Av.Salih Karataş & partners

Av.Salih Karataş & partners Kurucumuz Salih Karataş ile birlikte herbiir uzmanlık alanları farklı, hak ve hukuka inanan part

20/10/2020

Sekreter-asistan

30/09/2020

Belirsiz Alacak Davası İle İlgili Son Karar...
Okunmasını tavsiye ediyorum. Önemli...

T.C. YARGITAY
9. Hukuk Dairesi
ESAS NO KARAR NO
MAHKEMESİ TARİHİ NUMARASI DAVACI
DAVALILAR
DAVA TÜRÜ
TÜRK MİLLETİ ADINA YAR G I TAY İ LAM I
: 2016/26476 : 2020/7547
: Bakırköy 11. İş Mahkemesi
: 22/04/2016
: 2012/....-2016/...
: ......ADINA VEKİLİ
AVUKAT
: 1-) H...
2-) D....: ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar vekilince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi H. Adıyaman Üstünel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YA R G I TAY K A R A R I
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Kanunu'nun 107. maddesiyle, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir.
6100 sayılı Kanunun 107. maddesinin 1. fıkrasına göre, “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir”.
6100 sayılı Kanunun 107. maddenin 2. fıkrasında, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği hüküm altına alınmış, madde gerekçesinde de "karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin bilirkişi ya da keşif incelemesi sonucu)" belirlenebilme hali açıklanmıştır.
Davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır. Davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir. Alacağın miktarının belirlenebilmesinin hâkimin takdirine bağlı olduğu durumlarda hukuki imkânsızlık söz konusu olur. Bu durumda davacı alacaklı, hâkimin takdir yetkisini nasıl kullanacağını bilemeyeceği için davanın açıldığı tarihte alacağının miktarını belirleyebilecek durumda değildir.
Sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır.
Alacağın hangi hallerde belirsiz, hangi hallerde belirli veya belirlenebilir olduğu hususunda kesin bir sınıflandırma yapılması mümkün olmayıp, her bir davaya konu alacak bakımından somut olayın özelliklerinin nazara alınarak sonuca gidilmesi gereklidir. İş yargılamasında sıklıkla davaların yığılması söz konusu olmakla alacağın belirsiz olma kriterleri her bir talep için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Diğer yandan, aynı dava dilekçesinde talep yığılması şeklinde bazı alacaklar için belirsiz alacak davası bazıları için kısmi dava açılmasına yasal bir engel bulunmamaktadır.
Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti ve ücret alacakları işçi tarafından bilinmekle kural olarak belirsiz alacak davasına konu edilmez. Ancak hesabın unsurları olan sosyal hakların (ayni olarak sağlanan yemek yardımı gibi) miktarının belirlenmesi işveren tarafından sunulacak belgelere veya yargılama ile belirlenecek ise kıdem ve ihbar tazminatı belirsiz alacak davasına konu edilebilir.
Madde gerekçesinde "Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmî davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hâllerde bu yola başvurulması kabul edilemez." şeklindeki açıklamayla, alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılarak bu davanın sağladığı imkânlardan yararlanmanın mümkün olmadığına işaret edilmiştir. Şu halde davanın açıldığı tarihte alacağın miktarı yahut değeri belirlenebilir durumda ise, dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmelidir. Burada hukuki yarar eksikliğinin tamamlanabilir dava şartı olmadığı sonucuna varılmıştır. 7251 sayılı Kanun ile 107. maddede yapılan değişiklikler şartları olmadığı halde açılan belirsiz alacak davasında davacıya süre verilerek hukuki yarar eksikliğini tamamlama imkânı tanımamaktadır. Dairemizce sözü edilen düzenleme, şartları mevcut olan belirsiz alacak davasında yapılan yargılama ile alacağın belirli hale gelmesi durumunda hâkimin geçici talep sonucunu kesin talep sonucuna dönüştürmesi için alacaklıya süre vermesi gerektiği yönünde değerlendirilmiştir.
Yargıtay 9.Hukuk Dairesi tarafından daha önce verilen kararlarda hukuki yarar yokluğu sebebiyle dava şartı yokluğuna bağlı davanın reddi kararları verilmediğinden aynı Dairenin görev alanındaki bölgelerden gelen dosyalarda birleşme öncesi uygulamalarına güven duyularak açılan davalarda aynı Dairenin önceki uygulamalarına devam edilecektir.
Hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri ve sürpriz karar verme yasağı gereği birleşme tarihinden önce yukarıda belirtilen esasları dikkate alan ilk kararın Yargıtay Kararları Dergisi veya başkaca yolla yayını tarihinden sonra açılan davalarda belirtilen ilkeler uygulanacaktır. Başka bir anlatımla açıklanan kararın yayınından önce açılan davalarda her iki Daire görev alanına giren bölgelerde verilen kararlar bakımından Yargıtay 9. Hukuk Dairesi ile Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin önceki uygulamalarına devam edilecektir.
Somut uyuşmazlıkta, davacı tarafça kıdem tazminatı, fazla çalışma, fazla çalışma alacağının %5 fazlası, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil alacakları talep edilerek belirsiz alacak davası açılmıştır. Davanın açıldığı tarihte kıdem tazminatı miktarı belirlenebilir olduğundan belirsiz alacak davasına konu edilmez. Ancak yukarıda açıklandığı üzere Yargıtay 9.Hukuk Dairesi tarafından daha önce verilen kararlarda hukuki yarar yokluğu sebebiyle dava şartı yokluğuna bağlı davanın reddi kararları verilmediğinden Dairenin görüşüne güvenilerek belirsiz alacak şeklinde açılan bu davada belirtilen husus bozma nedeni yapılmamıştır.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalılar vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine, 14/09/2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan
Dr. S. GÖKTAŞ N. KARABABA B. AZİZAĞAOĞLU Ş. KIRMAZ Ş. ÇİL

