak eline mikrofonu alanlar, şu an benim konuşmama elbette karşıdır. Zira menfaatleri zedelenmektedir. Ancak onlar kapı kapı oy toplarken ve gezerken, ortam yapmaya çalışırken ve kendisine çevre ararken, karşı iki kanat da mülakatta hakları çalarken ve Ankara'da kendilerine torpil ararken ben hukuk büroma ve evime kapanıp ders çalıştım. Eğitim aldım. Yıllarca sokağa çıkmadım. Vatandaş mağdur olmasın diye herkes kendi çıkarını düşünürken ben dava bile almadım. Hak kazandığım meslekten elde edeceğim kazançtan en baştan feragat ettim. Barolardan hukuk büroma gelerek oy istendiğinde "Çık meslektaşım bu bürodan, gez biraz. Burada durulur mu?" denildiğinde, ben sustum. Hatta haddini bilmemelerine kızdım ama sükunetimi korudum.

Ben meslekte sorun ve sıkıntı yaşadığımda barolara ve Türkiye Barolar Birliğine bunları ilettim. Ama 19 yıl içerisinde bir kez olsun adımın anıldığını görmedim. Zaten anılmamasında da bir hayır olduğunu düşünüyorum. Zira ülkemiz gerçeğinde bir dönem bir koltukta olan kişi sonrasında ya tutuklanıyor ya meslekten atılıyor ya da sokağa çıkacak yüzü kalmıyor. Bu yüzden herkesle aynı karede fotoğraf çektirmek ve anılmak iyi değil. Ama ne olursa olsun duruşmaya girememek ya da adliyede taciz edilmek gibi büyük ve kabul edilemez bir olay yaşandığında dahi hakkımda ne geçmiş olsun ne de yanındayız mesajları yayımlandı. Bu defa baroların merkezlerinde yer almak istedim. Ama doğrudan kadın hakları merkezinde evli bir avukat tarafından ciddi anlamda meşgul edildim ve bir meslektaş adı altında telefonla arandım ve vaktim çalınmak istendi. Kendisinden ancak onu engelleyerek kurtulabildim. Hatta engellemeden önce halen daha benimle görüşmek istediğini beyan etti. Evli olmasına rağmen evli olmadığına dair mesajlarını, karısıyla birlikte yan yana olan resmini kendisine attığımda ve evli olduğunu yüzüne vurduğumda sildi. Baro ise bu kişiyi halen kadın hakları merkezinden ve gruptan atmadı, çıkarmadı. Bunun dışında yıllar önce Türkiye Barolar Birliği başkanını aradığımda bana dönüş yapacağını söylemesine rağmen yıllardır dönüş yapmadığı gibi ben telefonla aradığımda da telefonu sözde asistanına verdi. Jandarmada telefonlarımız toplanmak istendiğinde benden başka karşı koyan avukat olmadı. Hatta telefonumu vermem için beni zorlayan da yine bir avukat oldu. Yani jandarmanın suçuna da yine bir avukat ortak oldu. Bu yüzden ben ifadeye katılmak için bile çok büyük zorluklar yaşadım. Ama bununla ilgili, ilgili jandarma birimi hakkında işlem yapılmasının ilgili resmi mercilerden istendiğine dair hiçbir baro yazısı bana ulaşmadı. E-postama cevap verilmedi. Bir hakimin basit yargılama usulünün uygulandığı dosyalarda avukatların karşı vekalet ücretlerinden kesinti olması için geçmiş tarihli karar ile eski Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin uygulatılması hususu Türkiye Barolar Birliğine bildirilse de e-postama, TBB tarafından Hakimler ve Savcılar Kuruluna veya Adalet Bakanlığına başvuru yapıldığına dair cevap bile gelmedi. Günlerdir bir duruşmaya katılabilmek için kendimi paralıyorum. Hukuken yapmadığım hiçbir şey kalmadı. Bir türlü hakime laf anlatamadım. Hakimin egosundan, saygısızlığından ve terbiyesizliğinden kendimi kurtaramadım. Bu hususta dosyasına çok fazla dilekçe gönderdim. Mahkeme kalemini çok kez aradım. Sürekli sosyal medyadan yazıyorum. Talebim kabul edilmezse hakimi reddedeceğim ve şikayet edeceğim. Ama bunlar dışında da birlikte açıklama yapılmasını ve bu açıklamanın yazılı olarak yayımlanmasını istedim. Dün bu hususu çok detaylı bir şekilde avukat hakları merkezine ve meslek sorunları komisyonuna ilettiğimde herkesin sustuğunu gördüm ve ardından haklı olarak kızarak mesajlarımı sildim. Mesleğin hep aynı döngüde dönüp durduğunu ve kimsenin konuşmadığını, adeta avukatların dövülmesini istediklerini gördüm. Ben bu kısır döngüde dönüp duramam. Bir avukat olarak şahsiyet haklarımı ve mesleki haklarımı ihlal ettiremem. Kendimi de daha kendisini bile koruyamayan kimselere emanet edemem. Açıkçası tırnağın varsa başını kaşı denir. Bir de el elin eşeğini türkü çağırarak ararmış, denir. Başka bir ifade ile kendi hakkımı benden daha iyi kimse koruyamaz ve savunamaz. Ayrıca bu hak savunuluculuğu kimsenin tekelinde olmadığı ve herkesin her şeye koşmasının imkanı bulunmadığı için kimsenin de kimseye susmasını söylemesi kabul edilemez.

