17/04/2026
Biz okula pazartesi sabahı İstiklal Marşı ile başlardık.
Her gün Andımızı okur, cuma günü yine marşla kapatırdık haftayı.
Tek tip kıyafetlerimiz vardı.
Gömlekler ütülü, arma yerinde, saçlar düzenli…
Öğretmen sınıfa girince ayağa kalkardık.
Zil çalmadan yerimizden kıpırdamazdık.
Koridorda yangın tüpleri, baltalar olurdu…
Ama kimsenin aklına onlara zarar vermek gelmezdi.
Çünkü bize sadece ders değil, sınır da öğretilirdi.
Şimdi ise başka bir yerdeyiz.
Bugün Türkiye’de çocuk dediğimiz yaşta insanlar
okulda akranlarını öldürüyor.
Dün Şanlıurfa, bugün Kahramanmaraş…
Bu bir “gençlik sorunu” değil.
Bu, sistemin yıllardır biriktirdiği bir sonuç.
Disiplini “baskı” diye kaldırdık,
sınırları “özgürlük” diye yok saydık,
saygıyı “eski” diye değersizleştirdik.
Ama yerine ne koyduk?
Kuralsızlık büyüdü.
Sorumluluk yok oldu.
Şiddet sıradanlaştı.
Okul dediğimiz yer sadece bilgi verilen bir yer değildir.
Orası karakterin, sınırın ve birlikte yaşamanın öğretildiği yerdir.
Biz bu üçünden vazgeçtik.
Çocuklara alan açtık ama yön vermedik.
Serbestlik verdik ama sorumluluk öğretmedik.
Ve bugün geldiğimiz noktada mesele şu:
Sorun çocuklar değil.
Sorun, onları yetiştiren düzenin dağılması.
Soru artık “nerede o eski günler” değil.
Soru şu:
Daha kaç çocuk birbirine zarar verdiğinde
bu gidişin tesadüf olmadığını kabul edeceğiz?