Dernektürk.com

Dernektürk.com Sivil Toplumun Sesi Rehber

Mezarında Başsız Yatan Mimar Sinan'ın HikayesiBaşlıyoruz...HAP GİBİ ANLATIM....22 yaşında girdiği Yeniçeri ocağından Osm...
21/03/2026

Mezarında Başsız Yatan Mimar Sinan'ın Hikayesi

Başlıyoruz...

HAP GİBİ ANLATIM....

22 yaşında girdiği Yeniçeri ocağından Osmanlı İmparatorluğu'nun baş mimarlığına yükselen ve bir ömre 92 cami, 52 mescit, 55 medrese, 7 darülkurra, 20 türbe, 17 imaret, 3 hastane, 6 su yolu, 10 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahsen ve 48 hamam olmak üzere 365 eser sığdıran bir deha.

Yaşadığı dönem Osmanlı ve dünya mimarisinde "Sinan Çağı" olarak adlandırılan dünyanın gelmiş geçmiş en büyük mimarı. Kayseri'nin Ağırnas köyünden bir devşirme olarak çıkan Mimar Sinan'ın hikayesi.

Abdulmennan oğlu Sinan, 1490 yılında Ağırnas köyünde doğdu. Ailesinin kökeni ile ilgili tartışmalar bugün bile sürmektedir. Ermeni veya Rum olduğunu iddia edenler olduğu gibi, Hristiyan Peçenek Türklerinden olduğunu söyleyenler de bulunmaktadır.

Mimar Sinan'ın yaşamı ve ailesine ilişkin belgeleri bulup ayrıntılı olarak inceleyip yayımlayan tarihçi, müzeci ve gazeteci İbrahim Hakkı Konyalı'ya göre Mimar Sinan'ın ailesi Selçuklulardan kalma, Müslüman olmayan Şaman inançlı Türk toplumlarındandır.

Gerek dedesinin, babasının ve annesinin gerekse belgelerde adı geçen diğer akraba isimlerinin Türkçe isimler olması, onun bu iddiasını doğrulamaktadır. Tarihçi yazar Necdet Sakaoğlu da aynı noktaya dikkat çekerek, Sinan'ın devşirildiği zaman Türkçe bildiği için diğer devşirmelere verilen Türkçe eğitimi almasına gerek görülmediğini belirtir. Yavuz Sultan Selim döneminde sadece dışarıdan değil, Anadolu'dan da asker devrilmeye başlanmıştı.

Bu uygulama sonucunda Sinan 1511 Yılında devşirilerek Yeniçeri ocağına alındı ve İstanbul'a getirildi.

Mimar Sinan, Yeniçeri ocağında eğitimlerden geçerek 5 yıl sonra Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferine katılır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde ise Belgrad seferinde, Rodos seferinde ve Mohaç Meydan Savaşı'nda bir yeniçeri olarak bizzat savaşır.

1533 yılında Kanuni'nin İran seferi esnasında, ordunun Van Gölü'nü geçmesi için 2 hafta gibi bir sürede 3 kadırga yapması ona büyük bir itibar kazandırır. Kara Boğdan Seferi seferinde ordunun Prut Nehri'ni geçmesini sağlamak için bataklık alanda günlerce uğraşmasına rağmen kurulamayan köprüyü görev kendisine verilince 10 günde kurmayı başarması üzerine Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1538 yılında Saray Baş Mimarlığı'na getirilir.

Artık yeniçerilik dönemi bitmiş, ömrünün sonuna kadar sürecek olan Baş Mimarlık dönemi başlamıştır.

Mimar Sinan, yetiştiği Anadolu topraklarında Selçuklu mimarisine zaten aşinaydı. İstanbul'a gelince Bizans mimarisini de yakından tanıma fırsatı buldu. Bir yeniçeri olarak Osmanlı ordusuyla seferlere katılması yeni yerler, yeni eserler görmesi ve bunları yakından inceleme fırsatı bulması, Mimar Sinan'ın mimari görgüsünü ve dağarcığını daha da zenginleştirdi.

Böylece, bunların hepsini birleştirip yeniden yorumlama suretiyle yepyeni bir Osmanlı Mimarlık anlayışı geliştirdi.

Mimarlığının yanı sıra usta bir şehircilik uzmanı ve dahi bir mühendisti. Mühendislik harikası olan Süleymaniye ve Selimiye gibi eserlerden Şemsi Paşa gibi en küçük külliyesine kadar, Mimar Sinan'ın yaptığı eserlerin hepsinde aynı ciddiyet, dikkat ve özen gözlenmektedir.

