Yiğit Avukatlık Bürosu

Yiğit Avukatlık Bürosu Cevizli Mah. Keşan Sok. No:3/10 Kartal İstanbul

18/11/2017

MÜŞTEREK BANKA HESAPLARININ HUKUKİ DURUMU

Müşterek banka hesabına giren paraya taraflar eşit oranda maliktirler:

Müşterek banka hesabına giren her tür mevduatlar üzerinde hesap sahipleri eşit paylara sahip sayılırlar. Paranın kimden ve ne sebeple geldiği önemli değildir. Müşterek hesaba giren mevduat aralarında başkaca bir anlaşma yoksa hesap sahiplerince eşit paylı olarak bölüşülmüş sayılır.

Müşterek banka hesabında payını aşar miktarda tasarrufta bulunan ortak, payını aşan miktar açısından diğer ortaklara karşı sorumlu sayılır:

Müşterek banka hesabından para çeken kişi payı kadar miktarı kendi adına çekmiş sayılır, payını aşan miktar açısından ise diğer hesap sahibinin vekili olarak hareket ettiği varsayılır. (Yargıtay 3. HD. 15.09.2005, 7177 E., 8557K.)

Payını aşan miktarda tasarrufta bulunan ortak sorumsuzluğunu kanıtlamakla yükümlüdür.

Payını aşan miktarda gerçekleştirdiği tasarruf için diğer hesap sahibine karşı borçlu konumuna geçen ortak bu tasarrufu vekili olarak hareket ettiği varsayılan kişi (payına tecavüz edilen ortak) hesabına gerçekleştirdiğini kanıtlamakla yükümlüdür. Payını aşan miktarda tasarrufta bulunan kişi parayı müşterek hesabın diğer ortağına teslim ettiğini veya parayı müşterek hesabın ortağı adına bir tasarrufa yönlendirdiğini kanıtlayarak yükümlülükten kurtulabilir. Örnek olarak banka hesabından diğer ortağın payına tecavüz edecek şekilde para çeken kişi bu para ile diğer ortak açısından kazandırıcı bir işlem yapmış olması (diğer ortak adına gayrimenkul alımı, otomobil alımı gibi) ve bu işlemin bankadan çıkan para ile yapıldığının kanıtlanması şartıyla sorumluluktan kurtulabilir.

Müşterek hesaplardan payını aşan miktarda tasarrufta bulunan ortaklar Borçlar Kanunu vekaletsiz iş görme hükümlerine göre sorumludurlar.

Müşterek banka hesabından çekilen bedeller üzerinde hak iddia eden ortağın profesyonel yardım alarak vekaletsiz iş görme hükümlerine dava açması gerekmektedir. Yukarıdaki açıklamalar benzer durumlarda verilmiş Yargıtay kararları ve Borçlar Kanunu ilgili hükümleri yorumlanarak yazılmıştır. Aşağıda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun konu ile ilgili emsal kararı paylaşılmıştır.

"Taraflar bankada müştereken ve müteselsilen hesap açtıklarına göre hesaba giren paranın müştereken yarı yarıya eşit paylı olarak malikidirler. Taraflardan her biri hesaptan para çekerken, payına göre kendi adına, payından fazlası için diğer hesap sahibinin vekili olarak hareket etmekte olup, payından fazla çektiği miktarda diğer hesap sahibine göre borçlu duruma girmektedir. Davalıya alınan Mazda marka otomobilin müşterek hesaptan alınan para ile alındığı da ispatlanmamıştır. O halde belirtilen çerçevede inceleme yapmak ve sonucuna göre karar vermek gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddi usul ve yasaya aykırıdır" (YHGK 11.2.1998 , 1998/2-40 E., 1998/75 K.)

23/03/2016

ORTAK GİDER ALACAĞININ KANUNİ ÖNCELİĞİ

Ortak yaşamın sürdüğü apartman ve sitelerde kimi malikler aidat ve diğer ortak gider borçlarını düzenli öderken kimi malikler ekonomik sıkıntıları sebebiyle veya bilinçli olarak ortak giderlerini zamanında ödememektedirler.

