23/09/2017
GİDER’in Gündemi
Veysel GİDER
TAKVİM NASIL BULUNDU
Daha önceki yazılarımda bilmiyorum belki söylemiştim; “Bunları Biliyor musunuz?” şu ana kadar birkaç ansiklopedi çalışması içerisinde olduğumu?.. Bu yazımda vurgulamak istediğim konu başlığı da bu çalışmalarımdan birisi..
“Bunları Biliyor musunuz?” ana başlığıyla yayınladığım, yazılar için sıraladığım çok ilginç konular bulunmaktadır. Bence bir gazetecinin, özellikle de yerelde görev yapan birisinin (bu arada genel kültürünü geliştirmek isteyenlerin) bilmesi gereken çok ilginç diyebileceğimiz konulardan seçilmiş yazılardır bunlar.
Daha önce yayınladıklarımız bir tarafa, şu an eklemeye çalıştığımız konulardan bazılarına ara sıra yer vermek gereğini duymaktayız. Yayınladığımız yazılara yapılan olumlu eleştirilerden edindiğimiz bilgi doğrultusunda, bazı değişik konulara da yer vermek gereğini duymaktayım.. Konu başlıklarının değişik – ilginç olmasının gerçek nedeninin bu durumdan kaynaklanmış olduğunu da burada söylemiş olayım.
Bilindiği gibi günümüzde süreyi (zamanı) ölçmeye yarayan değişik takvimler kullanılmaktadır. Türkiye olarak bizler, Mali 26 Kânunıevvel 1341'de (26 Aralık 1925 Cumartesi günü kabul edilen "Takvimde Tarih Mebdeinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun" la, 1927 yılında Miladi (Gregoryan) Takvimini kullanmaya başlamış olduk. Bu takvime göre, bir gün 24 saat, bir yıl 365 gün 6 saat, 52 hafta, dört mevsimden oluşmaktadır..
Kişi var olduğu (yaratıldığı) günden bu güne kadar olayları anmak adına, bir ölçü aramak için büyük uğraş içerisinde bulundular.. Öyle sanıyorum ki, ilk belirlenen takvim (süre ölçeği) olarak bir günü (gece – gündüzü) göz önünde bulundurup, bir çentik atmakla işe başlamışlardır..
Yarım yüzyılı aşan kişinin yaşam süresi içerisinde çentiklerin de üst üste konulup, sürelerin belirlenmesi kolay olamayacağı gerçeği göz önünde bulundurulduğun da, ağaçların (bitkilerin) baharda açması, güzün meyvelerin olgunlaşması (yaprakların sararıp dökülmesi) durumu “geçen bahar – geçen güz – geçen yaz – geçen kış”, “iki bahar önceki”, “geçen (. nci) yaz” gibi deyimlerle olayların anlatımlarıyla adlandırılıp, olayların süreleri ölçülmeye çalışıldığı düşünülebilir.
İlerleyen yıllarda gökteki yıldızlarla, Ay’la, Güneş’le ilgilenilmiş, aynı günlerde görülen esintiler, yağmurlar gözlemlenmiş, bunlardan yararlanılarak bugünkü takvimlerin doğması sağlanmıştır. İlk takvimi, üç bin, ya da beş bin yıl kadar önce Mısırlıların bulduğu söylenilmekte ise de, kişinin yaratılışı (yapısı) gereği olarak her dönemde, her yerde değişik türde takvimlerin oluşturulmuş olduğu önemli bir gerçektir..
12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ: 12 Hayvanlı Türk Takvimi’nin Milattan Önce 1517’de oluşturulduğu yönünde bilgiler var elimizde.. Bu günkü Çin’de kullanılan 12 Hayvanlı Takvimi incelediğimizde görüyoruz ki, Çinliler bu takvimi dedelerimizden (Türkler’den) almışlar..
Eski Türkler’de birisinin yaşı sorulduğunda, bu günkü anlamda yıla göre karşılık verilmezdi.. Yaşlar (birinci müce 13 yıl olarak belirlenip) 12’şer aralıklarla “müce”lere ayrılmış, bu müceler içerisinde belirlenen adla yaş söylenmiş olurdu. Diyelim ki, şu an ben 67 yaşındayım ya, “Altıncı Müce”de yer almış olmaktayım.. Yani, “Ak Sakallılık” diye adlandırılan bölümdeyim. Kısacası bana “Yaşın kaç?” diye sorulduğunda, - Altıncı müceldeyim; demem gerekir.