09/09/2020

T.C.
YARGITAY
22. HUKUK DAİRESİ E. 2020/712
K. 2020/2643
T. 17.2.2020
• İŞ MÜFETTİŞİ TARAFINDAN DÜZENLENEN RAPORUNUN İPTALİ İSTEMİ (Dava Konusu Edilen İnceleme Raporundaki Tespitler İşçinin Şikayeti Üzerine Yapılan Denetim Sonucunda İş Müfettişi Tarafından Yapılmış Olmakla Davanın Bakanlık Aleyhine Yöneltilmesi Doğru Olmakla Birlikte Şikayette Bulunan İşçi de Davaya Dahil Edilerek Karar Verileceği )
• HUKUKİ YARAR (İş Müfettişi Tarafından Düzenlenen Raporunun İptali İstemi - Dairemizce Daha Önce Genel Denetim Sırasında Yapılan Müfettiş Tespitlerine Karşı Taraflarca Dava Açılamayacağı Yönünde Uygulama Yapılmakta İdi Ancak Konunun Yeniden Değerlendirilmesi Sonucunda Bu Tür Tespitlere Karşı da Dava Açılmasında Hukuki Yararın Bulunduğu Sonucuna Varıldığı )
• TARAF TEŞKİLİ (İş Müfettişi Tarafından Düzenlenen Raporunun İptali İstemi - Dava Konusu Edilen İnceleme Raporundaki Tespitler İşçinin Şikayeti Üzerine Yapılan Denetim Sonucunda İş Müfettişi Tarafından Yapılmış Olmakla Davanın Bakanlık Aleyhine Yöneltilmesi Doğru Olmakla Birlikte Şikayette Bulunan İşçi de Davaya Dahil Edileceği )
4857/m.92
ÖZET : Dava; İş Müfettişi tarafından düzenlenen raporunun iptali istemine ilişkindir. Dairemizce daha önce genel denetim sırasında yapılan müfettiş tespitlerine karşı taraflarca dava açılamayacağı yönünde uygulama yapılmakta idi. Ancak konunun yeniden değerlendirilmesi sonucunda, bu tür tespitlere karşı da dava açılmasında hukuki yararın bulunduğu sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda genel denetim sonucu yapılan tespitlere karşı sadece Bakanlığa karşı; işçinin şikayeti üzerine yapılan denetim sonucu bir tespit yapılmışsa Bakanlık ile birlikte şikayette bulanan işçiye karşı dava açılması gerekir. Somut olayda; dava konusu edilen inceleme raporundaki tespitler işçinin şikayeti üzerine yapılan denetim sonucunda iş müfettişi tarafından yapılmış olmakla, davanın Bakanlık aleyhine yöneltilmesi doğru olmakla birlikte şikayette bulunan işçi de davaya dahil edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekir.
DAVA : Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili dava dilekçesi ile; Aile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu tarafından görevlendirilen İş Müfettişi tarafından davacı şirkete ait ... Restaurant ... Şubesi'nde fazla çalışma ücretlerinin ve yol parasının ödenmediği iddiası üzerine 07/11/2017 – 19/01/2018 tarihleri arasında yapılan denetim neticesinde inceleme raporunun düzenlendiğini, raporda iş yerinde çalışan toplamda 26 işçiye 2016/11 ila 2017/12 dönemleri arasında fazla çalışma yaptırıldığını, ancak fazla çalışma ücretlerinin eksik ödendiğini, bu şekilde Kanun'da öngörülen sürelerin üzerinde haftalık çalışma yapıldığını, gece bekçilerinin günlük gece çalışmalarının 7,5 saatin üzerinde olduğu tespitine yer verildiğini, tespitlerin hukuka aykırı olduğunu ve kabul etmediklerini, iş müfettişi inceleme sırasında işveren iş yerinde çalışan 9 işçinin beyanlarına müracaat ettiğini, davacı işveren beyanında işyeri mesai çizelgesinde günde 1,5 saat ara dinlenmesi olduğunu, bunun işçilere tebliğ edildiğini ve fiilen günde 1,5 saat ara dinlenmesi uygulandığını, bu durumda işçilerin mesai sonuna kadar çalışmaları halinde günde 1 saat fazla mesai yaptıklarını, ancak işçilerin bazı günler işten erken ayrıldığını ve fazla mesaiye kalmadıklarını, bu durumun puantaj kayıtları ile tespit edildiğini ve buna göre hak eden işçilere fazla mesai ücretlerinin ödendiğini ifade ettiğini, işçilerin tamamı da davacı işverenin ifade ettiği gibi beyanda bulunduklarını, iş müfettişlerin davacı işveren ve çalışan ifadelerini, işyeri puantaj kayıtlarını dikkate almadan ve hiçbir somut veri veya belgeye dayanmadan farazi olarak ara dinlenmesinin 1 saat olduğu tespitine

