TUNÇ HUKUK OFİSİ

TUNÇ HUKUK OFİSİ Tunç Hukuk Ofisi , Av. Durmuş Tunç tarafından 1991 yılında İstanbul Beyoğlu’nda kurulmuştur.Dinamik ve alanında uzmanlaşmış kadrosuyla hizmet vermektedir.

Durmuş Tunç tarafından 1991 yılında İstanbul Beyoğlu’nda kurulmuştur. Dinamik ve alanında uzmanlaşmış kadrosuyla HIZLI ve YÜKSEK KALİTEDE yurt içinde ve yurtdışında hukuki hizmetler sunmaktadır. Avustralya’nın Göç Hukuku, Maden Hukuku, Enerji ve Ticaret Hukuku alanında uzmanlaşmış ve en büyük hukuk bürolarından biri olan McDonald Steed McGrath Lawyers Office (avukatlık ofisi) ile ortaklık kuran

Tunç Hukuk Ofisi yurtiçindeki ve dışındaki tüm hukuki sorunlarınıza çözüm üretmenin mutluluğunu yaşamaktadır.

15/08/2017

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2013/2851 E. , 2014/36613 K. 02.12.2014 Tarihli Kararı:
"Evli olduğu anlaşılan davacı işçinin işyerinde çalışan başka bir kadın işçiye verdiği pusula ile seni seviyorum diyerek arkadaşlık teklif ettiği hususu mahkemenin de kabulünde olup, davacının söz konusu pusulaya ekleme yapıldığına yönelik iddiası net bir şekilde ortaya konulmamıştır.Olayın gelişimi hep birlikte değerlendirildiğinde, bu eylemin işverene haklı fesih imkanı tanıdığı ve davacının kıdem ve ihbar tazminatının reddi gerekeceği düşünülmeksizin karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. "

24/12/2016

T.C.
YARGITAY
7. HUKUK DAİRESİ
E. 2015/4910
K. 2016/14695
T. 22.9.2016

* 5 YILI AŞKIN KIDEMİ BULUNAN İŞÇİLİK ALACAKLARI ÖDENMEMİŞ İŞÇİNİN HAKLARINDAN VAZGEÇEREK İŞİ KENDİLİĞİNDEN BIRAKMASININ HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA AYKIRI OLDUĞU (Davacının Ailevi Nedenlerle İşten Ayrıldığını Bildirmiş İse de İş Sözleşmesinin İşçilik Alacaklarının Ödenmemesi Nedeniyle Davacı Tarafından Haklı Nedenle Fesh Edilebileceği Göz Önüne Alındığında Davacının Kıdem Tazminatına Hak Kazanacağının Kabulü Gerektiği)

* İŞ AKTİNİN KİM TARAFINDAN FESHEDİLDİĞİNİN TESPİTİ (Davacının Ailevi Nedenlerle İşten Ayrıldığını Bildirmiş İse de İş Yerinde 5 Yılı Aşkın Kıdemi Bulunan ve İşçilik Alacakları Ödenmemiş İşçinin Haklarından Vazgeçerek İşi Kendiliğinden Bırakmasının Hayatın Olağan Akışına Uygun Olmadığu/İş Sözleşmesinin İşçilik Alacaklarının Ödenmemesi Nedeniyle Davacı Tarafından Haklı Nedenle Fesh Edilebileceği Göz Önüne Alındığında Davacının Kıdem Tazminatına Hak Kazanacağı)

* İHBAR TAZMİNATI (Davacının Ailevi Nedenlerle İşten Ayrıldığını Bildirmiş İse de İş Yerinde 5 Yılı Aşkın Kıdemi Bulunan ve İşçilik Alacakları Ödenmemiş İşçinin Haklarından Vazgeçerek İşi Kendiliğinden Bırakmasının Hayatın Olağan Akışına Uygun Olmadığu/İş Sözleşmesinin İşçilik Alacaklarının Ödenmemesi Nedeniyle Davacı Tarafından Haklı Nedenle Fesh Edilebileceği Göz Önüne Alındığında Davacının Kıdem Tazminatına Hak Kazanacağı Ancak İş Sözleşmesini Fesheden Tarafın İhbar Tazminatı Talep Edemeyeceği)
1475/m.14
4857/m.17

