Boran Hukuk & Arabuluculuk Bürosu

Boran Hukuk & Arabuluculuk Bürosu Av. Arb. Muhiddin BORAN ve Av. Melahat BORAN tarafından kurulmuş olup on yılı aşkın süredir başarılı ve kaliteli hizmet sunmak hedeflenmektedir.

BORAN Hukuk&Arabuluculuk Bürosu, Av. Melahat BORAN tarafından İstanbul'da kurulmuş olup on yılı aşkın süredir başarılı ve kaliteli hizmet sunmak hedeflenmektedir. Ceza Hukuku, Aile Hukuku, Ticaret Hukuku, İdare Hukuku, İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku, İcra ve İflas Hukuku, Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukuku alanlarında şirketlere ve şahıslara danışmanlık ve avukatlık hizmetleri verilmesinin yanında bilir

kişilikte yapılmaktadır. Arabuluculuk hizmeti vererek de; dava boyunca yapmak zorunda kalınan tüm masraflardan (posta gideri, bilirkişi, keşif vb. masraflar, yol giderleriniz gibi) ve zamandan tasarruf edilmesini, tarafların iradelerine ve menfaatlerine uygun olarak kısa sürede uygun çözüm bulunmasını, gizlilik kurallarına uyarak güvenli şekilde tarafların serbestçe anlaşmalarını, esnek yöntem ve çözüm tarzlarını esas alarak uyuşmazlıkların hızlı ve barışçıl çözülmesini sağlarlar. İki tarafın da kazandığı, tarafların sosyal ve ekonomik ilişkilerinin devam ettirdiği arabulucuk hizmeti ile ticari ya da aile sırları muhafaza edilmektedir.

25/10/2017

İş Mahkemeleri Kanunu Resmi Gazete'de yayımlandı . İşçi ve işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle dava açmak ancak arabulucuya gidilmesi ile mümkün olacak. Zorunlu arabuluculuk sistemi 1 Ocak itibariyle başlıyor.

Adalet Bakanlığı tarafından yapılan 'arabuluculuk' açıklamasında;

"Arabuluculuk uygulamasında başvuru esnasında herhangi bir başvuru ücreti, harç veya gider avansı alınmadığından, maddi durumu yetersiz olduğundan dolayı dava açmaktan vazgeçen binlerce işçi, haklarını almak için arabulucuya başvurabilecektir. Ayrıca taraflar, arabulucuya başvurduktan sonra anlaşma sağlanamaması durumunda taraflardan herhangi bir ücret istenmemekte, iki saatlik ücret Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanmaktadır."

Arabuluculuk kapsamında uzun süren davalar yerine uyuşmazlıkların kısa sürede çözüme kavuşturulacağı vurgulandı.

23/03/2016

İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı Taslağı zorunlu arabuluculuk mekanizmasını düzenliyor.

http://www.adalet.gov.tr/tasarilar/20160323-isMahkemeleriKanunuTasarisi-ikiliTABLO-istinaftansonra.pdf

AYM ve İHAM Kararları Bülteni'nde güncel ve önemli kararların özetlerine ulaşabilirsiniz.
04/01/2016

AYM ve İHAM Kararları Bülteni'nde güncel ve önemli kararların özetlerine ulaşabilirsiniz.

23/10/2015

TÜRKİYE VE AB’DE MARKA VE TASARIM KORUMASI

Türk Patent Enstitüsünce düzenlenen ‘Türkiye ve Avrupa Birliğinde Marka ve Tasarım Koruması’ konulu seminer, 26 Ekim 2015 Pazartesi günü saat 10.00’da The Marmara Otel’de yapılacaktır.

20/10/2015

Son dönemde internet ve akıllı telefon trafiği yüzünden tazminatsız işten atılmalarda artış var. Sosyal medya, bahis ve oyun sitelerine ve online alışveriş sitelerine mesai saatleri içinde girmek, artık tazminatsız işten atılma sebebi.