Ortak giderler ödenmeksizin modern toplumun yaşamakta olduğu apartman ve sitelerde düzenli bir yaşam sürülmesi mümkün değildir. Ortak gider borçları ile en temel ihtiyaçlar olan temizlik, ısınma, bakım, onarım, kapıcı aylığı gibi ihtiyaçlar karşılanmaktadır. Bu ihtiyaçlara ilişkin bedellerin karşılanmaması halinde yaşam alanları kullanılamaz hale gelecektir. Bu sebeplerle kanun koyucu ortak gider alacaklarına özel bir yer vermiş, hem ödenmemesi halinde Kat Mülkiyeti Kanunu 20. maddesi uyarınca aylık %5 hesabıyla gecikme tazminatı ödenmesini hem de Kat Mülkiyeti Kanunu 22. maddesinin 3. fıkrası uyarınca ortak gider alacağının diğer alacaklara göre kanuni önceliği bulunduğunu düzenlemiştir.

Kat Mülkiyeti Kanunu 22/3. maddesinin kanuni ipotek hakkı ile ilgisi yoktur, bu hak bağımsız bir haktır, icra yoluyla satışı yapılan bir taşınmazın ortak gider alacaklısı olan apartman veya site yönetiminin satış bedelinin tüm borçları karşılayacak miktarı bulmaması halinde bu madde hükmünü dikkate almaları gerekmektedir.

Aşağıda Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 05.10.2006 tarih ve 2006/6984 E. sayılı kararının ilgili bölümü paylaşılmaktadır.

“Kat Mülkiyeti Kanununun 20. maddesine göre kat maliklerinden her biri aralarında başka türlü sözleşme olmadıkça taşınmazın giderlerine katılmakla yükümlüdürler. Aynı Kanunun 22/son maddesinde kat maliklerinin gider borcunu ödemeyen kat maliki ve diğer sorumlulardan olan alacağının öncelikli olduğu belirtilmiştir. KMK’nun 22/2. maddesinde öngörülen kanuni ipoteğin tescilini istemekten ayrı bir hak olup ipotek tescil edilmemiş olsa bile ortak gider alacağının önceliği bulunmaktadır.”

Apartmanda Köpek Beslemenin YasaklanmasıKat Mülkiyeti Kanunu uyarınca kat maliklerinin bağımsız bölümlerinde köpek ve di...
25/11/2014

Apartmanda Köpek Beslemenin Yasaklanması

Kat Mülkiyeti Kanunu uyarınca kat maliklerinin bağımsız bölümlerinde köpek ve diğer evcil hayvanları beslemelerini engelleyecek herhangi bir yasaklayıcı madde bulunmamasına rağmen konu başlığında belirtildiği gibi tapuya kayıtlı yönetim planında evcil hayvan beslenmesinin yasaklanması usulen mümkündür. Bu tür yasak ve kurallar uygulanırken yönetim planının Kat Mülkiyeti Kanunu'na ve hakkaniyete aykırı maddelerinin geçersiz sayılacağı ve geçersiz maddelere dayanılarak kat maliklerine yaptırım uygulanamayacağı gözden kaçırılmamalıdır.

Aşağıda Yargıtay 18. Hukuk Dairesi'nin 2011 yılında konu ile ilgili örnek oluşturacak bir kararı yer almaktadır.

"Ancak yönetim planı Mahkemece davalıların bağımsız bölümlerinde köpek beslemelerinin davacının oturduğu bağımsız bölümünden yararlanmasını olumsuz yönde etkileyip etkilemediği, rahatsızlık verip vermediği hususlarında Kat Mülkiyeti Yasasının 18. maddesi dikkate alınarak tüm deliller toplanıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yönetim planındaki yasaklayıcı hükme dayanılarak eksik inceleme ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir."
Karardan da anlaşıldığı üzere kat maliklerinin yalnızca yönetim planında mevcut yasaklayıcı hükme dayanılarak bağımsız bölümlerinde köpek beslemeleri engellenemez. Kanunun 18/1. maddesi uyarınca uyuşmazlık kapsamlı şekilde incelenmeli, apartmanda köpek beslemenin diğer komşulara rahatsızlık verip vermeyeceği, kat malikinin dava konusu fiili ile başkalarının haklarını çiğneyip çiğnemediği hususları incelenerek bir karar verilmesi gerekmektedir.