İnceleme Raporunda yer verdiğini, bu nedenle rapordaki tespitlerin hukuki mesnetten yoksun olup iptalini, davacı işveren ve çalışan ifadeleri ile işyeri puantaj kayıtları dikkate alındığında söz konu işçilerin bazı günlerde 1 saat fazla çalışma yaptıkları, erken çıkış yaptıkları bazı günlerde ise hiç fazla mesai yapmadıklarını ve ücret bordrolarına yansıdığını, fazla çalışma ücretleri zamanında ödendiğini, raporda gece bekçisinin gece dönemine denk gelen günlük çalışma süresinin 7,5 saatin üzerinde olduğunu, ancak yazılı rızası alındığını, İş Müfettişinin yaptığı denetim neticesinde işverene bildirmediğini, düzeltilmesini talep etmediğini, ayrıca işverene hukuka aykırılığı düzeltmesi ve iyileştirilmesi için uyarı verilmediğini, bu uyarı neticesinde işverenin herhangi bir iyileştirme yapmaması halinde son olarak hukuka aykırılık tespiti içeren raporun düzenlenmesi ve idari para cezasının uygulanması gerektiğini, bu şekilde düzenlenen raporun hukuka aykırı olduğunu iddia ederek ihtiyati tedbir talepli olarak inceleme raporunun durdurulmasını ve hukuka aykırı olduğunun tespitiyle iptalini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili cevap dilekçesi ile; davayı kabul etmediklerini, pasif sıfat yokluğu, usul, esas ve mevcut mevzuata aykırılığı yönlerinden reddini talep ettiklerini, davanın muhatabının idari para cezalarını uygulayan Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü ve Sosyal Güvenlik kurumu olduğunu, davalı ile davacı işveren arasında herhangi bir iş akdi, ihale ya da davalı idare tarafından uygulanan bir yaptırımın bulunmadığını, idari para cezalarının iptali ya da tedbirle durdurulması davaları Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olarak faaliyetlerine devam etmesi nedeniyle davalı idareye yönelik açılan davanın, gerek Türkiye İş Kurumu gerekse Sosyal Güvenlik Kurumu'nun konuları olmaları, konuya ilişkin bilgi ve belge, delil, resmi evrakların bünyelerinde bulunmaları nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumu ... İl Müdürlüğü ve Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü ... Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü'nü ilgilendirdiğini, ayrıca bu kurumlarla ilgili ihbar taleplerinin olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
İlk Derece Mahkemesince davanın aleyhine hukuki sonuç doğuracak işçiler aleyhine yöneltilmesi gerektiği halde davalı ... aleyhine açılmasının yerinde olmadığı, ...'nın dava şartlarından olan husumet ehliyetinin bulunmadığı ve davalının taraf sıfatının olmadığından husumeti bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İstinaf Başvurusu:
İlk Derece Mahkemesi'nin kararına karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:
Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Temyiz Başvurusu:
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Gerekçe:
4857 Sayılı İş Kanunu'nun 92. maddesine göre “91. madde hükmünün uygulanması için iş hayatının izlenmesi, denetlenmesi ve teftişiyle ödevli olan iş müfettişleri, işyerlerini ve eklentilerini, işin yürütülmesi tarzını ve ilgili belgeleri, araç ve gereçleri, cihaz ve makineleri, ham ve işlenmiş maddelerle, iş için gerekli olan malzemeyi 93. maddede yazılı esaslara uyarak gerektiği zamanlarda ve işçilerin yaşamına, sağlığına, güvenliğine, eğitimine, dinlenmesine veya oturup yatmasına ilişkin tesis ve tertipleri her zaman görmek, araştırmak ve incelemek ve bu Kanunla suç sayılan eylemlere rastladığı zaman bu hususta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından çıkarılacak İş Teftişi Tüzüğünde açıklanan şekillerde bu halleri önlemek yetkisine sahiptirler.
Teftiş, denetleme ve incelemeler sırasında işverenler, işçiler ve bu işle ilgili görülen başka kişiler izleme, denetleme ve teftişle görevli iş müfettişleri ve işçi şikayetlerini inceleyen bölge müdürlüğü memurları tarafından çağrıldıkları zaman gelmek, ifade ve bilgi vermek, gerekli olan belge ve delilleri getirip göstermek ve vermek; iş müfettişlerinin birinci fıkrada yazılı görevlerini yapmaları için kendilerine her çeşit kolaylığı göstermek, bu yoldaki isteklerini geciktirmeksizin yerine getirmekle yükümlüdürler.
Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir. İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir”.