ÖZET : Taraflar arasında iş akdinin kim tarafından feshedildiği ve buna bağlı olarak davacının ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmadığı noktasında uyuşmazlık söz konusudur. Somut olayda davacı verdiği dilekçeyle ailevi nedenlerle işten ayrıldığını bildirmiş ise de iş yerinde 5 yılı aşkın kıdemi bulunan ve işçilik alacakları ödenmemiş işçinin haklarından vazgeçerek işi kendiliğinden bırakması hayatın olağan akışına uygun değildir. İş sözleşmesinin işçilik alacaklarının ödenmemesi nedeniyle davacı tarafından haklı nedenle fesh edilebileceği göz önüne alındığında davacının kıdem tazminatına hak kazanacağı açık ise de haklı nedenle de olsa iş sözleşmesini fesheden tarafın ihbar tazminatı talep edemeyeceği gözden kaçırılarak ihbar tazminatı talebinin reddi yerine kabulü hatalıdır.

DAVA : Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
KARAR : 1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı, davalı iş yerinde bilgi işlem personeli olarak çalışırken iş akdinin işveren tarafından haksız olarak feshedildiğinden bahisle kıdem ve ihbar tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
Davalı, davacının ailevi nedenlerden dolayı istifa ettiğini, kıdem ve ihbar tazminatı talep edemeyeceğini, dava açıldıktan sonra davacının banka hesabına 2.117,00 TL ödeme yapıldığını, tüm haklarının ödendiğini, hiçbir alacağı olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacının 29.10.2013 tarihinde istifa etmesine rağmen 18.11.2013 tarihine kadar neden çalıştırıldığının anlaşılamadığını, feshin haksız olduğu belirtilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında iş akdinin kim tarafından feshedildiği ve buna bağlı olarak davacının ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmadığı noktasında uyuşmazlık söz konusudur.

Somut olayda davacı verdiği dilekçeyle ailevi nedenlerle işten ayrıldığını bildirmiş ise de iş yerinde 5 yılı aşkın kıdemi bulunan ve işçilik alacakları ödenmemiş işçinin haklarından vazgeçerek işi kendiliğinden bırakması hayatın olağan akışına uygun değildir.
İş sözleşmesinin işçilik alacaklarının ödenmemesi nedeniyle davacı tarafından haklı nedenle fesh edilebileceği göz önüne alındığında davacının kıdem tazminatına hak kazanacağı açık ise de haklı nedenle de olsa iş sözleşmesini fesheden tarafın ihbar tazminatı talep edemeyeceği gözden kaçırılarak ihbar tazminatı talebinin reddi yerine kabulü hatalıdır.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının davacıya yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halind

28/08/2016

YARGITAY 9. Hukuk Dairesi
2014/35709 E.
2016/12356 K.

Taraflar arasındaki, ihbar tazminatı, kıdem tazminatı ile asgari geçim indirimi alacağı, yıllık izin ücreti ve fazla mesai ücreti alacaklarının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle reddine ilişkin hüküm süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davacı avukatınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 24/05/2016 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı adına Avukat ... ile karşı taraf adına Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; müvekkilinin, 20/01/1996 tarihinde davalı işyerinde çalışmaya başladığını, 2011 yılında emekli olduğunu, ancak hiç ara vermeksizin çalışmaya devam ettiğini, emeklilik sonrasında Sosyal Güvenlik Priminin davalı işveren tarafça ödenmediğini ve hizmet akdinin 23/09/2012 tarihinde işveren tarafından tek taraflı olarak feshedildiğini, almış olduğu aylık ücretin net 4.000,00 TL olduğunu, yılda iki maaş ikramiye aldığını, dini ve milli bayramlarda çalıştığını buna rağmen fazla mesaisinin ödenmediğini, çalışma süresi boyunca yıllık izinlerinin kullandırılmadığı gibi izin ücretlerinin de ödenmediğini, son 1 yıllık asgari geçim indirimi ödemesinin yapılmadığını ileri sürerek; kıdem ve ihbar tazminatları ile asgari geçim indirimi, yıllık izin ve fazla çalışma ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

B) Davalı Vekilinin Cevabının Özeti:
Davalı vekili; davacının müvekkil şirkette 20/01/1996 tarihinde işe başladığını ve kısa bir süre içerisinde işten ayrıldığını, bunun sonrasında 01/04/1998 yılında tekrar işe başladığını ve 01/10/2012 tarihinde iş akdinin sona erdiğini, davacının aldığı son maaşın brüt 5.440 TL olduğunu, 01/10/2012 tarihinde davacının kendisi tarafından imzalanan ibraname ile tüm alacaklarının ödendiğini savunarak; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, ... Kurumu'ndan alınan rapor ile ibraname altındaki imzanın davacının el ürünü olduğunun tespit edildiği ve davacıya işçilik hak ve alacaklarına karşılık davalı işveren tarafından ibraname karşılığında 118.752,68 TL ödeme yapıldığı, davacı tarafın ibranamenin geçersizliğine yönelik itirazlarının yerinde olmadığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiştir.