Komşuluk ilişkileri ve ortak yaşam kurallarının çerçevesini Kat Mülkiyeti Kanunu ve tapuya kayıtlı yönetim planları oluşturmaktadır. Yönetim planları çoğu zaman tapuda kat mülkiyeti kurulurken acele bir şekilde hazırlandıkları ve uzman avukat yardımı alınmadığı için birçok aksaklık ve yanlışı içlerinde barındırırlar. Ortak yaşamın en sorunsuz şekilde sürdürülebilmesi için yönetim planları uzman hukukçuların desteği ile hazırlanmalıdır.

http://wp.me/p5kZgG-3s

kat maliklerinin bağımsız bölümlerinde köpek ve diğer evcil hayvanları beslemelerini yasaklayacak yönetim planı maddeleri geçersiz sayılacaktır

Projeye aykırı yapılar- Müdahalenin men'iKat Mülkiyeti Kanunu ve yerleşmiş Yargıtay kararları uyarınca ortak alanlara ya...
16/11/2014

Projeye aykırı yapılar- Müdahalenin men'i

Kat Mülkiyeti Kanunu ve yerleşmiş Yargıtay kararları uyarınca ortak alanlara yapılan plan ve projeye aykırı yapılar hukuk düzenince korunmamaktadır. Kural olarak projede bulunmayan yeni bir yapının inşaası için kat maliklerince oybirliği ile karar alınmalıdır. Aksi halde müdahalenin men'i davası ile karşılaşılması ve projeye aykırı yapıların yıkılması söz konusu olacaktır. Yönetimlerin bu tür durumlarda daha sonra ihtilafların yaşanmaması açısından kat mülkiyeti konusunda uzman bir avukata danışarak hareket etmeleri uygun olacaktır.

Aşağıda ortak alanlarda projeye aykırı ve usulüne uygun karar alınmaksızın gerçekleştirilen uygulamalar ile ilgili örnek kararlar yer almaktadır;

Yargıtay 18. H.D. 2002/2313 E. 2002/4599K. tarihli kararında projeye aykırı inşaatların oybirliği ile yapılması şartına değinilmiştir.

"Kat Mülkiyeti Yasası hükümlerine tabi bir yapıda, projeye aykırı herhangi bir inşaatın yapılması 19.madde uyarınca tüm kat maliklerinin rızasını gerektirir. Anılan yasanın 44. maddesi hükmüne göre de ana yapıda mevcut çekme kat yerine tam kat yapılması için kat malikleri kurulunun buna oybirliğiyle karar vermesi gerekir."

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2011/18-563 E. 2011/733 K. sayılı kararında kat maliklerinden birinin kendi otopark alanının kullanımı için bir başka kat malikine noterden muvafakatname vermesinin dahi projeye aykırı yapı veya kullanım ile ilgili müdahalenin men'i ve kal davası açma hakkını ortadan kaldırmayacağına karar vermiştir.

"...davacının, kamu düzenine ilişkin olup, salt kendi iradesi ile diğer kat maliklerinin kullanım hakkını ortadan kaldıramayacağı ve üzerinde serbestçe tasarruf etme hakkının bulunmadığı bir konuda, verdiği muvafakat geçerli olmayıp, davalıya diğer kat maliklerinin de ortak yeri kullanmalarını önleyecek şekilde tasarrufta bulunma olanağı vermez. Bu nedenle davacı da bu geçersiz sözleşmeyle bağlı olmaksızın diğer kat malikleri gibi dava açarak, mevzuata aykırı kullanımın önlenmesini isteme hakkına sahiptir."

Yukarıda mevcut kararlarda görüldüğü üzere kat maliklerinin ve toplu yapı yönetimlerinin hukuka uygun bir şekilde karar alarak ve projeyi tadil ederek gerçekleştirmedikleri eklenti ve yapılar hukuk düzenince korunmamakta, kat maliklerinden herhangi birinin talebi üzerine tereddütsüz yıkılarak eski haline getirilmektedir. Bu durum tüm maliklere yük getirmekte, toplu yapı yönetimlerinin bu tür zararlara sebep olmamak için hukuka uygun davranmak sorumluluğu bulunmaktadır.

http://www.yigitavukatlik.com/projeye-aykiri-yapilar/

projeye aykırı yapılar, projeye aykırı yapıların yıkılması, kat mülkiyeti hukuku, ortak alanlar, müdahalenin men'i davası, el atmanın önlenmesi