12 Hayvanlı Türk Takvimi’nin ilk yılı “1- Sıçan” yılı olup, diğer yıllar şöyle sıralanmaktadır: 2 - Sığır, 3 - Bars (Gablan), 4 – Tovşan / Koyon, 5 – Luv (Balık), 6 – Yılan (Ajdarha), 7 – Yılkı (Yabı – At), 8 – Goyun, 9 – Bicin (Mayman – Yüzgüç), 10 – Takık (Tavuk), 11 – İt, 12 – Donuz (Domuz)..
Dîvânü Lugati't-Türk’ten yararlanan Besim ATALAY, 12 Hayvanlı Türk Takvimi’nin günümüze göre uyarlanmasını yapmıştır. Bizde bu kaynaktan yararlanıp, içerisinde bulunduğumuz 2017 yılının “Takık (Tavuk) Yılı” olduğunu bulmuş olduk.
İsterseniz, 2017 yılından başlayarak 2031 yılına kadar, “12 Hayvanlı Türk Takvimi”ndeki yılların adlarını buraya alarak, eski geleneğimizi sürdürmek isteyenler çıkabilir diye düşündüm; 2017: Takık (Tavuk) Yılı, 2018: İt Yılı, 2019: Donuz Yılı, 2020: Sıçan Yılı, 2021: Sığır Yılı, 2022: Bars (Gablan) Yılı, 2023: Tovşan / Koyon Yılı, 2024: Luv (Balık) Yılı, 2025: Yılan (Ajdarha) Yılı, 2026: Yılkı (Yabı – At) Yılı, 2027: Goyun Yılı, 2028: Bicin (Mayman – Yüzgüç) Yılı, 2029: Takık (Tavuk) Yılı, 2030: İt Yılı, 2031: Donuz (Domuz) Yılı…
ROMA – MİLADİ (GREGORYAN) TAKVİMİ: Yeni oluşturulan takvimlerin başlangıçlarında ayrı bir özellik göze batmaktadır. Genellikle takvim başlangıçları önemli olaylara bağlanmıştır; diyelim ki 10 ay olarak belirlenen Roma Takvimi’nin başlangıcı, Roma’nın kuruluş yılı olan M.Ö. 753’ü göstermiştir. İyice araştırdığımızda görüyoruz ki, bütün takvim başlangıçları önemli bir olaya bağlanmış bulunmaktadır.
Roma Takvimi on aydan oluştuğunu söylemiştik; bu aylar şöyle adlandırılmaktadır: 1 – Martius (Mart), 2 – Aprilis (Nisan), 3 - Maius (Mayıs), 4 – Junius (Haziran), 5 – Quıntilis (Beşinci) - Temmuz, July (Julius Caesar) olarak değiştirildi. 6 – Sextilis (= Altıncı) Ağustos (August) olarak değiştirildi. 7 – September (Yedinci) – (Eylül), 8 – October (= Sekizinci) (Ekim), 9 – Novomber (=Dokuzuncu) – Kasım), 10 – December (=Onuncu) – (Aralık)..
İlerleyen yıllarda Roma Takvimi’ne Janarius (Ocak) ile Februarius (Şubat) ayları eklenerek bir yıl 12 aya çıkartılmıştır. M.Ö. 46’da Roma İmparatoru Julius Caesar (Jül Sezar) bu takvimde bazı değişiklikler yapmak gereğini duydu. 11 ayın 30 – 31 gün, Februarius (Şubat) ayının da 29 gün olmasını istedi; ardından da Janarius (Ocak) ayını 1. Ay olacağını duyurdu.. Üstelik, dört yılda bir günün Februarius (Şubat) ayına eklenmesini emretti.
Roma İmparatoru Julius Caesar (Jül Sezar)’ın MÖ 15 Mart 44 günü kendi oğlu (ya da oğulluğu) Brutus’unda kalkışması anında hançerlenerek öldürtülmesinin ardından tahta geçen yeni imparator Agust. Sextilis (= Altıncı) ayının adını değiştirip, kendi adını (:Agust) bu aya ad olarak vermiştir.
İmparator Agust adını verdiği Sextilis (= Altıncı) ayının gün sayısı 30 olduğu için bunu kendisine yedirememiş, 29 gün olan Februarius (Şubat) ayından bir gün çıkartıp, bu aya ekleterek Agust’un 31 gün olmasını sağlamış.
Juluis (Güneş) Takvimi 1582 yılında 10 gün fazla gelince, Papa Gregorius bu takvim üzerinde değişiklikler yapmak gereğini duydu.. Papa Gregorius tarafından 15 Ocak günü, 25 Ocak olarak değiştirildi. Bu durumda da bir yıl, her dört yılda bir 366 gün olarak ortaya çıkmış oldu.
