Ata Hukuk - Hukuk Bürosu

Ata Hukuk - Hukuk Bürosu Dava ve Hukuki Danışmanlık Hizmetleri

06/06/2015

Bilindiği üzere Dünyada üretimi yapılamayan, çoğaltılamayan tek meta gayrimenkuldür. Buna ilave günümüzde ortalama bir insan her gün taşınmaz alım satımı yapmaz. Çoğu kimse de bu tür işlemleri hayatında ancak birkaç kez yapar. Üstelik belki on yıllarca süreçte gerçekleştirdiği birikimini “hayatının yatırımı” olmak üzere taşınmaza yatırır. Ancak bu işlemleri yaparken, gerekli ve asgari ölçekte yeterli bilgi donanımına sahip değilse, yapacağı küçük bir hata ile hayatının kararmasına yol açabilir. O halde taşınmaz hukuku konusunda bir takım temel bilgilere sahip olmak, her vatandaş için adeta bir kaçınılmazlıktır.

Mâlum, kişiler arsa veya tarla satın alırken, ya bir arsa veya tarlayı müstakilen satın alırlar; çoğu kez de taşınmazın bütününü değil fakat, belli orandaki payını satın alırlar.

İşte bir kişi herhangi bir taşınmazdan büyük veya küçük oranda bir hisse satın alıyorsa, öncelikle ve özellikle satışa taraf olmayan diğer hissedarların kendisine karşı şufa (önalım) hakkının varlığını bilmelidirler.

Peki, nedir önalım hakkı? Bir kişi hisseli bir taşınmazdan hisse satın aldığı takdirde, satış tarihi itibariyle –satışı yapan kişi dışındaki hissedarların birisi, bir kısmı veya tamamı- hisse satın alan kimseye karşı dava açıp, satış bedelini ve alıcıya isabet eden satış masraflarını ödemeye (depo etmeye) hazır olduklarını beyanla, davalının satın aldığı hissenin mahkeme kararı ile kendi adına veya adlarına tescilini talep edebilirler. Mahkeme de, şayet taşınmazda uzunca süredir süregelen fiili taksim (resmen veya hukuken değil fakat fiilen paylaşmışlık hali) yoksa ve dava da süresinde açılmışsa, tapuya beyan edilen satış bedelini ve alıcının ödediği resmi satış masraflarını mahkemenin göstereceği yere (mahkeme veznesine veya bankaya) depo etmesi kaydıyla satışa konu hissenin, alıcı adından terkini (iptali) ile davacı adına tapuya tesciline karar verir.

Bu davanın açılabileceği hak düşürücü süre, hisse satışından itibaren 2 yıldır. Bunun anlamı şudur: Dava açacak hissedar, bu davayı satıştan itibaren 2 yıl içinde istediği zaman açabilir; 2 yıl geçtikten sonra da hiçbir şekilde açamaz. Bu iki yılın uzun olduğunda elbette ki kuşku yoktur. Taşınmaz hissesi satın alan kişinin 2 yıl süreyle dava açılabilir endişesiyle beklemesinin zor bir durum olduğu da açıktır. Ancak Medeni Kanun taşınmaz hissesi satın alan kişiye, bu 2 yıllık süreyi 3 aya düşürme hakkını tanımaktadır. Şöyle ki, hisse satın alan kişi bu hisseyi satın aldığı hususunu, noterden göndereceği ihtarnameyle satışa taraf olmayan diğer hissedarlara bildirebilir. Bu taktirde ihtarnameyi tebellüğ eden her bir paydaş, ihtarnameyi aldığı tarihten itibaren 3 ay içinde önalım davasını açmak zorunda kalır. Bu süre içinde (3 ay içinde) şufa davası açmaz ise artık bu kişi için 2 yıllık sürenin bir anlamı kalmaz; önalım davası açma hakkı sona erer.

İkinci dikkat çekilmesi gereken konu ise şudur: Önalım davası açan kişi, tapuya beyan edilen satış bedelini ödeyerek hisseyi satın alma hakkına sahiptir. Bu davaya karşı hisseyi satın alan davalının, gerçek satış bedelinin daha yüksek olduğunu savunması – bedelde muvazaa yaptığının ikrarı anlamında olacağı cihetle - kaale alınmaz. Sonuç itibariyle gerçekte daha yüksek bir bedelle satın almış olsa bile, satın aldığı hisseyi tapuya beyan ettiği düşük bedel karşılığında dava açan kişiye teslim etmek zorunda kalabilir.

O halde taşınmaz hissesi satın alan kişinin, böylesi bir risk ile karşı karşıya kalmama adına yapması gereken şudur: Öncelikle satış sırasında satış bedeli olarak daha düşük olan emlak beyan değerini değil fakat, gerçek satış bedelini beyan etmesi gerekir. İkinci olarak da satış tarihinden itibaren 2 yıl gibi uzun bir süreyle tedirginlikle beklememek için satışı müteakip vakit geçirmeden, hisseyi satın aldığı hususunu diğer paydaşların tamamına noterden çekeceği ihtarnameyle bildirmelidir.