Adalet Bakanlığının avukatlık mesleğini yok ettiği günümüzde savunma kanadının da kafasını kuma gömmesi hukuksuzdur ve hukuksuzluktur. Konuşmak bilgiyle olur. Oy toplamak konuşmak ve hak savunuluculuğu için yeterli gelmemektedir. Sınav sorularını çalmak da hakimlik ve savcılık meslekleri için yeterli değildir. Bu meslekleri icra ve ifa ile gerçekten verimli ve sağlıklı konuşabilmek için başkaca şeylere de gerek ve ihtiyaç vardır. En başta hukuki bilgiye. Devamında dürüstlüğe. Meslek etiğine. İnsanlığa. Sözünde durmaya. Erdeme. Haksızlığa, bu haksızlık kime karşı yapılırsa yapılsın karşı durmaya. Saklanmamaya. Ortaya çıkmaya. Gerçekleri gün yüzüne çıkarmaya. Diyecek sözünün olduğunu söyleme cesaretini sergilemeye. Kendisi konuşup da başkalarına sus deme hadsizliğine düşmemeye. Kendisi konuşuyorsa başkalarının da konuşma hakkının olduğunu dile getirme vasfına.

Demem o ki benim söyleyecek sözüm var. Çalışkan ve nitelikli hukukçuları susturmaya çalışan kesim gezerken, oy toplarken ya da sınav sorularını çalarken veya Ankara'da mülakatta torpil ararken ben çalışıyordum. Onlar başka şeylerle meşgulken ben ya evimde çalışıyordum ya da hukuk büromda işimi yapıyordum. Ne sokakta geziyordum ne de kendime torpil arıyordum. O yüzden bu ülkede en çok benim konuşma hakkım var. Bu ülkede hukuk adına bir kişi bile konuşacaksa o kişi ben olmalıyım. Hem hukuka çok emek verdim hem de çok büyük haksızlık ve hukuksuzluklar gördüm. Hiçbir zaman emeksiz yemek peşinde koşmadım. Emeğimi yedirmemenin savaşını verdim ve sömürge sisteminin karşısında durdum.

Şimdi aradan yıllar geçmiş hukuka ve mesleğe hiçbir katkısı ve yatırımı olmayan kişiler ağustos böceği gibi yalnızca maddi kaygı ile ve şahsi menfaat için konuşuyor. Ama onların devri bitti. Zira ben yıllardır karınca gibi çalışıyorum. Onlar hukuk mesleklerini tüketirken ben meslekte birikimler yaptım. Birileri ancak kendi yeri sallandığında formaliteden birkaç kez konuşup sonrasında susuyor ve susturma politikası güdüyor. Konuştuğunda dahi sağlıklı hiçbir açıklama yapmıyor. Herkesi kucaklamıyor. Ben de bir avukat olarak mesleki sorumluluğumun olduğu ve duruşmaya girmek kadar ciddi ve önemli bir konuda ve işte susamam. Benden susmamın istenmesi kimin ne haddine? Ben bu ülkede duruşmaya girmek kadar ciddi bir işi neden yapamıyorum? Buna neden, nasıl ve ne hakla engel olunuyor? Ben yazdığım dilekçelerin adliyelerde okunmadığını biliyorum. Ben duruşmada kalkıp konuşulduğunda dinlenmek istenmediğini görüyorum. Böyle yargı olmaz.

Avukatlık mesleğine başlarken yemin ediyoruz. Bu onurlu yemini de dikkate aldığımızda ben artık karşıma kim çıkarsa çıksın hiçbir koşul ve kayıtta susmayacağım. Ve ben gerçekten sağlığımdan olmak istemiyorum. Ben son derece sağlıklıyım ancak haksızlıklara uğradığım zaman bu hususu dile getirmem gereklidir. Aksi halde bu durum bende baş ağrılarına ve vücudumda fiziksel tepkilere yol açmakta. Örneğin yüzümde leke, sivilce ve diğer cilt rahatsızlıkları görülmekte. Şu anda ben bunu yaşıyorum. Ben çıkar odaklı menfaat grupları ve haklarımızı çalan hakim ve savcılar hukuksuzluklarına kaldığı yerden devam etsin diye neden baş veya karın ağrısı yüzünden doktora gidiyorum? Ben neden cildiyeye başvuruyorum? Neden kadın hakları diyen barolar, kadın hakları merkezinde kadın taciz eden avukatı çıkarmıyor? Neden hakkında işlem yapmıyor? Avukat susturulamaz diye bağıran TBB ve barolar neden avukatlar sussun diye kanun peşinde koşuyor? Bu ülkede baro başkanları özel üniversite mezunu oldukları için nasıl bundan gurur duyulur? Bu nasıl bir zihniyettir ki başarının karşısında doğrudan bir kilit sistemi oluşturmaktadır? Bir karşı vekalet olgusu hakkında dahi CMK uyarınca yapılan atamalarda karşı vekaleti kanuna koyduramayan bu kesim, nasıl konuşma yasağında son derece aktiftir? Bu kişiler kendilerini ne zannetmektelerdir? Eğer ki bir kişi konuşacaksa o kişi benim. Eğer ki susulacaksa önce kendilerine susmalarını tavsiye ederim. Şu anda ülkemizde yapmacık olan ve yerinde olmayan bir politika izlenmektedir.