Anılan kanuni hükümler ile çalışma ilişkilerini korumak ve geliştirmek, ortam ve koşullarını denetlemek görevi iş müfettişlerine verilmiştir. Buna göre iş müfettişleri işyerinde genel, kontrol ve inceleme denetimi yaparlar.
İşyerinde işin yürütümü yönünden çalışma hayatı ile ilgili tüm mevzuat hükümlerine ve işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından ise; işçi sağlığı ve güvenliğine ilişkin mevzuat hükümlerinin uyulup uyulmadığının tespiti, genel denetimdir. Genel denetim ise yargısal faaliyet olarak nitelendirilemez.
Kontrol denetimi ise, genel denetim sonrası (işin yürütümü veya işçi sağlığı ve güvenliğine ilişkin ) mevzuata aykırılık ve eksiklik olarak tespit edilen olguların, verilen süre içinde giderilip giderilmediğini kontrol edilmesidir.
İnceleme denetimi, bir kişinin ya da kurumun başvurusu üzerine yapılan denetimdir.
Dairemizce daha önce genel denetim sırasında yapılan müfettiş tespitlerine karşı taraflarca dava açılamayacağı yönünde uygulama yapılmakta idi. Ancak konunun yeniden değerlendirilmesi sonucunda, bu tür tespitlere karşı da dava açılmasında hukuki yararın bulunduğu sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda genel denetim sonucu yapılan tespitlere karşı sadece Bakanlığa karşı; işçinin şikayeti üzerine yapılan denetim sonucu bir tespit yapılmışsa Bakanlık ile birlikte şikayette bulanan işçiye karşı dava açılması gerekir.
Somut olayda; dava konusu edilen inceleme raporundaki tespitler ... isimli işçinin şikayeti üzerine yapılan denetim sonucunda ... iş müfettişi tarafından yapılmış olmakla, davanın Bakanlık aleyhine yöneltilmesi doğru olmakla birlikte şikayette bulunan işçi de davaya dahil edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde husumet yokluğu sebebi ile davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ve bu karara karşı istinaf başvurusunu esastan reddeden Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin ise kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 17.02.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

04/06/2020

.C
YARGITAY
16. CEZA DAİRESİ
ESAS NO:2015/2056
KARAR NO:2017/5023
KARAR TARİHİ:21.09.2017
Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Suç : Silahlı terör örgütüne üye olma
Hüküm : 1-Sanık ... hakkında:
TCK’nın 314/2, 62/1, 53/1, 58/9, 63 ve 3713 sayılı Kanunun 5. maddeleri gereğince mahkumiyet 2-Sanıklar ..., ..., hakkında: Beraat

ÖZET:Somut olayda sanığın evinde ve işyerinde yapılan aramalarda elde edildiği iddia olunan tüm dijital medyalarla ilgili olarak arama mahallinde imaj alınmadan, ilgilisine de bir kopyası verilmeden ve kanuna uygun gerekçesi de tutanağa yazılmadan el konulması nedeniyle CMK'nın 134. maddesi hükmüne ve hukuka uygun yöntemlerle elde edildiklerinin kabul edilemeyeceği gibi tek başına mahkumiyet hükmüne esas alınamayacağı gözetilerek; sanık hakkındaki diğer deliller tartışılıp sanığa atılı suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

1-Sanıklar............ve ... hakkındaki beraat hükmüne yönelik temyiz itirazının incelenmesinde:

Yapılan yargılama sonunda sanıklara yüklenen suçu işlediklerinin sabit olmadığı gerekçesi gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan o yer Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle beraatlere ilişkin hükümlerin ONANMASINA,

2-Sanık ... hakkındaki hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise:

Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma 5271 sayılı CMK’nın 134. maddesinde düzenlenmiş olup, CMK'nın 116 ve 123. maddeleri arasında yer alan arama koruma tedbirinin özel bir görünümünü oluşturmaktadır. CD, DVD, flash bellek, disket, harici ve dahili harddisk, bilgisayar özelliği içeren noktaları bakımından akıllı telefon ve benzerlerinden elde edilen ve tamamı "dijital delil" olarak adlandırılan, suistimale müsait olan verilerin; sıhhatini ve güvenliğini sağlamak amacıyla ve bireyin özel hayatına, kişisel verilerine yönelik olumsuz tesirleri göz önünde tutularak “son çare” olarak başvurulabilecek “özel koşullara bağlı” bir koruma tedbiri olması nedeniyle, genel adli aramadan ayrıksı ve istisnai olarak, ayrıntılı düzenlenmiş olup, bu hallerde arama kararının yalnızca hakim tarafından verilebileceği öngörülmüştür. Ceza muhakemesinde deliller kanuna uygun olmalı ve kanuna uygun yöntemlerle elde edilmelidir. Adil yargılanmanın sağlanabilmesi, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında toplanan bulguların delil değeri taşıyabilmesi için, şüpheli veya sanıktan elde edilen dijital verilerin, kanun ile sınırları belirlenmiş teknik gerekliliklere uygun olarak toplanması ve sonucunda yargılama makamlarına eksiksiz, bozulmamış halde sunulması gerekmektedir. Kanun koyucunun, CMK’nın 134. maddesini ayrıntılı olarak düzenlemesinin amacı da budur. Dijital delillere harici müdahalenin teknik olarak mümkün olması, çoğu zaman kim tarafından hangi tarihte müdahale yapıldığının da belirlenememesi karşısında, güvenli bir şekilde el konulup incelenebilmesi için mahallinde imaj alındıktan sonra orijinal medyanın şüpheliye bırakılması gerekmekte ise de bu şart soruşturma yapan kolluk personelinin teknik yetersizliği, ekipman yokluğu, ortamın incelemeye elverişli olmaması gibi nedenlerle yerine getirilememektedir.

