Güven & Şakir Avukatlık Bürosu

Güven & Şakir Avukatlık Bürosu Güven&Şakir Avukatlık Bürosunun misyonu, müvekkillerine ve topluma yönelik yüksek nitelikte, saygılı, güvenilir ve profesyonel hukuk hizmetlerini sunmaktır

Hukuk Büromuz Avukat Ezgi Güven Koçur ve Avukat Ayşe Şakir tarafından, Türkiye’nin önemli bir ticaret, iş ve endüstri merkezi olan Bursa Metropolünde kurulmuştur. Büromuz, kurucularımız Ezgi Güven Koçur ve Ayşe Şakir’in akademik ve profesyonel bilgi birikimi, özgeçmişi, spesifik hukuk sorunlarınınçözümünü içeren deneyiminin yanı sıra, genç ve dinamik yapısı nedeniyle de, her geçen gün daha da geli

şmektedir. Kurucularımızdan Avukat Ezgi Güven Koçur, iktisat ve hukuk fakültelerinden aldığı iki ayrı lisans diplomasına ek olarak, işletme alanında aldığı master diplomasıyla da akademik alanda dikkati çeken başarılara imza atmıştır. Kurucularımızdan Avukat Ayşe Şakir, Yeditepe Üniversitesi’nde İngilizce Hukuk eğitimi görmesine ek olarak Amerikan Üniversitesi’nden hukuk alanında sertifika almaya hak kazanmıştır. Bunun yanı sıra Galatasaray Üniversitesi’nden İş Hukuku alanında verilen eğitim neticesinde sertifikası bulunmaktadır. Avukat Ezgi Güven Koçur ve Avukat Ayşe Şakir’in yönetimindeki hukuk büromuz müvekkillerine uzmanlaşmış, kapsamlı ve çok yönlü, karmaşık hukuksal sorunların çözümü için en üst düzeyde profesyonel hukuk ve danışma hizmetlerini sunabilir donanım ve yeterliliğe sahip bir firmadır. Pratik, yol gösterici, sorun çözücü ve müvekkil odaklı yaklaşımlar firmamızın ana karakteridir.

Elif için adalet istiyoruz !
02/03/2020

Elif için adalet istiyoruz !

Bursa'da göğsünden vurularak taksiden yola atılan genç kadın kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Olayla alâkalı genç kadını taksiden yola atan boşanma aşamasındaki kocası gözaltına alındı.

31/10/2018
Röportajımızı okumak isteyenler için Belle Mag Dergisi 2017 Ocak sayısı Bursa ve İstanbul'da tüm D&R'lar, Avm'ler ve bay...
05/01/2017

Röportajımızı okumak isteyenler için Belle Mag Dergisi 2017 Ocak sayısı Bursa ve İstanbul'da tüm D&R'lar, Avm'ler ve bayiilerde.

ÇALIŞANLARIN BİLMESİ GEREKEN 2016 TARİHLİ ÖNEMLİ BİR KARAR;YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ, İŞYERİ TUVALETİNDE SİGARA İÇİLMES...
26/12/2016

ÇALIŞANLARIN BİLMESİ GEREKEN 2016 TARİHLİ ÖNEMLİ BİR KARAR;
YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ, İŞYERİ TUVALETİNDE SİGARA İÇİLMESİNİ İŞTEN TAZMİNATSIZ ÇIKARILMA SEBEBİ KABUL ETTİ

T.C YARGITAY
22.Hukuk Dairesi
Esas: 2016 / 11845
Karar: 2016 / 14174
Karar Tarihi: 10.05.2016

ÖZET: Somut olay bakımından, davalı işverenin davacı işçinin iş sözleşmesini "işçinin kendi isteği ve savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi..." nedenine dayanarak haklı sebeple feshettiğinin kabulü gerekirken, feshin geçersizliği ve işe iade isteminin kabulü yönündeki mahkeme hükmünün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması gerekir.
(4857 S. K. m. 20, 25, 28)

Dava: Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.

Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Karar: Davacı vekili, davalıya ait işyerinde 04.09.2007 tarihinden itibaren montaj işçisi olarak çalışmakta olan davacının iş sözleşmesinin, davalı işverence 23.03.2015 tarihinde işyerindeki bayanlar tuvaletinde sigara içtiği gerekçesiyle 27.03.2015 tarihi itibariyle 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/II-ı. bendinde öngörülen "işçinin kendi isteği ve savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi..." sebebiyle feshedilmesinin, fesih sebebinin gerçeği yansıtmaması ve feshin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle feshin geçersizliğine, işe iadeye, boşta geçen dört aylık ücret alacağıyla işçinin işverene müracaatına rağmen işe başlatılmaması durumunda işe başlatmama tazminatının dört aylık ücret tutarından az olmamak kaydıyla belirlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, davacının davalı iş yerinde 04.09.2007 tarihinden bu yana yedibuçuk yıldır çalışan bir işçi olması sebebiyle iş yerinde sigara içilmesine ilişkin olarak getirilen kural ve düzenlemeleri iyi bildiğini, iş yerinde kantin dışında tüm alanlarda sigara içmenin yasak olduğu hususunun işe giriş eğitimlerinde ve periyodik olarak tekrarlanan tüm iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin eğitimlerde tüm çalışanlara bildirildiğini ve uyarı levhalarıyla hatırlatıldığını, zira iyi söndürülmemiş her izmaritin işyerinde yangına yol açma riskinin olduğunu; davacının tuvalette sigara içtiğini davalı şirket iş sağlığı ve güvenliği uzmanı D� T�'in bizzat gördüğünü ve olayla ilgili tutanak düzenlendiğini ve savunmasının alındığını, davacının hem işyeri kurallarına ve yasalarla getirilen düzenlemeleri açıkça ihlal ettiği ve işyerinde iş güvenliğini tehlikeye düşürdüğü gerekçesiyle disiplin kurulunun oy çokluğuyla aldığı kararla davacının iş sözleşmesinin haklı sebeple derhal ve tazminatsız olarak feshedildiğinden bahisle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, davalı tarafından yapılan feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesi isteminin kabulüyle davacının çalıştırılmadığı süre içerisinde en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer haklarının ödenmesine ve işe başlatmama tazminatının dört aylık brüt ücret tutarında belirlenmesine karar verilmiştir.

Hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosya içeriğine göre, somut olay bakımından işverenin işyerinde sigara yasağına ilişkin uyarıları tuvalet dahil işyerinin dört bir yanına uyarıcı yazı ve levhalar asmak suretiyle yerine getirdiği anlaşıldığı gibi kapalı mekanlarda sigara içmenin aynı zamanda bir yasa ihlali olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Ayrıca işverenle işçinin de üyesi olduğu işçi sendikası arasında yürürlükte bulunan toplu iş sözleşmesinin eki niteliğindeki iç yönetmeliğin 39 uncu maddesinde, sigara içilmez işareti bulunan yerlerde sigara içmek, kibrit ve çakmak kullanmak, buralara sigara, ateş veya yanıcı ve parlayıcı maddeyle girmek işten çıkarma sebebi olarak belirtilmiştir. Bu sebeple, mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere tek başına sigara içilen yerin tuvalet olması, tuvaletlerin fayanslarla kaplı oluşu gibi gerekçelere dayanılarak davacının işe iadesi yönünde hüküm kurulması hatalıdır. Üstelik iş sağlığı ve güvenliği uzmanı olan davalı tanığının beyanlarından da anlaşıldığı üzere, tuvaletin üretim alanlarına yakın mesafede bulunması ve etrafta bulunan maddelerin yanıcı nitelikte olması hususları göz önünde bulundurulduğunda sigara içilmesinin tüm işyeri ve iş güvenliği bakımından tehlike oluşturacağı kabul edilmelidir.

Tüm bu sebeplerle somut olay bakımından, davalı işverenin davacı işçinin iş sözleşmesini 4857 sayılı İş Kanunu'nun 28 inci maddesinin 2 nci fıkrasının (ı) bendinden yer alan "işçinin kendi isteği ve savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi..." nedenine dayanarak haklı sebeple feshettiğinin kabulü gerekirken, feshin geçersizliği ve işe iade isteminin kabulü yönündeki mahkeme hükmünün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması, 4857 sayılı Kanun'un 20. maddesinin 3 üncü fıkrası uyarınca, aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan gerekçe ile;

1-Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının bozularak ortadan kaldırılmasına,

2-Davanın REDDİNE,

3-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,

4-Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 153,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsiliyle davalıya ödenmesine,

5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 1.800,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

6-Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, kesin olarak 10.05.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

BİR YAYANIN ÖLÜMÜYLE NETİCELENEN TRAFİK KAZASI DAVASINDA TRAFİK IŞIĞI YEŞİL YANSA DAHİ HIZIN AZALTILMASI GEREKTİĞİNE İLİ...
21/12/2016