Taşınmaz hissesi satın alan kişi, şayet böyle bir dava riski ile hiç ama hiç karşı karşıya kalmak istemiyorsa, bu takdirde yapması gereken şudur: Hisse satışını yapan kişi dışındaki paydaşların tamamından önalım hakkından feragat ettiklerine dair yazılı ve imzalı bir belge almalıdır. Bu belgeyi alırken de “filan kişinin, filan kişiye, filan taşınmazdaki hissesini satması halinde, şufa hakkı kullanmayacağım” tarzında; taşınmazın tapu bilgilerini, satıcı ve alıcının isimlerini özellikle zikretmesi gerekmektedir. Şayet böyle bir feragatname elde edildikten sonra hisse satın alınmışsa, artık orada önalım davası açılamaz.

Alıntıdır.

14/04/2015

2000 YILINDAN SONRA EMEKLİ OLAN İŞÇİLERİN MAAŞ ALACAKLARI İÇİN EMSAL KARAR

Elazığ’ın Kovancılar ilçesinde ikamet eden ve 2000 yılının 15 Ekim tarihinde emekli olan müvekkili adına, emekli maaşı ile ilgili açtıkları davada emsal bir karar çıktığını beliren davacı avukatı, "Yaklaşık 5 yıllık bir süredir davamız devam ediyordu. Bu çok teknik bir konu olduğu için pek çok hesaplama tekniği nedeniyle bilirkişilere gitti geldi. Çok değişik raporlar verildi. Yargıtay burada yapılacak sistemin teknik boyutları ile kat sayı hesap sistemleri ile ayrı ayrı belirtti. Müvekkilimin davası emeklerimiz açısından gündemi oluşturdu. Biz inanıyoruz ki bakanlığımız yargıtayın işaret ettiği hususları gözeterek, Türkiye’deki diğer emeklilerimizin dava açmasına imkan vermeyecek şekilde düzenlemeye gitmesi en uygun yol olacaktır" dedi.

BİR İŞÇİ AYLIK 300 İLE 500 ARASINDA AYLIK FARK ALACAK

Emsal teşkil eden dava nedeniyle her işçinin maaşlarına farklı oranlarda yansıma olabileceğini belirten davacı avukatı, "Bir işçi aylık 300, 400 hatta 500 lira bile fark alabilir. Bizim dava açtığımız işçi emeklisi arkadaşımızın bilirkişi raporunda 37 bin lira fark alması gerekiyor. Yargıtay verdiği kara sonrasında yine bilir kişi raporu alınacaktır ama böylesine çok önemli rakamlar ortaya çıkabilir. Sadece maaşlarına fark işlemeyecek, geçmişe yönelik tüm kayıplarını faizi ile birlikte geri alma imkanları olabilecek. Yagıtay bu kararı verdiği için temyize gidilse bile değişme ihtimali çok zayıftır. Zaten yolu gösteren yargıtayın kendisi olmuştur. Bu karala yaklaşık 9-10 milyon emeklinin bu haktan yararlanacağını düşünüyoruz" diye konuştu.

31 Aralık 1999 tarihine kadar yaşlılık aylıkları hesabında kat sayı esasına dayalı gösterge sistemi uygulanmaktayken, 4447. sayılı yasa ile anılan maddede değişiklik yapılması sonucu 1 Ocak 2000 tarihinden itibaren kat sayı esasına dayalı gösterge sistemi yürürlükten kaldırıldığını hatırlatan davacı avukatı şöyle devam etti:

"Buna göre 2000 yılı sonrası emekli olanların yaşlılık aylıklarının hesabında çalışılan süre gelişme hızı, ödenen prim ve sair gibi unsurların gözetildiği ve emeklilerin lehine olan yeni hesaplama sistemi göz önüne alınması gerekmektedir. Bugüne kadar 2000 yılından sonra emekli olanların yaşlılık aylıklarının hesabında yeni sistem gözetilmeyip eski sisteme göre uygulama yapıldığından bu durum milyonlara emeklinin mağduriyetine yol açmıştı. Yargıtay açmış olduğumuz emsal davada vermiş olduğu kararla bundan sonra yaşlılık aylıklarının tespitinde nasıl bir hesaplama sistemi yapılacağını ayrıntısı ile belirtmiştir. Böylece 1 Ocak 2000 yılından sonra emekli olan tüm işçi emeklilerinin yaşlılık aylıklarının hesabında yargıtayın vermiş olduğu bu karar esas alınarak milyonlarca emeklinin aylıkları lehlerine olacak şekilde yeniden düzenlenecektir. O günden bugüne kadar almadıkları maaş farklarını geri alacaklardır."

Alıntıdır.