D) Temyiz:
Karar süresinde davacı vekilince temyiz edilmiştir.

E) Gerekçe:
Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.

Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın 132 inci maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir.

İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde yapılan ibra sözleşmelerine geçerlilik tanınmayacağı bildirilmiştir. Aynı maddede, alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmelerinin (ivazlı ibra), ancak ödemenin banka kanalıyla yapılmış olması halinde geçerli olacağı öngörülmüştür. 4857 sayılı İş Kanununun 19 uncu maddesinde, feshe itiraz bakımından bir aylık hak düşürücü süre öngörülmüş olmakla, feshi izleyen bir ay içinde işçinin işe iade davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu noktada feshi izleyen bir aylık süre, işçinin eski işine dönüp dönmeyeceğinin tespiti bakımından önemlidir. O halde feshi izleyen bir aylık sürede işverenin olası baskılarını azaltmak, iş güvencesinin sağlanması için de gereklidir. Geçerli ve haklı neden iddialarına dayanan fesihlerde dahi ibraname düzenlenmesi için feshi izleyen bir aylık sürenin beklenmesi gerekir. Bir aylık bekleme süresi kısmi ibra açısından işçinin bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesinin bir ay süreyle gecikmesi anlamına gelse de temelde işçi yararına bir durumdur. Hemen belirtelim ki bir aylık bekleme süresi ibra sözleşmelerinin düzenlenme zamanı ile ilgili olup ifayı ilgilendiren bir durum değildir. Başka bir anlatımla işçinin fesih ile muaccel hale gelen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve izin ücreti gibi haklarının ödeme tarihi bir ay süreyle ertelenmiş değildir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun değinilen maddesinde, işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi, ibranamenin geçerliliği noktasında sonuca etkilidir. Ancak banka dışı yollarla yapılan ödemelerde de borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur.

Sözü edilen yasal düzenleme, sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına kısıtlamalar öngörmektedir. İşverenin cezai şart ve eğitim gideri talep ettiği yine işçinin vermiş olduğu zararın tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler.

Değinilen maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri tazminat ve alacaklar dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün haklar yönünden uygulanır.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır. Ancak 6098 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olmadığı dönemde imzalanan ibranamenin geçerliliği sorunu, Dairemizin konuyla ilgili ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. İbranamenin feshi izleyen bir aylık süre içinde düzenlenmesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılmamış oluşu 01.07.2012 tarihinden önce düzenlenen ibra sözleşmeleri için geçersizlik sonucu doğurmaz.

İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlülüğü öncesinde yapılan ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir:

a)-Dairemizin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir (Yargıtay 9.HD. 15.10.2010 gün, 2008/41165 E, 2010/29240 K.).

b)-İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez (Yargıtay 9.HD. 5.11.2010 gün, 2008/37441 E, 2010/31943 K).

c)-İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.

Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.

İbranamedeki irade fesadı hallerinin, 818 sayılı Borçlar Kanununun 31 inci maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir (Yargıtay 9.HD. 26.10.2010 gün, 2009/27121 E, 2010/30468 K). Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.

d)-İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/37372 E, 2010/31566 K).

e)-Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir (Yargıtay 9.HD 21.10.2010 gün 2008/40992 E, 2010/39123 K.). Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün 2008/33748 E, 2010/20389 K.).

f)-Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır (Yargıtay 9.HD. 27.06.2008 gün 2007/23861 E, 2008/17735 K.). Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamede, irade fesadı haller ileri sürülüp kanıtlanmadığı sürece ibra iradesi geçerli sayılmalıdır (Yargıtay HGK. 21.10.2009 gün, 2009/396 E, 2009/441 K).

g)-Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/40032 E, 2010/31666 K).

h)-İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün, 2008/33597 E, 2010/20380 K). Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir.

İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir (Yargıtay HGK. 27.1.2010 gün 2009/9-586 E, 2010/31 K. ; Yargıtay 9.HD. 13.7.2010 gün, 2008/33764 E, 2010/23201 K.).

Somut uyuşmazlıkta; 01.10.2012 tarihli ibranamedeki imzanın davacının el ürünü olduğu ... Kurumu raporu ile tespit edilmiş ise de, ibranamenin 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu döneminde düzenlendiği anlaşılmaktadır.

Yukarıda da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, yeni Borçlar Kanunu (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu) döneminde düzenlenen ibranamelerin geçerli olabilmesi için yazılı olması, sözleşmenin sona erdiği tarihten itibaren en az 1 aylık sürenin geçmiş olması, ibra konusu alacak türleri ve miktarlarının açıkça belirtilmesi ve ödemelerin banka aracılığı ile yapılması gerekir.

Dosya içerisinde yer alan ibraname, sözleşmenin sona ermesinden itibaren 1 aylık süre geçmeksizin yapıldığı gibi ibranamede belirtilen miktarların banka kanalı ile ödendiğine dair bir bilgi ve belge de sunulmamıştır.

Tüm bu hususlar dikkate alınmaksızın ibranamenin 6098 sayılı yasanın 420. maddesi karşısında kesin olarak hükümsüz olduğu gözetilmeksizin davanın reddine karar verilmesi hatalıdır.

Mahkemece, tarafların delilleri toplanarak alacakların hesaplanması için bilirkişi incelemesi yaptırılmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir. Yanılgılı gerekçe ve eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

F)Sonuç:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, davacı yararına takdir edilen 1.350.00 TL.duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 24/05/2016 gününde oybirliği ile karar verildi.

22/08/2016

Resmi Gazete’de yayımlanan 6736 Sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) alacaklarını yeniden yapılandırıyor. Yapılandırma, 2016 Haziran ayı ve daha önceki dönemlere ait SGK alacaklarını ve bunların gecikme cezalarını kapsıyor. Bu kapsamda borcunu yeniden yapılandıran esnaf icra ve haciz işlemlerinden kurtulacak, teşviklerden yararlanabilecek.
6736 Sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun, SGK alacakları olmak üzere devletin bazı alacaklarını yeniden yapılandırıyor. 2016 yılı Haziran ayı ve daha önceki aylara ilişkin SGK alacakları ve bunların gecikme cezaları yapılandırma kapsamına girecek. Ayrıca, gecikme cezaları affedilecek, bunun yerine TÜİK verilerine göre hesaplanan enflasyon farkı, borç asılına eklenerek tahsil edilecek.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan yapılan açıklama şöyle;

"İDARİ PARA CEZALARINDA ANAPARANIN YÜZDE 50’Sİ SİLİNECEK

Yapılandırma kapsamında, idari para cezalarında gecikme cezalarının yanı sıra borç asıllarının da yüzde 50’si silinecek. Yani 100 lira idari para cezası, 40 lira da bunun gecikme cezası olan bir borçlu bu tutarı öderken borç aslını 50 lira olarak, 40 lira gecikme cezasını da 50 lira borç aslına uygulanacak enflasyona göre güncellenecek tutarla birlikte ödeyecek.

36 AYA VARAN ORANLARDA TAKSİTLENDİRME İMKANI

Yapılandırma kapsamında, SGK’ya borcu olanlardan borcunun tamamını peşin ödemesi halinde, ana paraya eklenen enflasyon farkının yarısı alınmayacak. SGK’ya borcu olanlar peşin ödemenin yanı sıra iki aylık dönemler halinde ödeme yapabilecekler. Böylece; 6 taksit (12 ay), 9 taksit (18 ay), 12 taksit (24 ay), 18 taksit 36 ay vade ile ödenebilecek.

GENEL SAĞLIK SİGORTASI BORÇLARI DA YAPILANDIRMA KAPSAMINDA

Yapılandırma Genel Sağlık Sigorta Borçlarını (GSS) da kapsayacak. 2016 Haziran ve önceki dönemlere ait genel sağlık sigortası prim borcu olanların, gecikme cezası ve gecikme zamları silinerek borç aslını vade farkı uygulanmaksızın peşin veya 12 aylık eşit taksit şeklinde ödenebilecek.