Her birinde ayrı ayrı hayranlık duyulacak taraflar bulunmaktadır. Mimar Sinan, baş mimar olarak Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murat'ın padişahlık dönemlerinde arka arkaya muhteşem eserler yarattı mimarlık dönemini kendi tabiriyle çıraklık, kalfalık ve ustalık dönemi olarak üçe ayıran Mimar Sinan, çıraklık dönemi eserleri için Kanuni döneminde yaptığı Şehzade Camii, kalfalık dönemi için yine Kanuni dönemindeki Süleymaniye Camii'ni, ustalık dönemi içinse II. Selim döneminde yaptığı Edirne'deki Selimiye Camii'ni gösterir.

Ustalık eserim dediği Selimiye Camii'si Türk-Osmanlı sanatının ve dünya mimarlık tarihinin baş eserlerinden kabul edilmiş ve UNESCO tarafından Dünya Mirası listesine alınmıştır.

Sayısız eserlerinden biri de bir mühendislik harikası olan Kırkçeşme Su Tesisidir. İstanbul'da su sıkıntısının başladığı dönemlerde Kanuni Sultan Süleyman'ın talimatıyla çevredeki su kaynaklarını araştırıp bularak Mimar Sinan, İstanbul'a 55 kilometre mesafeden suyu ulaştırmıştır.

Bu şekilde, 16. yüzyılda İstanbul'da yaşanan su sorunu çözülmüştür. Hiçbir enerji kaynağı kullanmadan, santimlerle ifade edilebilecek bir meyille suyu İstanbul'da 40 ayrı noktaya sevk etmeyi başarmıştır. Dünya çapında bir proje olan bu su hattı günümüzde bile hâlâ çalışmaktadır.

Mimar Sinan, yaşamı boyunca yepyeni mimarlar yetiştirmek için de büyük çaba harcadı. Hindistan'da bulunan Tac Mahal ile İstanbul'da bulunan Sultanahmet Camii gibi nefes kesen mimari yapıların arkasında da bir öğretmen olarak Mimar Sinan vardır.

Sultanahmet Camii'nin mimarı Sedefkar Mehmet Ağa ile Tac Mahal'in mimarları Mehmet İsa Efendi ve Mehmet İsmail Efendi, Mimar Sinan okulunun öğrencileridir.

Tac Mahalı yapan ustaların Mimar Sinan'ın öğrencisi olduğunu birçok kişi ilk defa burada öğrenmiş olacak bundan kesinlikle eminim.

1584'te hacca giden Mimar Sinan, hac dönüşünde neredeyse yüz yaşlarındaydı ama o görevini büyük bir coşkuyla vefat ettiği 1588 yılına kadar sürdürdü. Cenazesi, yaşarken bizzat kendisinin yaptığı Süleymaniye Camii'nde mütevazi bir türbeye defnedildi.

Tüm dünyanın saygısını kazanmış Mimar Sinan'a hiç de hak etmediği iki büyük saygısızlık yapılmıştı. Birincisini bizzat kendisi yaşadı, ömrünün son günlerinde saray tarafından evinin suyu kesildi. İstanbul'a binbir zahmetle suyu getiren Mimar Sinan, susuz bir evde vefat etti.

Gerekçesi ise son derece ilginçti. Kanuni Sultan Süleyman döneminde büyük paralar harcanarak getirilen ve 40 çeşmeden halkın kullanımına sunulan suyun özel hatla evlere çekilmesi yasaklanmıştı. Kanuni Sultan Süleyman, sadece istisna olarak bu konudaki emeğini takdir etmek amacıyla bu yönde bir talebi olmamasına rağmen, Mimar Sinan'ın evine su hattı çekilmesine izin vermişti .

Fakat yıllar sonra hükmü veren Kanuni Sultan Süleyman da vefat edince, bu ayrıcalık saray çevresinde göze battı ve bazı saray erkânı da kendi evlerine su hattı çekilmesi konusunda talepçi olmaya başladılar. Bu kadar çok eve ayrı ayrı su hattı çekilmesi mümkün olmadığından çözüm olarak Mimar Sinan'ın evine çekilen su hattının kesilmesi uygun görüldü.

Bu muameleye karşı Mimar Sinan'ın verdiği cevapsa şu oldu:

"Biz hizmetimizi dünyada bir bardak suya satacak kadar menfaat düşkünü değiliz. Biz hizmetimizi Allah için yaptık ve mükafatını da ahirette bekliyoruz. Dünyada evimize su verilmediği için müteessir değiliz..."

Mimar Sinan'a yapılan ikinci büyük saygısızlık, vefatından 347 yıl sonra cenazesine karşı yapılan saygısızlıktır.

1935 yılına gelindiğinde Avrupa'da ırkçılık yükselmişti. Avrupalılar beyaz ırkı üstün olarak görüyorlar, beyaz ırktan olmayan kimselerin uygarlık tarihinde yüksek noktalara ulaşamayacağını iddia ediyorlardı ve kendilerince Türkleri aşağılamak için Türklerin beyaz ırk değil sarı ırka mensup olduklarını iddia ediyorlardı.

