Bilgin Avukatlık Bürosu

Bilgin Avukatlık Bürosu Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Bilgin Avukatlık Bürosu, Lawyer & Law Firm, Orta Mahalle Drive Ata Giritli Cad. No:4/1, Carsamba.

AV.CANER BİLGİN
Faaliyet Alanlarımız
*Ceza Hukuku
*Aile Hukuku
*İş Hukuku
*Ticaret Hukuku
*Tüketici Hukuku
*Miras Hukuku
*İcra ve İflas Hukuku
*Marka ve Patent Hukuku
*Muhtelif Davalar ve Hukuki Danışmanlık Hizmeti

Faizsiz ev alma sisteminde sözleşmeyi fesih ve organizasyon ücretinin iadesi!Günümüzde oldukça yaygınlaşan faizsiz ev al...
22/11/2021

Faizsiz ev alma sisteminde sözleşmeyi fesih ve organizasyon ücretinin iadesi!

Günümüzde oldukça yaygınlaşan faizsiz ev alma vaadiyle kura usulü/çekiliş usulü sistemle çalışan şirketlerin fayda sağladığı kişiler kadar mağdur ettiği kişilerin de olduğu görülmektedir
Bu şirketler sözleşmeye cayma halinde organizasyon ücreti iade edilmez diye hüküm koymakta ve sözleşmeden her ne sebeple olursa olsun cayılırsa bizi ilgilendirmez şeklinde tavır sergilemektedirler, oysaki sözleşmede geçen caymaya ilişkin bu hüküm haksız şart niteliğindedir.

Konu hakkında Emsal Üst Mahkeme Kararı
T.C. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
İSTANBUL 18. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2017/2387
KARAR NO: 2019/808
KARAR TARİHİ: 18.04.2019 sayılı kararında özetle

“…….Davalı şirketin kurduğu sistem gereğince oluşturulan gruplardan birine üye olan katılımcının 120 ay boyunca ödediği bedellerin toplamı ile alınacak taşınmazın kur’a ile sahibinin belirlendiği sistemden ayrılması sonucu ödemiş olduğu bedel ile pesin ödediği organizasyon ücretinin iadesi talebine ilişkindir.
Mahkemenin de kabul ettiği gibi sözleşme tip sözleşme olup, organizasyon ücreti adı altında henüz karşılığı olmayan, pesin yapılan ödemeden dolayı davacı için herhangi bir masraf yapıldığı kanıtlanamamıştır.

Davacı da sözleşmeden ayrılmış olup ve matbu olarak düzenlenen sözleşmede öngörülen şart TKHK m. 5 kapsamında haksız şart olduğundan, davacının sistem içinde kaldığı dönemle orantılı olarak davanın kısmen kabulü usul ve yasaya uygundur.
Davalı istinaf talebinde haklı değildir. Bu itibarla; istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur……” demiş ve tüketiciyi koruyucu yönde hüküm kurmuştur.

İş kazasında işverenlerin yükümlülükleri neler?İş kazası geçiren işçinin hastaneye resmi iş kazası kaydını yapması gerek...
14/03/2019

İş kazasında işverenlerin yükümlülükleri neler?

İş kazası geçiren işçinin hastaneye resmi iş kazası kaydını yapması gerekiyor. İşverenlerin ise iş kazası olduğunu SGK’ya bildirmesi gerekiyor. Çünkü yasa, iş kazası olması durumunda hem işçiye hem de işverene iş kazasını bildirme yükümlülüğü getiriyor. Sosyal Güvenlik Uzmanı Oğuz Aslım iş kazalarıyla ilgili son gelişmeleri anlatıyor.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13. maddesi iş kazasının tanımını yapmış ve iş kazası sayılabilmenin şartlarını düzenlemiştir. Buna göre bir kazanın iş kazası sayılabilmesi için; kazaya uğrayanın sigortalı olması, olayın 5510 sayılı kanunun 13. maddesinde belirtilen hallerden birinde meydana gelmesi, sigortalının kaza nedeniyle hemen veya sonrasında zarara uğramış olması, zarar ile kaza arasında illiyet bağı olması gerekmektedir. Ayrıca, sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, işveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla, sigortalının işveren tarafından görevle başka bir yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, emzikli kadın sigortalının çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda ve sigortalıların işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri sırasında meydana gelen ve sigortalı çalışanı bedenen ya da ruhen özre uğratan olaylar iş kazasıdır.