16/01/2015

ÖZEL EĞİTİM KURUMLARINDA ÇALIŞAN ÖĞRETMENLERİN TAZMİNAT ALACAKLARI HAKKINDA BİLGİLENDİRME

5580 Sayılı Kanunun 9. Maddesine göre kurumlarda çalışan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler ile kurucu veya kurucu temsilcisi arasında yapılacak iş sözleşmesi, en az bir takvim yılı süreli olmak üzere yönetmelikle belirtilen esaslara göre yazılı olarak yapılır. Mazeretleri nedeniyle kurumdan ayrılan öğretmen ve öğreticilerin yerine alınacak olanlar ile devredilen kurumların yönetici, öğretmen ve öğreticileri ile bir yıldan daha az bir süre için de iş sözleşmesi yapılabilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 02.02.2011 tarih, 2010/9-666 E. 2011/18 K. Nolu kararında da belirttiği görüşüne göre; her yıl yinelenen bu zincirleme iş sözleşmeleri, kanundan kaynaklı olarak belirli süreli olduğu için belirsiz hale gelmez, Özel Öğretim Kurumu öğretmenlerinin belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçi olması nedeniyle iş güvencesi hükümlerinden yararlanması mümkün bulunmamakta ancak elbette İş Kanunu kapsamındadır. Peki bunun sonucu nedir?

Yaz Döneminde Ücret Alacağı

5580 sayılı yasaya göre yapılan iş sözleşmeleri bir yıldan daha az süreli olamayacağından, okulların kapalı olduğu dönemde fiilen eğitim hizmeti verilmese dahi, bu sözleşmeye tabi öğretmenler ücrete hak kazanırlar. Bununla birlikte okulların kapalı olduğu bu dönemde sınav, etüd ve çeşitli meslek içi eğitim gibi nedenlerle öğretmenlerin okulda hazır bulunmaları gerekebilir. Anılan dönemle ilgili işverenin ücret ödeme borcunun doğması için öğretmenin sözleşme, yasa veya yönetmeliklerden kaynaklanan diğer görevlerini yerine getirmiş olması gerekir. Ancak kurumun kapalı olduğu dönemde çalıştığını ve kendisine verilen görevleri yerine getirdiğini kanıtlayamayan öğretmenin ücrete hak kazanılması olanağı bulunmamaktadır.

Kıdem Tazminatı

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 03.10.2011 tarih, 2009/22355 E. 2011/34265 K. Nolu kararında; Halen yürürlükte olan ve kıdem tazminatını düzenleyen 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesinde "Bu Kanuna tabi işçilerin hizmet akitlerinin…" cümlesi ile iş sözleşmesinin belirli ya da belirsiz süreli olmasının kıdem tazminatına hak kazanma açısından önemli olmadığı belirtilmiştir. Burada önemli olan fesih iradesinin kim tarafından ortaya konulduğu ve kıdem tazminatına hak kazanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğidir. Örneğin belirli süreli iş sözleşmesini 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24. maddesi uyarınca haklı nedenle fesheden işçi bir yıllık kıdem koşulu gerçekleştiği takdirde kıdem tazminatına hak kazanacaktır.

İhbar Tazminatı

İhbar Tazminatı hususunda ise Yargıtay, bu sözleşmelerin yasadan kaynaklı olarak belirli süreli olması nedeniyle sözleşme bitiminde yenilenmemesinin ihbar tazminatına hak kazandırmayacağı görüşündedir. İş akdinin süresinden önce işverence haksız olarak feshi halinde ise öğretmen, zaten süre sonuna kadar olan ücretine hak kazanacaktır.


Yıllık Ücretli İzin Hakkı

Yargıtay bir kararında, yaz döneminde okullar ve dershaneler kapalı olduğu için öğretmenlerin zaten yıllık izin kullandıklarını bu sebeple izin ücreti hakkının olmadığına karar vermişse de elbette bu, yaz döneminde de ücret almaya devam eden öğretmenler için geçerli olup, ders başı ücret olan bir çok öğretmen yaz döneminde ücret alamamakta ve her ne kadar yıllık izinlerini kullanıyor görünseler de yasada düzenlenen “Yıllık Ücretli İzin Hakkı” nı alamamaktadırlar, yaz döneminde ücret almayan öğretmenlerin yıllık izin ücreti haklarının olduğu görüşündeyiz

Fazla Mesai Ücret Alacağı

İş Kanunu gereği haftada 45 saati aşan çalışmalar fazla çalışma olarak kabul edilmektedir. Haftalık çalışma süresi hesap edilirken, sadece ders saati değil etüd ve birebir çalışmaları için kurumda geçen zaman da fazla çalışma hesabına dahil edilir. Haftalık 45 saati aşan çalışmalar için ödeme yapılmıyorsa dava yoluyla fazla çalışma alacağı da istenebilir.

06/01/2015

ELEKTRİK FATURALARI ÜZERİNDEN KAYIP VE KAÇAK TAHSİL EDİLEMEYECEĞİNE İLİŞKİN KARARA İLİŞKİN

1. Hemen hemen her hane ve işyeri için kayıp ve kaçak bedeli adı altında bir kısım tutarlar elektrik faturalarına geçmiş zamanda yansımıştır. Bu tutar kimisi için 50 TL olabilir kimisinde ise 5000 TL olabilir.

2. Yapılması Gerekenler kısaca şu şekildedir: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun, abonelerden elektrik faturaları üzerinden kayıp-kaçak adı altında bir bedel tahsil edilemeyeceği ve son 10 yılda tahsil edilen söz konusu bedelin iadesine ilişkin kararı sonrasında aboneler, ilgili elektrik dağıtım şirketlerine giderek son 10 yılda ne kadar kayıp ve kaçak bedeli ödediğine dair belge alması gerekiyor. Vatandaş 2 bin liranın altındaki tutarlar için hakem heyetine, üstündeki bedeller için ise tüketici mahkemesine başvuru yaparak hakkını arayabilecek.