12/11/2014

Bonoyu Kaybeden Bankanın Sorumluluğu

Protesto veya herhangi bir diğer sebeple (teminat, emanet vs.) bankaya teslim edilen senet kimi zaman banka çalışanlarının hatası ile kayıp veya tahrip olabilmektedir. Bu durumlarda doğru hukuki yol izlenerek senedin tahsili için işlem başlatılmalı , senedin karşılığının borçlu veya borçlulardan tahsil edilememesi halinde bankanın sorumluluğuna başvurulmalıdır. Şüphesizdir ki bu noktada bankaya senedin iadesi için gerekli başvurunun yapılması, böylece bankanın senedin iptaline ilişkin mahkeme kararını gecikmeksizin alması da sağlanmalıdır.

Protesto amacıyla bankaya bırakılan bononun bankada kaybolması düşünüldüğünden çok daha sık rastlanan bir durumdur. Bu konuda uygulamada birçok davanın açıldığını, kimi zaman gerekli işlemleri sırası ile gerçekleştirmeyen tarafların haklarını almakta zorlandıklarını, kimi zaman da gecikme ve yanlış hukuki bilgilendirme sebebiyle haklarını alamayacak konuma geldiklerini görmekteyiz.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 1991/2382 E. 1992/9393 K. sayılı 01.10.1992 tarihli kararında bononun kaybı halinde bono borçlularına karşı talepte bulunulmadan bankaya başvuruda bulunulamayacağını karara bağlamıştır.

“Davacı tarafından, davalı bankaya tahsil için verilen bononun kaybından dolayı talepte bulunabilmesi için davacının zararının gerçekleşmiş olması gerekir. Bunun için davacı, öncelikle senet borçlularından talepte bulunmalı, eğer bundan bir sonuç alamaz ise o zaman zararı gerçekleşmiş olacağından senedin zayiine sebebiyet veren davalı bankadan talepte bulunmalıdır. Davacı, henüz borçlulara karşı bir girişimde bulunmadan, dolayısıyla zararı gerçekleşmeden bankaya başvuramaz.

Bu durumda mahkemece, davacı banka yönünden zamansız açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken aksi düşünce ile yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.”
Yine yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2011/7913 E. 2011/8314 K. sayılı 5.7.2011 tarihli kararında öncelikle senet borçlusuna başvurulması gerektiğini, bankanın sorumluluğunun tazminat kapsamında olduğunu bu sebeple davacının bankanın kusuru sonucu zarara uğradığını kanıtlamakla yükümlü olduğuna karar vermiştir:

“Dava dışı borçlunun keşideci, davacının lehtar olduğu iki ayrı bononun tahsil amaçlı olarak davalıya verildiği, birinin protesto edildikten, diğerinin ise henüz vadesi gelmeden davalı nezdinde kaybedildiği, davacının, doğrudan davalı aleyhine açtığı davanın, önce bonoların asıl borçlusuna başvurulması gerektiği, zamansız açıldığı gerekçesiyle reddine karar verildiği hususları çekişmesizdir. Ayrıca, davacının erken açtığı bu dava sonrası asıl borçluya karşı başlattığı takibin semeresiz kaldığı, haczi kabil mallarının bulunmadığının tespit edildiği, borçluya dair borç ödemeden aciz vesikası sunulduğu yönleri de dosya kapsamıyla sabittir. İşbu dava, bonoların vekil hamili konumundaki davalının senetleri tahsil aşamasında kaybettiği, bu sebeple bedellerinin tahsil edilemediği ve zararın doğduğu iddiasına dayanmaktadır. Davalının vekil hamil olarak zarardan sorumlu tutulabilmesi için, bonoların kaybedilmesi ile davacının bono bedelini tahsil etmemesi arasında doğrudan illiyet bağının ve bu şekilde vekalet akdinin ihlal edildiğinin kanıtlanması gerekmektedir. Bonoların kaybı sonrasında dava dışı borçlunun bu kayıptan yararlanarak davacı alacaklının alacağına kavuşmasını engelleyici davranış ve tasarruflarının varlığı ispat edilmelidir. Başka bir ifadeyle, bonolar kaybedilmemiş ve vadeleri sonunda hemen takibe konulmuş olsa bile dava dışı borçlunun borcunu ödeyemeyeceği sabitse, davalının salt bonoların kaybedilmesi sebebiyle sorumlu tutulmasının gerektiğinin kabulü doğru değildir. Bu durum karşısında, açılan bu davanın bir tazminat davası olduğu dikkate alınıp, yukarda açıklanan hususlar çerçevesinde davacıya ispat imkanı tanınıp, tüm kanıtlar değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.”
Benzeri durumlarla karşılaşan kişilerin gecikmeksizin avukat yardımına başvurmaları hak kayıplarının önüne geçecektir.