İş kazası, yabancı ve dıştan gelen bir etken yani, dış bir olay sonucu mağdurun vücut bütünlüğüne, organik yapısına zarar vermelidir. Dıştan gelen olay; iş yerinde patlama, bir maddenin çarpması, düşmesi, zehirlenme, elektrik cereyanına kapılma, yüksekten düşme, güneş çarpması gibi durumlar olabilir. Kasti olmasa dahi bir iş ifası sırasında meydana gelebilecek durumlar, zaman çevre ikileminde iş kazasına sebebiyet ilkeleri olarak kabul edilmektedir.

İş kazası sonrasında ne yapılması gerekiyor?

İşveren tarafından, kolluk kuvvetlerine derhal ve Sosyal Güvenlik Kurumu’na da en geç kazadan sonraki üç iş günü içinde bildirilmesi zorunludur. Ancak, bu süre iş kazasının işverenin kontrolü dışındaki yerlerde meydana gelmesi halinde, iş kazasının öğrenildiği tarihten itibaren başlar. Bildirim işveren tarafından yapılmamış ise kazalı işçi tarafından yerine getirilmelidir. Bildirim tarihine kadar geçen süre için sigortalıya ödenecek geçici iş göremezlik ödeneği, kurumca işverenden tahsil edilir. Ayrıca, iş kazası SGK’ya eksik ya da yanlış bildirilmişse, bu olay için yersiz olarak yapılmış bulunan ödemeler, ödemenin yapıldığı tarihten itibaren gerçeğe aykırı bildirimde bulunanlardan, işverenden ve illiyeti bulunanlardan yasal faizi ile birlikte tahsil edilir.

Çalışanın bu süreçte ne yapması gerekiyor?

Çalışanın öncelikle yaşam hakkını muhafaza etmesi için tedavi amacı esastır. İş kazası olduğu için her türlü yasal hakkı baki kalmak şartıyla çalışanın kendisi, yakınları ve taraf olan kurumlar aracılığıyla iş kazasının takibi yapılır. İş kazasına veya meslek hastalığına uğrayan kişinin sigortalı olması halinde 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu uyarınca çalışana gerekli sağlık yardımları yapılır. (madde 63) Yine bu işçiye, geçici ve sürekli iş göremezlik ödenekleri de bağlanır. (Madde 18-19) Ancak SGK, zarara uğrayan işçinin veya desteğinden yoksun kalanların manevi zararlarını karşılayacak herhangi bir ödeme yapmaz. İşçi veya destekten yoksun kalan yakınları, SGK tarafından karşılanmayan zararları için işverene başvurma hakkına sahiptir. SGK, işçiye ve hak sahiplerine yaptığı ödemeleri, işçiyi gözetme borcunu kusuruyla yerine getirmeyen işverene rücu edebilir. Bir diğer yandan, 5510 Sayılı Kanun’dan doğan haklar beş yıl içinde zamanaşımına uğrar. Kanunun 97. maddesine göre iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle hak kazanılan gelir ve aylıkların, hakkın kazanıldığı tarihten itibaren beş yıl içinde istenmemesi halinde zamanaşımına uğrayacağı kurala bağlanmıştır. Buna karşılık işverenin gözetme borcuna aykırı davranışından doğan tazminat davası için 10 yıllık zamanaşımı belirlenmiştir. Buna göre, yasal süre içinde SGK’ya başvurmamış işçi, tüm zararlarını işverenden talep edebilecektir. Yargıtay, işçi veya hak sahiplerinin haklarını almak için öncelikle Sosyal Güvenlik Kurumu’na başvurmaları ve mahkemenin tazminata hükmetmeden önce bu başvurunun sonucunun beklenilmesi gerektiği görüşündedir.

İşveren hangi durumlarda sorumlu olur?