GSS BORÇLARI İÇİN EN SON BAŞVURU 2 OCAK 2017

Gelir testi yaptırmamış olanlar 2 Ocak 2017 tarihine kadar gelir testine müracaat edebilecekler. Belirlenecek gelir testi sonucuna göre genel sağlık sigortası primleri ödenme imkanına kavuşmuş olunacak. Borçları dolayısıyla sağlık hizmetlerinden yararlanamayan genel sağlık sigortalılar, ilk taksiti ödemeleri halinde sağlık hizmetlerinden yararlanabilecekler.

BORÇLARINI YAPILANDIRAN İŞVEREN NELERDEN YARARLANACAK;

Kanun kapsamında borcunu yeniden yapılandıran ve borcu yoktur yazısı alan esnaf ve işveren; bu borçlarından dolayı icra takibi ve haciz işlemlerinden kurtulacak, teşviklerden yararlanabilecek. Ayrıca daha önce tecil edilen, taksitlendirilen ve yapılandırılan borçların kalan taksit tutarları talep edilmesi halinde yeniden yapılandırılabilecek.

KAPANMIŞ İŞYERLERİNİN 50 LİRAYI AŞMAYAN ALACAKLARI SİLİNECEK

Kapanan işyerlerine ait 31 Aralık 2014 tarihine kadar ödemedikleri 50 lirayı aşmayan borçları ile tutarına bakılmaksızın bu borçlara bağlı ceza tutarı 100 lirasını aşmayanlar silinecek.

YAPILANDIRMA HANGİ DURUMLARDA KAYBEDİLECEK?

Kanun kapsamında SGK borcu olanlar, yapılandırma taksitlerinden ilk ikisinin süresi içinde ödememesi, taksitlendirme süresi içerisinde cari ay prim borçlarının, bir takvim yılı içerisinde, ikiden fazla ödenmemesi veya eksik ödenmesi durumunda yapılandırma haklarını kaybedecekler.

BAŞVURULAR NE ZAMAN BAŞLAYACAK?

Kanun kapsamında borcunu peşin ya da taksitli ödemek isteyenler, 31 Ekim 2016 tarihine kadar başvurabilecekler. Borcunu peşin ya da taksitli ödemek isteyenler ise ilk ödemeyi 2 Ocak 2017 tarihine kadar yapabilecekler.

HANGİ ALACAKLAR?

Sigorta primi, emeklilik keseneği, işsizlik sigortası primi, sosyal güvenlik destek primi, ödenmesi imkanı ortadan kalkmamış isteğe bağlı sigorta primi ve topluluk sigortası primi, SGK tarafından takip edilen damga vergisi, özel işlem vergisi ve eğitime katkı payı, genel sağlık sigortası priminin asılları ile bu alacaklara Yİ-ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın belirtilen sürede ödenmesi halinde, bu alacaklara uygulanan gecikme cezası ve gecikme zammının tahsilinden vazgeçilecek.

Yaşlılık aylığı, emekli aylığı veya malullük aylığı bağlandıktan sonra, kendi işinde çalışması nedeniyle sosyal güvenlik destek primi ödemesi gerekenlerden, 2016 yılı Şubat ayı ve önceki aylara ilişkin ödenmeyen destek primlerinin asıllarıyla, bu alacaklara Yİ-ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın ödenmesi halinde de gecikme cezası ve gecikme zammı uygulanmayacak."

02/06/2016

"...davacıya "sana taktığım altınlar kefen parası olsun" diyen davalı koca tam kusurludur. Türk Medeni Kanununun 175/2 maddesi, boşanmaya sebebiyet vermiş olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Toplanan delillerden evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, bu olayların kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır."
(YARGITAY 2. HD. E: 2004/13153, K: 2004/14768, T: 09.12.2004)

29/05/2016

Mesai saatlerinde Facebook'ta gezinmek iş sözleşmesinin feshine neden olur mu?

T.C.

YARGITAY

9. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO:2014/27212

KARAR NO:2016/620

KARAR TARİHİ:13.01.2016

DAVA: Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile fazla mesai ücreti ve ücret alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Davacı, iş akdinin haksız ve ihbarsız olarak feshedildiği iddiasıyla kıdem ve ihbar tazminatları ile ödenmediği iddiasıyla fazla çalışma ve ücret alacaklarına hükmedilmesini istemiştir.