http://www.yigitavukatlik.com/bonoyu-kaybeden-bankanin-sorumlulugu/

Banka Havalesi - İade TalebiAçıklamasız olarak banka havalesi ile gönderilen paranın iadesi; havalenin hukuk sistemimizd...
12/11/2014

Banka Havalesi - İade Talebi

Açıklamasız olarak banka havalesi ile gönderilen paranın iadesi; havalenin hukuk sistemimizdeki anlamı, ispat yükünün hangi tarafta olduğu ve eğer davalının ikrarı mevcutsa ikrarın niteliği yönlerinden incelenmesi gereken bir konudur.

Banka havalesi ile gönderilen paranın karşı tarafa borç olarak gönderildiği iddiası parayı gönderen tarafça ispatlanmak zorundadır.

Yazımızda havale açıklamasına “geri ödenmek üzere”, “borç vasfındadır” vs. açıklamaların yazılmadığı ve paranın açıklamasız veya “………… tarafından gönderilen” gibi havalenin niteliğini belirtmeyen açıklamalar ile gönderildiği durumlarda geri alınması koşullarına kısaca değinilecektir.

Günümüz koşullarında banka aracılığı ile gerçekleştirilen ödemeler hem güvenilir hem de zahmetsiz bir yol olması sebebiyle elden ödeme yöntemine göre daha sık tercih edilmektedir. Ancak havale gerçekleştirilirken açıklama kısmı genellikle dikkatlice doldurulmamakta, taraflar bu sebeple mağdur olabilmektedir.

Yargıtay’a göre banka havalesi borç ödeme amacıyla gerçekleştirilir ve aksinin ispatı yükümlülüğü havaleyi gerçekleştiren tarafa düşer. “Banka dekontunda paranın gönderiliş nedeni ile ilgili bir açıklamanın bulunmadığı hallerde, paranın mevcut bir borcun ödenmesi için gönderildiğinin, kabulü gerekir” ( Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E. 2005/11882 K. 2005/15157 T. 13.10.2005)

Konu ile ilgili ayrıntılı bilgi için aşağıdaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.

http://www.yigitavukatlik.com/banka-havalesi-iade-talebi/

banka havalesi, iade talebi, geri ödenmek üzere

01/07/2014

TAŞERON İŞÇİLERİN İŞ GÜVENCESİ SORUNLARI

Taşeron işçilerin iş güvencesi ile ilgili sorunlarının temel sebebi işçilerin kısa sürelerle işverenlerinin değişmesi ve birçok zaman bu değişikliklerden işçilerin kendilerinin dahi haberdar olmamalarıdır.
İşçilerin bu durumda işverenlerin yanlış yönlendirme ve baskı ile hakkın aranmasına engel olma çabalarına karşı mevcut haklarını öğrenmeleri ve bilinçli hareket etmeleri halinde haklarını elde etmeleri mümkündür.
Eğer bir işçi aynı işte veya işyerinde çalışıyor fakat taşeron işverene bağlı olarak çalışması sebebiyle işverenleri sürekli olarak değişiyor ise Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarına göre bağlı bulunduğu son işveren açısından değil aynı işte veya işyerinde bağlı bulunduğu tüm işverenler açısından çalışılan toplam süre hesaplanacak, iş güvencesi hükümlerinden yararlanıp yararlanmayacağı hususunda bu süre dikkate alınacaktır. .

Aşağıdaki kararda görüleceği üzere Yargıtay taşeron işçilerin ara vermeksizin farklı işverenlere bağlı olarak çalışmaları halinde iş güvencesi hükümlerinden yararlanabileceklerine hükmetmiştir. Yargıtay bu kararında son çalıştığı işyerinde 6 ayını doldurmayan işçinin aralık vermeksizin çalıştığı ve iradesi dışında işvereninin değiştiğini vurgulamaktadır.