21/06/2014

KAMULAŞTIRMA DAVALARI İLE BEDEL TESPİTİ DAVALARI

1. Kamulaştırma; özel mülkiyete konu olan bir taşınmaza; devlete ait kuruluşlarca kamu yararı ilkesi çerçevesinde el konulması işlemi olarak tanımlanmaktadır. Kamulaştırma; özel mülkiyete konu olan taşınmazın bir kısmı veya tamamı üzerinde gerçekleştirilebilir. Kamulaştırma söz konusu olduğunda; devletin, kamulaştırılan taşınmazın bedelini ilgili kişiye yani taşınmazı kamulaştırılan hak sahibine ödemesi gerekmektedir.

Özel mülkiyetinde bulunan arsa-konut vs nitelikteki taşınmazı kamulaştırılan vatandaşlar; kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda "iptal davası" açabilecektir. Bu dava; kamulaştırma işleminin iptaline yönelik olup; vatandaş bu dava ile kamulaştırmayı tamamen reddetmektedir.

Ancak, ülkemiz uygulamalarında, kamulaştırma ile ilgili uyuşmazlıklar yaygın olarak "bedel tespiti" konusu etrafında ortaya çıkmaktadır. 24.04.2001 tarihli Kamulaştırma kanunu değişiklikleri sonrasında, kamulaştırmayı yapan devlet kurumu; mahkemeye başvurarak "bedel tespiti" davası açmaktadır. Bu durumda, taşınmazı kamulaştırılan vatandaş; bu davayı takip etmeli ve hakkının gerçek değerinin tespitine ilgili mahkeme huzurunda katkı koymalıdır.

2. Kamulaştırmasız el atma, devlete ait kurum ve kuruluşların idari bir karar olmadan, özel mülkiyete konu olan taşınmaz malları fiili olarak kullanmalarıdır.

Devlet tarafından el atılan taşınmaz üzerinde bir yapı-bina vs bulunmakta ise, yapı sahibinin kamulaştırmasız el koyma işlemini yapan devlet kurumuna karşı arsa ve bina bedelinin kendisine ödenmesi için bedel tazmini davası açma hakkı bulunmaktadır. Bedel tazmini davası açılabilmesi ve bu yolla taşınmaz bedelinin ilgili kuruluştan tahsil edilebilmesi için, taşınmazın tapuya kayıtlı olması ve bedel tazmini davasının tapu sahibi tarafından açılması gerekmektedir

28/04/2014

Terk Nedeniyle Boşanma Davası

1. Açılacak davada terk nedeniyle boşanmaya karar verilebilmesi için dört şartın gerçekleşmesi gerekir:

a. Ortak yaşamdan ayrılmak
b. Ortak yaşama son verme kastı ile hareket etmek
c. Terkin hukuka aykırı olması
d. İhtarda bulunmak

2. Terk iki şekilde gerçekleşmektedir; birincisi, eşlerden birinin evi hukuka aykırı olarak fiilen terk etmiş olmasıdır. Bu halde terk eden taraf boşanma davası açamaz. İkincisi, eşlerden birinin diğerini ortak konutu terk etmeye zorlaması veya haklı neden yokken eşinin ortak konuta dönmesini engellemesidir.

3. Her ne kadar Terk bir mutlak boşanma gerekçesi ise de hukuk sistemimiz bazı hallerde hayatın olağan akışı gereği eşin ortak yaşamdan ayrılmasına imkân sağlamaktadır. Mahkemeden ayrı yaşama kararı alınması, eşler arasında açılmış bir boşanma davası veya ayrılık davası bulunması, terk davası açılmadan önce tedbir nafakası alınması, ayrılık kararı bulunması, evlenmenin butlanı davası bulunması, aile mahkemesinin tedbir kararının bulunması, eşin akıl hastası olması gibi durumlar ortak yaşamdan ayrılmayı hukuka uygun hale getiren örneklerdir.

4. Terk nedeniyle boşanma davası açmak isteyen eş dava açmadan önce Mahkeme' ye (Aile Mahkemeleri) başvurarak terk eden eşe eve dönmesi için ihtar gönderilmesini istemek zorundadır. İhtar terk tarihinden itibaren 4 ay geçmeden Mahkeme' den istenemez ve Mahkeme' ce ihtarda 2 ay içerisinde ortak konuta dönmesi terk eden eşe ihtaren bildirilir.

5. İhtar, boşanma davası öncesi yapılması gereken zaruri bir işlemdir. İhtar, noter aracılığı ile yapılırsa bu ihtar açılacak boşanma davasında geçerli olmayacaktır. İhtarın mutlaka mahkeme aracılığı ile yapılması kanun gereğidir. İhtarda, dönülecek evin açık adresi gösterilmeli, dönüş süresi açıklanmalı, ihtara uyulmamasının sonuçları belirtilmeli ve eve dönüş için Mahkeme' ce gerekli görülürse yol gideri de gönderilmelidir.