Böyle bir ortamda, aslında çok da gereksiz bir şekilde devlet katında bizim de beyaz ırka mensup olduğumuzu kanıtlama ihtiyacı hissedildi.

Anadolu'da aralarında Selçuklu sultanlarından Alaaddin Keykubat II. Kılıçarslan gibi sultanların da bulunduğu on binlerce eski Selçuklu ve Osmanlı mezarları açılarak kafatasları incelenmek üzere toplandı.

Aynı dönemde Mimar Sinan'ın da Türk olup olmadığının tespiti için mezarı açılarak kafatası alındı, ölçülüp biçildi ve bizzat Atatürk'e sunulan raporda Türk olduğu belirtildi. Bundan büyük memnuniyet duyan Mustafa Kemal Atatürk, hemen orada yazdığı bu talimatla, Mimar Sinan'ın heykelinin yapılmasını emretti.

Bu emir ancak 22 yıl sonra yerine getirildi ve Mimar Sinan'ın ilk heykeli Ankara'da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin bahçesinde 1957 yılında açıldı. Ancak Mimar Sinan'ın mezarından alınan kafatası bir daha yerine konulmadı. O dönem yapılan açıklamalara göre kafatasının ileride kurulacak olan antropoloji müzesine konulacağı söylenmişti.

Ancak böyle bir müze hiçbir zaman kurulmadı. Yıllar sonra yapılan restorasyon esnasında mezar tekrar açıldığında da Mimar Sinan'ın kafatasının yerinde olmadığı görüldü. Şu an nerede, kim kaybetti, nasıl kayboldu maalesef bilinmiyor.

O hayranlık uyandıran eserleriyle başta İstanbul olmak üzere bütün ülkeyi donattığı ama biz koca Mimar Sinan'ın kafatasına bile sahip çıkamadık...

Okuduğunuz için teşekkürler.

08/01/2026
TMMOB- İnşaat Mühendisleri Odası Sakarya Şube Yönetim Kurulu Başkanı Semih UÇAR ve Yönetim Kurulunun            'Emperya...
05/01/2026

TMMOB- İnşaat Mühendisleri Odası Sakarya Şube Yönetim Kurulu Başkanı Semih UÇAR ve Yönetim Kurulunun 'Emperyalist Saldırganlığa Karşı Venezuela Halkının Yanındayız!' konulu yaptığı basın açıklaması


Emperyalist Saldırganlığa Karşı Venezuela Halkının Yanındayız.

ABD emperyalizmi "uyuşturucuyla mücadele" ve "insan hakları" maskesi altında bir süredir Venezuela’ya karşı yürüttüğü ablukayı açık bir saldırıya dönüştürmüștür. Bu saldırganlığın temel amacı; Venezuela halkının iradesini teslim almaktır.

ABD tarafından dünya kamuoyunun gözleri önünde başlatılan bu müdahale süreci ile Venezuela, tıpkı Ortadoğu’da olduğu gibi büyük bir yıkıma sürüklenmek istenmektedir. Bizler bu süreçleri Irak’tan, Libya’dan ve Suriye’den çok iyi tanıyoruz. Çeşitli iddialarla kentleri yerle bir eden, altyapıları çökerten, halkları yoksulluğa ve ölüme mahkûm eden bu zihniyet, bugün aynı senaryoyu Venezuela’da sahnelemektedir.

Biliyoruz ki; emperyalizm girdiği her yere kan, gözyaşı ve sömürüden başka bir şey getirmemiştir.

İnşaat Mühendisleri Odası olarak;

Ulusların egemenlik haklarını ihlal eden bu saldırganlığı reddediyor, Venezuela halkının yanında olduğumuzu kamuoyuna duyuruyoruz.


TMMOB-İMO- İnşaat Mühendisleri Odası
Sakarya Şube Yönetim Kurulu Başkanı

Semih UÇAR

Vatan Ve Hürriyet Derneği Atamız’ın Ankara’ya gelişinin kutlamasını ve Anıtkabir ziyareti
01/01/2026

Vatan Ve Hürriyet Derneği Atamız’ın Ankara’ya gelişinin kutlamasını ve Anıtkabir ziyareti

Sakarya Ofis Sanat Merkezi
31/12/2025

Sakarya Ofis Sanat Merkezi

17/10/2025
ATATÜRK MODELİ SOSYAL FABRİKA.... “Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro Türkiye'yi ziyaret ediyor.İyi de, bu fotoğraf...
17/10/2025

ATATÜRK MODELİ SOSYAL FABRİKA....

“Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro Türkiye'yi ziyaret ediyor.İyi de, bu fotoğrafın Maduro ile ne ilgisi var, diyeceksiniz!
Var, zira Londra'da Dünya güzeli seçildiğinde Azra Akın'ın üzerindeki giysi, Sümerbank Nazilli Basma Fabrikasında üretilmişti.

80 yıl kadar önce Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ün hayata geçirdiği AKILLI PROJE’den; Atatürk’ün SOSYAL FABRİKA PROJESİ’nden söz etmek istiyorum…

O FABRİKANIN VENEZUELLA’DA NE İŞİ VAR?

Gazeteci-yazar Banu Avar, Venezuella’da karşılaştığı bir olayı şöyle anlatmıştır:
'' "Şehri göreceğimiz tepeye doğru tırmanırken, Kemal Atatürk tabelasını geçince şaşırdım ki, tepeye geldik. Genç kız rehber heyecanla ‘şu fabrikayı görüyor musun? yanında nikah salonu, şu sağlık ocağı, şu okul onun arkasındaki de bizim ev.’ ‘Eeee ,dememe kalmadı’ Rehber ‘Biz buna ATATÜRK modeli’diyoruz’ diye yapıştırdı.”

Venezuella’da bu gördükleri ve duydukları üzerine duygulanan Banu Avar: "Venezuella tepesinde tüylerim diken diken, gururum tavan yapmıştı..." diyerek anlatmıştır heyecanını…
Peki ama, Türkiye’den binlerce kilometre uzaktaki Venezuella’da “Atatürk Modeli” diye adlandırılan bir fabrikanın ne işi vardı?
“Atatürk Modeli Fabrika” da nedir?
Türkiye’de bu fabrikadan var mıdır?
İşte bütün bu soruların cevaplarını verebilmek için şimdi hep birlikte Nazilli’ye uzanalım!

ATATÜRK’ÜN DEV PROJESİ: NAZİLLİ SÜMERBANK BASMA FABRİKASI...

Venezuella’daki “Atatürk Modeli Fabrika’ya” esin kaynağı olan fabrika, 1937’de Atatürk tarafından açılan Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’dır.
Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, Atatürk’ün kafasındaki “Sosyal Fabrika Projesi’nin” ilk uygulaması olması bakımından çok önemlidir.

Atatürk’ün kafasındaki fabrika, sadece üretim yapılan bir mekan değil, aynı zamanda “ar-ge” çalışmalarının yapıldığı bir laboratuar, eğitim verilen bir okul, her türlü sanat ve spor imkanlarına sahip bir kültür kompleksi, kısacası adeta dört dörtlük bir “yaşam alanı”, bir kampustur.
Atatürk, işçilerin yüksek standartlarda, her türlü imkândan yararlandıkları bu “sosyal fabrikaları” Anadolu’nun her yanına yapmayı planlıyordu. Ama bu projesini yaygınlaştırmaya ömrü yetmeyecekti.

Fabrika, Türk-Sovyet ortak yapımıdır. Makineler ve teçhizatların çoğu Sovyetler Birliği’nden narenciye karşılığında alınmıştır. Fabrika kuruluşundaki işçi açığını kapatmak için 120 Sovyet montör ve mühendisi istihdam etmiştir.
Fabrikanın temelleri 25 Ağustos 1935’te atılmış, yapımı 18 ayda tamamlanmış ve 9 Ekim 1937’de açılmıştır. Bina ve makineler dâhil, 8 milyon liraya mal olmuştur.

Fabrikanın, 28 bin iğ ve 800 otomatik tezgâh ile çalışmaya başlaması ve 2.400.000 kilo iplik işlemesi planlanmıştır. Bununla 20 milyon metre basma imal edilecektir.
Fabrika 15 bin ton kömür yakacaktır.
Fabrika her gün en fazla 2400 işçi çalıştıracak ve ücret olarak senede 1 milyon lira ödeyecektir.

Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, sosyalist ülkeler de dâhil, dünyada görülmemiş bir “sosyal” niteliğe sahiptir. Evet, fabrika kurulurken Sovyet modeli esas alınmıştır, ama genç cumhuriyetin genç mühendisleri Türk devrimine has, çok özgün bir eser ortaya çıkarmayı başarmışlardır.
Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, 1930’ların dünyasında bir benzerine daha rastlanmayacak kadar özgün bir “sosyo-kültürel” ekonomi projesidir.