Ve ben avukat, alanında uzman arabulucu, uzlaştırmacı, akademik çalışmalar yapan ve aynı zamanda kadın hakları, çocuk hakları ve insan hakları savunucusu, hukuk fakültesi bölüm birincisi, yıllarca hakimlik savcılık yazılı sınavlarında Türkiye derecesi yaparak ve ilk yüz sıralamasına girerek bu sınavları kazanmış, 98 puan alarak emniyet biriminde kurum avukatlığı yapmış ve Türkiye birincisi olmuş, ülkede en yüksek puanı almış, avukatlık mesleğine çok fazla emek vermiş ve bu meslekte yıllarını geçirmiş nitelikli bir hukukçu olarak elbette susmayacağım. Biliyor musunuz benim her konuda söyleyecek sözüm var. Düşüncelerim var. Düşüncelerim değerli ve kıymetlidir. Susmayı düşünüyorum. Konuşacağım. Avukatlık mesleği kimsenin tekelinde, hakimlik ve savcılık meslekleri de sınav sorularını ve mülakatta hakları çalma meslekleri olmadığı için avukatlık mesleğinde de konuşacağım istediğim zaman da istediğim sınava katılacağım. Bunların tümüne hiç kimse engel olamaz. Ben başkalarının tükettiği hukuk mesleklerini canlandırmaya geldim. Bu amaçla ayaktayım. Ayrıca benim bu ülkede ve bu ülke topraklarında hakkım vardır. Ben bu ülkenin vatandaşıyım. Ayrıca ben bu ülkede çıkar amaçlı tutum ve davranış sergileyen herkesin karşısında durabilecek kadar da büyük bir yüreğe ve cesarete sahibim. Ülkenin göz göre göre bölüşülmesine ve hukuk sisteminin, hukuk mesleklerinin susma ve paylaşma haline dönüştürülmesine engel olmak istiyorum. Göz göre göre mesleklerin bölüşülerek yenilip bitirilmesine ve geleceğe hiçbir hukuki birikim ve hukuk mesleği bırakılmamasına mani olacağım. Karşımda hukuksuz davranan kim olursa olsun hepsiyle tek başıma da olsam mücadele edeceğim. Ben iyi bir avukatım ve kendi hakkımı da çok güzel bir şekilde savunuyorum.

Bir avukat olarak değerlendirme yaptığımda avukatlık mesleğinin geldiği son durum şudur ki, artık karakollara girilemez olmuştur. Asker denilen ve disiplinin hat safhada olması gereken jandarmada bile disiplinsizlik ve laçkalık kol gezmektedir. Kollukta cep telefonlarımız ve bilgisayarlarımız zorla toplanmak istenmektedir. Elimizden evraklarımız alınarak yağmalanmaktadır. Avukatlar kolluktan kovulmaktadır. Sebepsiz şekilde duruşmalara alınmamaktadır. Özgürlükten bahisle ve yola çıkarak konuşanlar, zina yapan, evliyken başkalarıyla birlikte olan ya da birlikte olmak isteyen, ulu orta giyinip soyunan avukatları alkışlanmakta ya da bu olanlara susmakta, karşı koymamakta ama mesleğini ifa etmek için elinden gelen her türlü çabayı sarf eden avukatlar yalnız kalmaktadır. İşte ben de bu yalnız avukatlar için mücadele etmek istiyorum. En başta da kendim için. Bizler duruşmalara katılamıyoruz. Adliye kapılarında taciz ettiriliyoruz. Bunlar da hep savcılık eliyle yapılmaktadır. Bunları ortaya koyduğumuzda da karşımızda yalancı tanık ve çeşitli isnatlarla iftiralar atıldığını görüyoruz. Ve bu yalancı tanıklarla iftiraların arka planında da hep birer avukat olmaktadır. O yüzden avukatlık mesleği yalancılıkla eş tutulmaktadır. Meslek kirletilmektedir. Hukuksuzluklar yalnızca bunlarla da sınırlı olmayıp bir diğer yandan da birçok avukatın gözaltındaki şüpheliye sigara taşıdığını, cezaevine eşya taşıdığını, yemek su temin ettiğini görüyorum ki benim böyle bir görevim yoktur. Yine birçok avukatın ifade öğrettiğini görüyorum ki kimse bunun karşısında durmamaktadır. Oysa bu hem suçtur hem de kul hakkıdır. Bu yüzden avukatlık mesleğinin önce bir rayına oturması ve meslek sorunlarının kesin şekilde çözülmesi gereklidir. Bu mesleğin temizlenmesi gereklidir. Meslek suçta araç olarak kullanılmakta ve adeta suça sürüklenmektedir. Elbette ben bu yolda mücadele ederken karşıma şahsi çıkar ve menfaatlerinin zedelendiğinden bahisle itirazlar olacaktır. Ancak bu ülke ve bu meslek kimsenin şahsi menfaati uğruna harcanamayacak kadar önemli ve değerlidir. Bu yüzden herkesle tek başıma mücadele etmeye hazırım. Hiçbir zaman susmayacağım.