İşverenin iş kazası nedeniyle tazmin sorumluluğunun doğması için her şeyden önce bir kazanın olması, bu kazanın bir iş kazası niteliğinde olması, işverenin kusurlu olması, iş kazası sonucunda bedensel veya ruhsal bir zararın ya da ölümün ortaya çıkması ve uygun illiyet bağının bulunması gerekir. İşverenin gözetme borcuna aykırı davranışı sonucunda meydana gelen iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle işçi, uğradığı bedensel ya da ruhsal zararlarının tazminini talep edebilir (Maddi tazminat) Bunun yanında işçi, koşulları varsa ayrıca manevi tazminat da isteyebilir. İşverenin gözetme borcuna aykırı davranması sonucunda, iş kazasına uğrayan veya meslek hastalığına tutulan işçinin ölümü halinde desteğinden yoksun kalanlar da tazminat talebinde bulunabilirler. Buna “destekten yoksun kalma tazminatı” adı verilir.

Kazalardan dolayı işverenin sorumluluğu üç halde sınırlandırılabilir:

Mücbir sebep: Bu husus, sorumlunun faaliyet ve işletmesi dışında oluşan kesin ve kaçınılmaz olarak olayın meydana gelmesini etkileyen o an için karşı konulması mümkün olmayan olaylardır. İşverenin olayın meydana gelmesinde veya sonuçlarının azaltılmasında bir kusurunun olmaması esastır.

Zarar görenin ağır kusuru: Neden sonuç ilişkisinin kesilmesine çalışanın kendi davranışı sebep olmuş ve illiyet bağını tam kesmiş ise ağır kusurdan söz edilebilir. Çalışan işin ifası sırasında kendisinden beklenen en temel basit ve olağan özeni göstermemiş ise onun bu davranışı işverenin sorumluluğunun kalkmasına teşkil eder. Çalışanın kusurlu davranışının illiyet bağını tam kesmediği halde ise ortak neden-sonuç ilişkisinden bahsedilerek birlikte kusur ve tazminat indirimi bir olasılık olarak gündeme gelebilir.

Üçüncü şahsın ağır kusuru: Üçüncü şahsın ağır kusuru neden-sonuç bağını kesebilecek yoğunlukta ise işverenin sorumluluğu kalkar. Zira bu durumda işverenin işletme tehlikelerine karşı önlem alma borcu geri plana itilmekte ve üçüncü şahsın ağır kusuru zararı doğuran sebep olmaktadır.

İş kazası geçirmiş işçiler, kaza tarihinden çok sonra, resmi kurumlara ya da hak arama arayışına gidiyor. İş kazası geçiren işçiler çoğunlukla aynı işyerinde çalışmaya devam ediyor. İşten atılma korkusu nedeniyle hak aramaktan kaçınıyor. İş kazası geçiren işçinin öncelikle hastaneye resmi iş kazası kaydının yapması gerekiyor. İşverenlerin ise iş kazası olduğunu bildirmesi gerekiyor. Çünkü yasa, iş kazası olması durumunda hem işçiye hem de işverene iş kazasını bildirme yükümlülüğü getiriyor. İşçi işinden atılma korkusuyla, kötü niyetli işverenler ise “nasıl olsa olay örtbas edilir” düşüncesiyle bildirimde bulunmuyor. Bu nedenle bu tür bir iş kazasına uğrayanların geç başvuruda bulunmaları ve işverenlerin iş kazası bildiriminde bulunmamaları bir sorun teşkil ediyor.

İş kazalarını engelleyecek iş güvenliği tedbirleri alınmıyor. Çünkü iş güvenliğinin bedelini ve sorumlusunun parasını işveren ödüyor. Firmanın eksikleri ve uygulamaları ise denetlenmiyor. Bu nedenle iş kazalarında sadece işverenler sorumlu değil, SGK’nın da sorumluluğu bulunuyor. İş kazası oluşmasını engelleyecek tedbirlerin alınması, iş kazası olduktan sonra bunun tespiti, gerekli denetimlerin ve çalışmaların yapılması yeterli olmadığı için iş kazaları ve mağduriyetler her gün biraz daha artıyor.

Konkordato nedir, iflastan farkı nedir?Firmalar, son 12 yıldır kullanılmayan konkordatoya yeniden dönüş yaptı. İflas ert...
30/10/2018

Konkordato nedir, iflastan farkı nedir?