İşte Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nın şaşırtan özellikleri:

1. Fabrika, balolar, danslar ve partiler düzenlemiştir: 1930’ların ortalarına kadar kadınlı erkekli hiçbir toplantıya katılmamış halk, fabrikanın organize ettiği balolar, danslar ve partilerle sosyalleşmiş, özellikle kadın ön plana çıkmaya başlamıştır.
2. Fabrikada sinema salonu vardır: 1937 yılında 12 bin kişinin yaşadığı bir kentte, bu fabrika bünyesinde 700 kişilik bir sinema salonu açılmıştır. İki defa memurlara, iki defa işçilere ve iki defa da ustalara olmak üzere haftada toplam altı defa film gösterilmiştir
3. Fabrika Halkevi kurmuştur: Fabrika “Sümer Halkevi” adıyla bir halkevi kurarak halkı her konuda bilinçlendirmeye çalışmıştır. Bir fabrika bünyesinde açılan ilk ve tek halkevi Sümer Halkevi’dir. Halkevinin şubelerinde çalışanların büyük çoğunluğu fabrika işçisidir. Halkevinin, hazırladığı oyunları sergilemesi için fabrika içinde bir sahnesi vardır.
Sümer Halkevi biçki-dikiş kurslarında her yıl birçok genç kız meslek sahibi olmuştur. Halkevi civar köylere geziler düzenlemiş, köylülerin sorunlarıyla ilgilenmiş, köylere ilaç ve sağlık elemanı göndererek hastaların tedavisini sağlamıştır.
4. Fabrikanın korosu vardır: Fabrika çalışanları arasında bir müzik grubu oluşturulmuştur. Klasik müzik seslendiren grup Nazilli, Aydın ve Denizli’de konserler vererek “çok sesli” müziğin Anadolu’da tanınmasını sağlamıştır.
Fabrikada yemek aralarında dünya klasiklerinden eserler okuyan bu koro (grup), işçilerin Beethoven zevke ulaşmalarını sağlamıştır. Fabrikada, çalmayı bilen işçilerin kullanımlarına açık bir de piyano vardır.
5. Fabrikanın hamamı vardır: Fabrika bünyesinde kurulan bir hamam, hem işçilere hem de Nazilli halkına hizmet vermiştir.
6. Fabrikanın Ressamları vardır: Fabrika bünyesindeki desinatörler belli zamanlarda fabrika dışına çıkarak Nazilli ve çevresinin güzel resimlerini yapmışlardır. Fabrika ressamlarının yaptığı bu tablolar açık arttırmalarda satılmıştır. Resim heykel sergileri de düzenleyen fabrika Nazilli’de güzel sanatların gelişmesini sağlamıştır.
7. Fabrikanın spor kulübü vardır: Fabrikanın bünyesinde kurulan lacivert-beyaz renkli Sümer Spor, futbol, basketbol, atletizm, voleybol, bisiklet, güreş, yüzme, boks branşlarında faaliyet göstermiştir.

Fabrika bünyesindeki Sümer Spor futbol Sahası Türkiye’nin ilk “alttan ısıtmalı” futbol sahalarından biridir. Ayrıca yine fabrika bünyesinde, basketbol, voleybol sahaları, güreş minderleri, boks ringi, tenis kortu ve paten pisti vardır. Nazilli’de toplumsal kaynaşmayı güçlendiren “paten eğlenceleri” ve” bisiklet yarışları” Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nın mirasıdır.
8. Fabrika halka bedava basma dağıtmıştır: Bir sosyal fabrika olarak tasarlanan Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, altı ayda bir halka “ıskarta basma” dağıtmıştır.

9. Fabrikada işçi hakları üst düzeydedir: Çok sayıda işçiyi barındıran fabrika işçi haklarına da çok önem ermiştir. İşçi ve Memur Biriktirme Sandıkları, İşçi Ölüm ve Hasatlık Yardım Sandıkları oluşturulmuş, fabrika içinde işçi sağlığını koruyacak 40 yataklı bir hastane, bir eczane bir de laboratuar kurulmuştur.
Nazilli’nin kâbusu haline gelen sıtma hastalığı fabrikanın sağlık ekibi tarafından kurutulmuştur. İşçilere mesleki eğitim verilen fabrikada ayrıca işçiler için beş sınıflı bir okuma-yazma kursu, daha doğrusu bir küçük okul vardır. Sümer İlköğretim Okulu adlı bu işçi okulunun 980 öğrenciye sahiptir.
Ayrıca bir işçi radyosu ve işçi çocukları için 26 yatak ve 40 mevcutlu bir kreş kurulmuştur. İşçiler ve memurlar, fabrikanın hemen önünde özel olarak inşa edilen 264 dairelik ve 1000 kişilik lojmanlarda çok uygun bir ücretle kalırken, bekâr işçiler için 350 kişilik bir “Bekar İşçi Pavyonu” vardır.
Lojmanda kalamayan işçi ve memurları şehirden fabrikaya taşımak için düzenli seferler yapan GIDI GIDI adı verilen mini bir tren kullanılmıştır. Fabrika işçilerinin yiyecek ve giyeceklerini temin etmek için fabrika bünyesinde bir kooperatif vardır. Fabrikanın, işçilere hizmet veren güzel ve temiz bir fırını, işçi yemekhanesi, memur kantini ve bir de hamamı vardır.