LL.M. Av. Uzm. Arb. Uzl. AYŞEN GÜZEL

13/01/2026

BİR HUKUKİ TEMSİL MESLEĞİ OLAN AVUKATLIK MESLEĞİ LAYIKIYLA TEMSİL EDİLMEMEKTE VE SORUMLULAR HESAP VERMEMEKTEDİR

Türkiye Barolar Birliği ve barolar hukuk alanında meslek dayanışması ve mesleki hakların savunulmasında bana göre sınıfta kalmıştır. Zira daha çok tekil ve/veya küçük işlerle ve basit olaylarla ilgilenilmekte, özellikle de Türkiye Barolar Birliği başkanı ve birlik son derece yetersiz olduğu ve oraya seçimle geldiği için tamamen koltuğunu kaptırmamak, kaybetmemek ve başkalarının ön plana çıkmaması için başka bir anlatımla kendilerinin basiretsizliklerinin gözler önüne serilmemesi maksadıyla başkalarını susturma ve Adalet Bakanlığı ile birlikte olup avukatlara baskı uygulama yolunu izlemektedir. Bu da son derece hukuksuz ve yanlış bir durumdur. Şu anda ülkemizde avukatlık mesleğini sahipsiz bıraktığı için baro birlik başkanı ile siyasi ve ideolojik emelleri peşinde koşan baro başkanları yargılanmalı ve sorumlu olmalıdır.

Açıkçası ben sokakta arzuhalci kovalayamam. Yahut her gün olan onlarca olayda bugün hangi avukata ne yapılmış diye tek tek araştırmayı ve geçmiş olsun veya baş sağlığı dilekleri dilemeyi bekleyemem.

Burada elde sopa arzuhalci kovalamak yerine vatandaşın avukatlık mesleğini iyice kavraması ve alelade yazılan dilekçenin avukatın yazdığı dilekçeden nitelik olarak ne denli düşük olduğu ve maddi kaygılarla arzuhalciye rastgele dilekçe yazdırılması halinde vatandaşın hak kaybı olacağı bildirilmeli. Daha doğrusu halka bu husus anlatılmalı, açıklanmalı ve vatandaş güvenerek avukatın kapısını çalmalı. Ayrıca asgari hukuki danışmanlık ve dilekçe yazım ücretleri de vatandaşın karşılayabileceği güçte olmalı. Yani vatandaş avukatın kapısını çalmayı isterken yalnızca maddi kaygılarla yanlış yerlere gitmek zorunda bırakılmamalı. Vatandaş avukatın kapısını çalmaktan korkmamalı. Burada daha çok para kazanmak adına vatandaşın da zor durumda kalmaması gerekli. Bu manada avukatın harcadığı emek ile vatandaşın durumu ve ülkemizin ekonomik konjektörü birlikte değerlendirilmeli ve ortalama bir seviyede buluşulmalıdır.

Yine meslek sorunlarında örneğin tutuklu bir avukat özelinden yola çıkmak yerine avukatlara yapılan haksızlıklar ve hukuksuzluklar konusunda büyük ve genele dönük çalışmalar yapılmalıdır. Avukatlara yapılan haksızlık ve saygısızlıklarda her daim dik durulup bir adım dahi geri atılmamalıdır. Bu yapılmadığı için de ülkemizde avukatlık mesleği hiç gelişmemekte ve sürekli geriye giderek güvenirliğini kaybetmektedir.

Gerçekten baktığımızda da ne yazık ki laftan öteye geçilmediği ve genellikle ciddi meseleler yerine soyunan avukata karşı tepkiler üzerine açıkçası laf salatası yapılmakta, terör üyeliği, örgüt suçları, casusluk gibi suçlar altında soruşturma veya kovuşturması olan avukatlar sanki meslek ifası yaparken başlarına bir şey gelmiş gibi savunma susturulamaz saçmalığı tekerleme gibi dile getirilmekte ancak gerçekten meslek ifasında haksızlığa uğrayıp mağduriyet yaşayan avukatlar yönünden herkes kafasını kuma gömmektedir. Aslında ve gerçekte avukatlık mesleği yeterince ve sağlıklı ve düzgün bir şekilde temsil edilmemektedir. Avukatlık mesleğinin tanıtımı yapılmamaktadır. Asıl avukatları susturmaya dönük beyinler sağlıksızdır. Bu beyinler avukatlık mesleğini temsilden men edilmelidir.

Özellikle Türkiye Barolar Birliği başkanı son derece kötü niyetli, kıskanç, mesleki anlamda ve bulunduğu ve temsil ettiği yer bakımından yetersizdir, hatta mesleği ciddi anlamda sürekli geri kalmışlığa sürüklemektedir.