Davalı, mesai saatleri içinde internete girerek doğruluk ve bağlılığa aykırı davrandığından iş akdini haklı olarak feshettiklerini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, toplanan kanıtlara ve bilirkişi raporuna dayanılarak eczacı kalfası olarak çalışan davacının mesai saatleri içerisinde facebook internet sitelerine girdiği sabit olmakla birlikte bu davranışının yaptığı işi ne düzeyde etkilediği konusunda yada işlerini aksattığının ispatlanamadığı, işini aksatmadan internete giren davacının iş akdinin haklı nedenle değil geçerli nedenle feshedilebileceği gerekçesiyle kıdem ve ihbar tazminatlarının kabulüne, ödendiği ispatlanamayan fazla çalışma talebinin kısmen kabulüne, ücret alacağının kabulüne karar verilmiştir.

Kararı taraf avukatları temyiz etmiştir.

Gerekçe:

1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacının tüm, davalı avukatının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- Eczacılar Birliğinin müzekkere cevabından davalıya ait eczanede talep konusu dönemde 60 nöbet tutulduğunun belirtilmesine ve ortak tanık ........’nun nöbetlerde davacı ile çalışanlardan .......’ın değişmeli olarak nöbet tuttuğu yönündeki beyanı birlikte değerlendirildiğinde davacının nöbetlerin yarısında çalıştığı anlaşıldığından tüm nöbetlerde çalışmış gibi fazla çalışma ücretinin hesaplanması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 13.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

28/04/2016

. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

Esas No : 2013/7-2454 Karar No : 2014/679 Karar Tarihi : 21.05.2014

Y A R G I T A Y L A M I

NCELENEN KARARIN MAHKEMES : Silifke 1.Asliye Hukuk Mahkemesi (EPDK'ya Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla) TARH : 11/12/2013 NUMARASI : 2013/784 E-2013/1103 K. DAVACI : T... Elektrik Daıtım A.. vekili Av. E. T. DAVALI : H. G.

KAYIP/KAÇAK ELEKTRK BEDEL KONUSUNDA YARGITAY HUKUK GENEL KURULU'NUN NHA KARARI (... Elektrik enerjisinin nakli esnasında meydana gelen kayıp ile baka kiiler tarafından hırsızlanmak suretiyle kullanılan elektrik bedellerinin, kurallara uyan abonelerden tahsili yoluna gitmek hukuk devleti ve adalet düünceleri ile badamamaktadır.) (DOSYA 24.06.2014'de KAPATILMITIR)

ELEKTRK KAYIP/KAÇAK BEDELNN TÜKETCDEN TAHSL EDLMESNN HUKUK DEVLET VE ADALET DÜÜNCES LE BADAMADII ( Kayıp Kaçak Bedelinin Tüketiciden Tahsil Edilemeyecei - Elektrik Enerjisinin Nakli Esnasında Oluan Kayıp le Baka Kiiler Tarafından Hırsızlanmak Suretiyle Kullanılan Elektrik Bedellerinin Kurallara Uyan Abonelerden Tahsil Edilmesinin Hukuk Devleti ve Adalet Düünceleri le Badamayacaı )

KAYIP/KAÇAK BEDELNN TÜKETCDEN TAHSL ( Hakem Heyeti Kararına tiraz - EPDK'ya Elektrik Bedeli Fiyatlandırma Unsuru Belirleme Konusunda Sınırsız Yetki ve Görev Verilmedii/Tahakkuk Ettirilen Kayıp Kaçak Bedelinin Tüketiciye ade Edilmesi Gerektii )

ELEKTRK PYASASI DÜZENLEME KURULUNUN GÖREV VE YETKS ( EPDK'ya Elektrik Bedeli Fiyatlandırma Unsuru Belirleme Konusunda Sınırsız Yetki ve Görev Verilmedii -Elektrik Kaybını Önleme Hırsızlıkları Engelleme Hırsızı Takip Edip Bedeli Ondan Tahsil Etme Görevinin Enerjinin Sahibi Bulunan EPDK'ya Ait Olduu/Tahakkuk Ettirilen Kayıp Kaçak Bedelinin Tüketiciye ade Edilecei )

