02/06/2015
ESERE YAPILAN HAKARET HALİNDE MANEVİ TAZMİNAT TALEBİ İMKANI - FSEK Mİ TBK MI?
Eserinize yapılan söylem kişisel görüş sınırlarını aşarak hakaret olarak adlandırılabilecek ağırlıktaysa ne yapılabilir? Böyle bir durumda manevi tazminat talebiyle dava açma yolları var mıdır? Bu konu, eser sahiplerinden sıklıkla duymakta olduğumuz bir soru olması neticesinde gündemimize alınmıştır.
Bir çalışma zihinsel çaba sonucu ortaya çıkan bir fikri ürün ise, FSEK anlamında eser olarak korunabilmesi için, sahibinin hususiyetini taşıması (sübjektif unsur) ve yasada öngörülen eser türlerinden birine dahil olması (objektif unsur) gereklidir. (Yargıtay 11. H.D. E 2006/934 K 2007/4555 T 13/03/2007)
Biz de bir heykeltraş olduğunuzu ve heykelinizin hakarete eleştiri sınırlarını aşacak şekilde hakarete maruz kaldığını düşünelim.. Ya da yapımcı olarak üretmiş olduğunuz bir sinema filmi; ya da yazdığınız bir kitap.. Burada yapılan çalışmaların eser niteliğinde olduğunu kabul ettiğimiz takdirde, eseriniz dolayısıyla hakarete maruz kalmanız halinde zararınız giderilmesi adına başvurabileceğiniz hukuk yolları mevcuttur.
Bilindiği üzere özel kanunun var olduğu ve yerde genel kanunlara gidilmesi söz konusu olmayacaktır. Bu nedenle öncelikle özel kanun niteliğinde olan Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda ("FSEK") yer alan manevi haklara ilişkin hükümleri incelemek gerekecektir. FSEK madde 70'e göre, "manevi hakları haleldar edilen kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat ödenmesi için dava açabilir." Bu durumda FSEK'teki düzenlenen manevi hakların neler olduğunu hatırlayalım:
FSEK kapsamında manevi hak ihlalinden söz edebilmek için Umuma Arz Salahiyeti, Adının Belirtilmesi Salahiyeti, Eserde Değişiklik Yapılmasını Men Etmek gibi FSEK 14 ila 17. maddede sayılan haklardan birisinin ihlali gerekmektedir. FSEK, manevi tazminat davası açabilmek için eser sahibinin kişilik haklarının da tecavüze uğramış olması koşulunu aramaz. FSEK’in 70. maddesi, manevi tazminat istemini kişilik haklarının ihlalinden bağımsız olarak hükme bağlamıştır. (Yarg. 11 H.D. 2000/863 E. 2000/1762 K. 06.03.2000 T.) Ne var ki yukarıda ele aldığımız üzere esere yapılan hakaret suçu, FSEK kapsamında manevi tazminata ilişkin düzenlemelere dayanılarak tazminat talep edilmesine imkan verir nitelikte değildir. O halde ne yapılması gerekir?
Bu durumda eserinize yapılan bir hakaretin manevi tazminata mahal verip vermeyeceği hususunu genel kanunlar ışığında, Türk Medeni Kanunu (TMK) ve Türk Borçlar Kanunu ("TBK") ekseninde değerlendirmemiz gerekecektir.
TMK madde 24 uyarınca, zararı görenin rızası, daha üstün nitelikteki özel/kamusal yarar veya kanunun verdiği bir yetki olmadığı sürece, kişilik hakkına yapılan her saldırının hukuka aykırı olduğu kabul edilmektedir. TBK madde 58 hükmü ise, kişilik hakkının zedelenmesinden zarar görenin, uğradığı zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebileceğini düzenlemiştir.
Genel olarak şahsi menfaatlerin ihlal edilip edilmediği hususu, dolayısıyla tazminata hükmedilecek bir durumun var olup olmaması, kişilik hukukuna ait hükümlere göre tayin olunacak bir husustur. (Fikri Mülkiyet Hukuku, Prof.Dr.Ünal Tekinalp, İst.1999 Sh.312 No:94 vd., Prof.Dr.Şafak N.Erel, Türk Fikir ve Sanat Hukuku, Yenilenmiş İkinci Baskı Ank.1998 sh.304, 305 vd.) İlgili kanunlara göre hakaret nedeniyle manevi tazminat talep edilebilmesi imkanı, kişilik hakkının ihlalinin varlığında söz konusu olabilmektedir.
TBK Uyarınca Kişilik Hakkı İhlali ve Manevi Tazminat Talebi:
Bir olayın özelinde öncelikle, ihlal edilen manevi tazminat talebine imkan tanıyan kişilik hakkına yönelik bir ihlal midir, bunu irdelememiz gerekecektir. Kişilik hakkı, “kişinin toplum içindeki saygınlığını ve kişiliğini serbestçe geliştirmesini temin eden öğelerin tümü üzerindeki hakları” olarak tanımlanabilir. Kişinin onur ve saygınlığını toplum içinde ortadan kaldıran veya zedeleyen tüm saldırılar “kişilik hakkı”na saldırı olarak kabul edilmelidir.