Bu itibarla arama ve elkoymanın özel bir hali olarak CMK'nın 134. maddesinde düzenlenen ve özel hayatın gizliliğine daha fazla müdahale içermesi nedeniyle kanun koyucu tarafından genel arama ve elkoymadan daha sıkı koşullara tabi tutulan bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama ve elkoymanın bu özelliği gözardı edilmek suretiyle, aramayı gerçekleştiren kişilerce elkoyma işlemine geçildiği sırada sistemdeki verilerin yedeklemesi (imaj-adli kopya) yapılmadan ve yedekten bir kopya alınıp şüpheli veya vekiline verilmeden, ya da yukarıda yazılı nedenlerden dolayı mahalde yedekleme ve yedekten kopya verme olanağının bulunmadığının objektif olarak kabulünde zorunluluk bulunan hallerde, aramayı yapan kolluk birimince dijital delillere müdahaleyi önleyecek şekilde, seri numaraları tutanağa yazılmak suretiyle usulüne uygun olarak zapt edilip mühürlenmeden, şüpheli veya müdafiinin istemesi halinde nezaret etme ve denetleme imkanı sağlanarak inceleme mahalline kadar eşlik etmesi sağlanmadan ve bu yerde şüpheli veya müdafiinin hazır bulunmasına imkan verildikten sonra mümkün olan en kısa süre içinde mühür açılıp, dijital medyanın derhal imajının alınarak ilgilisine de imajlardan bir kopya ve orijinal medya teslim edilmeden, yine sanık veya müdafiinin mühür açma işlemi sırasında hazır bulunmasının mümkün olmadığı hallerde, mühür açma işleminin arama ve el koyma kararını veren hakimin huzurunda açılarak imaj alma işleminin bu sırada yapılması yoluna gidilmeden inceleme yapılması halinde arama ve elkoyma işleminin kanuna ve hukuka uygunluğundan bahsetmek mümkün olmadığı gibi bu yolla elde edilen delillerin de hukuka uygunluğu tartışılır hale gelecek ve yargılama makamınca hükme esas alınması mümkün olamayacaktır. Bu bakımdan bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma yapılabilmesine dair CMK’nın 134. maddesi uyarınca açık bir ibare bulunmadığı halde, sanıkların ev veya iş yerlerinde yapılan aramalarda hard disk, bilgisayar kasası, CD ve DVD gibi dijital medyalara, arama mahallinde imaj alınmadan, ilgilisine bir kopyası verilmeden ve kanuna uygun gerekçesi de tutanağa yazılmadan el konulması ve bu şekilde elde edilen delillerin sanık bakımından hükme esas alınmasının CMK’nın 134 maddesine aykırı olduğu;

Somut olayda sanığın evinde ve iş yerinde yapılan aramalarda elde edildiği iddia olunan tüm dijital medyalarla ilgili olarak arama mahallinde imaj alınmadan, ilgilisine de bir kopyası verilmeden ve kanuna uygun gerekçesi de tutanağa yazılmadan el konulması nedeniyle CMK'nın 134. maddesi hükmüne ve hukuka uygun yöntemlerle elde edildiklerinin kabul edilemeyeceği gibi tek başına mahkumiyet hükmüne esas alınamayacağı gözetilerek; sanık hakkındaki diğer deliller tartışılıp sanığa atılı suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

Kanuna aykırı, Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 21.09.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

26/03/2020
26/03/2020

TBMM Genel Kurulunda kabul edilen ekonomiye ilişkin düzenlemeler içeren Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Teklifi'ne, yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) mücadele kapsamında tedbirlerin de yer aldığı 15 madde eklendi.

Yeni tip koronavirüsün olumsuz etkilerinin bertaraf edilmesine katkı sağlamak ve ülke ekonomisini güçlendirmek amacıyla finansmana erişimin kolaylaştırılması için düzenlemeler yapıldı.

Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun'da değişikliğe gidildi. Buna göre, anapara ve/veya taksit ödeme tarihi 24 Mart 2020'den önce olup da kullandığı nakdi ve gayri nakdi kredilerinin anapara, faiz veya ferilerine ilişkin ödemelerini aksatan gerçek ve tüzel kişilerin, ticari faaliyette bulunan ve bulunmayan gerçek kişilerin ve kredi müşterilerinin karşılıksız çıkan çek, protesto edilmiş senet, kredi kartı ve diğer kredi borçlarına ilişkin Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi nezdinde tutulan kayıtları, söz konusu borçların ödenmesi geciken kısmının 31 Aralık 2020'ye kadar tamamının ödenmesi veya yeniden yapılandırılması halinde, bu kişilerle yapılan finansal işlemlerde, kredi kuruluşları ve finansal kuruluşlar tarafından dikkate alınmayacak. Kredi kuruluşları ve finansal kuruluşların mevcut kredileri yeniden yapılandırması veya yeni kredi kullandırması, bu kuruluşlara hukuki ve cezai sorumluluk doğurmayacak.

Çek Kanunu'nda yapılan değişikliğe göre, 24 Mart 2020'ye kadar işlenen suçtan dolayı mahkum olanların, cezalarının infazı bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla durdurulacak. Hükümlü, tahliye tarihinden itibaren en geç üç ay içinde çek bedelinin ödenmeyen kısmının onda birini alacaklıya ödeyecek. Kalan kısmını üç aylık sürenin bitiminden itibaren ikişer ay arayla 15 eşit taksitle ödemesi durumunda mahkemece, ceza mahkumiyetinin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına karar verilecek. İnfazın durdurulduğu tarihten itibaren en geç üç ay içinde çek bedelinin ödenmeyen kısmının onda birinin ödenmediği takdirde alacaklının şikayeti üzerine mahkemece hükmün infazının devamına karar verilecek. Hükümlü, taksitlerden birini süresi içinde ilk defa ödemediği takdirde, ödemediği bu taksit sürenin sonuna bir taksit olarak eklenecek. Kalan taksitlerden birini daha ödemediği takdirde alacaklının şikayeti üzerine mahkemece hükmün infazının devamına karar verilecek. Hükmün infazının durdurulması halinde cezaya zaman aşımı işlemeyecek. İnfazı durdurulan kişi hakkında mahkemece Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre adli kontrol tedbirine karar verilebilecek. Verilecek kararlarda, hükmü veren icra ceza mahkemesi yetkili olacak. Mahkemece verilecek tüm kararlar alacaklıya tebliğ edilecek. Verilecek kararlara karşı itiraz yoluna gidilebilecek. İtirazın incelenmesinde İcra ve İflas Kanunu'nca belirlenen itiraz usulü uygulanacak. Madde hükümleri, her bir suç için ancak bir kez uygulanabilecek.

TURİZMDEKİ ETKİLERİN AZALTILMASINA YÖNELİK TEDBİRLER

Yeni tip koronavirüs salgınının turizm sektörüne olumsuz etkilerinin azaltılmasına yönelik alınacak tedbirler çerçevesinde de düzenleme yapıldı.

Buna göre, Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda yapılan değişiklikle, kanunları uyarınca ilgili bakanlıklar tarafından üzerinde turizm tesisleri yapılmak üzere adlarına kamu arazisi tahsis edilen, Kültür ve Turizm Bakanlığından belgeli yatırımcılar ve işletmecilerden, irtifak hakkı tesis edilip edilmediğine veya kullanma izni verilip verilmediğine bakılmaksızın 1 Nisan 2020 tarihi ile 30 Haziran 2020 tarihi arasındaki dönemde tahsil edilmesi gereken kira, kesin izin, kesin tahsis, irtifak hakkı, kullanma izni, yararlanma, ilave yararlanma bedelleri ve hasılat payları ile Kültür ve Turizm Bakanlığından belgeli turizm tesislerinin yatırımcıları ve işletmecilerinden bu faaliyetleri dolayısıyla Hazine taşınmazlarını izinsiz kullanımlarından dolayı aynı dönemde tahsil edilmesi gereken ecrimisillerin ödeme süreleri, başvuru şartı aranmaksızın altı ay ertelenecek. Bu alacaklar ertelenen süre sonuna kadar herhangi bir zam veya faiz uygulanmadan tahsil edilecek.

1 Mart 2020'den 30 Haziran 2020'ye kadar işleyecek iş yeri kira bedelinin ödenememesi, kira sözleşmesinin feshi ve tahliye sebebi oluşturmayacak. Söz konusu bu hüküm 1 Mart 2020'den itibaren uygulanacak.

