USTA ÖĞRETİCİLER- EKİM 2011 MEZUNLARI

USTA ÖĞRETİCİLER- EKİM 2011 MEZUNLARI KÜÇÜKÇEKMECE MESLEKİ EĞİTİM MERKEZİ EKİM 2011 DÖNEMİ USTA ÖĞRETİCİLER TARAFINDAN İLETİŞİM AMAÇLI AÇILMIŞTIR.

KÜÇÜKÇEKMECE MESLEKİ EĞİTİM MERKEZİ 2011 Ekim Dönem, usta öğreticilerin öğretmenleri ve öğrencileri arasında iletişim amaçlı kurulmuş bir sosyal sitedir.

HER AN ,AHLAKSIZLAŞABİLİRSİNİZ...HERKES BİR ANDA AHLAKSIZ OLUR Platon’un 'Devlet' adlı eserinde anlattığı 'yüzük' öyküsü...
08/04/2025

HER AN ,
AHLAKSIZLAŞABİLİRSİNİZ...

HERKES BİR ANDA AHLAKSIZ OLUR

Platon’un 'Devlet' adlı eserinde anlattığı 'yüzük' öyküsü ilginçtir:

Hikayeye göre;
Gyges, Lidya kralının hizmetinde bir çobandır.
Günün birinde bir deprem yüzünden yer çatlar ve hayvanların otladığı yerde derin bir yarık açılır.
Bu yarığın içine inen meraklı çoban, orada altın bir yüzük bulur. Bu yüzüğü alır.

Çobanlar ay sonunda krala hesap vermek için toplanırlar ve Gyges toplantıya bu yüzükle gelir. Otururken yüzüğün taşını farkına varmadan avucunun içine çevirir.
Bunu yapar yapmaz 'görünmez' olur.
Kendisi de dahil, orada bulunan herkes şaşırır. Yüzükle oynarken taşı çevirince bu kez görünür olur.

Böylece Gyges, yüzüğün tılsımını keşfeder:
'Yüzüğün taşını içeri çevirince görünmez oluyor, düzeltince görünür kalıyor.'

Bunun üzerine aklınca bir plan yapar ve görünmez olarak saraya girer, sarayda kraliçeyi baştan çıkartır, onun yardımıyla kralı
öldürüp, kralın yerine geçer..."

Hikaye bu ya görünmez yüzüğün sahibi olma üzerinden, insanın doğası anlatılmaktadır.
Öyle ki 'her istediğini korkmadan alabilmek, dilediğini yapabilmek, büyük bir güce erişmektir. Üstelik de kimse güç (yüzük) kendisini göstermediği için dürüst bilinecektir.

Böyle bir yüzüğe sahip olduğumuzda acaba biz ne yapardık?..
Artık yakalanıp ceza görme tehlikesi yoksa, her türlü sıkıntıdan uzak, yakalanma, ayıplanma, dışlanma korkusu olmadan her şeyi yapabilecek bir güce sahip olsak, hiç kimseye hesap verme endişesi taşımasak, ahlaklı olabilir veya ahlaklı kalabilir miydik?

Bu konuda Horner, Westacott'ın cevabı şöyle:
"Kimse mecbur olmasa ‘ahlâklı’ davranmaz!
O halde ahlâk oynamak zorunda olduğumuz çok gelişmiş, ince bir oyun, toplumda yaşamak için ödediğimiz bir fiyattır.
Ahlak insanları itaat ettirmek için yaratılmış bir kurallar bütünü, güçlü olanı istediği şeyi yapmaktan engellemenin yoludur.
Gerçekten güçlü olanlar, beyinleri yıkanıp, suçluluk duygusu duymadıkça, istedikleri şeyi elde ederler.
Gerçekten endişelenmeye değer tek bir kural var:
O da sadece yakalanmamak!..”

Peki öyleyse ahlaklı olmanın farkı nedir?
Ahlak, hayata bir düzen/ölçü getirir ve bu ölçü, gücün kullanımını belirler.
Ölçü 'adalet' yolunda 'hak' olarak kendini gösterir ve 'kanunla' somutlaşır.
Hak ve adalet, haddi aşıp ötesine el atmamak ve başkasına zarar vermemek üzere bir sınır çizer...

Platon, aynı kitapta, 'şeytanın avukatlığını' yaptırarak bir yerde şöyle der: “Haksızlıktan
şikâyet edenler, haksızlığa uğrayanlardır" (Devlet, 359). Eğer güçleri yetseydi, haksızlık etmek fırsatını bulan herkes, haksızlık ederdi...” (Devlet, 360).