10. Fabrikanın ar-ge bölümü vardır: Daha fabrika açılmadan fabrikada kullanılacak kaliteli pamukların çevrede yetiştirilmesi için 200 adet modern tohum ekme makinesi satın alınmıştır.
Yine pamuk işinde kullanılmak üzere birçok modern tarım aleti ve makinesi bölgeye getirilerek çiftçilere dağıtılmış ve bunları nasıl kullanacakları öğretilmiştir. Fabrika içinde mekanik odası, fizik laboratuar, tarım laboratuarı gibi ar-ge bölümlerinde, fabrikada yapılacak üretimin kalitesini arttırmak için çalışmalar yapılmıştır.
11. Fabrikanın atölyesi vardır: Fabrikanın büyük bir atölyesi vardır. Bu atölyenin demirhanesi, marangozhanesi, dökümhanesi, kaynak ve teneke işleri yapan bir kısmı vardı. Diğer fabrikaların ahşap parça ihtiyacı olan makine vurucu kolları burada yapılırdı.
12. Fabrikanın elektrik ve su santralleri vardır: Fabrika, bir dönem hem kendi elektrik ihtiyacını hem de Nazilli kentinin elektrik ihtiyacını kendi bünyesindeki bir elektrik santraliyle sağlamıştır. Dört kazan ve üç türbinli olan bu santral, 2500 kw gücündedir. Fabrikanın su ihtiyacını karşılamak için bir de su santrali vardır.
İşte Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası… İşte Atatürk’ün “Sosyal Fabrika Projesi”nin ilk uygulaması… İşte genç cumhuriyetin, halkına, insanına, işçisine bakışı…”

KAYNAK:
Banu Avar
Sinan Meydan
Soner Yalçın
DERLEYEN:
Akif Tanrıkulu

Not: Mustafa Kemal Atatürk'ün Akıllı, Sosyal Fabrika projesi, Köy Enstitülerini kuranlara ilham kaynağı olmuştur.
Hamdi Arabacıoğlu'ndan alıntıdır...ATATÜRK MODELİ SOSYAL FABRİKA....

“Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro Türkiye'yi ziyaret ediyor.İyi de, bu fotoğrafın Maduro ile ne ilgisi var, diyeceksiniz!
Var, zira Londra'da Dünya güzeli seçildiğinde Azra Akın'ın üzerindeki giysi, Sümerbank Nazilli Basma Fabrikasında üretilmişti.

80 yıl kadar önce Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ün hayata geçirdiği AKILLI PROJE’den; Atatürk’ün SOSYAL FABRİKA PROJESİ’nden söz etmek istiyorum…

O FABRİKANIN VENEZUELLA’DA NE İŞİ VAR?

Gazeteci-yazar Banu Avar, Venezuella’da karşılaştığı bir olayı şöyle anlatmıştır:
'' "Şehri göreceğimiz tepeye doğru tırmanırken, Kemal Atatürk tabelasını geçince şaşırdım ki, tepeye geldik. Genç kız rehber heyecanla ‘şu fabrikayı görüyor musun? yanında nikah salonu, şu sağlık ocağı, şu okul onun arkasındaki de bizim ev.’ ‘Eeee ,dememe kalmadı’ Rehber ‘Biz buna ATATÜRK modeli’diyoruz’ diye yapıştırdı.”

Venezuella’da bu gördükleri ve duydukları üzerine duygulanan Banu Avar: "Venezuella tepesinde tüylerim diken diken, gururum tavan yapmıştı..." diyerek anlatmıştır heyecanını…
Peki ama, Türkiye’den binlerce kilometre uzaktaki Venezuella’da “Atatürk Modeli” diye adlandırılan bir fabrikanın ne işi vardı?
“Atatürk Modeli Fabrika” da nedir?
Türkiye’de bu fabrikadan var mıdır?
İşte bütün bu soruların cevaplarını verebilmek için şimdi hep birlikte Nazilli’ye uzanalım!

ATATÜRK’ÜN DEV PROJESİ: NAZİLLİ SÜMERBANK BASMA FABRİKASI...

Venezuella’daki “Atatürk Modeli Fabrika’ya” esin kaynağı olan fabrika, 1937’de Atatürk tarafından açılan Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’dır.
Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, Atatürk’ün kafasındaki “Sosyal Fabrika Projesi’nin” ilk uygulaması olması bakımından çok önemlidir.

