DOĞRUER HUKUK BÜROSU

DOĞRUER HUKUK BÜROSU Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from DOĞRUER HUKUK BÜROSU, Lawyer & Law Firm, Alaca mah. İstasyon Caddesi No:46/1 Bolvadin, Bolvadin.

Uzmanlık Alanı : Ceza Hukuku - Ticaret Hukuku-İcra Hukuku-Medeni Hukuk-Aile Hukuku- Tazminat Hukuku- İş Davaları-Miras Hukuku- Gayrimenkul ve İzale-i Şuyu Davaları ve Hukuki Danışmanlık

26/06/2020
HERKES İÇİN ADALET ADALET İÇİN AVUKAT
05/04/2020

HERKES İÇİN ADALET
ADALET İÇİN AVUKAT

13/10/2019

Batının karanlık tarihinden küçük bir kesit...

ŞAMAR OĞLANI"NIN İLGİNÇ HİKAYESİ

16. ve 17. yüzyıllarda feodal düzenin hakimiyeti sonucu, üst sınıf ve alt tabaka arasındaki uçurum iyice açılmıştı. Öyle ki soylu kesim, kendisini halktan çok üstün görüyor ve onlarla herhangi bir yakın temas kurmaktan kaçınıyordu.

Dolayısıyla saray mensubu ve asilzade çocuklarının halkın arasına karışıp, onlarla aynı dersliklerde eğitim almaları düşünülemezdi. Doğal olarak en iyi hoca ve alimler, saray, şato ve konaklara bu çocukların ayağına getiriliyordu.

Ancak o dönem eğitim sırasında dayak ve cezalandırma çok yaygındı ve tabi ki bu yöntemin soylu çocuklar üzerinde kullanılması mümkün değildi.

İşte buna çözüm olarak alt tabakadan olan bir çocuk, ders sırasında bu dayağı yemek için hazır bulunuyordu. Asilzade çocuğunun işlediği her hatada şamar ve sopayı bu çocuk yiyordu.

Diğer bir ayrıntı da, derse katılan bu halk çocuğunun birşeyler öğrenmemesi için sağır kimseler arasından seçilmesi ya da bilhassa bu iş için sağır edilmesiydi. Şamar Oğlanının İngilizcesi “Whipping boy” dur.

28/09/2019

Osmanlı arması

Necip Fazıl Kısakürek' in 1954’lü yıllarda çıkardığı Büyük Doğu mecmuasının bir sayısının kapağında, Osmanlı arması işlemeli sanat eseri bir kumaş resmini yayınlayınca, “padişahlık propagandası yapmak” gibi saçma bir gerekçe ile derginin o sayısının toplatılmış ve kendisi de suçlanarak mahkemeye sevkedilmişti.
Necip Fazıl’ın mahkemede kendisini suçlayan savcıya gayet ibretli bir şekilde:“İçinde adalet işlerine bakılan bu binanın tepesinde aynı Osmanlı arması var Siz de mi padişahlık propagandası yapıyorsunuz?” diye cevap verir.

05/09/2019

Adamın birinin babadan yadigâr antik ipek bir halısı varmış. Satmaya karar vermiş. Ona göstermiş buna göstermiş, ama kimse talip olmamış. Sonunda zengin birini bulmuş ve ona götürmüş.

Zengin halıya bir bakmış ve sormuş, kaç para? Adam cevap vermiş 100 altın. Zengin tereddüt etmeden tamam demiş ve çıkartıp 100 altın vermiş.

Adam sevinmiş. O sırada zengin sormuş bu halının kaç para ettiğini biliyor musun? Adam cevap vermiş hayır bayım. Zengin devam etmiş en az 3000 altın eder. Adam susmuş. Zengin sormuş, niye 100 altına verdin? Adam biraz düşünmüş ve cevap vermiş; bayım bağışlayın ama benim bildiğim en büyük rakam 100!

Şimdi aklıma Ludwig Wittgenstein geldi;

“Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır.”

Dilin anlam zenginliği ve anlam derinliği gelişmedikçe o dil ile yapılan iş sayısı sınırlı kalacaktır.

Konuşma dili 150-200 kelime/dakika ve okuma dili 200-250 kelime/ dakika iken, düşünme dili 1300-1800 kelime/dakika düzeyindedir. Bu yüzden yeterince sözcük, anlam, kavram ve düşünsel bağlantıya sahip olmayan zihin kısır döngüde çıkmazları yaşayacaktır.
Bu durumda, 200 kelime ile düşünen, 2000 kelime ile düşüneni anlamayacaktır.