Görüyoruz ki kendinde olandan fazlasını istemek, bunu iyi bir şey sayıp, ardına düşmek, insanın doğasında olan bir şeydir...
İşte bizi haksızlıklardan alıkoyan, eşitlik duygusuna ve saygısına götüren şey, kanundur!
Devlet için kanun, her zaman kayıtsız ve şartsız gereklidir...

Gülrengi
(Platon’un “Devlet”adlı kitabından alıntı)

📌Anayasa'nın 43. Maddesine göre (Değişik: 3/10/2001-4709/13 md.):Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.

📌Anayasa'nın 43. Maddesine göre: Kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada kamu yararı gözetilir

📌Anayasa’nın 56. maddesine göre; Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir...

Alıntıdır.
Platon - DEVLET

O S M A N L I     S O Y U Osmanlı hanedanı 1299 yılında değil 1302’de kuruldu. Kayı teorisi Osmanlı hanedanını yüceltmek...
26/02/2025

O S M A N L I S O Y U

Osmanlı hanedanı 1299 yılında değil 1302’de kuruldu. Kayı teorisi Osmanlı hanedanını yüceltmek için ortaya atılmış bir teoriden ibarettir. "Biliyorsunuz Osmanlı hanedanının menşei belli değildir. Hani, bir kabileden, kendileri de söylüyor, bir aşiretten türeme. (...) Ο zaman Osmanlılar, oldukça kudretli bir devlet sahibi, dediler, biz kendi neslimizi yüceltelim. (...) Yazıcızade Ali, Tevarihi Ali Selçuk'unda Osmanlıları Oğuz Han'ın büyük oğlu Günhan'ın soyundan getiriyor. Onun oğlu da Kayı'dır. Osmanlı'yı Kayı kabilesine bağlayarak büyük Oğuzhan'ın neslinden geldiğini Osmanlılar ispat etmek istemişlerdir. (...) Bu Kayı nazariyesi tamamen masaldır ve siyasi bir maksatla yapılmıştır.". Halil İnalık, 2009 yılında katıldığı Yalova ve Bilkent üniversitelerince düzenlenen Kuruluş Osmanlı Tarihi Sempozyumu'nda Osmanlı Beyliği'nin devlet statüsünü 1302 yılında Yalova'da Bizans'a karşı yaptığı Bafeus Savaşı ile kazandığını öne sürdü. İnalcık, sempozyumda şunları belirtti:

"Osman Gazi, sınırda kendi dönemindeki alplerle mücadele ediyor. Burada tarihçi hangi eseriyle öteki alpleri gölgede bıraktığına bakmalı. İşte bu hadise Bafeus Savaşı'yla gerçekleşmiştir. Yani kendisinden sonra oğlunun hiç itirazsız beylik tahtına oturması yani hanedanın kurulmuş olması tarihçinin tespit edeceği en önemli şeydir. Orta Çağ'da hanedan demek devlet demektir. İşte bunu temin eden, Osmanlı'nın büyük Bafeus Zaferi'dir."

Osmanlıda Türklere şu denilirdi aman Türk'üm deme sonra devletin parçalanır. Türk bu korkuyla kendi kimliğinden korkar ve ondan kaçar oldu. Ama devlet diğer etnik gruplara hoşgörülüydü, her türlü etnik hürriyeti tanıdı.
Devlete ısınsınırlar sandı.

Türkler Osmanlıyız veya müslümanız derken diğer gruplar arap, rum vs.kendi kimliklerini geliştirip bilinçlendiler. Ama ne zaman ki devlet tökezledi ve beklenen o büyük gün geldi, hepsi devlet içinde devlet olmuş halde birer birer Türk'ün karşısına dikildiler. Türk hazırlıksız, şaşkın ve kimliksizdi. Kendisine anlatılan din kardeşliği ezberide bozulmuş bir halde yara bere içinde Anadoluya sıkıştı. Sonra oraya da gelip gırtlağına sarıldılar.

En son halifeninde aslında kendisine yabancı olduğunu farkeden Türk, 1920 itibariyle Mustafa Kemal'in etrafında kenetlenip yeni bir kimlik inşaasına girişecekti.
Bu Türk tarihinde Ergenekondan çıkışdan daha zor bir hamle idi.
Çünkü çok geç kalmışlardı.
Ve bu girişime fetvalarıyla karşı duran güçlü bir ulema sınıfı vardı.