Atatürk’ün kafasındaki fabrika, sadece üretim yapılan bir mekan değil, aynı zamanda “ar-ge” çalışmalarının yapıldığı bir laboratuar, eğitim verilen bir okul, her türlü sanat ve spor imkanlarına sahip bir kültür kompleksi, kısacası adeta dört dörtlük bir “yaşam alanı”, bir kampustur.
Atatürk, işçilerin yüksek standartlarda, her türlü imkândan yararlandıkları bu “sosyal fabrikaları” Anadolu’nun her yanına yapmayı planlıyordu. Ama bu projesini yaygınlaştırmaya ömrü yetmeyecekti.

Fabrika, Türk-Sovyet ortak yapımıdır. Makineler ve teçhizatların çoğu Sovyetler Birliği’nden narenciye karşılığında alınmıştır. Fabrika kuruluşundaki işçi açığını kapatmak için 120 Sovyet montör ve mühendisi istihdam etmiştir.
Fabrikanın temelleri 25 Ağustos 1935’te atılmış, yapımı 18 ayda tamamlanmış ve 9 Ekim 1937’de açılmıştır. Bina ve makineler dâhil, 8 milyon liraya mal olmuştur.

Fabrikanın, 28 bin iğ ve 800 otomatik tezgâh ile çalışmaya başlaması ve 2.400.000 kilo iplik işlemesi planlanmıştır. Bununla 20 milyon metre basma imal edilecektir.
Fabrika 15 bin ton kömür yakacaktır.
Fabrika her gün en fazla 2400 işçi çalıştıracak ve ücret olarak senede 1 milyon lira ödeyecektir.

Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, sosyalist ülkeler de dâhil, dünyada görülmemiş bir “sosyal” niteliğe sahiptir. Evet, fabrika kurulurken Sovyet modeli esas alınmıştır, ama genç cumhuriyetin genç mühendisleri Türk devrimine has, çok özgün bir eser ortaya çıkarmayı başarmışlardır.
Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, 1930’ların dünyasında bir benzerine daha rastlanmayacak kadar özgün bir “sosyo-kültürel” ekonomi projesidir.

İşte Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nın şaşırtan özellikleri:

1. Fabrika, balolar, danslar ve partiler düzenlemiştir: 1930’ların ortalarına kadar kadınlı erkekli hiçbir toplantıya katılmamış halk, fabrikanın organize ettiği balolar, danslar ve partilerle sosyalleşmiş, özellikle kadın ön plana çıkmaya başlamıştır.
2. Fabrikada sinema salonu vardır: 1937 yılında 12 bin kişinin yaşadığı bir kentte, bu fabrika bünyesinde 700 kişilik bir sinema salonu açılmıştır. İki defa memurlara, iki defa işçilere ve iki defa da ustalara olmak üzere haftada toplam altı defa film gösterilmiştir
3. Fabrika Halkevi kurmuştur: Fabrika “Sümer Halkevi” adıyla bir halkevi kurarak halkı her konuda bilinçlendirmeye çalışmıştır. Bir fabrika bünyesinde açılan ilk ve tek halkevi Sümer Halkevi’dir. Halkevinin şubelerinde çalışanların büyük çoğunluğu fabrika işçisidir. Halkevinin, hazırladığı oyunları sergilemesi için fabrika içinde bir sahnesi vardır.
Sümer Halkevi biçki-dikiş kurslarında her yıl birçok genç kız meslek sahibi olmuştur. Halkevi civar köylere geziler düzenlemiş, köylülerin sorunlarıyla ilgilenmiş, köylere ilaç ve sağlık elemanı göndererek hastaların tedavisini sağlamıştır.
4. Fabrikanın korosu vardır: Fabrika çalışanları arasında bir müzik grubu oluşturulmuştur. Klasik müzik seslendiren grup Nazilli, Aydın ve Denizli’de konserler vererek “çok sesli” müziğin Anadolu’da tanınmasını sağlamıştır.
Fabrikada yemek aralarında dünya klasiklerinden eserler okuyan bu koro (grup), işçilerin Beethoven zevke ulaşmalarını sağlamıştır. Fabrikada, çalmayı bilen işçilerin kullanımlarına açık bir de piyano vardır.
5. Fabrikanın hamamı vardır: Fabrika bünyesinde kurulan bir hamam, hem işçilere hem de Nazilli halkına hizmet vermiştir.
6. Fabrikanın Ressamları vardır: Fabrika bünyesindeki desinatörler belli zamanlarda fabrika dışına çıkarak Nazilli ve çevresinin güzel resimlerini yapmışlardır. Fabrika ressamlarının yaptığı bu tablolar açık arttırmalarda satılmıştır. Resim heykel sergileri de düzenleyen fabrika Nazilli’de güzel sanatların gelişmesini sağlamıştır.
7. Fabrikanın spor kulübü vardır: Fabrikanın bünyesinde kurulan lacivert-beyaz renkli Sümer Spor, futbol, basketbol, atletizm, voleybol, bisiklet, güreş, yüzme, boks branşlarında faaliyet göstermiştir.