BİR YAYANIN ÖLÜMÜYLE NETİCELENEN TRAFİK KAZASI DAVASINDA TRAFİK IŞIĞI YEŞİL YANSA DAHİ HIZIN AZALTILMASI GEREKTİĞİNE İLİŞKİN YARGITAY CEZA GENEL KURULU KARARI;
IŞIKLI TRAFİK İŞARETLERİ İZİN VERSE BİLE KAVŞAKLARA YAKLAŞIRKEN KENDİSİNİ KAVŞAK İÇİNDE DURMAYA ZORLAYACAK BİR UNSURLA KARŞILAŞAN SÜRÜCÜNÜN HIZINI AZALTMASI ZORUNLUDUR.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu
Esas: 2013/9-381 Karar: 2014/136
Taksirle ölüme neden olma suçundan sanık M...'in beraatine ilişkin, ...12. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 27.11.2007 gün ve 191-949 sayılı hükmün katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 11.11.2010 gün ve 20455-11698 sayı ile; “Trafik kazalarında kusur genellikle trafik kurallarının çiğnenmesiyle gerçekleşir. Sürücüler Karayolları Trafik Yönetmeliğinde belirtilen hız sınırlarını aşmamak ve hızın gerekli şartlara uygunluğunu sağlamak zorundadırlar. Işıklı trafik işaretleri izin verse bile yaya geçidi bulunan kavşaklara yaklaşırken kendisini kavşak içinde durmaya zorlayacak bir unsurla karşılaşan sürücünün hızını azaltmasında zorunluluk vardır. Karayollarında yüksek tehlikeyi yaratan motorlu araç sürücülerinin daha özenli davranmaları, yayaların ve bisiklet sürücülerinin ise daha az tehlike yaratmaları nedeniyle, daha az özen göstermeleri normal karşılanmalıdır. Yukarıda sayılan ilkeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Gece, ışık kontrollü kavşakta, gidiş yönüne göre yolun solundan karşıya geçmeye çalışan ve 3 şeritli yolun ilk şeridini geçip ikinci şeride gelmiş bulunan yayaya çarparak ölümüne neden olan sanığın, yerleşim yerinde bulunan kavşağa hızını azaltmadan girmesi ve yayayı görmesine rağmen yeterli ve etkili fren tedbirine başvurmadan yalnızca klakson çalarak yayayı uyarmaya çalışması nedeniyle kusurlu olduğu ve dosya içinde mevcut 20.02.2007 tarihli bilirkişi raporunun oluşa ve dosya kapsamına uygun bulunduğu gözetilmeden mahkumiyeti yerine beraatine karar verilmesi” isabetsizliğinden oyçokluğuyla bozulmasına karar verilmiş, Daire Üyeleri A. Doğan ve H. Aşaner ise; “Yargılama konusu olayda, 09.02.2007 günü saat 18.10 sıralarında sanığın yönetimindeki 34 EG 2348 plakalı Ford Fiesta marka otomobille Oran yönünden Mamak yönüne orta refüjle bölünmüş Doğukent Caddesini takiben seyir sırasında 95. sokak ışıklı kavşağından geçerken kavşak çıkışında soldaki orta refüjden yolun sağına geçmek isteyen yaya Meryem Ünlü’ye otomobilinin sol yan kısmıyla çarpması sonucu yayanın öldüğü anlaşılmaktadır. Olay yerinde yol 9,5 metre genişlikte, tek yönlü, üç şeritli ve asfalt zeminlidir; olay yeri meskun mahal ve ışık kontrollü kavşak olup, kavşak girişinde ve çıkışında ışık kontrollü yaya geçidi mevcuttur. Dosyadaki belge ve kanıtlardan, sanığın seyrettiği yöne yeşil ışık yandığı sırada kavşağa girip, kavşaktan geçişini sürdürürken, kavşak çıkışında yayalara kırmızı ışık yandığı sırada, ölen yayanın soldaki orta refüjden aniden yola çıkarak seyir halindeki araçlara rağmen karşıya geçmeye çalıştığı, üzerindeki giysilerin koyu renk olması nedeniyle gece karanlık ortamda görünmesini engellediği, geçiş yapmakta olan sanık sürücünün son anda yayayı fark edip korna çalarak sesli uyarıda bulunmasına karşın yürüyüşünü sürdüren yayaya aracının sol çamurluk kısmıyla çarptığı, çarpma sonrasında aracın kontrolünü sağlamaya çalıştığı, trafikte seyir halinde bulunan diğer araçların tehlike yaratmasına karşı önlem alarak 70-75 metre kadar ileride park ettiği, aracın incelenmesinde sol çamurluk, sol ayna kısımlarında hasar bulunduğu, sol ön kapı camının da kırık olduğu saptanmıştır. Bu kanıtlar değerlendirildiğinde; ölen yayanın araçlara yeşil yayalara kırmızı ışık yandığı bir sırada, yeşil ışıkta seyreden araca yakın mesafeden, kontrolsüzce ve geçiş önceliğine uymaksızın aniden yola çıkması sonucunda neden olduğu olayda kusurlu bulunduğu, yönetimindeki otomobille ışık kontrollü kavşaktan seyrettiği yöne yeşil ışık yanarken geçiş yapan ve şehir içinde azami sürat sınırını aştığı yolunda bir kanıt bulunmayan sanığın taşıt trafiğinin yoğun olduğu bölgedeki olayın meydana geliş biçimine göre olayda sonuca etkili bir