İnternetin hayatımızdaki yerini artık sorgulamaya bile gerek yok. Herkesin elinde bir akıllı telefon. Aktif sosyal medya hesabı 40 milyon kişinin üzerinde.

WeAreSocial’ın 2015 yılının internet ve sosyal medya kullanım istatistiklerine göre, Türkiye’deki internet kullanıcıları gün içerisinde ortalama 4 saat 37 dakikayı internette, 2 saat 51 dakikayı mobil internette ve 2 saat 56 dakikayı sosyal medyada geçiriyor. Pek çok insan işi gücü olmadığı için bu sitelere giriyor ama bir de işi gücü olup üstelik bu süreyi iş saatleri içinde yapanlar var.

İşinizi yapmak yerine bu kapsamlı internet dünyasının içine girmek artık çok daha tehlikeli. İşyerinde ve sosyal hayatta internet kullanımına dikkat! Sosyal medya, bahis ve oyun siteleri ile online alışveriş siteleri, tazminatsız işten çıkarılma sebebiniz olabilir. Yargıtay’ın son zamanlarda vermiş olduğu kararlarda, çalışanların mesai saatleri içerisinde internet ortamında harcadıkları sürelere istinaden yapılan fesih işlemlerinde işvereni haklı bularak işveren lehine hüküm kurmaya başladı.

Şöyle ki;
- Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, işyerinde sürekli internet kullanan ve asli görevini zafiyete uğratan güvenlik görevlisini işten çıkaran işvereni haklı buldu ve yerel mahkemenin verdiği işe iade kararını bozdu.

- Yargıtay 9. Hukuk Dairesi ise, internette sanal bahis oynayan ve bu durumu süreleriyle birlikte tespit edilen bir beyaz yakalı çalışanın, işini özenle yapmasına engel olduğuna kanaat getirdi ve personelin açmış olduğu davanın iptaline karar verdi.
Konuyla ilgili Yargıtay kararları incelendiğinde; “Mesai saatleri içerisinde internette oyun oynamak, sosyal medyada vakit geçirmek” gibi olguların işveren açısından haklı nedenle fesih gerekçesini oluşturduğu görülüyor.

Bir başka örnekde ise; Bir çalışanın iş sözleşmesi, mesai saatleri içinde sürekli internet mesajlaşmaları üzerinden işi ile ilgili olmayan görüşmeler yaptığı ve işini aksattığı için feshedildi. İşçinin dava açması üzerine işveren davacının bilgisayar kayıtlarını sundu ve mahkeme bu kanıtı değerlendirerek feshin haklı olduğuna hükmetti.
Paylaşım içeriği de atılma gerekçesi
Sosyal medya paylaşımları çerçevesinde iş dünyasının hassas olduğu diğer bir husus, paylaşımların içeriği. Örneğin; bir çağrı merkezi çalışanı iletişim halinde olduğu müşterinin kişisel bilgilerini içeren bir paylaşımda bulunduğunda işveren bilgi gizliliğini ihlal ettiği gerekçesiyle söz konusu çalışanı işten çıkartabilir. Bu durumda, çalışanın kıdem tazminatı alması söz konusu olmayacaktır.

Cep telefonu kullanması işyeri yönetmeliği ile yasaklanmış olan bir çalışanın, yasağa uymayarak cep telefonu ile çektiği bir fotoğrafı sosyal medya hesabından paylaşması nedeniyle iş sözleşmesinin feshedildiğine ilişkin örnekler de mevcut.

Diğer yandan, sosyal medya paylaşımlarında açıkça işverene hakaret eden, bir başka çalışana veya işverene açıkça sözlü tacizde bulunan, işverenin meslek sırlarını açığa çıkaracak nitelikte bilgi paylaşımı yapan, işyerindeki bir çalışana veya işverene yönelik olarak cinsel içerikli paylaşımlarda bulunan ve yine işyerindeki bir çalışan veya işveren hakkında açıkça ırkçı, dini veya ayrımcı ifadeler kullanan çalışanların da iş sözleşmesi feshedilebilir. Bu durumdaki bir işçinin herhangi bir tazminat alması da söz konusu değildir.