Fabrika bünyesindeki Sümer Spor futbol Sahası Türkiye’nin ilk “alttan ısıtmalı” futbol sahalarından biridir. Ayrıca yine fabrika bünyesinde, basketbol, voleybol sahaları, güreş minderleri, boks ringi, tenis kortu ve paten pisti vardır. Nazilli’de toplumsal kaynaşmayı güçlendiren “paten eğlenceleri” ve” bisiklet yarışları” Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nın mirasıdır.
8. Fabrika halka bedava basma dağıtmıştır: Bir sosyal fabrika olarak tasarlanan Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, altı ayda bir halka “ıskarta basma” dağıtmıştır.

9. Fabrikada işçi hakları üst düzeydedir: Çok sayıda işçiyi barındıran fabrika işçi haklarına da çok önem ermiştir. İşçi ve Memur Biriktirme Sandıkları, İşçi Ölüm ve Hasatlık Yardım Sandıkları oluşturulmuş, fabrika içinde işçi sağlığını koruyacak 40 yataklı bir hastane, bir eczane bir de laboratuar kurulmuştur.
Nazilli’nin kâbusu haline gelen sıtma hastalığı fabrikanın sağlık ekibi tarafından kurutulmuştur. İşçilere mesleki eğitim verilen fabrikada ayrıca işçiler için beş sınıflı bir okuma-yazma kursu, daha doğrusu bir küçük okul vardır. Sümer İlköğretim Okulu adlı bu işçi okulunun 980 öğrenciye sahiptir.
Ayrıca bir işçi radyosu ve işçi çocukları için 26 yatak ve 40 mevcutlu bir kreş kurulmuştur. İşçiler ve memurlar, fabrikanın hemen önünde özel olarak inşa edilen 264 dairelik ve 1000 kişilik lojmanlarda çok uygun bir ücretle kalırken, bekâr işçiler için 350 kişilik bir “Bekar İşçi Pavyonu” vardır.
Lojmanda kalamayan işçi ve memurları şehirden fabrikaya taşımak için düzenli seferler yapan GIDI GIDI adı verilen mini bir tren kullanılmıştır. Fabrika işçilerinin yiyecek ve giyeceklerini temin etmek için fabrika bünyesinde bir kooperatif vardır. Fabrikanın, işçilere hizmet veren güzel ve temiz bir fırını, işçi yemekhanesi, memur kantini ve bir de hamamı vardır.

10. Fabrikanın ar-ge bölümü vardır: Daha fabrika açılmadan fabrikada kullanılacak kaliteli pamukların çevrede yetiştirilmesi için 200 adet modern tohum ekme makinesi satın alınmıştır.
Yine pamuk işinde kullanılmak üzere birçok modern tarım aleti ve makinesi bölgeye getirilerek çiftçilere dağıtılmış ve bunları nasıl kullanacakları öğretilmiştir. Fabrika içinde mekanik odası, fizik laboratuar, tarım laboratuarı gibi ar-ge bölümlerinde, fabrikada yapılacak üretimin kalitesini arttırmak için çalışmalar yapılmıştır.
11. Fabrikanın atölyesi vardır: Fabrikanın büyük bir atölyesi vardır. Bu atölyenin demirhanesi, marangozhanesi, dökümhanesi, kaynak ve teneke işleri yapan bir kısmı vardı. Diğer fabrikaların ahşap parça ihtiyacı olan makine vurucu kolları burada yapılırdı.
12. Fabrikanın elektrik ve su santralleri vardır: Fabrika, bir dönem hem kendi elektrik ihtiyacını hem de Nazilli kentinin elektrik ihtiyacını kendi bünyesindeki bir elektrik santraliyle sağlamıştır. Dört kazan ve üç türbinli olan bu santral, 2500 kw gücündedir. Fabrikanın su ihtiyacını karşılamak için bir de su santrali vardır.
İşte Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası… İşte Atatürk’ün “Sosyal Fabrika Projesi”nin ilk uygulaması… İşte genç cumhuriyetin, halkına, insanına, işçisine bakışı…”

KAYNAK:
Banu Avar
Sinan Meydan
Soner Yalçın
DERLEYEN:
Akif Tanrıkulu

Not: Mustafa Kemal Atatürk'ün Akıllı, Sosyal Fabrika projesi, Köy Enstitülerini kuranlara ilham kaynağı olmuştur.
Hamdi Arabacıoğlu'ndan alıntıdır...

Address

Geyve
54700

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Dernektürk.com posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Dernektürk.com:

Share