"taşeron firmalar değişmesine rağmen davacının ara vermeden aynı işyerinde ve aynı işi yapmaya devam etmesi sebebiyle 6 aylık kıdem süresinin hesabında aynı işyerinde geçen toplam çalışmasının dikkate alınması gerektiği"

"2 yıl süreli bir iş sözleşmesi örneğin işverence 1 yıl, 11 ay, 29. günde sürenin hitamına 1 gün kala haksız feshedildiğinde, nasıl akdin sürenin bitimi nedeniyle sona erdiği sonucuna ulaşılamaz ve işçinin kıdem tazminatı talebi reddedilemez, değerlendirmenin sürenin sona ermesinden önce akdin işverence feshine göre yapılması gerekir ise burada da aynı durum geçerlidir."

*Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 01.04.2013 Tarihli Kararı

28/04/2014

RAKI ŞİŞESİNDEN ÇIKAN SİNEK SEBEBİYLE 7000 TL MANEVİ TAZMİNAT.
Geçmişte yabancı mahkeme kararlarında görmeye alışık olduğumuz tipte manevi tazminat kararları artık Türk mahkemelerinde de görülebiliyor.
Tüketici mahkemesi bir kısmını içtiği rakı şişesinde sinek ölüsü bulunduğunun farkına varan tüketiciye ilgili firmanın 7000 TL manevi tazminat ödemesine karar vermiştir. Yargıtay tarafınca bozulan kararda direnen ilk derece mahkemesinin kararı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafınca hukuka uygun bulunmuştur.
Aşağıda ilgili kararın önemli bir kısmı yer almaktadır.
"Sonuç itibariyle; toplanan tüm deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya içeriğine göre, yerel mahkemenin dava konusu ürünün ( rakı ) davacı tarafça satın alındığı, bir miktar tüketildikten sonra şişede bulunan yabancı maddenin ( sinek ) fark edildiği, şişenin orijinal olduğu, bilyalı kapak sistemi nedeniyle imalat aşamasından sonra şişe içerisine yabancı cisim girmesi veya konulmasının mümkün bulunmadığı, buna göre şişedeki yabancı maddenin depolama ve dolum sırasında girdiğini kabul etmek gerektiği, ürünün ayıplı olduğu, yabancı madde reaksiyonu nedeniyle içen şahsa zarar verebileceği, davacı tarafın bir miktar tükettikten sonra yabancı maddeyi fark ettiği, içilmiş olan rakı nedeniyle davacının vücut bütünlüğünün ve ruh sağlığının bozulduğu; bu nedenle de davacı yararına tazminat takdiri gerektiğine ilişkin kararı usul ve yasaya uygun olup; yerindedir."

15/04/2014

SGK PRİMLERİ DÜŞÜK GÖSTERİLEN, EKSİK ÖDENEN, HİÇ ÖDENMEYEN İŞÇİNİN İŞ AKDİNİ HAKLI FESİH İLE KIDEM TAZMİNATINA HAK KAZANMA İMKANI VARDIR.

Ülkemizde işçilerin büyük bir bölümünün sigorta primleri asgari ücret üzerinden yatırılmakta veya hiç yatırılmamaktadır. Yargıtay'ın süreklilik arzetmiş kararlarına göre sigorta primleri eksik yatırılan, düşük ücretten yatırılan veya hiç yatırılmayan işçilerin iş akdini haklı fesih yoluyla sona erdirerek kıdem tazminatın hak kazanma imkanları mevcuttur.
İşçinin bu noktada fesih sebebini açık ve doğru şekilde işverene bildirmesi önem kazanmaktadır. İşçilerin hak kaybına uğramamak için fesih hakkını kullanırken konusunda deneyimli avukatlardan yardım almalarını tavsiye etmekteyiz
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 17.06.2008 tarihli kararında işçinin fesih hakkı açıkça belirtilmiştir;
"İşçinin sigorta primlerinin hiç yatırılmaması veya eksik bildirilmesi işçinin sosyal güvenlik hakkını ilgilendiren bir durum olsa da Dairemizin 1475 sayılı Yasa döneminde istikrar kazanmış olan görüşü 4857 sayılı İş Kanunu döneminde de devam etmekte olup, sigorta primlerinin hiç yatırılmaması, eksik yatırılması veya düşük ücretten yatırılması hallerinde de işçinin haklı fesih imkanı vardır. "