HAKEM HEYET KARARINA TRAZ ( Elektrik Kayıp Kaçak Bedelinin Tüketiciden Tahsil Edilemeyecei - Elektrik Enerjisinin Nakli Esnasında Oluan Kayıp le Baka Kiiler Tarafından Hırsızlanmak Suretiyle Kullanılan Elektrik Bedellerinin Kurallara Uyan Abonelerden Tahsil Edilmesinin Hukuk Devleti ve Adalet Düünceleri le Badamayacaı. Perakende Satı Hizmet Geliri ile Perakende Enerji Satı Fiyatlarının Düzenlenmesi Hakkında Tebli/m. 6

ÖZET : Dava elektrik abonelerinden tahsil edilen kaçak kayıp bedeli hakkında verilen tüketici sorunları hakem heyeti kararının itirazen kaldırılması istemine ilikindir. Tahakkuk ettirilen kayıp/kaçak bedelinin Tüketici Sorunları Hakem Heyetinin kararı ile söz konusu bedelin davalıya iadesine karar verilmitir. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na tüketicilere yapılacak elektrik satılarında uygulanacak yatlandırmaya esas unsurları tespit etme görevi verilmi olup, sınırsız bir yatlandırma unsuru belirleme yetkisi ve görevi verilmemitir. Elektrik enerjisinin nakli esnasında meydana gelen kayıp ile baka kiiler tarafından hırsızlanmak suretiyle kullanılan elektrik bedellerinin, kurallara uyan abonelerden tahsili yoluna gitmek hukuk devleti ve adalet düünceleri ile badamamaktadır. Elektrik kaybını önleme ve hırsızlıkları engelleme veya hırsızı takip edip, bedeli ondan tahsil etme görevi de bizzat enerjinin sahibi bulunan davacıya aittir. Tüketici olan vatandaın faturalara yansıtılan kayıp-kaçak bedelinin hangi miktarda olduunun apaçık denetlenebilmesi ve hangi hizmetin karılıında ne bedel ödediini bilmesi, yani eaık hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarındandır. Tüketici Hakem Heyetinin tahakkuk ettirilen kayıp kaçak bedelinin tüketiciye iadesine dair vermi olduu kararın itirazen açılan davanın reddi gerekir.

01/04/2016

ÖZET: ''İşçi, istifa ettiğini bildirmiş olsa da yasaya aykırı şekilde çalıştırılması ve ödenmeyen haklarının bulunması halinde işçinin haklı feshi kabul edilmelidir. (...) İşçinin haklı nedenle derhal fesih nedenleri mevcut olduğu ve buna uygun biçimde bir fesih yoluna gidileceği sırada, iradesi fesada uğratılarak işverence istifa dilekçesi alınması durumunda da istifaya geçerlilik tanınması doğru olmaz. Bu ihtmalde ise işçinin haklı olarak sözleşmesini feshettiği sonucuna varılmalıdır.''

T.C
YARGITAY
9. HUKUK DAİRESİ

Esas No. 2008/40816
Karar No. 2010/34720
Tarihi: 25.11.2010

DAVA: Davacı, kıdem ve ihbar tazminatı ücreti alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkeme, isteği reddetmiştir.

Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hâkimi F.Benli tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Davacı, davalı iş yerinde 01.01.1997- 14.11.1999 tarihleri arasında çalıştığım, iş yerinde uygulanmakta olan TSİ’nin tarafı olan Öz-Çelik İş Sendikasının üyesi olduğunu, davalı tarafından muvazaalı olarak taşeron işçisi sıfatı ile çalıştırıldığını, Dörtyol İş Mahkemesinin 2004/1482 E sayılı dosyası üzerinden TİS kaynaklanan alacaklarının tahsili talebi ile açmış olduğu davanın kabul ile sonuçlanarak kesinleştiğini , iş akdinin işveren tarafından haksız feshedildiğini ileri sürmüş sürerek kıdem ve ihbar tazminatlarının alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.

Davalı işveren, davanın reddini talep etmiştir.

Yerel Mahkemece; Davacının iş akdinin istifa ile sonuçlandığı bu nedenle kıdem ve ihbar tazminatı alacağına hak kazanmadığı kanaatine varılarak, davanın Reddi yönünde hüküm kurulmuştur. Hüküm süresi içerisinde davacı vekilli tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki iş ilişkisinin istifa suretiyle sona erip ermediği uyuşmazlık konusudur.