Kişilik hakkı ayrıca, kişinin tüm korunan haklarının, değerlerinin ve varlıklarının bütünüdür. Hukuken korunan ve kişiyle ilgili tüm değerler “kişilik hakkı” kavramı kapsamındadır. Kişilik haklarının temel kaynağı ise, demokratik sistemler içinde bu sistemin mantığından doğan ve Anayasal birer kural durumuna gelen, kişi hak ve özgürlükleridir. Bu nedenlerle kişinin "İŞ"i de kişilik hakkının bir uzantısı olarak korunma imkanı bulmalıdır.
Burada karşılaşabileceğiniz bir argüman, ortada kişilik hakkınıza yapılan bir saldırı olmadığı; esere dair bir beyanatın söz konusu olduğu şeklinde olabilir. Ancak yukarıda da belirttiğimiz üzere bir kişinin ortaya koyduğu iş, kişiye sıkı sıkıya bağlı olan kişilik haklarıyla beraber değerlendirilmelidir. (Tabi dile getirilen ifadenin "hakaret" niteliğinde olup olmadığı ayrı bir inceleme konusu olacağından bu hususta bir uzmandan destek almanızda fayda vardır.)
Aşağıdaki yargıtay kararında da görüleceği olduğu üzere, eserin sahibinin hususiyetini taşımasından ötürü kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hakkın ihlal edildiği yönündeki görüş, içtihatta kabul görmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde ise kişilik hakkı ihlalleri şu şekilde düzenlenmiştir;
a) Özel ve aile hayatına ve meskene müdahalelere,
b) Beden ve akıl tamlığına, ahlak ve fikir açıklama hürriyetine,
c) Şeref ve haysiyete yönelik tecavüzlere,
d) Söz ve hareketlerin zararlı yorumlarına,
e) Özel hayata ilişkin ve başkasını ilgilendirmeyen haberler yayılmasına,
f) İsminden, kimliğinden, resminden faydalanılmasına,
g) Her türlü izleme, gözetleme ve baskı altında tutma hareketlerine,
h) Muhaberata el konulmasına,
ı) Yazılı ve sözlü özel muhaberelerden hüsnüniyetle faydalanılmasına,
i) Meslek sırrı olarak kendisine bildirilen veya kendisinin öğrendiği bilgilerin yayılması şeklindeki müdahaleler de hakkın kapsamı içine alınmıştır. (Küresel İletişim Dergisi, sayı 2, Güz-2006 4)
Yani bahsettiğimiz üzere, esere hakaret halinin olduğu olaylarda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine de aykırılık bulunmaktadır. İç hukuktan bir fayda sağlanamadığı takdirde AİHM’e de gidilebilir.
Manevi tazminat tutarları belirlenirken mahkemelerin genel tutumunu yansıtan bir karar da aşağıdaki gibidir;
Yargıtay 4. H.D. E 2003/6919 K 2003/9040 T 08/07/2003
“davacının maddi zararının belirlenmesi BK.'nun 42. maddesi hükmünden yararlanılması ve maddi tazminat miktarının takdir edilmesi ve hükmedilmesi gerekirken mahkemece bu kalem isteğin reddedilmesi bozmayı gerektirmiştir. Öte yandan, somut olayın özelliği ve davacının tanındığı çevreler gözetildiğinde manevi tazminata hükmedilmesinin davacının uğradığı zararı hafifletmekte yetersiz kalacağı sonucuna varıldığından istek doğrultusunda yayıma da karar verilmesi gerekirken, mahkemece bu isteğin de reddedilmesi ayrıca bozmayı gerektirmiştir.
Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir. Hakim manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak göstermelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nısfetle hüküm vereceği Medeni Kanun'un 4. maddesinde belirtilmiştir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. Davaya konu olan işte tarafların konumları, yayında kullanılan sözcükler ve yukarda belirtilen ilkeler gözetildiğinde mahkemece takdir olunan manevi tazminat miktarı azdır. Daha üst düzeyde manevi tazminata hükmolunmak üzere yerel mahkeme kararının bu nedenle de bozulması gerekmiştir.”
Görüldüğü üzere bu tip durumlarda karşı tarafın sıfatı, kusur oranları, ekonomik durumlar dikkate alınarak manevi tazminat tutarı tayin edilecektir.
Sonuç olarak esere yapılacak bir hakaret fiilinin gerçekleşmesi halinde, hukuki yollara başvurulmak istenirse, özel kanun niteliğindeki FSEK'e başvurma imkanının olmamasından bahisle TBK'nın kişilik hakkı ihlallerine ilişkin hükümlerine gitmek gerekecektir. Eser ise, bir eser sahibinin işi olmakla birlikte, kişilik haklarına sıkı sıkıya bağlı olan ve kanunlar nezdinde korunması söz konusu olan iş kapsamında değerlendirilmelidir. Bu nedenlerle, esere yapılan bir hakaretin mevzu bahis olması halinde, TBK genel hükümleri kapsamında manevi tazminat talebi imkanı bulunmaktadır. Yargı bu tip ihlallerde tarafların sıfatı, ekonomik durumları, kusur oranları gibi durumları dikkate alarak tazminata hükmetmektedir.
Av. Aslı Akdağ