Paragrafı şöyle bitirmek isterim:
“Dilin kadar varsın.”

Anooshirvan Miandji

02/06/2019

İş ve eş gereği ABD Houston Teksas’ta yaşıyorum. Geçen hafta başımdan geçen ilginç ve gerçekten çok etkilendiğim olay, evime yakın bir postanede gerçekleşti. Yeni yıl hediyesi olarak internet aracılığıyla satın aldığım kol saati paketten camı çatlamış çıkınca, vakit kaybetmeden derhal iade formunu doldurup soluğu postanede aldım.
Postaneye girdiğimde 20-25 kişi kuyrukta hizmet bekliyordu. Burada Noel de yaklaştığı için marketten bir ekmek bile alınsa mecburen onlarca insan arkasında sıraya dizilip normalden çok daha uzun süre beklemek zorunda kalınıyor.
Hizmet eden sayısı sadece 2 kişi olunca, hele bir de hizmet edenler işinden, canından bezmiş bir suratla ve isteksizliğin yansıdığı süratle iş görünce bekleme süresi sabırları zorlayacak düzeye tırmanıyor. Girdiğim kuyrukta arkama döndüğümde bir 30-35 kişinin daha geldiğini gördüm. “Neyse, en azından ortalardayım” diye sevinme payı çıkardım.
Tam 40 dakika sonra sıra bana geldi. Paketi görevliye uzattım, “Adresler üzerinde yazılı” dedim. “Paketi neden bantla kapatmadınız?” diye sordu. Girişteki “Paket içeriğini görmek isteyebiliriz. Lütfen paketlerinizi açık bulundurunuz” uyarısını gösterdim. Sesini yükselterek sinirle “Kapıda ne yazdığını iyi biliyorum. Derhal paketinizi bantlayın” dedi. Sıradaki herkes artık bizi dinliyordu.
Yanı başındaki bantı göstererek, “Rica etsem verebilir misiniz?” dedim. Yanıt yine aynı yüksek sesle geldi: “Hayır, o bant bana ait, müşteri kendi bantını kullanacak!” “Yanımda bant yok, sizin bant için para ödesem…” dediğim an görevli hanım sesini daha da yükseltti. 3 adım ötede, bir ayakkabı kutusu büyüklüğündeki, sadece paketleme servisleri için yapılmış 20 dolarlık bantı işaret ederek satın almamı istedi. “15 santimetrelik kutu için bana o bantı aldırmanız size mantıklı geliyor mu?” diye sordum. “Bantı al ve derhal sıranın sonuna geç!” diye bağırırken sinirden kıpkırmızı kesilmişti. Aynı hışımla kuyruktaki bir sonraki kişiyi (“Sıradaki” anlamına gelen) “Next!” diye çağırdı. İşte o an dondum kaldım. Çünkü sırada hiç kimse ilerlemedi. Sıranın başındaki beyefendi, “Şu kutuyu derhal bantlayın ve hanımefendinin işini bitirin önce” dedi. Görevli öfkeyle bağırıyordu: “Anyone else… Next!” 30 kişi yerinden kıpırdamıyordu.
İkinci görevliye de gitmiyorlardı. Hizmet durmuştu. Sıradan bir yaşlı bayan, “76 yaşındayım ve dizlerim ağrıyor, ama o bayanın paketini bantlayıp görevinizi yerine getirmediğiniz sürece buradan bir adım atmıyorum” dedi. Görevli elimden paketi sinirle çekip kutuyu benim söylediğim postane bantıyla yapıştırdıktan sonra ödememi alana kadar karmakarışık duygularla kalakalmıştım. Neredeyse ağlamak üzereydim. Sıraya dönüp “Thank you all” (Hepinize teşekkürler) diyebildim sadece… Gülümseyerek el salladılar. Dışarı çıkıp arabama oturunca kontağı çalıştırmadan bir süre park yerinde düşündüm. Herkesin işi gücü var. Nasıl oldu da tek bir kişi “Acelem var” diyerek sıranın önüne atlamadı? Nasıl oldu da onca kişi bir kişiye yapılan haksızlık için tepki gösterdi?
O sırada benden hemen sonraki yaşlı beyefendi işini tamamlamış, dışarı çıkmıştı. Arabama yaklaştı, pencereyi açtım. Gülümseyerek kafamdan geçen soruları yanıtladı:

Size yapılan bu yanlış için üzgünüm. Doğada hayvanlar, ağaçlar ve hatta mikroplar birbirleriyle bağ içerisinde hareket ederken biz insanlar birbirimizden çok koptuk.