Yani özetle;
- Tweet atarken siz atılmayın…
- Facebook profilinize işsiz yazmayın…
- Bahislerde işverene karşı iddiayı siz kaybetmeyin…
- Oyun oynarken iş akdiniz game over olmasın…

________________________________________
T.C.
YARGITAY
Yirmiikinci Hukuk Dairesi
Esas No : 2014/12560
Karar No : 2014/21257
Tarih : 02.07.2014


ÖZET : • İŞE İADE DAVASI
• GEÇERLİ NEDENLE FESİH
• İŞÇİNİN BAHİS OYNAMASI
İÇTİHAT METNİ
DAVA :
Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, istemi kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR :
Davacı vekili, iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek, yapılan feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta geçen süre ücret ve diğer haklarının belirlenmesini istemiştir.
Davalı vekili, iş sözleşmesinin haklı sebeple feshedildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davalı işveren tarafından yapılan teftiş ve teftiş sonucu düzenlenen raporlara ve davacı işçinin kredi kartı ekstre bilgilerine göre davacı işçinin yurt dışı kaynaklı internet sitelerinde bahis oynadığı, iş akdinin feshi tarihi itibariyle kredi kartı borçlarından dolayı işçi aleyhine takip yapılmadığı, işçinin iş sözleşmesinin feshi sonrasında işsiz kalması sebebiyle kredi kartı borçlarını ödemede güçsüzlüğe düştüğü ve banka tarafından hakkında takip yapılmasına sebebiyet verdiği, işçinin toplum içerisinde onaylanmayacak nitelikteki bahis oynama şeklinde gerçekleşen olumsuz nitelikteki davranışın iş yerindeki üretim sürecine ve çalışmalara olumsuz etki yaptığı işveren tarafından kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüyle feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar verilmiştir.
Karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık iş sözleşmesinin haklı sebeple feshedilip edilmediği noktasındadır.
Somut olayda, 6.11.2012 tarihinden beri davalı işyerinde kobi bankacılık satış yönetmeni olarak çalışan davacının iş sözleşmesinin, yurt dışı bağlantılı sitelerden davalı bankaya ait kredi kartı ile bahis oynaması ve gelirinin üzerinde tutarlarda borçlanmak suretiyle ödemeler yapması sebebiyle 4857 Sayılı İş Kanunu 25/II maddesiyle disiplin yönetmeliğinin ilgili maddeleri uyarınca feshedildiği anlaşılmaktadır.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, davacı işçinin yurt dışı kaynaklı internet sitelerinde bahis oynadığı, ortalama net maaşının üzerinde olan tutarlarda ödemeler yaptığı sabittir. İşçinin eylemlerinin işverende meydana getirdiği etki gözönüne alındığında işverenden iş ilişkisini sürdürmesi beklenemeyeceğinden iş sözleşmesinin feshinin haklı sebep ağırlığında kabul edilmese dahi geçerli sebebe dayandığı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Belirtilen sebeplerle, 4857 Sayılı Kanunun 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ :
Yukarıda belirtilen sebeplerle;
1- ) Mahkemenin yukarda tarih ve sayısı belirtilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2- ) Davanın REDDİNE,
3- ) Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
4- ) Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yapmış olduğu 60,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,
5- ) Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 1.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6- ) Peşin alınan temyiz harcının istemi halinde ilgiliye iadesine, kesin olarak, 02.07.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

18/10/2015

Adalet Bakanlığı’nın yargı reformu kapsamında geliştirdiği proje ile vatandaşlar, araç, konut ve sağlık sigortasına sahip oldukları gibi hukuk sigortasına da sahip olacak.

Sigortalılar ödeyecekleri prim karşılığında, avukatlık hizmeti ve hukuk yardımı alabilecekler. Sigortalının davayı kaybetmesi durumunda karşı tarafa ödeyeceği yargılama giderleri sigortadan karşılanacak. Sigortalılara, Bireysel Emeklilik sistemindeki gibi devlet katkısı da sağlanacak.