Firmalar, son 12 yıldır kullanılmayan konkordatoya yeniden dönüş yaptı. İflas erteleme yasaklandı şirketler konkordatoya geri döndü. Peki konkordato nedir, nasıl yapılır, iflas ile arasındaki farklar nelerdir?
Konkordato batık durumdaki şirketlerin borçlarını karşılayabilecekleri koşullar dahilinde ödemek için alacaklılarıyla yaptıkları anlaşmaya denir. Elinde olmayan sebeplerle işleri iyi gitmeyen ve mali durumu bozulmuş olan dürüst borçluları korumak için kabul edilmiş bir hukuki çözümdür.

KONKORDATO başvurusu Türkiye’de, iflas ertelemenin kullanılmaya başlandığı son 12 yıldan bu yana yok denecek kadar az. Bu, konkordatonun uygulaması zor ve riskli bir yöntem olmasından kaynaklanıyor. Konkordatoda, mali sıkıntıya giren şirket icra hukuk mahkemesine başvuruyor. İflas ertelemede süre 1 yıl olmasına karşın konkordatoda 3 aylık süre tanınıyor. Mahkemenin verdiği bu süre içinde atanan konkordato komiseri, alacaklılar ile masaya oturuyor. Alacaklılara yapılan teklifte, borcun bir miktarından feragat etmeleri talep ediliyor. Alacak miktarının üçte ikisini temsil eden kişi ve kurumların sunulan teklifi kabul etmesi ile birlikte mahkeme konkordato kararı veriyor. Bu kararın tasdikini ise ticaret mahkemesi yapıyor. Ticaret mahkemesi alınan kararı tasdik ederse, borçlar belirlenen süre içinde ödeniyor. Ancak, mahkemenin, kararı tasdik etmemesi halinde şirket hakkında direkt iflas kararı veriliyor.

Konkordata neden yapılır?

Piyasa şartlarının iyi olmaması, borçlunun işlerinin bozulması, tahminlerinde yanılmış olması gibi sebeplerle, bir borçlunun mali durumu kötüleşmiş olabilir. Eğer borçlu bütün borçlarını ödemek zorunda bırakılırsa, borçlunun elindeki mevcudu bütün borçlarını ödemeye yetmeyecektir.

Konkodato iyi niyetli borçlunun alacaklılarıyla yaptığı, ticaret mahkemesinin onayıyla geçerlilik kazanan anlaşmadır. Konkordato elinde olmayan nedenlerle borçlarının tümünü ödeyemeyen iyiniyetli borçlular için kabul edilmiş bir borç ödeme anlaşmasıdır. Bu yolla borçlu haciz ve iflas takibinden kurtulur. Konkordato ile borçlu, alacaklılarının çoğunluğuyla bir anlaşma yapar. Bu anlaşma ile alacaklılar bir oranda alacaklarından vazgeçerler. Borçlu da elindeki tüm mal varlığıyla borçlarını kabul edilen oranda öder ve geri kalan borçlarından kurtulur.

Böyle bir borçlu (eğer iflasa tabi ise) iflasın eşiğinde bulunmaktadır. Borçlu iflasa tabi değilse, elini çabuk tutup borçlunun mallarını daha önce haczettiren alacaklılar alacaklarına tam olarak kavuşacaklar, biraz daha geç davrananlar ise elleri boş döneceklerdir.
İşte, bu durumda olan bir borçlu, alacaklılarının çoğunluğu ile bir anlaşma yapar. Bu anlaşmaya göre, alacaklılar alacaklarının yüzde belli bir miktarından (mesela yüzde otuzundan) vazgeçerler. Borçlu, elindeki mevcudu ile, bütün borçlarını kabul edilen yüzde (Örnekde yüzde yetmiş) oranında öder, geri kalan borçlarından (Örnekde yüzde otuzundan) kurtulur.