Yine baktığımızda mesleki anlamda ve avukat hakları konusunda gerek baro birlik başkanının gerekse birçok baro başkanının oturup konuşacak çok fazla cümlelerinin olmadığı görülmektedir. Bu yüzden de sıklıkla medyatik olayların arkasından kameralara el sallayıp yılda bir veya iki kez görünüp reklamlarını yapıp yahut kendilerini hatırlatıp mesleki anlamda ise hiçbir sağlıklı işe el atılmamakta ve görünürde hiçbir başarıları bulunmamaktadır. Açıkçası avukatlar için yapılan hiçbir yenilik ve gelişme yoktur. Sürekli olarak başlarını kuma gömme politikası izlenmektedir.

Mesleğin ilerlememesi için hemen hemen elinden gelen her şeyi yapan baro birlik başkanı ve birçok baro başkanı ne yazık ki kendi basiretsizliklerine çözüm olarak önce yönetmeliğe, şimdi de kanuna sarılmışlardır. Ancak her zaman dile getirdiğim gibi yönetmelik kanunsuz olduğu için uygulanamamıştır. Kanun da Anayasaya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine, insan haklarına, insanın doğasına ve temel hukuk prensiplerine, hatta ve hatta en başta savunma mesleğine yani avukatlık mesleğine ve avukatlığın doğasına ve fıtratına aykırı olduğu için bunun da uygulanması mümkün olmayacaktır.

Kendi adıma konuşmam gerektiğinde ben basit işlerle ve tekil olaylarla uğraşmak yerine ciddi anlamda ülkemiz için hukuk sistemi adına büyük adımlar atmak ve kalıcı, somut, toplumun geneline ve tüm hukukçulara faydalı maddi eser ve manevi mirasımı bırakmak istiyorum. Maddi eserlerden kastım hukuki yazı, eleştiri, kısa notlar, mesleki tecrübeler, makaleler, proje, tez ve kitap gibi eserlerdir. Manevi olarak da düşüncelerim, çalışma azmim, hukuka olan saygım ve sevgim ile bunlara benzer birçok duygusal bağ ve bağlılıktır.

Açıkçası şunu da ifade etmek istiyorum ki hukuk susarak değil konuşarak gelişir. Bir ülke susarak değil konuşarak, meseleleri masaya yatırarak gelişir. İnsanlar susarak değil konuşarak birbirlerini anlar. Susarak hiçbir şeye çözüm bulunamaz. Aksine çözüm, konuşarak ve karşımızdaki kişiyi dinleyerek bulunur.

LL.M. Av. Uzm. Arb. Uzl. AYŞEN GÜZEL

11/01/2026

ATATÜRK'ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ

11/01/2026

Bugün Dünya Çalışan Gazeteciler Günü ile ilgili bir karikatür ile karşılaştım. Karikatürü ben çizmedim. Ama söylemlerim var. Ne yazık ki ülkemizde gazetecilik mesleğine ve basına yönelik hiçbir saygım ve güvenim yok.

İzmir'de basının ne denli etkisiz ve suskun olduğu ortada. İstanbul'a ilk geldiğimde ise adliyenin içinde ana haber muhabirlerini gördüğümde çok sevindim ve ülkede halen bir umut kırıntısı olabilme ihtimalini düşündüm.

Devamında ve yapmış olduğum araştırmalarda İstanbul'da bazı adliyelerde gazetecilere ait muhabir odalarının olduğunu ve çok sayıda muhabirin haber için adliyede kendilerine ayrılan odada kalabalık halde beklediğini gördüm. Kendileriyle görüşmek ve konuşmak için yanlarına ve bu odalara gittiğimde adeta adliyenin ve kolluğun sözcüsü gibi davrandıklarını, başka bir anlatımla adliyede ve kollukta kendilerine "Bugün bu olay oldu." diye ne haber verilirse, akşam ana haber bültenlerinde onu izlediğimizi, hatta gündüz katıldığım ifadelere ilişkin konu ve olayların daha ben evime varamadan akşam ana haber bültenlerinde halk tarafından izlendiğini, bugüne kadar katıldığım çok sayıda ifadeye ait dosyanın televizyonlarda haberlere konu olduğunu fark ettim.

Bu muhabirlerin bizden giden haber taleplerini ise hiç düşünmeden geri çevirdiklerini, olan olaylara kayıtsız kaldıklarını gördüm. Hatta bir haber için "Biz bunları haber yaparsak bizim kollukla aramız bozulur, polisler bize haber vermez." dediklerini duydum.

Birçok kanalla öncesinde de görüşüldüğünde hepsinin reyting peşinde koştuğunu, hiçbirisinin bizlerin mesleki anlamda yaşadığı sıkıntıları dile getirmek istemediğini, vatandaşlara sırt ve yüz çevirdiklerini, hatta son haftada avukat haberleri içerisinde giyinme odasında giyinip soyunan ahlak dışı paylaşımlar yapan, kadınlara kocanızı bana gönderin diyen, kendisinde edep ve haya olmayan sözde avukat ile öldürülen kurum avukatı dışında diğer avukat haberlerinin gündemde ve haberlere konu olmadığı ülkemiz gerçeği karşısında bu ülkede soyunmak ve öldürülmek dışında olan hiçbir olayın anlam ve öneminin olmadığını yeniden gördüm.