Türkiye’de hukuk maliyetlerini düşürmeyi ve maddi mağduriyetleri azaltmayı amaçlayan Bakanlık, Hukuki Himaye Sigortası sisteminin ülke çapında etkinleştirilmesi için çalışmalara başladı.

Sistemin hayata geçmesiyle birlikte vatandaşlar araç, konut ve sağlık sigortasına sahip oldukları gibi hukuk sigortasına da sahip olacak. Sigortalılar ödeyeceği prim karşılığında, dönem içerisinde karşılaşabileceği hukuki risk ve sorunlara karşı avukatlık hizmeti ve hukuk yardımı alabilecekler. Avrupa Konseyi ülkelerinin çoğunda mevcut olan sistemi Türkiye’de de etkin hale getirmeyi ve yaygınlaştırmayı planlayan Adalet Bakanlığı, yurtdışındaki örnekleri inceledi. Kısa zamanda sistemi hayata geçirmeyi ve yaygınlaştırmayı amaçlayan bakanlık, Hazine Müsteşarlığı ile de işbirliği içerisinde Hukuki Himaye Sigortası yaptıran bireylere, aynen Bireysel Emeklilik sisteminde olduğu gibi devlet katkısı vermeyi de düşünüyor.
Avukatlık ücreti ve yargılama giderlerini karşılama olanağı bulunmayan kişilere devlet tarafından tanınan Adli Yardım sistemi de genişleyip etkinleşecek.

16/10/2015

Yargıtay, içtihadını değiştirdi.
İlk içtihadına göre ; marka, patent, tasarım veya ticaret unvanı gibi belgeler, hükümsüz kılınıncaya kadar geçerlidir. Bu nedenle kullanımlar haksız rekabet teşkil etmez ve belge sahipleri üçüncü kişilere verdiği zararları tazmin etmekle yükümlü değildir. Yargıtay ilk içtihadında, belge sahibinin kötü niyetli olup olmadığıyla ilgilenmiyordu.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kararı (HGK, 27.03.2013, E. 2013/11-209, K. 2013/399) ile yeni bir içtihat oluşmuştur. Yargıtayın bu yeni içtihadına göre kötü niyetli belge sahibinin gerçek hak sahibine verdiği zararları tazmin etmesi gerektiğine karar verilmiştir.

Olayda kendisinden tazminat istenen davalı firma, harc-ı alem bir ürüne tasarım belgesi almış ve tescile dayalı olarak da başkasına ait ürünleri toplattırmıştır. Ürünü toplatılan kişi, önce tasarım belgesini hükümsüz kıldırmış, daha sonra da uğradığı zararların tazminini istemiştir. Ankara 2. FSHM, davayı kabul ederek söz konusu firmayı tazminata mahkûm etmiştir. Kararın temyizi üzerine Yargıtay, yukarıda sözü edilen müstakar içtihadını hatırlatarak tescilli bir tasarım belgesinin kullanımının meşru olup haksız rekabet teşkil etmeyeceği, bu nedenle belge sahibi kişiden de tazminat istenemeyeceği gerekçesiyle ihtisas mahkemesinin kararını bozmuştur. İhtisas mahkemesi, bozmaya direnince konu HGK’na gitmiştir.

HGK, verdiği kararda özetle şu sonuca varmıştır: Davalının (eski belge sahibinin) basiretli bir tacir gibi davranması gerekmesi nedeniyle kendisinin de içinde bulunduğu ilgili piyasada daha önce kamuya sunulmuş ürünler hakkında yeterli derecede bilgiye sahip olduğunun kabulü gerekir. Buna rağmen davalı, piyasada yaygın bir şekilde 1991 yılından beri var olan harc-ı alem bir ürünü kendi tasarımıymış gibi 1997 yılında tescil ettirmiştir. Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını ifa ederken dürüstlük kuralına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kişi iyi niyet iddiasında bulunamaz. Bu nedenle de gerçekte var olmayan bir hak iddiası ile davacı tarafta oluşmasına neden olunan zararların tazmini gerekir.