Prof. Dr. Halil İnalcık

🌲TÜRKİYE NİN DEMOKRASİ TARİHİNDE, SİYASETİNDE GELMİŞ GEÇMİŞ  GERÇEK VATANSEVER BİR MİLLETVEKİLİ...OSMAN BÖLÜKBAŞI...Osma...
29/01/2025

🌲TÜRKİYE NİN DEMOKRASİ TARİHİNDE, SİYASETİNDE GELMİŞ GEÇMİŞ GERÇEK VATANSEVER BİR MİLLETVEKİLİ...

OSMAN BÖLÜKBAŞI...

Osman Bölükbaşı, bir gün Mecliste, Parmağı ile MENDERES'i işaret ederek ;
"Dünyadaki tüm ticari faaliyetleri araştırıp inceledim, DİN TİCARETİNDEN DAHA KÂRLI BİR SEKTÖR, GÖRMEDİM, BUNU EN İYİ BAŞARANLARDAN BİRİSİ DE, SENSİN; DİN TÜCCARI MENDERES" deyince, Demokrat partililer BÖLÜKBAŞI'nın üzerine yürür, kendisine sonra, 3 oturuma, katılmama cezası verilir.

BÖLÜKBAŞI'dan kurtulmak, hapse atmak için, Milletvekili Seçildiği KIRŞEHİR il statüsünden çıkartılıp, ilçe yapılır.
BÖLÜKBAŞI'nın böylece, vekilliği düşürülüp, Komünizm propagandası yapmaktan dosya hazırlanıp, hapse atarlar…!

Bir sonra ki seçimde BÖLÜKBAŞI, Ceza evinden, Bağımsız Aday olur ve oyların %90'nını alıp, yeniden milletvekili olup, hapisten çıkar…!

Ve ilk oturumda, MENDERES'in gözünün içine baka baka;
"TÜRK MİLLETİ SEN GİBİ, AMERİKAN UŞAĞI, DİN TÜCCARI HAİNLERİN SURATINA HER DAİM, ŞAMARI BÖYLE İNDİRİR" der…!

Ben işte bugün o;
ONURLU, Duruşu sergileyen ülkem insanını özlüyorum....!!!

Alıntıdır...
Dinçer Çehiz

İBRETLİK BİR KONFÜÇYÜS HİKAYESİ...ADETA;  TAM "GÜNÜMÜZ...!"Platon, ‘’Filozoflar kral, krallar filozof olsaydı şehirler ı...
07/01/2025

İBRETLİK BİR KONFÜÇYÜS HİKAYESİ...
ADETA; TAM "GÜNÜMÜZ...!"

Platon, ‘’Filozoflar kral, krallar filozof olsaydı şehirler ışıl ışıl olurdu’’ sözü ile yöneticilik için en uygun kişilerin filozoflar olduğunu savunurdu.

Çin’in Doğu Zhou Hanedanlığının bir imparatoru belki de böylesi bir fikre sahip olduğu için isminin anlamı “Bilge-Filozof Kong”’ olan Konfüçyüs’e Qufu şehrinin yönetimini teklif eder.

Konfüçyüs da, Hükümdar'ın bu isteği üzerine bir süre için şehrin yönetiminde olmayı kabul eder.

Konfüçyüs şehri yedi gün boyunca izler. Yedinci gün sonunda şehrin en yüksek memuru Şao Çeng’i idam ettirir. Cesedin üç gün açıkta kalmasını emreder.—

Konfüçyüs’ün öğrencileri bu duruma çok şaşırırlar ve yanına gidip sorarlar: ''Şao Çeng bu şehirde hatırlı ve kuvvetli bir adamdı. Şimdi şehrin yönetimini aldıktan sonra ilk işiniz onu astırmak oldu. Bu yaptığınız doğru mudur? Bildiğimiz kadarıyla bu adam haydutluk, hırsızlık yapmamıştı....''

Konfüçyüs “yaptığımın nedenlerini size anlatayım'' der ve anlatır:

‘’Dünyada beş ağır suç vardır. Haydutluk ve hırsızlık bunların arasında değildir, daha sonra gelirler. Bu beş suç şunlardır:

Birincisi; uyumsuz ve asi bir tabiatla birlikte gözüpeklilik…

İkincisi; aşağı bir hayat tarzıyla birlikte inatçılık…

Üçüncüsü; çenesinin kuvvetli olmasıyla birlikte yalancılık…

Dördüncüsü; herkesin ayıbını, kusurunu aklında tutmakla birlikte herkesle dost geçinmek…

Beşincisi; hak ve adalet duygusu olmamakla birlikte yaptığı haksızlıkları süslü ve parlak gerekçeler arkasına gizlemek.