kusurunun bulunmadığı, ...Adli Tıp Grup Başkanlığı Trafik İhtisas Dairesinin 15.05.2007 günlü ve Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin 14.11.2007 günlü mütalaalarının da bu yönde olduğu anlaşıldığından, isabetli bulunan sanığın beraatine ilişkin yerel mahkeme hükmünün onanması gerektiği görüşüyle sayın çoğunluğun düşüncesine katılmıyoruz” düşüncesiyle karşıoy kullanmışlardır. Yerel mahkeme ise 12.04.2011 gün ve 93-201 sayı ile; "...Sanığın ve olay sırasında yanında bulunan tanık İsmail Özdemir'in anlatımları dışında oluşa ilişkin başkaca tanık bulunmayıp birbirini doğrulayan bu anlatımların aksi kanıtlanamayıp oluşu bu anlatımlar doğrultusunda kabul gerekmiş ve bu kabule göre de sanığın geceleyin meskun mahalle otomobille seyri sırasında geldiği kavşakta kendisine yeşil ışık yanması üzerine seyir hızıyla kavşağa girerek yoluna devam ettiği, kavşağın karşısına geçtiğinde refüjün başladığı yerde gidiş yönüne göre yolun sol tarafından sağ tarafına geçmek üzere yayanın yola girdiği ve sanığın ani gelişen bu olay karşısında frene basmak için zaman kalmadığı ve klakson tedbirine başvurarak aracını sağa yönlendirerek sol çamurluğu ile yayaya çarptığı, olayın bu şekilde meydana geldiğini kabul gerektiği, bu kabulü esas alan ...Adli Tıp Grup Başkanlığı Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen 15.05.2007 gün ve 2007/4132-1408 sayılı ve yine İstanbul Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen 14.11.2007 gün ve 260/59449-251007/5938 sayılı ve sanığın oluşta kusursuz olduğuna ilişkin raporlar gerekçeleri itibariyle oluşa uygun görülerek mahkememizce de benimsenmiştir" gerekçesiyle direnerek sanığın beraatına karar vermiştir. Bu hükmün de katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C. Başsavcılığının “onama” istekli 06.05.2013 gün ve 111495 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire çoğunluğu ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan kamu davası açılan sanığın bir kişinin ölümüyle sonuçlanan olayda kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Sanığın kullanmakta olduğu otomobil ile 09.02.2007 günü saat 18.10 sıralarında ...ili ...ilçesi ...yönünden ...ilçesi yönüne doğru, orta refüjle bölünerek geliş ve gidiş yolunun ayrıldığı ...Caddesini takiben seyretmekte olduğu, 95. sokak Işıklı Kavşağından geçtiği sırada sol taraftan gelerek orta refüje ulaşan ve oradan da yolun sağına yaya geçidini kullanarak geçmek isteyen ölene otomobilinin sol yan kısmıyla çarptığı, çarpma sonucu ağır şekilde yaralanan 1950 doğumlu olan yaya Meryem Ünlü’nün kaldırıldığı hastanede bir gün sonra öldüğü, Geliş ve gidiş kısmının bölünmüş olduğu yolun kazanın meydana geldiği bölümünün 9 metre 50 cm genişlikte, tek yönlü, üç şeritli, asfalt zeminli ve olay anında yerlerin ıslak olup meskun mahal içi olduğu, kavşakta gerek yayalar gerekse araçlar için trafik ışıklarının bulunduğu, yaya geçidinin üzerinde kan izlerinin olduğu, sanığın aracının buraya 75 metre mesafede parkedildiği, sanığın kazanın hemen ardından saat 18.12'de 112 nolu acil yardım ekiplerini aradığı, tutulan tutanağa göre olay yerine kolluğun intikal ettiğinde herhangi bir tanığın olmadığı, sanığın otomobilinde yapılan incelemede sol ön çamurluğun içe doğru göçük, sol ön kapı camının ve sol aynanın tamamen kırık olduğunun tespit edildiği, Ölenin, genel beden travmasına bağlı çok sayıda kot ve iskelet sistemi kemik kırıklarıyla karakterli gelişen pinomotoraks, iç organ yaralanamalarına bağlı gelişen hipovolemik şok sonucu öldüğünün belirlendiği, Soruşturma aşamasında dosya üzerindeki bilgilere göre biri başkomiser, diğeri polis memuru iki bilirkişinin hazırlamış olduğu bilirkişi raporunda; ortalama çarpma hızının 60 km. civarında olduğu, ölenin birinci derecede, sanığın ise 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 52/a ve b maddeleri uyarınca ikinci derecede kusurlu olduğunun belirtildiği, Yargılama aşamasında ...Adli Tıp Grup Başkanlığı Trafik İhtisas Dairesinden alınan 15.05.2007 günlü raporda; sanığın kusurunun olmadığı, ölenin ise tamamen kusurlu olduğu tespitinin yapıldığı, Katılan vekili tarafından trafik kazaları konusunda