20/03/2014

Ücret Ödenmemesi Halinde İşçinin Haklı Fesih Hakkı

- İşverence, işçi ücretinin iş kanunu hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmemesi veya ödenmemesi işçi açısından haklı nedenle fesih nedenidir.

- Uygulamada sıklıkla rastlanan işçi-işveren uyuşmazlıklarından biri ücret ve ücret şeklinde ödenen iş kanundan ve sözleşmeden kaynaklanan haklarının ödenmemesidir. Ekonomik zorlukları gerekçe olarak gösteren işverenler işçi ücretlerini ödemeden imtina etmekte veya eksik ödemede bulunmakta ve bu durum işçiyi düşük ücretle veya ücretsiz çalışmaya zorlamaktadır. Zira yanlış yönlendirme yada bilgi eksikliği nedeniyle işçi işten ayrıldığı takdirde kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanamayacağını düşünmekte bu nedenle bu koşullarda çalışmaya zorunlu olarak rıza göstermektedir.

- Kendi iradesiyle işi bırakan işçinin ihbar tazminatına, fesih haklı bir nedene dayalı olsa dahi hak kazanamayacağı hükümler gereğidir. Ancak şekil şartlarına uyduğu takdirde iş kanunu uyarınca ücret ile; sözleşmeden, iş kanunundan veyahut toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan ve asıl ücreti dışında sağlanmış olan para ve para ile ölçülmesi mümkün diğer ödemeler yapılmadığında iş akdini kıdem tazminatı alarak feshetme imkanı tanınmıştır.

- Öncelikle ücret kavramını açıklamak gerekmektedir. İş kanunundan, iş sözleşmesinden doğan veya toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan aylık, hafta tatili, fazla mesai, yıllık ücretli izin, resmi ve dini bayram tatili alacakları ile para ile ölçülebilmesi mümkün sair menfaatleri ücret olarak nitelendirilmektedir. Uygulamada, aylık ve sayılan diğer ödemeler kendisine yapılmayan işçi iş akdini bildirimsiz feshetme hakkına sahip olmakla beraber bu iradesini işverene ulaştırmadan işe gelmeyi bırakmakta, bu durum işverene devamsızlık nedeniyle işçinin iş akdini tazminatsız feshetme imkanı vermektedir. İşçi işe gelmeyi bıraktığında ihtarname çekerek işvereni durumdan haberdar etmelidir. Ücret ve sair ödemeler yapılmadığında işçinin fesih hakkını kullanabilmesi için bildirim önellerini beklemesine gerek olmasa da iş akdinin fesih nedenini ve fesih iradesini noterden veya PTT den çekeceği ihtarname ile işverene ulaştırması şartı aranmaktadır.

- Bilinmesi gereken hususlardan biri de ücretin ödenmesinin ne kadar geçtiğidir. İş Kanunu' nun ilgili maddesine göre; “ücreti ödeme gününden itibaren yirmi gün içinde mücbir bir neden dışında ödenmeyen işçi, iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilir. Bu nedenle kişisel kararlarına dayanarak iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilir. Bu nedenle kişisel kararlarına dayanarak iş görme borcunu yerine getirmemeleri sayısal olarak toplu bir nitelik kazansa dahi grev olarak nitelendirilemez. Gününde ödenmeyen ücretler için mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı uygulanır. Bu işçilerin bu nedenle iş akitleri çalışmadıkları için feshedilemez ve yerine yeni işçi alınamaz, bu işler başkalarına yaptırılamaz.”

- Hemen belirtmek gerekir ki, ücretin ödenmemesi işçiye iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınma hakkı vermekte ise de işçi bu hakkı işi sekteye uğratacak (örneğin; imalatın durmasına yada işletmenin olağan işleyişini gözle görülür bir şekilde yavaşlatma) şekilde kullanamaz.

Not: Çeşitli kaynaklardan yararlanılmıştır.

08/03/2014

Yargıtay şoke etti! Emekliye % 100 haciz!

Yargıtay 3'üncü Hukuk Dairesi, emekli ikramiyesinin haczedilemeyeceği yönündeki genel uygulama ve mahkeme kararlarının aksine "haczedilebilir" kararı verdi. Bu karara göre bir emeklinin maaşının tamamının haczedilmesinin yolu açılmış oldu.

Yargıtay'ın kararında Çanakkale'de yaşayan Hüseyin Çapkın isimli emekli hakkında, bir borcundan dolayı haciz işlemi başlatıldı. Haciz işlemi devam ederken Çapkın öldü. Emekli ikramiyesine haciz konuldu. Çapkın'ın mirasçıları, haciz kararına itiraz etti ve sonunda dava açtı. Çanakkale 2'nci Asliye Hukuk Mahkemesi, "Emekli ikramiyesi haczedilemez. İkramiye emeklinin mal varlığı değildir" diyerek haczi kaldırdı. Alacaklı kararı temyiz etti. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 3'üncü Hukuk Dairesi, "Emekli Sandığı'nca şartları oluştuğunda toptan ve bir defada ödenmekte olan emekli ikramiyesi haczedilemeyecek nitelikteki gelir, aylık ve ödeneklerden değildir. Bu nedenle haczi mümkündür" dedi.