Borçlunun alacaklılarının üçte iki çoğunluğu ile yaptığı ve onu kabul etmeyen diğer alacaklıları da bağlayan bu anlaşmaya konkordato denir.
Buna göre konkordato, borçlunun alacaklılarının (en az 2/3) çoğunluğu ile yaptığı ve ticaret mahkemesinin tasdiki ile hüküm ifade eden öyle bir anlaşmadır ki, bununla imtiyazsız alacaklılar borçluya karşı alacaklarının belirli bir yüzdesinden feragat ederler ve borçlu, borçlarının konkordatoda kabul edilen kısmını (yüzdesini) ödemekle, borçlarının tamamından kurtulur.

Burada anlatılacak olan konkordato resmi konkordatodur. Bunun yanı sıra özel konkordato vardır. Alacak miktarında İndirim veya süre verilmesi şeklinde yapılabilen bu özel konkordato, tamamen alacaklılar ile borçlu arasında yapılmış bir anlaşmadır ve sözleşmenin tarafları olan alacaklılar ile borçlunun iradesine dayanır. Resmi konkordatodan farklı olarak özel konkor­dato, kabul etmeyen alacaklıyı bağlamaz ve resmi organların hiç bir şekilde katılımı söz konusu değildir.

I. Konkordato Talebi Konkordato hükümlerinden yararlanmak isteyen herhangi bir borçlu, İcra Tetkik Mercii Hakimliği?ne başvurur. Borçlu dilekçesinde, konkordato projesini bildirir ve ayrıntılı bir bilançosunu verir.

Tetkik mercii, borçlunun konkordato teklifini, konkordato mühleti veri­lebilmesi için gereken şartların bulunup bulunmadığını re?sen araştırır ve inceler. Borçlunun mevcudunun asgari yüzde elliyi karşılamaya yetip yetme­diği ve borçlunun teklifinin mevcudu ile mütenasip olup olmadığının tespiti için, Tetkik Merciinin re?sen bilirkişiye başvurması gerekir. Mercii bu şekilde yapacağı inceleme neticesinde şu iki karardan birini verecektir.

* Konkordato mühleti verilmesi için gerekli şartların mevcut olmadığı kanısına varırsa, konkordato teklifini reddeder.
* Gerekli şartların mevcut olduğu kanısına varırsa borçluya konkordato mühleti verir ve birde komiser tayin eder.
II. Konkordato Mühleti Konkordato projesini alan Tetkik Mercii, bu teklifi inceler ve teklifin öngörülen şartları haiz olduğu kanısına varırsa, borçluya iki aylık bir konkor­dato süresi verir. Mühlet verilebilmesi için borçlunun şu şartları taşıması gerekir.

Borçlu Dürüst Olmalıdır!

Konkordato teklif eden borçlu işlerinde dürüst ve teklifinde samimi olmalıdır. Alacaklılarını zarar verici hareketlerde bulunmamış ve tutmaya mecbur olduğu defterleri muntazam bir şekilde tutmuş olmalıdır.

Borçlu, borçlarının en az yüzde ellisini ödemeyi taahhüt etmelidir.

Teklif Olunan Para Borçlunun Mevcudu İle Mütenasip Olmalıdır.

Yukarıda anlatılan yüzde elli ödeme taahhüdü asgari şarttır. Borçlunun mevcudu daha fazla bir miktarı karşılayabilecek durumda ise (örneğin %75?ini), o zaman borçlunun bu nispette bir ödeme taahhüdünde bulunması gerekir .

Konkordato ile iflas arasında ne fark var?

Konkordato, iflas ertelemeye göre uygulaması daha zor ve iflas riski daha yüksek bir yöntem. Kanun Hükmünde Kararname’yle (KHK) iflas erteleme taleplerinin 1 Ağustos itibari ile yasaklandı. Mali darboğaza giren şirketlere bir tür koruma sağlayan iflas ertelemeler yasaklanınca, son 12 yıldır tercih edilmeyen konkordato yeniden gündeme geldi.

İşyerinin iflas etmesi halinde, işçilik alacaklarının durumu nedir?***İflas nedir?İflas; işverenin artık borçlarını ödey...
03/10/2018

İşyerinin iflas etmesi halinde, işçilik alacaklarının durumu nedir?