HGK’nun bu kararı, ABAD’ın 2012 tarihli Celaya (ABAD, 16.2.2012, C-488/10) ve 2013 yılındaki Canina (ABAD, 21.2.2013, C-561/11) kararlarına paralellik arz etmektedir.

16/10/2015

Günümüzde elimizdeki akıllı telefonlarla; anlık durum, fotoğraf paylaşması artık olağan alışkanlıklarımızdan biri haline geldi. Bu alışkanlıklarımızdan biri olan ve en çok kullanılan uygulam...

15/10/2015

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü 7/5/2015 tarihinde Baran Karadağ’ın bireysel başvurusunda (B. No: 2014/12906) oybirliğiyle, başvurucunun bazı suçlara yönelik mahkumiyetlerinin belirleyici ölçüde bir gizli tanığın ifadesine dayandırıldığı, tanığın kimliğinin neden gizlendiği hususunda bir gerekçeye yer verilmediği ve gizli tanığın menfaatleri ile başvurucunun haklarının dengelenmediği gerekçeleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

15/10/2015

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, 10/6/2015 tarihinde Filiz Aka’nın bireysel başvurusunda (B. No: 2013/8365), başvurucunun eşinin yaşamını yitirdiği trafik kazasıyla ilgili olarak kazaya sebebiyet veren kişiler hakkında açılan ceza davasının sekiz yıldan fazla sürmesi ve düşme kararı verilmesi nedeniyle, yaşam hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

15/10/2015

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, 20/5/2015 tarihinde Esra Nur Özbey’in bireysel başvurusunda (B. No: 2013/7443), başvurucunun inancı nedeniyle giydiği pardösüsünü çıkartmaya zorlanmasının din ve vicdan özgürlüğünü ihlal ettiğine karar vermiştir.

Olaylar

Başvurucu, dini inancı gereği vücudunun tamamını örtecek şekilde giyinmektedir.

Başvurucu Bakırköy Adliyesi binasına giriş yaptığı sırada güvenlik kontrolü yapan görevliler kendisinden pardösüsünü çıkartmasını istemişlerdir. Başvurucu inancı nedeniyle pardösüsünü çıkartamayacağını ve bir bayan görevli tarafından üzerinin aranabileceğini söylemesine rağmen binaya alınmamıştır.

Başvurucu, adliye binasına girmesinin engellenmesi nedeniyle suç duyurusunda bulunmuş, yürütülen soruşturma sonunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.

İddialar

Başvurucu, inancı nedeniyle giydiği pardösüsünü çıkartmaya zorlanmasının din ve vicdan özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi, dinin hem bir dine bağlı olan bireyler tarafından hayatı anlama ve anlamlandırmada başvurdukları temel kaynaklardan biri olması ve hem de toplumsal yaşamın şekillenmesinde önemli bir işlev görmesi nedeniyle din ve vicdan özgürlüğünün demokratik toplumun temellerinden biri olduğunu belirtmiştir. Mahkemeye göre, kişiler dini veya vicdani kanaatlerini açıklamaya ve herhangi bir tarzda ibadet etmeye, dini uygulamaya ve ayine katılmaya zorlanamaz, ibadetleri ve dini uygulamaları ile açıklamış oldukları dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz, suçlanamaz ve başka türlü davranmaya zorlanamazlar.

Anayasa Mahkemesine göre bir davranışın bir dinin veya inancın gereği olup olmadığına söz konusu din veya inancın mensuplarınca karar verilebilir ve dolayısıyla başvurucunun pardösü giymesinin ve güvenlik kontrolünde çıkartmayı reddetmesinin İslam dini bakımından yerine getirilmesi gerekli bir uygulama olduğuna ilişkin düşüncesinin esas alınması gerekir. Anayasa Mahkemesi kadınların İslam dininin gereği olduğu inancıyla vücutlarını örtecek şekilde giyinmelerinin, Anayasa’nın 24. maddesinin olağan anlamının kapsamında değerlendirilebilecek bir konu olduğunu kabul etmiştir.