Not: www. adaletbiz. com sitesinden alıntıdır.

08/03/2014

İŞ HUKUKU LİTERATÜRÜMÜZE YAKIN TARİHTE GİRMİŞ OLAN MOBBİNG HAKKINDA KISA BİR DEĞERLENDİRME...

Mobbing, kısa anlamıyla psikolojik tacizdir.

TCK açısından kısa bir değerlendirme;
Ceza Kanunumuzda doğrudan doğruya mobbingi düzenleyen açık bir hüküm olmamakla birlikte, kimi suçların durumun özelliğine göre mobbing ile örtüşebileceği ve bu durumda da eylemin cezalandırılacağı ifade edilebilir. İlk akla gelenler; Cinsel taciz suçu, hakaret suçu, ayrımcılık suçu, özel hayatın gizliliğini ihlal suçu, kötü muamele suçu, iş ve çalışma hürriyetinin ihlali, sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi suçlarıdır. Bu ve benzer suçların mobbing eylemi biçiminde görülmesi kuvvetle muhtemeldir.

BK açısından kısa bir değerlendirme;
İşyerinde psikolojik taciz, kişilik haklarına bir saldırıdır. Dolayısıyla burada işverenin yükümlülüklerinden biri olan işçiyi gözetme borcu kapsamında değerlendirme yapmak gerekir. Borçlar Kanunumuzun 417. maddesi, işçinin genel anlamda kişiliğinin korunması konusunda yapılan önemli bir düzenlemedir. Borçlar kanunumuza ilişkin sağlıklı bir değerlendirme yapılabilmesi için öncesi ve sonrası hükümlerin de birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

İK açısından kısa bir değerlendirme;
İş kanunumuzun 77. Maddesi "işverenler işyerlerinde iş sağlığının ve iş güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, işçilerde buna uymakla yükümlüdürler." hükmü de mobbing anlamında koruyucu bir hükümdür.

İşyerindeki psikolojik tacizin ayrımcılık şeklinde ortaya çıkması halinde ayrımcılık tazminatı olarak da bilinen İş Kanununun 5. maddesinin 6. fıkrasındaki "4 aya kadar ücret tutarındaki tazminat" gündeme gelebilir. Yine iş kanunumuzun; işçinin haklı nedenlerle feshini düzenleyen 24. maddesi dolaylı olsa dahi mobbingi de kapsamaktadır. Mobbinge uğrayan bir işçinin haklı sebeple iş sözleşmesini feshetmesinin, ona kazandıracağı hakkın karşılığı kıdem tazminatıdır. Ayrıca psikolojik tacize muhatap kalınması halinde işçinin bildirimsiz fesih hakkı yanında maddi ve manevi tazminatı isteme hakkı doğabilecektir.

Yargıtay bir kararında,kadın işçinin doğum izninden döndüğünde yerine bir başkasının alındığını, kendisinin ise önceki görevinden daha düşük bir göreve getirilmesini kabul etmeyerek, işine son verilmesini CİNSİYET AYRIMCILIĞI olarak görmüş ve AYRIMCILIK TAZMİNATINA hükmetmiştir.

04/03/2014

KAT MALİKLERİNİN BAŞLICA HAK VE BORÇLARI...

**Kat malikleri, kendilerine ait bağımsız bölümler üzerinde, ilgili kanunun hükümleri saklı kalmak şartıyla Medeni Kanun'un maliklere tanımış olduğu tüm hak ve yetkilere sahip olmaktadır. Bu tasarruf yetkisi, bağımsız bölüme tahsis edilen eklentiler için de geçerli olmaktadır. Kat maliki, bağımsız bölümü üzerinde maddi ve hukuki her türlü tasarrufta bulunabilmektedir.

**Kat maliki, anayapıda onarım ve tesis yapacak ise anayapıya zarar vermeyecek şekilde davranmalıdır. Aksi halde kusuru ile verdiği zarardan dolayı diğer kat maliklerine karşı sorumlu olmaktadır.

ORTAK YERLERDE İNŞAAT VE BOYA

**Kat maliklerinden biri, bütün kat maliklerinin beşte dördünün rızası olmadıkça, anagayrimenkulün ortak yerlerinde, inşaat, onarım ve tesisler, değişik renkte dış badana veya boya yaptıramaz. Ancak ortak yer ve tesislerdeki bir bozukluğun anayapıya veya bağımsız bir bölüme veya bölümlere zarar verdiğinin ve acilen onarılması gerektiğinin veya anayapının güçlendirilmesinin zorunlu olduğunun mahkemece tespit edilmiş olması halinde, bu onaran ve güçlendirme projesine ve tekniğine uygun biçimde yapılması konusunda kat maliklerinin rızası aranmaz.

ORTAK YERLER ÜZERİNDEKİ HAKLAR

**Her kat maliki, ortak yerlerde, müşterek mülkiyet sahibidir. Paylar, arsa payı oranındadır.

**Kat malikleri, ortak yerlerde kullanma hakkına sahiptirler. Bu haklan genel kömürlük, garaj, teras, çamaşırhane ve çamaşır kurutma alanları gibi yerlerdeki ölçüsü, aksine sözleşme olmadıkça, her kat malikine ait arsa payı ile oranlıdır.