Benim kendilerine anlattığım olaylar karşısında gazeteciler bana sürekli olarak "Avukat Hanım ülkede daha ne olaylar oluyor." dedi. Bu ülkede çoğu kişide öğrenilmiş çaresizlik söz konusu olduğu için bana sıklıkla "Burası da böyle. Yalnızca İzmir değil. İstanbul da kötü." "Bu ülkede zaten hukuk sistemi böyle. Yapacak bir şey yok." sözleri söylendi. Hatta İstanbul'da yaşadığım bir olayla ilgili de bu kişiler kollukla aralarının bozulmasını istemediklerini belirtti.

Kameraları ve muhabirleri gördüğüm anda gözümde canlanan umut kırıntıları, onlarla konuştuktan sonra bir anda yok oldu.

Anladım ki hükümete yakın basın mensupları ülkede olan olayları görmezden gelmekte ve haber yapmamakta, diğerleri de hükümetten korktuğu için haberlere konu almamaktadır. Bu ülkede insanlara soyunmadıktan ve öldürülmedikten sonra hiçbir ehemmiyetiniz yok denilmektedir. Yani bu ülkede insanlık dışı muamele hoş görülmektedir. Ya öleceksiniz ya soyunacaksınız mı denilmektedir? Ülkede ahlak yoktur. Ülke içler acısı bir durumdadır.

Devamında gazetecilere ve muhabirlere "Zaten sizler de bu şekilde diyorsanız ülke hepten bitmiştir." dedim. Aslında bu işin başlangıç noktası her sese kulak vermektir. Kendilerine de bunu açıkça söyledim. Daha önemli denilen olaylar zaten daha kibar seslerden gelen taleplerin dikkate alınmaması sebebiyle meydana gelmektedir. Aslında onların haberlere konu yaptıkları olaylar, önemliden öte birer vahşettir. Oysa her ses oturup dinlendiğinde büyük olaylar da kendiliğinden kesilecek yahut azalacaktır.

Açıklanan nedenlerle gazetecilerin ülkemizde mesleklerini yeterli seste ve çok seslilikte hatta dürüstlükte yapmadığını düşünüyorum ve ne yazık ki görüyorum. Belki aralarında çok az sayıda emek sarf eden dürüst kimseler olabilir ama amaçları sürekli olarak reytingtir. Adeta gözlerini kan bürümüştür. Kana doymayan bu ülkede de diğer olaylar ve konular hasıraltı olmaktadır.

Şu anda siyasiler oy derdinde, gazeteciler ve televizyon kanalları reyting peşinde, hakim ve savcılar adliyede ego tatmini ve maaş peşinde, çok sayıda avukat da avukatlık mesleğini suçta kullanma amacında olduğu için ülkede bir şeyler iyiye gitsin diyen dürüst ve vatansever insanlar artık ülkemizde azınlık konumuna geldi.

Gazetecilerin ve/veya kanal çalışanlarının ve spikerlerinin dahi uyuşturucu madde ticareti, uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanma, yer ve mekan temini gibi suçlardan tutuklandığı, uyuşturucu madde etkisinde yahut kullandıktan sonra televizyon kanallarında seviyeden uzak bir dil ve terbiyeden yoksun görüntüde ve kıyafette bizlere haber ve program sundukları dikkate alındığında ülkede onlara da hiçbir güven yoktur. Birçoğu da yalnızca yasaklı madde kullanım ve ticareti değil genel ahlaka karşı suçlar kapsamında ve özellikle fuhuşa aracılık konusunda çeşitli suçlara karışmaktadır.

Bu yüzden bizler ancak bireysel olarak konuşmak ve açıklama yapmak, sesimizi duyurmak zorundayız. Ve yine bizler bu çirkin kokuşmuş sessizliğe ve bu mide bulandırıcı rant kavgasına +1 olmamak durumundayız. Bu da ülkenin vatandaşı olarak hepimizin kamusal ve aynı zamanda bireysel insanı görevidir.

Bu seslenişim de bir insan, bir avukat, bir hukukçu olarak benim tün insanlara ve insanlığa çağrı ve seslenişimdir.

LL.M. Av. Uzm. Arb. Uzl. AYŞEN GÜZEL

Yeni yazım "Umut Yok" başlık ve konulu yazı olup yakın zamanda sayfalarımda paylaşılacak ve tarafımca seslendirilecektir...
06/01/2026

Yeni yazım "Umut Yok" başlık ve konulu yazı olup yakın zamanda sayfalarımda paylaşılacak ve tarafımca seslendirilecektir.

LL.M. Av. Uzm. Arb. Uzl. AYŞEN GÜZEL

03/01/2026

TÜRKİYE CUMHURİYETİ BİR HUKUK DEVLETİ OLMAKTAN NE ZAMAN ÇIKTI?

Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti olmaktan;

- Hukuk fakültesi bölüm birincilerinin ve düşünme, araştırma, sorgulama yetisi olan vicdan sahibi hukukçuların hakimlik ve savcılık sınavlarında fütursuzca, bilinçli ve kasıtlı olarak elendiği; bu kimselerin, ilerleyen süreçte yok edilmek istenen hukuk sistemi projesinin önünde tam anlamıyla bir engel ve siyasilerin sözünü dinlemez olarak görüldüğü tarihte,

- Şu anki Cumhurbaşkanı R.T.E.’nin başbakan olduğu dönemde, 2014 yılı Danıştay kuruluş yıldönümünde Türkiye Barolar Birliği eski başkanına "Bir saattir sen konuşuyorsun…Böyle bir edepsizlik olmaz ki!...” dediği, konuşanın sözünü kestiği, ayağa kalkıp tepki gösterdiği, bulunulan alanda adeta kavga ve kaos ortamı yarattığı, bu kimsenin cumhurbaşkanı olmadığı dönemde dahi o dönemin cumhurbaşkanını da ezip geçtiği ve herkese karşı saygısızlık yapmakta sınır tanımadığı, savunma mesleğinin itibarını ve gücünü yok ettiği, savunma kanadını yerle bir ettiği tarihte,

- Şu anki Cumhurbaşkanı R.T.E.’nin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda yer alan "yüksek" ibaresini kaldırıp hakimlik ve savcılık mesleklerini itibarsız hale dönüştürdüğü, savunma kanadından sonra bu defa da geriye kalan diğer iki kanadı kafasına taktığı ve onları da yok etmeye kararlı olduğunun sinyallerini verdiği, bu haliyle yargıyı tümden mahvetmeye ve ele geçirmeye doğru adım adım ve kendisine göre emin adımlarla ilerlediği, mülakatları da bu yüzden torpil ve önceden belirlenmiş isim listelerine dayandırıp bu listeleri aldırdığı, devamında da yargının hakim ve savcı kanadını adeta kendi emir erine dönüştürdüğü, bağımsız ve tarafsız yargıyı yok ettiği, hakim ve savcı kanadını tek başına karar veremez hale getirdiği, hukuku bitirdiği, hukuk sistemini yerle bir ettiği, bunu da 2017 yılında kabul edilen sözde anayasal değişiklik adı altında yaptırdığı, hukuk sisteminin bir kişinin iki dudağının arasına alındığı ve tüm bunların, devamında kabul edilen, adına da tek adam rejimi denilen ve ülkeyi uçuruma sürükleyen bir sistemle yapıldığı tarihte,

- Şu anki Cumhurbaşkanı R.T.E.’nin tüm bunlarla kalmayıp Türkiye Barolar Birliğinden "Türkiye", Türk Tabipler Birliğinden "Türk" ibarelerini kaldırmak istediğini belirttiği, “…Kullanamayacaksınız, ne Türk kavramını ne Türkiye ismini…” dediği, kimsenin Türklüğünü tanımadığı, hatta çok kişiyi ülkeden kovduğu, kendisinden başka herkesi hor gördüğü, aşağıladığı, küçüksediği, yok saydığı, değer vermediği, değersizleştirdiği, kimseyi ve kimsenin düşüncesini tanımadığı ve dikkate almadığı tarihte,

- Şu anki Cumhurbaşkanı R.T.E.’nin kendisi gibi düşünmeyen, politikalarını beğenmeyen ve eleştiren herkese “Eyyy…” “Eyyy…” diye bağırdığı ve herkesi aşağıladığı tarihte,

- Şu anki Cumhurbaşkanı R.T.E.’nin ülkeye torpil sistemini dayattığı, hakları yediği, yedirdiği ve milyonlarca kulun hakkına girdiği tarihte,

- Şu anki Cumhurbaşkanı R.T.E.’nin "Bu ülkenin çalışkan ve dürüst evlatları, vatandaşları" yerine "Benim adamlarım" dediği ve kendisinden sandığı yalancı, torpil kovalayan, kişisel menfaati uğruna her şeyi yapabilecek, hatta ülkeyi bile satabilecek kişileri tercih ettiği ve diğer tüm halka sırt ve yüz çevirdiği, yazılı sınav sorularını vere verdire kendisine bile darbe yapılmasına yol açtığı tarihte,

- Şu anki Cumhurbaşkanı R.T.E.’nin her fırsatta halka, kendisinin başkomutan olduğunu söylemesine rağmen kendisi yüzünden oluşan ve doğrudan kendisinin sebebiyet verdiği 2016 yılındaki kaos ve darbe olayında bulunduğu otelden kaçtığı, hatta o dönemde de şimdiki gibi cumhurbaşkanı olduğu için o dönemin başbakanı olan ve cumhurbaşkanına hitaben sıklıkla “Bin Ali derse binerim, in Ali derse inerim” diyen kimsenin de makam aracıyla ve şoförüyle birlikte geriye doğru beş yüz metre kaça kaça bir kaymakamın evine sığındığı, halkınsa sokaklara döküldüğü, cumhurbaşkanı eliyle tehlikeye atıldığı, vatandaşın canının hiçe sayıldığı, kendileri için kaçma planlarının, halk için sokağa çıkma çağrılarının yapıldığı, buna da ne hikmetse kahramanlık destanı denildiği, oysa bunun haksızlık ve hukuksuzluktan başka hiçbir şey olmadığı, halkın tümden mağdur edildiği, halkın ölümüne, yaralanmasına ve kamu mallarının zarar görmesine yol açıldığı tarihte,