***İflas nedir?
İflas; işverenin artık borçlarını ödeyemez duruma gelmesi, bunun ticaret mahkemesince teyit edilmesi ve bütün malları haczedilmek suretiyle borçlarının ödenmesi sürecidir. Buradan da anlaşılacağı üzere; bir işyerinin iflas etmesi, işçilik alacaklarının da zora girmesi demektir. Bunların başında da kıdem ve ihbar tazminatları bulunmaktadır. İşyerine yıllarca hizmet vermiş olan işçinin bu en temel alacakları ve diğer bütün hakları ne olacaktır?
İflas sonrasında hangi alacaklar öncelikle ödenir?
Bu sorunun cevabı çok önemlidir. Çünkü ortada iflas etmiş bir işveren ve işverenden alacağını tahsil etmek için sıraya girmiş birçok alacaklı vardır. Burada şu şekilde bir sıralama yapılması mümkündür;
• Rehinli alacak varsa öncelikle rehin konusu malın varlığından doğan vergiler başta olmak üzere kamu alacakları ödenmelidir.
• Sonra rehinli malın muhafazası ve paraya çevrilmesi için yapılan masraflar ödenmelidir.
• Daha sonra rehinli alacaklar ödenmelidir.
• Ardından masa alacakları ödenmelidir.
• Bundan sonra ilk sırada işçilik alacakları gelmektedir.

***İflas sonrası işçilik alacaklarının durumu?
İflas masası tarafından, müflisin bütün malvarlığı nakde çevrildikten sonra borçları ödenmektedir. Ancak müflis işverenin paraya çevrilen mal varlığı borçların tamamını ödemeye yeterli gelmediğinde, alacaklar sıraya koyulmaktadır. Yukarıda da belirttiğim gibi; rehin alacakları, masa alacakları ve diğer bahsedilen alacaklar ödendikten sonra ilk sırada işçi alacakları gelmektedir. Ancak bunun bazı ölçütleri vardır.

***Son bir yılda tahakkuk eden alacaklar!
Birinci sırada yer alan işçilik alacakları, işçinin tüm çalışma hayatı boyunca hak ettiği ve işçiye henüz ödenmemiş alacakları kapsamaz. Bunun için bir yıllık süre öngörülmüştür. İflasın açılma tarihinden bir sene önceye kadar olan işçilik alacakları (ücret, fazla mesai, genel tatil, yıllık izin vb.) ile yine son bir yıl içinde işten ayrılan işçilerin ihbar ve kıdem tazminatı 1. sırada yer alacaktır.
Örneğin iflas eden işyerinde 5 yıldır çalışan ve bu beş yıl boyunca ödenmeyen fazla mesai alacağı bulunan işçinin sadece son bir yıla ait fazla mesaileri ödenecektir. Benzer şekilde, iflasın açıldığı tarih itibariyle işten ayrılmasının üzerinden 1 senenin üzerinde geçen işçilerin ihbar ve kıdem tazminatları da birinci sırada yer almayacaktır. İflas nedeniyle işten çıkarılan işçinin ihbar ve kıdem tazminatı ise yine birinci sıradaki yerini alacaktır.

***İşçilere para kalmazsa?
Yukarıda da belirttiğim işçilik alacaklarının birinci sırada olduğunu söylemiştim. Ancak birinci sıradan kasıt; rehin alacakları, masa alacakları ve diğer bahsedilen alacaklar ödendikten sonra birinci sırada yer almaktır. Dolayısıyla bazen bu borçların ödenmesinden sonra birinci sıraya gelindiğinde, masada hiç para kalmamaktadır. Bu durumda ne yazık ki işçilerin yapabileceği hiçbir şey bulunmamaktadır. Bu durumdaki işçinin artık alacağını tahsil etmesinin mümkün olmadığını söyleyebiliriz.

31/08/2018

Address

Orta Mahalle Drive Ata Giritli Cad. No:4/1
Carsamba
55500

Opening Hours

Monday 08:00 - 18:00
Tuesday 08:00 - 18:00
Wednesday 08:00 - 18:00
Thursday 08:00 - 18:00
Friday 08:00 - 18:00
Saturday 08:00 - 18:00

Telephone

+905432716139

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Bilgin Avukatlık Bürosu posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share