**Kat malikleri kurulunca verilen kararlar aleyhine, kurul toplantısına katılan ancak 32. madde hükmü gereğince aykırı oy kullanan her kat maliki, karar tarihinden başlayarak bir ay içinde, toplantıya katılmayan her kat maliki kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her halde karar tarihinden başlayarak altı ay içinde anagayrimenkulün bulunduğu yerdeki sulh mahkemesine iptal davası açabilir; kat malikleri kurulu kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlarda süre koşulu aranmaz.

**Hakim, ilgilileri dinledikten sonra, bu kanuna ve yönetim planına ve bunlarda bir hüküm yok ise genel hükümlere ve hakkaniyet kaidelerine göre derhal karar verir ve bunun tespit edeceği kısa bir süre içinde yerine getirilmesi lüzumunu ilgiliye tebliğ eder.

**Belirlenen süre içinde hakimin kararım yerine getirmeyenlere, aynı mahkeme tarafından kanunda yazılı alt limitten üst limite kadar idari para cezası verilir.

YÖNETİME İLİŞKİN HAKLAR

**Anagayrimenkul, kat malikleri kurulu tarafından yönetilir ve yönetim tarzı, kanunların emredici hükümleri saklı kalmak kaydıyla, bu kurul tarafından kararlaştırılır.

**Kat malikleri kurulu, kat maliklerinden oluşmaktadır. Bu doğrultuda, kat maliklerinin hepsi, yönetime ilişkin olarak alınan kararlarda, oy verme hakkına sahip olmakla birlikte, karşı oldukları kararların iptali için mahkemeye müracaat etme hakkına da sahiptirler. Kat maliki, yönetime katılma hakkını ya bizzat kendisi ya da temsilci aracılığıyla kullanabilmektedir.

**Kat maliklerinin biri, bu kanuna göre kendisine düşen borçları ve yükümleri yerine getirmemek suretiyle, diğer kat maliklerinin haklarını, onlar için çekilmez hale gelecek derecede ihlal ederse, hakları ihlal edilen kat malikleri, o kat malikinin müstakil bölümü üzerindeki mülkiyet hakkının kendilerine verilmesini, hakimden isteyebilmektedirler.

**Diğer taraftan, kat malikleri anagayrimenkulün yönetiminde anlaşamaz veya toplanıp bir yönetici atayamazlarsa, o gayrimenkulun bulunduğu yerin sulh mahkemesince, kat maliklerinden birinin müracaatı üzerine ve mümkünse diğerleri de dinlendikten sonra, gayrimenkule bir yönetici atanır. Bu yönetici, aynen kat maliklerince atanan yöneticinin yetkilerine sahip ve kat maliklerine karşı sorumlu olur.

**Yöneticinin ad ve soyadı ile iş ve ev adresinin anagayrimenkulün kapısı yanma veya girişte görülecek bir yere çerçeve içinde asılması mecburidir. Bu yapılmazsa, yöneticiden veya yönetim kurulu üyelerinin her birine, ilgilinin başvurması üzerine mahkemece idari para cezası verilir

08/02/2014

İŞÇİYE AYNI EYLEM NEDENİYLE İKİ KEZ CEZA VERİLEMEYECEĞİNİN, AKSİ HALDE "EŞİT İŞLEM İLKESİ" NE AYKIRI HAREKET EDİLMİŞ OLACAĞININ İFADE EDİLDİĞİ EMSAL YARGITAY KARARI.

T.C.
YARGITAY
9. HUKUK DAİRESİ
E. 2011/36860
K. 2013/27208
T. 24.10.2013

Davacı, mekanik bakım şefi olarak işe alındığını daha sonra iş sağlığı ve güvenliği mühendisliği görevi yüklendiğini, 31.12.2008 tarihinde Bakım Onarım Müdür Vekili olan Ramazan Oral isimli şahsın işyerinde davacıya sözlü sataşmada bulunduğunu, küfür ettiğini aynı zamanda fiili saldırıda bulunduğunu, Erdek Jandarma komutanlığı nezdinde suç duyurusunda bulunduğunu ve kendisinden şikayetçi olduğunu, davalı şirketin bu başvuru nedeni ile iş aktini sonlandırdığını ileri sürerek, kıdem tazminatı ile fazla çalışma ve ikramiye alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı, davacının emrindeki işçileri üstelik iş sağlığı güvenliği mühendisi olduğu halde emniyet kemersiz 11 metre yüksekte hiçbir güvenlik tedbiri aldırmadan çalıştırdığını ve bu sebeple işçilerden birinin hayatını tehlikeye attığını ayrıca haksız olduğu halde görevini hakkı ile yerine getirmediği için yapılan ikaz üzerine amiri ile diğer işçilerin önünde tartışarak hakaret edip itiştiğini ve bu nedenle iş aktinin haklı nedenlerle feshedildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, 31.12.2008 tarihinde meydana gelen kaza ve amiri pozisyonundaki Ramazan Oral ile tartışması nedeni ile 31.12.2008 tarihinde davacının savunmasının alındığı ve hakkında ihtar cezası verildiği, akabinde aynı nedenlerden dolayı iş akdinin haklı nedenle fesih edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararı taraflar temyiz etmiştir.

Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Taraflar arasındaki uyuşmazlık, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedilip edilmediği noktasında toplanmaktadır.

Somut olayda, iş sağlığı ve güvenliği mühendisi olan davacının amirinin emri üzerine işçileri gerekli önlemleri almadan banda çıkardığı, ardından işçilerin bulunduğu yerden ayrıldığı, bir süre sonra işçilerden birinin banttan düşerek yaralandığı, daha sonra ikaz eden amiri ile tartışıp itişerek sataşmada bulunduğu için iş sözleşmesinin feshedildiği anlaşılmaktadır. Ancak olayın gerçekleştiği gün davacıya işini savsakladığı, iş kazası meydana gelmesine neden olduğu için uyarı cezası verilmiştir. Davacının iş kazası ve iş güvenliğine aykırı eylemlerinin uyarı cezası ile karşılanması sebebiyle aynı eylemden dolayı iki ayrı ceza verilemez. Dolayısıyla feshin gerekçesi ancak davacının amirine sataşması olabilir. Tarafların şikayeti üzerine Sulh Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonunda kimin eyleminin daha önce olduğu tespit edilememiştir. Ayrıca davacı ile tartışan işçinin işten çıkarılmadığı böylece eşit işlem ilkesine aykırı hareket edildiği de anlaşıldığından kıdem tazminatı isteğinin kabulü gerekirken yazılı şekilde reddi hatalıdır.

Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 24.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

07/02/2014

ALACAĞINI İSPATLAMAK İÇİN BORÇLUNUN KONUŞMASINI KAYDETME, KİŞİLER ARASINDAKİ KONUŞMANIN DİNLENMESİ VE KAYDA ALINMASI SUÇUNUN UNSURLARININ OLUŞMADIĞI YÖNÜNDEKİ BERAAT KARARI

T.C.
YARGITAY
12. CEZA DAİRESİ
E. 2012/32355
K. 2013/22505
T. 03.10.2013

Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
.. anlaşılmakla;

Oluşa ve incelenen dosya kapsamına göre, A... 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2007/1551 esas sayılı dosyasında aralarında alacak davası olan sanık ile katılanın, olay tarihinde sanığa ait büroda görüşme yaptıkları sırada, sanığın katılan ile yaptıkları konuşmayı kamera ile kaydederek içeriğini CD'ye aktarıp mahkemeye delil olarak sunduğu iddia edilen olayda, suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 133/3. maddesindeki “Yukarıdaki fıkralarda yazılı fiillerden biri işlenerek elde edildiği bilinen bilgilerden yarar sağlayan veya bunları başkalarına veren veya diğer kişilerin bilgi edinmelerini temin eden kişi...cezalandırılır.” hükmü, anılan maddenin gerekçesinde yer alan, “Maddenin üçüncü fıkrasına göre, bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan suçların işlenmesi suretiyle elde edildiği bilinen veya böylece elde edildiği kabul edilebilecek olan bilgilerden yarar sağlanması veya bunları başkalarına verilmesi veya bunlardan diğer kişilerin bilgi edinmelerini temin etmek, suç olarak tanımlanmıştır...” açıklamalarıyla birlikte göz önüne alındığında, sanığın konuşmanın tarafı olması nedeniyle, şikayet konusu ses kaydı, 5237 sayılı TCK'nın 133/1. maddesindeki suç işlenerek elde edilen bilgi niteliğinde kabul edilemeyeceğinden ve taraf beyanlarına göre, katılan ile sanığın, hukuki ihtilafa konu alacakla ilgili konuşmalarının, katılanın özel yaşam alanına ilişkin ve özel hayatının gizliliğini ihlal edecek nitelikte bulunmadığı gözetilerek sanığın eyleminin özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında da değerlendirilemeyeceğinden, yapılan yargılama sonunda, sanığa yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğu gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin, suçun unsurlarının oluştuğuna ve sanığın cezalandırılması gerektiğine ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Hükmün esasını teşkil eden kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm kısmında, sanık hakkında beraat hükmü kurulurken, uygulanan Kanun ve maddesinin gösterilmemesi suretiyle 5271 sayılı CMK'nın 232/6. maddesine aykırı hareket edilmesi,

Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bu hususun yeniden yargılama yapılmaksızın aynı Kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasının birinci paragrafının yer alan “BERAATİNE,” ibaresinden önce gelmek üzere hükme “5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi gereğince” ibaresinin ilave edilmesi ve hükümdeki diğer hususların aynen bırakılması suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 03.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Address

Ulu Mahallesi Kıbrıs Şehitleri Caddesi Mavi İşhanı No: 79/8
Bursa

Opening Hours

Monday 09:00 - 18:30
Tuesday 09:00 - 18:30
Wednesday 09:00 - 18:30
Thursday 09:00 - 18:30
Friday 09:00 - 18:30
Saturday 11:00 - 15:00

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Ata Hukuk - Hukuk Bürosu posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Ata Hukuk - Hukuk Bürosu:

Share