Somut olayda Mahkeme, başvurucunun din ve vicdan özgürlüğüne saygı gösterilmesi hakkı ile “başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması” ve “kamu düzeninin sağlanması” için yapılan güvenlik kontrolünde başvurucunun kıyafetini çıkartmaya zorlanması arasındaki çatışan menfaatlerin ağırlıklarının dengelenmesi hususuna eğilmiştir. Mahkeme, çatışan bu iki menfaatin dengelenmesi için mevzuatta bazı tedbirlerin öngörüldüğünü tespit etmiştir.

Mahkemeye göre, ilk olarak Ceza Muhakemesi Kanunu ile Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin hükümleri uyarınca, üzerlerindeki giysilerinden herhangi biri çıkartılmaksızın ve aynı cinsiyetteki görevliler tarafından ilk önce kişilerin üzerleri yoklama biçiminde bir kontrol yapılmalı ve daha sonra da eğer gerekmekteyse üst araması yapılmalıdır. En son aşamada ise kişinin kanunlara göre izin verilmeyecek bir şeyi taşıdığına ilişkin makul şüphenin bulunması ve aramanın amacına başka türlü ulaşılamaması hâlinde, üst araması giysiler çıkartılmak suretiyle de yapılabilir. Ancak bunun için önce, bu aramayı yapmanın neden gerekli görüldüğü ve nasıl yapılacağı ilgiliye bildirilmeli, aynı cinsiyetten görevliler tarafından yapılmalı ve arama işlemi kimsenin görmemesini sağlayacak tedbirler alınarak gerçekleştirilmelidir.

Anayasa Mahkemesi, somut olayda özel güvenlik görevlilerinin, başvurucunun dini inancı gereği giydiğini ve arama noktasında çıkartamayacağını söylediği kıyafetini çıkartmasını ve elektromanyetik cihaza bırakmasını istediklerini, kadın güvenlik görevlisi olmasına ve başvurucunun talebine rağmen başvurucunun elle aranmadığını, ayrıca başvurucunun kıyafetini çıkartması için mevzuatın emrettiği “kimsenin görmemesini sağlayacak tedbirler”in de alınmadığını tespit etmiştir. Kararda, adliye binası halk giriş kapısında pek çok insanın bulunduğu bir ortamda başvurucunun kıyafetini çıkartmaya zorlandığı belirtilmiştir.

Mahkemeye göre, belirli bir dinsel uygulama davranışını, başkalarını korumak adına ölçüsüz sınırlandırmak veya yasaklamak çoğulculuğu ve hoş görüyü örselemek anlamına gelir. Nitekim yürürlükteki mevzuat hakları korumayı esas alan bir yaklaşımla hazırlanmış, bireylerin dinlerinin icaplarını uygulama özgürlüklerini bütünüyle ortadan kaldırmaksızın güvenlik önlemlerinin yerine getirilmesini temin için bazı tedbirler öngörmüştür. Mahkeme ayrıca, başvurucunun pardösüsünü herkesin görebileceği bir yerde ve diğer tedbirler alınmadan çıkartmasının neden zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaç olduğunun açıklanmadığını tespit etmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun din ve vicdan özgürlüğüne yapılan müdahalenin kamu düzenini veya başkalarının hak ve özgürlüklerini korumak için demokratik toplum düzeninde gerekli olmadığını belirterek Anayasa’nın 24. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

15/10/2015

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 14/7/2015 tarihinde Hidayet Karaca’nın başvurusunda (B. No: 2015/144), açıkça dayanaktan yoksunluk ve başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedenleriyle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

KİŞİ HÜRRİYETİ VE GÜVENLİĞİ İLE İLGİLİ KABUL EDİLEMEZLİĞE İLİŞKİN HİDAYET KARACA KARARI
laylar
Samanyolu Yayın Grubunun grup başkanlığı görevini yürütmekte olan başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında 14/12/2014 tarihinde gözaltına alınmış, 18/12/2014 tarihinde “terör örgütü yöneticiliği” suçundan tutuklanmıştır.