da uzman olduğu belirtilen makine mühendisi bilirkişiden alınan 25.06.2007 tarihli uzman mütalaasında; ölenin Karayolları Trafik Kanununun 47/d ve 68/b maddeleri uyarınca tehlikeli biçimde yolun karşısına geçmeye çalışması nedeniyle asli kusurlu olduğu, sanığın ise aynı kanunun 52/a ve Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 100. maddeleri uyarınca yola gereken dikkatini vermemesi, kavşağa yaklaşmasına rağmen hızını asgari hadde düşürmemesi, yola inen yayaya karşı fren, ikaz ve sağa doğru direksiyon kırma tedbirine başvurmaması nedeniyle ikinci derecede tali kusurunun bulunduğu görüşüne yer verildiği, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinden alınan 14.11.2007 günlü raporda; ölenin, yayalara kırmızı ışık yanarken yeşil ışığın yanmasını beklemeden ve yeşil ışıkta seyreden aracın geçiş önceliğine riayet etmeden yola girmesi nedeniyle asli kusurlu olduğu, sanığın ise hatası olmadığından kusurunun bulunmadığının belirtildiği, Olay sırasında sanıkla aynı araçta bulunan tanık İsmail Özdemir'in olaydan bir gün sonra 10.02.2007 tarihinde kollukta alınan ifadesinde; aracın ön koltuğunda oturduğunu, Mamak istikametine doğru gittikleri sırada ışıklı kavşağa geldiklerini, kendilerine yeşil ışığın yandığını, caddenin kendilerine göre solundan sağ tarafa doğru geçmekte olan bir bayanı gördüğünü, caddenin sol tarafında bulunan şeridi geçtiğini, sanığın korna çaldığını, ancak yaya olan bayanın sağa sola bakmadan caddenin diğer şeridine yani kendilerinin bulunduğu şeride geçtiğini, sanığın korna çalmasına rağmen bayanın durmadığını, mesafenin yakın olmasından dolayı aracın sol tarafından bayana çarptığını, bayanın yere düştüğünü, sanığın kendisine hastasının olmasından dolayı "bekleme git" dediğini, bunun üzerine olay yerinden ayrıldığını ifade ettiği, Mahkemede; olay öncesinde sanığın kendisinin işlettiği markete gelerek tahsilat yaptığını, bir hastası olduğu için dükkanını kapatıp sanığın kullandığı araca bindiğini, önde sanığın yanındaki koltukta oturduğunu, hastasının telaşıyla dalgın olduğunu, kavşağa yaklaştıklarında araçlara yeşil ışığın yandığını, sanığın yavaşladığını, öncesinde 50-60 km kadar bir hızı olduğunu, kavşaktan karşıya geçtiklerinde daha önceden yayayı fark etmediğini, ancak bir çarpma sesiyle birlikte sanığın sağa kaçtığını ve biraz ilerde sağa çekip durduğunu daha sonra kaza yerine yürüdüğünü, yayanın yolun üzerinde zemininde yatmakta olduğunu, diğer araçların durduğunu ve ambulansın çağrıldığını, yapabileceği bir şey olmadığından hastası olduğu için ayrıldığını, kavşağa geldiklerinde 4 şeritli olan yolun sol taraftaki iki şeridinin dolu olduğunu, sağdaki iki şeritin boş olduğunu, yaklaştıklarında yeşil yanınca sanığın durmayıp, hızını biraz düşürüp karşıya devam ettiğini söylediği, Soruşturma aşamasındaki ifadesi ile mahkeme huzurundaki ifadesi arasındaki aykırılık nedeniyle sorulduğunda tanığın; mahkeme huzurundaki ifadesinin doğru olduğunu, soruşturma aşamasında neden o şekilde yazıldığını bilemediğini ifade ettiği, bu nedenle aradaki çelişkinin giderilemediği, Bir gıda şirketinde dağıtım elemanı olarak çalışan sanığın sorguda; tahminen 50 km. hızla seyrettiğini, kavşaktan geçerken ölenin sol ön tarafından araca çarptığını, zaten hızını kesmiş olduğunu, bir anda ölenin nereden çıktığını göremediğini beyan ettiği, Mahkeme; havanın karardığını, ışıklı kavşağa yaklaştığında kendisine yeşil ışığın yandığını, bunun üzerine yaklaşık 50 kilometre civarında olan hızını düşürmeden yoluna devam etmek üzere karşıya geçiş yaptığını, önünde veya yakınında yani sağ veya solunda başka araç olmadığını, kavşakta henüz karşı yola geçtiğinde kendisine göre yolun solundan sağına geçmek isteyen bir yayayı karaltı halinde fark ettiğini, ölenle aralarında mesafe olmadığını, kaçma veya fren tedbirine başvurmak için zaman bulamadığını, aracının sol kapısından çarpmasına engel olamadığını, çarpmadan sonra fren yaptığını, ancak başka bir kazaya meydan vermemek için ve yerler hafif kaygan olduğundan biraz ileride yolun sağında durabildiğini savunduğu, Anlaşılmaktadır. 