YANLIŞ, anında tespit edilerek sineye çekilmeden, derhal toplu olarak tepki gösterilmez ise ‘NORMALLEŞTİRİLİR’. O hizmet eden bayan bir dahaki sefere yanlış yaparken iki kez düşünecek. Biz görevimizi yaptı...
(Alıntı)

"İPTEN ADAM ALMA" DEYİMİNİN ASLI...Bir tarihte varlıklı bir ingiliz, ağır bir suç işlemiş. o suçun cezası “idam.” adam h...
24/03/2019

"İPTEN ADAM ALMA" DEYİMİNİN ASLI...

Bir tarihte varlıklı bir ingiliz, ağır bir suç işlemiş. o suçun cezası “idam.” adam hemen ingiltere’nin en şöhretli avukatını tutmuş. avukat demiş ki, “merak etme ben seni kurtarırım..”
Mahkeme başlamış. avukat savunmasını yapmış. ve hakim kararını açıklamış; “idam”..
avukat, hapishaneye gitmiş, müvekkiliyle konuşmuş, “merak etme, seni kurtarırım..”
“nasıl ?” diye sormuş adam, avukat, “bu işin temyizi var.. temyiz idamı bozacak.”
dava dosyası temyize gitmiş. temyizin kararı belli olmuş : “mahkeme kararının onanmasına.. sonuç idam.”
Adam, “hani beni kurtaracaktın ?” diye avukatına çıkışmış. avukat hala sakin, “merak etme, seni kurtarırım. daha her şey bitmedi, konu avam kamarası’na gelecek..”
Gerçekten, avam kamarası’na gelmiş. konuşulmuş, sonunda parmaklar kalkmış, “idam !..”
Adam sinirli mi sinirli. Avukat da sakin mi sakin… “merak etme seni kurtarırım.. lordlar kamarası idamı geri çevirir, endişen olmasın..”

Lordlar kamarası da toplanmış, olayı incelemiş, kararını vermiş: “idam !..”
Adam, elinden gelse avukatını bir kaşık suda boğacak. ama avukat hiç oralı değil, “merak etme, seni kurtarırım. kraliçe onay vermeden, hiçbir idam cezası infaz edilmez. kraliçe bu kararı bozar..”
Dosya kraliçenin önüne gelmiş. ..
kraliçe de imzayı basmış: “idam !..”

Londra’da bir meydanda idam sehpası kurulmuş.
Hakim, savcı, avukat, güvenlik görevlileri, halk orada adamı idam sehpasına çıkarmışlar.

Adamın avukata dönük bakışlarından alev fışkırıyormuş. Avukat ise adama “sus” işareti yapmaktaymış ; “merak etme, seni kurtarırım” gibisinden..

Ve cellat, yağlı ilmeği adamın boynuna geçirmiş. alttaki iskemleye de tekmeyi vurmuş.
Adam ipte sallanmaya başlarken, avukat yerinden fırlamış, cebinden çıkardığı bıçakla adamın boğazındaki ipi kesivermiş. adam, zar zor nefes alır vaziyette yere yuvarlanmış..

Hemen hakimler, savcılar koşup gelmişler, “avukat, sen ne yaptın ?..”

Avukat, ingiliz ceza yasası’nı cebinden çıkarmış ; “yasada, müvekkilimin işlediği suçun cezası idam..

Siz de onu idam ettiniz.. ama yasada ‘idam edilerek öldürülür’ diye bir hüküm yok.. bu durumda, ceza infaz edilmiş sayılır..”

Bunun üzerine ingiltere’de bir “hukuk tartışması” başlamış. kraliçe, avukatın bu becerisinden dolayı adamı affetmiş ve ingiliz ceza yasası’nın “idamla ilgili maddesi” yeniden düzenlenmiş:
“idama mahkum edilen kişi, asılmak suretiyle öldürülür.”
işte, “ipten adam alma” işinin aslı..

Address

Alaca Mah. İstasyon Caddesi No:46/1 Bolvadin
Bolvadin

Opening Hours

Monday 09:00 - 17:00
Tuesday 09:00 - 17:00
Wednesday 09:00 - 17:00
Thursday 09:00 - 17:00
Friday 09:00 - 17:00

Telephone

05426766958

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when DOĞRUER HUKUK BÜROSU posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share