İşçinin istifa dilekçesindeki iradesinin fesada uğratılması da sıkça karşılaşılan bir durumdur. İşverence tazminatların derhal ödenmesi ve benzeri baskılarla işçiden yazılı istifa dilekçesi vermesini talep etmesi ve işçinin buna uyması gerçek bir istifa iradesinden söz edilemez. Bu halde feshin işverence gerçekleştirildiği kabul edilmelidir.
İşverenin haklı fesih nedenlerine dayanarak işçiye istifa dilekçesi vermesi halinde baskı uygulaması sonucu düzenlenen istifa dilekçesine de gerçek anlamda istifa olarak değer vermek mümkün olmaz. Dairemizce bu gibi hallerde feshin işverence gerçekleştirildiği, ancak işveren feshinin haklı olup olmadığını değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir (Yargıtay 9.HD. 3.7.2007 gün 2007/14407 E, 2007/21552 K).

İşçinin haklı nedenle derhal fesih nedenleri mevcut olduğu ve buna uygun biçimde bir fesih yoluna gideceği sırada, iradesi fesada uğratılarak işverence istifa dilekçesi alınması durumunda da istifaya geçerlilik tanınması doğru olmaz. Bu ihtimalde ise işçinin haklı olarak sözleşmesini feshettiği sonucuna varılmalıdır.
İstifa belgesine dayanılmakla birlikte işçiye ihbar ve kıdem tazminatlarının ödenmiş olması, Türkiye İş Kurumuna yapılan bildirimde işveren feshinden söz edilmesi gibi çelişkili durumlarda, her bir somut olay yönünden bu çelişkinin istifanın geçerliliğine etkisinin değerlendirilmesi gerekir.

İstifa belgesindeki ifadenin genel bir içerik taşıması durumunda, işçinin dava dilekçesinde somut sebepleri belirtmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır. Bu halde de istifanın ardındaki gerçek durum araştırılmalıdır.

İş sözleşmesinin istifa ile sona ermesi halinde işçinin iş güvencesi hükümlerinden yararlanması mümkün olmadığı gibi, ihbar ve kıdem tazminatlarına da hak kazanılamaz. Bundan başka işçinin işverene ihbar tazminatı ödemesi yükümü ortaya çıkabileceğinden istifa türündeki belgelerin titizlikle ele alınması gerekir. İmzaya itiraz ya da metin kısmına ilaveler yapıldığı itirazı mutlak olarak teknik yönden incelenmelidir.

İstifa halinde dahi işçiye kıdem tazminatı ödeneceğini öngören sözleşme hükümleri ile işyeri uygulamaları 4857 sayılı İş Kanununun sistemi içinde geçerli olup, bu halde kıdem tazminatını 1475 sayılı yasanın 14. maddesine göre hesaplanmalı ve anılan maddedeki kıdem tazminatı tavanı gözetilmelidir. Belirtmek gerekir ki, sözü edilen yasada düzenlenen kıdem tazminatı tavanı mutlak emredici niteliktedir.

Somut olayda; Dörtyol İş Mahkemesinin 2004/1482 E- 2005/3420 K sayılı dosyası ile davacının işyerinde uygulanmakta olan TSİ’nin tarafı olan Öz-Çelik İş Sendikasının üyesi olduğu, sendika üyeliğinin 16.08.1999 tarihinde davalı işverene bildirildiği, davalı tarafından muvazaalı olarak taşeron işçisi sıfatı ile çalıştırıldığı ve bu nedenle TİS’den faydalandırılmayarak Ücret farkı. Sosyal Yardım, Yakacak yardımı, Vardiya zammı, İstihsal Primi, İkramiye, İlave Tediye ücretlerinin ödenmediği, ayrıca düşük ücretle çalıştırıldığı sabittir. Davacı vekili 08.04.2008 tarihli celsede davacının bu nedenlerle zorunlu olarak işten ayrıldığını beyan etmiştir. Davacı TIS' den faydalandırılmaması nedeni ile iş akdinin haklı nedenle sonlandırdığından fesih haklı olup, kıdem tazminatı talebinin kabulü gerekirken reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 25.11.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Address

Tarlabaşı Bulvarı No:83/A Meltem Apartmanı K. 3 Beyoğlu
Istanbul
34435

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when TUNÇ HUKUK OFİSİ posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to TUNÇ HUKUK OFİSİ:

Share