Başvurucu hakkındaki soruşturma henüz sonuçlanmamıştır.

Başvurucunun İddiaları

Başvurucu, gözaltı süresinin aşıldığını, tutuklama ve tutukluluğa itirazı değerlendiren sulh ceza hâkimliklerinin tabii hâkim ilkesine aykırı olarak kurulduklarını, anılan hâkimliklerin bağımsız ve tarafsız olmadıklarını, tutuklamanın hukuki olmadığını, soruşturma hakkında kısıtlılık kararı verilerek soruşturma dosyasına erişiminin engellendiğini, savcılıkta ifade verdiği sırada sözünün kesildiğini, gözaltı sürecinde kötü muameleye maruz bırakıldığını, mesleki faaliyetleri nedeniyle hakkında soruşturma yapıldığını belirterek anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Gözaltı süresi yönünden

Anayasa Mahkemesi, suç isnadıyla gözaltına alınan ve daha sonra tutuklanan kişinin, yasal gözaltı süresinin aşıldığı iddiasıyla yaptığı bireysel başvuruda ihlal sonucunun kişisel durumuna etkisi olmayacağını, gözaltı süresi aşılmış olsa dahi kişi hâkim tarafından tutuklandığından gözaltı süresinin aşıldığı yönündeki bir tespit ve ihlal kararının “tutuklu” kişinin serbest kalmasına tek başına imkân vermeyeceğini belirtmiştir.

Bu kapsamda yasal gözaltı süresinin aşılıp aşılmadığının ve sorgu sürecinde geçen sürenin kanuni olup olmadığının, davanın esasının sonuçlanmasına gerek olmadan 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebileceği sonucuna varıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.

Tarafsız ve bağımsız yargı merci yönünden

Anayasa Mahkemesine göre suçun işlenmesinden veya çekişmenin doğmasından önce davayı görecek yargı yerinin belirlenmiş olması şeklinde tanımlanan doğal yargıç kavramı, adil yargılanma hakkının en önemli öğesi olan “kanuni, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde yargılanma” hakkının temelini oluşturmaktadır. Anayasa'nın 37. maddesinde düzenlenen doğal yargıç ilkesi, yargılama makamlarının, suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra kurulmasına veya sanığın ve davanın yanlarına göre yargıç atanmasına olanak vermemektedir. İlkeyle suçun işlenmesinden sonra kurulacak mahkemede davanın görülmesi ve böylece “kişiye” ya da “olaya” özgü mahkeme kurulması yasaklanmaktadır.

Bu kapsamda, bir kuralın belirli bir suçun işlenmesinden sonra bu suça ilişkin davayı görecek yargı yerini belirlemeyi amaçlamaması, yürürlüğünü müteakip kapsamına giren tüm davalara uygulanması hâlinde doğal yargıç ilkesine aykırılık söz konusu olmaz.

Somut olayda genel bir kanuni düzenlemeye dayanılarak ve yetkili kurul tarafından yapılan atama sonucunda ilgili hâkimlerin anılan görevleri yaptıkları anlaşılmaktadır. Dolayısıyla gerçekliği ve niteliği kesin olarak tespit edilemeyen olgulardan, siyasi tartışmalarda ortaya konulan değerlendirme ve yorumlardan hareketle, başvurucuya yönelik somut ön yargılı bir işlem ve tutum gösterilmeksizin ilgili hâkimlerin siyasal veya kişisel nedenlerle bağımsız ve tarafsız davranmadıklarını kabul etmek mümkün değildir.

Bu nedenle başvurunun bu kısmının, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.

Tutuklama kararı yönünden

Anayasa Mahkemesine göre suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde hâkim kararıyla tutuklanabilirler. Bu çerçevede bir kişinin tutuklanabilmesi öncelikli olarak suç işlediği hususunda kuvvetli belirti bulunmasına bağlıdır. Bu, tutuklama tedbiri için aranan olmazsa olmaz unsurdur. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olgu ve bilgilerin niteliği, büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır.