5237 sayılı TCK'nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde "kanunda tanımlanmış haksızlık" olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hallerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK’nun 22/2. maddesinde taksir; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir” şeklinde tanımlanmıştır. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alması ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirmekte, fail tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılmaktadır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır. Öğretide de benimsendiği ve Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı üzere taksirin unsurları; 1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması, 2- Hareketin iradi olması, 3- Sonucun istenmemesi, 4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması, 5-Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülememiş olması, Şeklinde kabul edilmektedir. Taksirli suçlarda da, gerek icrai hareketin gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir. Sonucun gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması halinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. 5237 sayılı TCK’nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun "Hızın gerekli şartlara uygunluğunu sağlamak" başlıklı 52. maddesinde; "Sürücüler:... a) Kavşaklara yaklaşırken, dönemeçlere girerken, tepe üstlerine yaklaşırken, dönemeçli yollarda ilerlerken, yaya geçitlerine, hemzemin geçitlere, tünellere, dar köprü ve menfezlere yaklaşırken, yapım ve onarım alanlarına girerken, hızlarını azaltmak, b) Hızlarını, kullandıkları aracın yük ve teknik özelliğine, görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmak, ...Zorundadırlar" hükmü yer almaktadır. Diğer taraftan, yargılamayı gerçekleştiren hâkimin, bilirkişilerin belirledikleri kusurun varlığı ya da yokluğu ve kusur oranları ile bağlı olmadığı, aksine bilirkişilerin yapacakları teknik belirlemeler çerçevesinde failin kusurunun bulunup bulunmadığının, varsa kusurunun ne olduğunun ve bu kusurun cezanın belirlenmesinde ne derece etkin olacağının, her olayın özelliklerine göre ve yasal gerekçelerle belirlemesi gerekmektedir. Olayın gerçekleşme şeklini belirleme görevi de hâkime ait olup bilirkişi bu hususta ortaya koyacağı teknik veriler ile hâkime yardımcı olacak ve tarafların taksirli davranışlarının ve kusur durumlarının nelerden ibaret olduğunu gösterecektir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanığın olay tarihinde saat 18.00 sıralarında gece vakti ve zemini ıslak, geliş ve gidiş yönünün refüj ile ayrıldığı, üç şeritli yolda kullanmakta olduğu otomobil ile trafik ışıklarının bulunduğu kavşağa geldiği, kendisine yeşil ışığın yanması nedeniyle hızını azaltmadan kavşağa girdiği, sanığın gidiş yönüne göre yolun solundan karşıya geçmeye çalışan ve orta refüjden sonra üç şeritli yolun ilk şeridini geçip ikinci şeridine gelmiş bulunan ölen yayaya çarparak yaralanmasına ve sonrasında kaldırıldığı hastanede ölmesine neden olduğu, sanığın yayayı görmesine rağmen kendisine yeşil ışığın yanmasına güvenerek hızını yavaşlatmak için fren tedbirine başvurmadığı ve kendi beyanına göre yoldan başka araç geçmediğinden şeridini değiştirme imkanı varken değiştirmediği, sadece korna çalarak ölen yayayı uyarmaya çalıştığı hususları gözönüne alındığında, sanığın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu hükümlerine aykırı olarak kavşağa girerken hızını azaltmaması ve hızını mevcut şartlara uydurmaması nedeniyle olayın ve bunun sonucunda ölümün meydana gelmesinde ölenle birlikte kusurlu olduğu ve soruşturma aşamasında alınan 20.02.2007 tarihli bilirkişi raporunun oluşa ve tüm dosya kapsamına uygun bulunduğu gözetilmeden, mahkumiyeti yerine beraatine karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Genel Kurul Üyesi; direnme hükmünün yerinde olduğu düşüncesiyle karşıoy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, 1-...12. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.04.2011 gün ve 93-201 sayılı direnme hükmünün BOZULMASINA, 2-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.03.2014 günü yapılan müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.