KADININ EVLENDİKTEN SONRA 1 YIL İÇERİSİNDE KIDEM TAZMİNATI ALARAK İŞTEN ÇIKMA HAKKI BİR DAHA ÇALIŞMAMA ŞARTINI İÇERMEZ.1...
08/04/2014

KADININ EVLENDİKTEN SONRA 1 YIL İÇERİSİNDE KIDEM TAZMİNATI ALARAK İŞTEN ÇIKMA HAKKI BİR DAHA ÇALIŞMAMA ŞARTINI İÇERMEZ.

1475 sayılı İş Kanunu ile kadına tanına bu hak 4857 sayılı kanun ile de korunmuş ve kadının evlilik sebebiyle işten çıkması halinde kıdem tazminatına hak kazanacağı düzenlenmiştir.
Yargıtayın güncel kararlarında KADININ EVLİLİK SEBEBİYLE İŞİNİ BIRAKTIKTAN HEMEN SONRA YENİ BİR İŞTE ÇALIŞMAYA BAŞLAMASININ DAHİ BU HAKKI ORTADAN KALDIRMAYACAĞI belirtilmiştir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 24.06.2013 tarihli kararı:
"Evliliğin kadına yüklediği toplumsal sorumluluğun bir gereği olarak yasada belirtilen fesih hakkı tanınmıştır. Çalışma hayatının evlilikle birlikte gereği gibi yürütülemeyeceği düşüncesi, aile birliğinin korunması ve kadının aile ile ilgili görevleri, yasa koyucu bu doğrultuda bir düzenlemeye yöneltmiştir. Bununla birlikte Anayasal temeli olan çalışma hak ve hürriyetinin ortadan kaldırılması düşünülemez. Kadın işçinin evlilik nedenine bağlı feshinin ardından kısa bir süre sonra yeniden çalışmasının gerekleri ortaya çıkmış olabilir. Hatta kadın işçi evlilik nedenine dayalı feshin ardından ara vermeksizin başka bir işyerinde çalışmaya başlayabilir ve bu durum evliliğin kadına yüklediği görevlerin yerine getirilmesi noktasında daha olumlu sonuçlar doğurabilir."

08/04/2014

BOŞANMA DAVASI SIRASINDA ALDATAN EŞE TAZMİNAT.

Çiftler boşanma davası için mahkemeye başvurduklarında genelde evlerini ve yaşamlarını da peşinen ayırırlar. Boşanma davasında bir profesyonelden yardım almadığınız takdirde atacağınız yanlış adımlar sizi haklı iken haksız duruma düşürebilir hatta ciddi maddi kayıplar yaşamanıza da sebep olabilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu boşanma davası devam ederken kendisini terk ederek giden eşini başka bir kişi ile aldatan eşin tazminat ödemesine karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Aşağıda ilgili kararın önemli kısımları aktarılmaktadır.

"Somut uyuşmazlıkta, henüz boşanma kararı verilmeden kocanın başka bir kadınla ilişkiye girdiği anlaşılmıştır.
4721 Sayılı kanunun 185. maddesi hükmü uyarınca boşanma kararı verilip kesinleşinceye kadar evlilik birliği süreceğinden, bu durumun doğal sonucu olarak taraflar arasında sadakat yükümü de evlilik birliğinin sona ermesine kadar devam edecektir........
Hal böyle olunca; davalı-davacı koca evlilik birliği devam ederken yapmış olduğu sadakatsizlik nedeniyle daha fazla kusurlu olup, bu nedenle kişilik hakkı saldırıya uğrayan ve eşit kusurlu olmayan eş lehine manevi tazminata hükmedilmesi gerekir."

Address

Cevizli Mah. Anafartalar Caddesi Keşan Sok. No:3/10 Kartal
Istanbul
34865

Opening Hours

Monday 09:00 - 18:00
Tuesday 09:00 - 18:00
Wednesday 09:00 - 18:00
Thursday 09:00 - 18:00
Friday 09:00 - 18:00

Telephone

+905307800208

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Yiğit Avukatlık Bürosu posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Yiğit Avukatlık Bürosu:

Share