Şao Çeng’de bunların beşi de vardı. Nereye gitse taraftar topluyor, hizipler yaratabiliyordu; aldatıcı fikirlerini parlak konuşmalarının arkasına gizleyebiliyordu, zulmüyle adaleti tersine çevirebiliyordu. Aşağılıklar birleştiği zaman ortaya çok güçlü bir kötülük çıkar. Ben de şehir halkı için tam yapılması gerekeni yaptım...

Alıntıdır.
AKÇAY emeklileri grubu.

EMILE DURKHEIM DİYOR Kİ:*ANOMİ NEDİR?*    Bireylerin ve toplumun anlam kaybına uğraması demektir.İnsanlar normlarını, iç...
25/10/2024

EMILE DURKHEIM DİYOR Kİ:
*ANOMİ NEDİR?*
Bireylerin ve toplumun anlam kaybına uğraması demektir.

İnsanlar normlarını, içinde yaşadıkları toplumlardan alırlar. İnsanları bir arada tutan ortak ahlaki değerler ve hukuk kuralları işlevsiz hale geldiğinde, bu normlar dağılır.

1-Hayatın anlamsızlaşması, değersizlik duygusu, heyecan yitimi, hedef belirleyememe, hiçbir şeyin hiçbir zaman düzelmeyeceğine olan inanç, umutsuzluk ve çaresizlik, görünmez bir zehirli gaz gibi bilinci yavaş yavaş öldürür.

2-Böylesi toplumlarda, kurallar birbiriyle çelişir. Bir gün alınan karar veya söylenen söz, ertesi gün inkâr edilir. Kanun ve kurallara uymamanın yaptırımı olmaz. Uygulamalar keyfidir; akıl erdirilemez!

3-Giderek ilkesiz, sorumsuz davranmak sıradanlaşır; kuralsızlık yerleşik kültür halini alır. Ortak değerlerin kaybı, insanların birbirine olan duyarlılığını ve saygısını da azaltır.

4-Dayanışma ortadan kalkar. Paylaşım duygusu yok olur, bencillik artar. Şiddet tırmanır… Cehalet, akla ve aydınlığa fütursuzca saldırma cesaretini bulur kendinde… Çünkü ileriye ve aydınlığa yönelik ortak bir utku, bir ülkü yeşeremez böylesi toplumlarda;
Eğitimin önemi azalır…

5-Eğitim, hayatı keşfetme heyecanını yitirir; yerini bir yerlere girip para kazanmak için bir kâğıt parçası edinme telaşına bırakır. Anomi bazen anarşi ile karıştırılır ki, bu yanlıştır!

6-Anarşide, siyasi bir otorite veya yönetime başkaldırı vardır.
Anomide, bir hedef yoktur. Pusulasız gemi gibidir, anomik toplumlar. Yönünü yitirmiştir!

7-Kitle iletişim araçlarının da bu değersizliklerin temsilcilerini sürekli ekranlara ve basına taşımasıyla, yaşanan tuhaflıklar normalleştirilir.
Böylece, eğitimsiz ve bireyleşememiş kitleler, kısa sürede benzer davranışlar sergilemeye başlarlar.

8-Bu durum toplumda moral çökmesi ve hukuk eksikliğine yol açar. Tüm geçmiş toplumsal modeller göstermiştir ki, ekonomik dengesizliğin arttığı tüketim toplumlarında şiddete yönelim kaçınılmaz olarak artmaktadır.
Bunun nedeni,bu tür toplumların bireylerinin birbirilerine yabancılaşmaları nedeniyle birbirileriyle ilişkilerini, birbirilerini nesneleştirerek kurmalarında yatmaktadır.

9-Böyle bir ortamda mekana yabancılaşan insanın ötekini bir nesne olarak görüp ona şiddet uygulamasının önüne geçilmesi imkansızlaşır.

Fransız Sosyolog Émile Durkheim

Address

Istanbul

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when USTA ÖĞRETİCİLER- EKİM 2011 MEZUNLARI posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to USTA ÖĞRETİCİLER- EKİM 2011 MEZUNLARI:

Share