14.12.2016 (DÜN) TARİHLİ "ÇOK ÖNEMLİ" YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI; Aile konutu ile ilgili işlemlerde malik olmaya...
15/12/2016

14.12.2016 (DÜN) TARİHLİ "ÇOK ÖNEMLİ" YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI;

Aile konutu ile ilgili işlemlerde malik olmayan eşin "AÇIK RIZASI ALINMADAN" yapılan işlem "GEÇERSİZDİR"

ÇEKİŞMELİ VAKIA

Aile konutu üzerinde "MALİK OLMAYAN EŞİN AÇIK RIZASI ALINMADAN" malik eş tarafından yapılan işlem (satış, ipotek vs) GEÇERLİ MİDİR?

HUKUK GENEL KURULU KARARI İLKELERİ
1- Aile konutu üzerinde “MALİK OLMAYAN EŞİN AÇIK RIZASI ALINMADAN” malik eş tarafından yapılan işlem (satış, ipotek vs) GEÇERSİZDİR.

2- Tapu kaydı üzerinde "AİLE KONUTU ŞERHİNİN BULUNMAMASININ" bir önemi yoktur.

3- İşlem tarafı üçüncü kişinin "İYİ NİYETİ KORUNMAZ"

4- İSPAT YÜKÜ : "DAVALI" taraftadır.

5- İSPAT KONUSU: Davalı tarafı davacı eşin "AÇIK RIZASININ BULUNDUĞUNU" ispat etmelidir.

6- İSPAT SONUCU: Davalı tarafı davacı eşin "AÇIK RIZASININ BULUNDUĞUNU" ispat EDERSE davanın "REDDİNE" davalı tarafı davacı eşin AÇIK RIZASININ BULUNDUĞUNU ispat EDEMEZSE davanın "KABULÜNE" karar verilmelidir.

HUKUK GENEL KURULU AKSİ DÜŞÜNCEDE OLAN YEREL MAHKEMENİN DİRENME KARARINI "YUKARIDAKİ İLKELERE GÖRE BOZMUŞ" OLUP BU KARARA KARŞI YAPILAN KARAR DÜZELTME İSTEMİ BUGÜN (14 Aralık 2016) "OYBİRLİĞİ" İLE REDDEDİLMİŞTİR.

ÖMER UĞUR GENÇCAN
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanı

14.12.2016 19:42:23

İstanbul Adliyesindeki duruşmaları tamamlayıp öğleden sonra büromuzda görüşmelerimize ve çalışmalarımıza devam etmekteyi...
06/12/2016

İstanbul Adliyesindeki duruşmaları tamamlayıp öğleden sonra büromuzda görüşmelerimize ve çalışmalarımıza devam etmekteyiz...

ANLAŞMALI BOŞANMA PROTOKOLÜNDE MÜŞTEREK ÇOCUĞUN ÖZEL OKUL MASRAFLARINI KARŞILAMAYI TAAHHÜT EDEN BABANIN BİR SÜRE SONRA O...
01/12/2016

ANLAŞMALI BOŞANMA PROTOKOLÜNDE MÜŞTEREK ÇOCUĞUN ÖZEL OKUL MASRAFLARINI KARŞILAMAYI TAAHHÜT EDEN BABANIN BİR SÜRE SONRA OKUL MASRAFLARINI ÖDEMEKTEN KAÇINDIĞI BİR DAVADA "davalının şahsi ve taşınmazlarına ilişkin geliri ile müşterek çocuğun özel okul masraflarının araştırılması neticesinde oluşacak sonuca göre müşterek çocuğun yaşı, eğitim durumu, ihtiyaçları, davacı anne ile nafaka yükümlüsü babanın ekonomik durumuna istinaden daha fazla nafakaya hükmedilmesi gerektiği" ŞEKLİNDE YARGITAYCA HÜKÜM KURULMUŞTUR.

T.C. YARGITAY 3.Hukuk Dairesi
Esas: 2016/4087 Karar: 2016/8682
Karar Tarihi: 01.06.2016

ÖZET: Mahkemece; davalının anlaşmalı boşanma protokolünde müşterek çocuğun öğrenim hayatı süresince özel okul masraflarını karşılayacağını taahhüt ettiği gözetilerek ve hükmedilen nafaka miktarının kendi kayıt yaptırdığı okul masrafını dahi karşılamadığı dikkate alınarak, davalının şahsi ve taşınmazlarına ilişkin geliri ile müşterek çocuğun özel okul masraflarının araştırılması neticesinde oluşacak sonuca göre müşterek çocuğun yaşı, eğitim durumu, ihtiyaçları, davacı anne ile nafaka yükümlüsü babanın ekonomik durumuna istinaden daha fazla nafakaya hükmedilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
(4721 S. K. m. 182)