İşsizlik Sigortası Kanunu'na ekleme yapılarak, 30 Haziran 2020'ye kadar geçerli olmak üzere, Kovid-19 kaynaklı zorlayıcı sebep gerekçesiyle yapılan kısa çalışma başvuruları için, işçinin kısa çalışma ödeneğine hak kazanabilmesi için öngörülen hizmet akdinin feshi hariç işsizlik sigortası hak etme koşullarını yerine getirmesi hükmü, kısa çalışma başlama tarihinden önceki son 60 gün hizmet akdine tabi olanlardan son üç yıl içinde 450 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödenmiş olması şeklinde uygulanacak. Bu koşulu taşımayanlar, kısa çalışma süresini geçmemek üzere son işsizlik ödeneği hak sahipliğinden kalan süre kadar kısa çalışma ödeneğinden yararlanmaya devam edecek. Kısa çalışma uygulamasından yararlanabilmek için işyerinde kısa çalışma uygulanan dönemde, işveren tarafından işçi çıkarılmaması gerekecek. Başvurular, başvuru tarihinden itibaren 60 gün içinde sonuçlandırılacak. Bu konudaki başvuru tarihini, Cumhurbaşkanı 31 Aralık 2020'ye kadar uzatmaya yetkili olacak.

İşçilerin ücret kaybının ve işletmelerin işgücü kaybının en aza indirilmesi ile işletmelerin değişen şartlara ve olağanüstü durumlara uyum yeteneğinin artırılması amacıyla, telafi çalışması süresi iki aydan dört aya çıkarılacak. Cumhurbaşkanı bu süreyi iki katına kadar artırmaya yetkili olacak.

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nda değişiklik yapılarak, Ramazan ve Kurban Bayramında yapılan 1000 liralık bayram ikramiyesi ödeme tarihi, herhangi bir nedenle öne çekilmesine karar verilmesi halinde olası mağduriyetlerin giderilmesi için, "bayramın içinde bulunduğu ayda" olacak şekilde yeniden düzenlendi.

Ay içerisinde 10 gün ve üzeri çalışan; "kısmi süreli çalışanlar", "puantaj usulü çalışanlar" ve "ev hizmetlerinde çalışanlar"ın eksik günlerine ait genel sağlık sigortası primlerini tamamlama zorunluluğu kaldırılıyor. Ev hizmetlerinde çalışanların eksik günleri için sigortalının bakmakla yükümlüsü olduğunu düzenleyen hüküm işlevsiz olacağı için de kaldırılıyor.

Genel sağlık sigortasından yararlanabilmek adına eksik sürelerini 30 güne tamamlamak için ay içerisinde 20 gün ve daha az çalışmaları gereken kişilerin süresi 8 güne indiriliyor. Ay içerisinde 20 günlük çalışma süresi 8 güne indirilen ve daha önce eksik günlerine ait genel sağlık sigortası primlerini kendileri ödemek zorunda olanlardan, ay içerisinde 9 günden 20 güne kadar çalışanların bu yükümlülüğü ortadan kaldırılıyor. Bu sayede eksik günlerine ait genel sağlık sigortası primleri kendilerince ödenen kısmi süreli çalışan sayısını azaltmak ve kısmi süreli çalışmayı teşvik ederek bu kapsamda istihdam edilen kişi sayısının artırılması amaçlanıyor. Ayrıca ev hizmetlerinde çalışan kişiler halihazırda ay içerisinde 10 günden fazla çalıştığı için bu kişilerin eksik günlerine ait genel sağlık sigortası primi ödeme zorunlulukları kaldırılıyor.

EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI 1500 LİRAYA YÜKSELTİLDİ

Yaşlılık, malullük, ölüm aylığı alan emeklilere ve hak sahiplerine dosya bazında 1000 lira olarak öngörülen aylık asgari ödeme tutarı, 1500 liraya yükseltildi.

Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunu'na göre 1 Nisan 2020'de yürürlüğe girmesi öngörülen konaklama vergisinin yürürlük tarihi 1 Ocak 2021'e ertelendi.

İmar Kanunu'na göre aykırılığa konu alanın, üzerinde bulunduğu arsa veya arazinin metrekaresinin büyük olduğu hallerde verilen cezalar; eylem-ceza dengesine uygun olarak, arsa/arazi büyüklüğü yerine, aykırılığa konu yapının büyüklüğü esas alınacak. İmar mevzuatına aykırı yapı yapanın bir ay içerisinde aykırılığı gidermesi halinde verilen ilave ceza kaldırılacak, imar mevzuatına aykırı yapılar, ilgilisi tarafından yıkılacak.

İmar Kanunu'nun 42. maddesinde belirtilen "aykırılığa konu alanlar" için uygulanan idari para cezaları belirlenen usul uyarınca hesaplanan tutarlarda tahsil edilecek. Bu madddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce verilen idari para cezalarına ilişkin yapılan ödemelerden, hesaplanan tutardan fazla tahsil edilmiş olanları 1 Haziran 2020'ye kadar ilgilisi tarafından talep edilmesi halinde talep tarihinden itibaren bir ay içinde iade edilecek.

Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nda yapılan değişiklikle, işveren sendikalarına üye işletmelerin değişen ekonomik şartlara ve zorlayıcı sebeplere bağlı durumlara, uyumlarına destek olunmacı amacıyla işçilerinin sigorta primlerinin işveren hissesi ödemesinde kullanılabilecek işveren sendikası dayanışma ve yardımlaşma fonu desteğinin azami sınırı yüzde 25'ten yüzde 35'e çıkarıldı.