Bu kapsamda kişinin suçla itham edilebilmesi için yakalama veya tutuklama anında delillerin yeterli düzeyde toplanmış olması mutlaka gerekli değildir. Zira tutukluluğun amacı, kişinin tutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya ortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmektir. Buna göre suç isnadına esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir.

Somut olayda başvurucu hakkındaki tutuklama kararlarının gerekçesi olarak video kayıtları, bir televizyon dizisinde geçen diyaloglar, gazete haberleri ve köşe yazıları, başvurucunun telefon görüşmeleri ve diğer şüphelilerin beyanları gösterilmiştir.

İlk tutuklamaya ilişkin yargısal denetimde kişinin bir suç işlemiş olabileceğine dair inandırıcı nedenlerin bulunup bulunmadığıyla ve özgürlükten yoksun bırakmanın bu bağlamda hukukiliğiyle sınırlı bir inceleme yapılmaktadır. Bu kapsamda bir suçun işlenmiş olabileceğine ilişkin ciddi belirtilerin varlığı ilk tutma bakımından yeterli olabilir. Somut olayda soruşturmanın bu aşamasındaki tutuklama kararının gerekçeleri incelendiğinde suç şüphesinin ve tutuklama nedenlerinin bulunmadığının kabul edilemeyeceği belirtilmiştir.

Bu nedenle başvurunun bu kısmının, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.

Soruşturma dosyasına erişim yönünden

Anayasa Mahkemesine göre yakalanan bir kimseye yakalanmasının temel maddi ve hukuki sebepleri teknik olmayan ve anlayabileceği basit bir dilde açıklanmalı ve böylece kişi, uygun görürse yakalanmasının kanuna uygunluğuna itiraz etmek üzere mahkemeye başvurma imkânına sahip olabilmelidir. Tutuklama işlemiyle sonuçlanan durumlarda, savcı ve sorgu hâkiminin ifade alması sırasında kişiye temel deliller açıklanmış ve müdafii tarafından tutukluluğa yönelik yapılan itirazda bu delillere atıfta bulunulmuş olması hâlinde, kişinin tutukluluğa temel teşkil eden belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip olduğu kabul edilmelidir.

Somut olayda başvurucunun, Cumhuriyet savcılığı ve sorgu sürecinde alınan savunmaları incelendiğinde hakkındaki suç isnadına ilişkin temel bilgilere sahip olarak müdafileriyle birlikte ayrıntılı şekilde savunma yaptığı, yine başvurucunun tutukluluğuna yönelik yapılan itirazda usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir biçimde savunmada bulunduğu görülmektedir.

Suç işlendiği şüphesine bağlı olarak özgürlükten yoksun bırakılmanın ilk aşamasında yapılan yargısal denetimin kapsamı ile suçlamalara dayanak olan temel unsurların başvurucuya ve müdafilerine bildirilmiş, başvurucuya bunlara itiraz etme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında başvurucunun soruşturma dosyasına erişim imkânından yoksun bırakıldığı iddiasının kabulü mümkün değildir.

Bu nedenle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.

Diğer şikâyetler yönünden

Başvurucunun, gözaltı sürecinde kötü muameleye maruz bırakıldığı ve savcılıkta ifade verdiği sırada sözünün kesildiği iddiaları yönünden olağan başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuruda bulunulduğu; mesleki faaliyetleri nedeniyle hakkında soruşturma yapıldığı iddiasının ise tutuklama kararındaki gerekçelere göre açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılarak başvurunun bu kısımları yönünden de kabul edilemezlik kararı verilmiştir.

Address

Fikirtepe Mahallesi Rüzgar Sokak No:44B , ŞUA ELİTE CONCEPT A2 Blok D:14 Kadıköy/Istanbul
Istanbul
34720

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Boran Hukuk & Arabuluculuk Bürosu posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Boran Hukuk & Arabuluculuk Bürosu:

Share