- Tam da bu darbe olayından sonra Manisa’nın Alaşehir ilçesinin girişindeki bir imam hatip okuluna hiç utanmadan ve halkla dalga geçer gibi “Milletin Parası Millete Kaldı” yazısının asıldığı, bu itiraftan da anlaşıldığı üzere halkın gelir ve haklarının darbe tarihine kadar hatta şu anda dahi sürekli olarak başka yerlere gittiğinin açığa çıktığı, ülke gelirlerinin ve servetlerinin fütursuzca dağıtıldığı, halkın ekmeğiyle oynandığı, ahımızın alındığı tarihte,

- Şu anki Cumhurbaşkanı R.T.E.’nin partisi olan mevcut iktidar partisinin kurulduğu tarihten bu yana gereksiz, yanlış ve olmaması gereken Anayasal ve yasal değişikliklerin yapıldığı, hukuk sisteminin siyasetin bir aracı ve oyuncağı hale getirildiği, hakların yok, hukukun ziyan edildiği, hakların ve özgürlüklerin kısıtlandığı, tanınmadığı, yargının iş göremez, iş yapamaz, işlevsiz ve etkisiz hale getirildiği tarihte,

- Şu anki Cumhurbaşkanı R.T.E.’nin partisi olan mevcut iktidar partisinin kurulduğu tarihten bu yana temel kanunların neredeyse tümünün değiştirildiği ve sırasıyla 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun kabul edildiği ve daha yüzlerce hatta binlerce kanunda değişikliklerin yapıldığı, Anayasal değişikliklerde sayı ve içerik yönünden sınır tanınmadığı, mevzuat değişikliklerinin durdurulamadığı, adeta cumhurbaşkanı ve hükümet ne istiyorsa ya da canları kime veya neye sıkılıyorsa aynı günde hemen o konuda mevzuat hükmünün kabul edildiği ya da mevcut hükmün değiştirildiği, Anayasa ve kanunlar dahil mevzuat hükümlerinin günlük isteklerin ve kızgınlıkların hukuki karşılığı haline dönüştürüldüğü, hukukun hiçe sayıldığı, küçümsendiği, itibarsızlaştırıldığı ve hukukla alay edildiği tarihte,

- Mevcut hükümet eliyle evliliğin, karı koca kavramlarının, çocukların, ailenin, okuma yazmanın, eğitimin, çalışmanın, emeğin, alın terinin, başarının, liyakatin, insan ilişkilerinin, komşuluğun, insanlığın, nispi eşitliğin, hak ve hak etme kavramlarının, adaletin, hakkaniyetin, ortalama gelir düzeyinin, orta halli vatandaşın, ekonomik yönden orta seviyede geçinebilmenin, serbest ekonominin, hakkınca rekabetin, çiftçiliğin, tarımın, hayvancılığın, usta çırak ilişkisinin, çekirdekten yetişme kavramının, zanaatın, sanatın yok edildiği tarihte,

- Tek adam rejiminin kabul edildiği ve dayatıldığı tarihte,

- Bu tek adam rejimindeki tek adamın tutulamaz, durdurulamaz ve laf anlatılamaz bir hale geldiği, bu yolla tüm halkın susturulduğu ve haklarının yok edildiği, kimsenin konuşturulmadığı, konuşmanın yasaklandığı, konuşanın tutuklandığı ve/veya cezalandırıldığı tarihte,

- Yargının yalnızca hakime, savcıya ve hükümete çalıştığı, diğer herkesin mağduriyeti karşısında sessiz kalındığı ve kıs kıs gülündüğü tarihte,

- Çocuğu öldürülen annenin sokakta üç gün yas halinde oturma eylemi yapmak zorunda bırakıldığı tarihte,

- İnsanların onurlu, gururlu, haysiyetli bir yaşamdan koparıldığı, insan onuruna yakışmayacak bir yaşama sürüklendiği ve çaresiz bırakıldığı tarihte,

- Tüm bunlar dile getirildiğinde ve “Hiç utanmıyor musunuz?” denildiğinde, hükümet kanadının “Evet utanmıyoruz. Gurur duyuyoruz yaptığımız işten. Gurur duyuyoruz. Niye utanalım biz?” dediği, bunu diyeninse kendi öz yeğeninin hakim yapıldığı, haberlere göre de erkek kardeşinin başhekim yapıldığı tarihte,

Çıktı.

Sonuç itibariyle Türk Yargısı ve Türk Hukuk Sistemi Cumhurbaşbanı R.T.E. ve hükümet eliyle yok edildi.

LL.M. Av. Uzm. Arb. Uzl. AYŞEN GÜZEL

Address

Istanbul

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when LL.M. Avukat Uzman Arabulucu AYŞEN GÜZEL posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share