ADLİ KONULARA İLİŞKİN SÜRELER

Yeni tip koronavirüsün Türkiye'de görülmesi sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla düzenlemler yapıldı. Buna göre, dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikayet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri de dahil olmak üzere bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler, İdari Yargılama Usulü Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar bakımından belirlenen süreler ve bu kapsamda hakim tarafından tayin edilen süreler ile arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarındaki süreler 13 Mart 2020 tarihinden 30 Nisan 2020'ye kadar durduruldu.

Yine İcra ve İflas Kanunu ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlarda belirlenen süreler ve bu kapsamda hakim veya icra ve iflas daireleri tarafından tayin edilen süreler, nafaka alacaklarına ilişkin icra takipleri hariç olmak üzere tüm icra ve iflas takipleri, taraf ve takip işlemleri, yeni icra ve iflas takip taleplerinin alınması, ihtiyati haciz kararlarının icra ve infazına ilişkin işlemler 22 Mart 2020 tarihinden itibaren 30 Nisan 2020 tarihine kadar durduruldu.

Bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlayacak. Durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine 15 gün ve daha az kalmış olan süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere 15 gün uzamış sayılacak. Salgının devam etmesi halinde Cumhurbaşkanı durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabilecek ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabilecek.

Suç ve ceza, kabahat ve idari yaptırım ile disiplin hapsi ve tazyik hapsi için kanunlarda düzenlenen zamanaşımı süreleri, Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenen koruma tedbirlerine ilişkin süreler, Hukuk Muhakemeleri Kanununda düzenlenen ihtiyati tedbiri tamamlayan işlemlere ilişkin süreler kapsam dışında olacak.

İcra ve İflas Kanunu ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlar kapsamındaki icra ve iflas daireleri tarafından mal veya haklara ilişkin olarak ilan edilen satış gününün durma süresi içinde kalması halinde, bu mal veya haklar için durma süresinden sonra yeni bir talep aranmaksızın icra ve iflas dairelerince satış günü verilecek. Bu durumda satış ilanı sadece elektronik ortamda yapılacak ve ilan için ücret alınmayacak. Durma süresi içinde rızaen yapılan ödemeler kabul edilecek ve taraflardan biri, diğer tarafın lehine olan işlemlerin yapılmasını talep edebilecek. Konkordato mühletinin alacaklı ve borçlu bakımından sonuçları, durma süresince devam edecek. İcra ve iflas hizmetlerinin aksamaması için gerekli olan diğer tedbirler alınacak.

Durma süresince duruşmaların ve müzakerelerin ertelenmesi de dahil olmak üzere alınması gereken diğer tüm tedbirler ile buna ilişkin usul ve esasları Yargıtay ve Danıştay bakımından ilgili başkanlar kurulu, ilk derece adli ve idari yargı mercileri ile bölge adliye ve bölge idare mahkemeleri bakımından Hakimler ve Savcılar Kurulu, adalet hizmetleri bakımından Adalet Bakanlığı belirleyecek.

Address

Eski Çırpıcı Yolu No:2 Merter İş Merkezi K:8 No:51 Zeytinburnu
Istanbul
34010

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Av.Salih Karataş & partners posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Av.Salih Karataş & partners:

Share

Av. Salih Karataş & Partners

Kurucumuz Salih Karataş’ın çeyrek asırlık tecrübe ve birikimi ile birlikte herbiri uzmanlık alanları farklı, hak ve hukuka inanan partnerleri tarafından kurulmuş olan hukuk büromuz vizyon sahibi, çözüme odaklı, proaktif, yüksek kalitede hukuki hizmet sunmaya adanmış bir hukuk bürosudur.

Büromuz, uzun yıllara sari olarak vekaletlerini üstlendiği müvekkillerinin ‘’koruyucu,önleyici‘’ danışmanlık hizmetleri ve dava takiplerini, mahremiyet ve aydınlatma yükümlülüğü etik kurallarına harfiyen riayet ederek çalışması ile tanınan, yenilikçi, yol gösterici bir biçimde çalışan bir hukuk bürosudur.

Avukatlık mesleğini icra ederken hertürlü risk analizlerini yaptırarak, riskler ve olasılıklar üzerinden Müvekkillerimiz bilgilendirilmekte, karşılıklı güven ilişkisi içerisinde çalışmaktadır. Ayrıca risk analizleri kapsamında ve kaliteli, etkin hizmet verilebilmesi aracıyla konularında uzman kişi ve kurumlarla çalışılarak mütaala ve rapor alınmaktadır.

Avukatlık hizmetini yerine getirirken, TBB meslek kuralları, Avrupa Topluluğu Avukatlık Meslek Kuralları ile Avukatlık meslek kurallarına dair Turin İlkeleri (Union international des avocats İnternetional Association of Lawyers Union internecional de Abogados) ile çalıştığımızı ve meslek etiğine son derece önem verdiğimizi belirtmek isteriz.