Dava ve Karar: Taraflar arasındaki iştirak nafakası davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların ...Aile Mahkemesinin .... sayılı ilamıyla anlaşmalı boşandıklarını, müşterek çocuğun velayetinin müvekkiline verildiğini, protokol gereği çocuğun özel okul öğrenim masraflarının davalı baba tarafından karşılanmasına ilişkin hüküm kurulduğunu, davalının 4 yıl okul masraflarını karşıladığını, daha sonra başka bir okula kaydettirmek istediğini, velayet müvekkilde olması nedeniyle okul seçme hakkının da kendisinde olduğunu, müvekkilin karşı çıkması üzerine davalının öğrenim masraflarını ödemekten kaçındığını, ilamda parasal miktar gösterilmediği için ihtilaf oluştuğunu ileri sürerek; müşterek çocuk lehine 5.000,00 TL iştirak nafakasına ve her yıl... oranında artışa karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin anlaşmalı boşanma protokolündeki hüküm gereği maddi durumunu dikkate alarak başka bir okula kayıt yaptırdığını, davacının kayıt yaptırdığı okul ile yıllık gider farkı bulunduğunu, müvekkilinin iş akdinin sonlandırıldığının bildirildiğini, talebin fahiş olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile; müşterek çocuk lehine aylık 1.000,00 TL iştirak nafakasına ve her yıl ...oranında artırılmasına karar verilmiş, hüküm süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Türk Medeni Kanunu'nun 182/2 maddesi gereğince; velayet kendisine tevdi edilmeyen taraf ekonomik imkanları ölçüsünde müşterek çocuğunun giderlerine katılmakla yükümlüdür.

İştirak nafakası takdir edilirken; çocuğun yaşı, ihtiyaçları, okul seviyesi, sosyal çevreye göre yaşam seviyesi, velayet tevdi edilen tarafın ekonomik durumu ile nafaka yükümlüsünün mali gücü birlikte değerlendirilip, hakkaniyete uygun bir nafakaya karar verilmelidir.

Dosyanın incelenmesinde; tarafların ....Aile Mahkemesinin ... sayılı ilamıyla anlaşmalı olarak boşandıkları, müşterek çocuğun velayetinin anneye verildiği, protokol gereği çocuğun özel okul öğrenim masraflarının öğrenim hayatı süresince davalı baba tarafından karşılanmasına karar verildiği görülmektedir.

Müşterek çocuğun özel okul masraflarına ilişkin davacı tarafından diğer giderler hariç okul masrafı 30.000,00 TL, davalı tarafından kayıt yapılan okulun masrafı ise 17.800,00 TL olarak ileri sürülmektedir. Anlaşmalı boşanma protokolünde; müşterek çocuğun özel okul masrafların davalı baba tarafından karşılanmasına yönelik anlaşma bulunduğuna göre; nafaka miktarının tayini açısından bu hükmün dikkate alınarak özel okul masraflarının araştırılması gerekmektedir.

Ayrıca; mahkemece davalı hakkında yapılan sosyal ekonomik durum araştırmasına göre yönetici olarak çalıştığının, 9.000,00 TL geliri olduğunun, 3.750,00 TL kira ve 1.600,00 TL aidat ödediğinin tespit edildiği, daha sonra davalı tarafça iş akdinin sona erdirildiğinin ve gayrimenkul danışmanlığı işine başladığının, bu işin de askıya alındığının belirtildiği, davacı tarafça da davalının taşınmazları olduğunun ve gelir elde ettiğini ileri sürüldüğü belirlenmektedir. Mahkemece; davalının taşınmaz bilgilerinin ve gelir elde edip etmediğinin araştırılmadığı, tanık beyanları ile yetinildiği görülmektedir.

O halde; mahkemece; davalının anlaşmalı boşanma protokolünde müşterek çocuğun öğrenim hayatı süresince özel okul masraflarını karşılayacağını taahhüt ettiği gözetilerek ve hükmedilen nafaka miktarının kendi kayıt yaptırdığı okul masrafını dahi karşılamadığı dikkate alınarak, davalının şahsi ve taşınmazlarına ilişkin geliri ile müşterek çocuğun özel okul masraflarının araştırılması neticesinde oluşacak sonuca göre müşterek çocuğun yaşı, eğitim durumu, ihtiyaçları, davacı anne ile nafaka yükümlüsü babanın ekonomik durumuna istinaden daha fazla nafakaya hükmedilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince bozulmasına ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 01.06.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

Address

Üçevler Mah. 72. Sokak Aknil Plaza No:6 K:3 Büro:7 (Küçük Sanayi Bankalar Arkası 18. Noter Üstü) Nilüfer
Bursa
16900

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Güven & Şakir Avukatlık Bürosu posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share