Türkiye de Miladi Takvim Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 26 Aralık 1925 Cumartesi günü yaptığı toplantıda kabul edilmiş olup, bu Miladi (Gregoryan) Takvimi 1927 yılında Ülkemizde kullanılmaya başlanılmıştır.
HİCRİ TAKVİM: Hicri Takvim’in başlangıcı, Hazreti Peygamber (S.A.V.) Efendimizin Mekke’den Medine’ye Hicreti (M. S. 622. Yılı) başlangıç olarak belirlenmiş olup, ilk uygulanması Halifetü Resulillah olan Hazreti Ebubekir döneminde, Hicret’in 17. Yılında başlatılmıştır.
Hicri Takvimin ana kaynağı, dünyamızın uydusu olan Ay (Kamer) ile ilgili olup, Güneş çevresini 29,5 günde tamamlamaktadır. 12 aydan oluşan Hicri (Arabi) Takvim de bir ay, 29,5 gün olarak belirlenmiş olup, bir yıl içerisinde (29,5 x 12 ay =) 354 gün bulunmaktadır.
Bir yılı 354 gün olan Hicri Takvim, Miladi Takvim den (365 – 354 =). 11 gün daha kısa bulunmaktadır. Buçuklu günler ortadan kaldırıldığında bazı aylar 29, bazı aylar ise 30 gün olarak belirlenmiştir.
Hicri Takvim’de birinci ay Muharrem ayı olup, 1 Muharrem ise Hicri Yılbaşı olarak kutlanılmaktadır. Hicri Takvimdeki 12 ayın adları ile anlamları şöyledir: 1 – Muharrem (Haram Kılınmış), 2 – Safer (Sefer – Yolculuk), 3 – Rebiülevvel (İlkbahar), 4 – Rebiülahır (Sonbahar), 5 – Cemaziyelevvel (İlkçorak toprak), 6 – Cemaziyelahir (Sonçorak toprak), 7 – Recep (Saygı – Onur), 8 – Şaban (Dağılmış – Yayılmış), 9 – Ramazan (Yanma, sıcak olma), 10 – Şevval (Yükselmiş), 11 – Zilkade (Barışa sahip olan), 12 – Hacca sahip olan)..
Cennetmekan Ömer Nasuhi BİLMEN, Hicret’le ilgili olarak verdiği bilgide: “2'inci Akabe Bîatı, Peygamberliğin 12'nci yılının son ayı olan Zilhicce'de yapılmıştı. 13'üncü yılın ilk ayı Muharrem'de (Temmuz 622) Medine'ye hicret başladı. Mekke'den Medine'ye ilk hicret eden, Beni Mahzûm'dan Abdülesed oğlu Ebû Seleme, en son hicret eden ise Rasûlullah (s.a.s.)'in amcası Abbâs'tır.” diyor; buna göre, Hicret’in, Hicri 1 Muharrem 1 Cuma (Miladi 16 Temmuz 622 Cuma) günü gerçekleşmiş olduğu anlaşılmaktadır.
RUMİ TAKVİM: Rumi Takvim’in başlangıcı, Hazreti Peygamber (S.A.V.) Efendimizin Mekke’den Medine’ye Hicretini (M. S. 622. Yılı) başlangıç olarak belirlemiş olup, Devlet – i Aliyye – i Osmaniyye’de Rumi Takvim, Miladi 1840 yılında başlayan bir takvimdir.
Rumi Takvim’in uygulanmasında, Halifetü Resulillah olan Hazreti Ebubekir döneminde, Hicret’in 17. Yılında başlatılmış olup, bu takvimde, Hicret – Güneş takvimi (Jülyen Takvimi) göz önünde bulundurularak, 1917 yılında Gregoryan - Rumi Takvimi olarak yeniden düzenlenmiştir.
Devletin “Resmi – Mali” işlerinin yürütülmesinde uygulanan Rumi Takvim, Güneş yılına göre düzenlenmiş, Yılbaşı ise 14 Mart olarak belirlenmiştir. Uzunca bir süreç içerisinde değişikliklere uğrayan Rumi Takvim’in adı da değişikliklere uğramış, “Mali – Rumi” gibi anılmaya başlanmıştır.
Rumi Takvim üzerinde en önemli değişiklik, “8 Şubat 1332 Tarih 125 Sayılı Kanun”la yapılmış olup, “Jülyen Takvim esaslı Rumi Takvim” yürürlükten kaldırılıp, Gregoryan Takvimi’ne geçilmiştir.
125 Sayılı yasanın uygulaması şöyle olmuştur: 15 Şubat 1332 gününün peşine 1 Mart 1333 (1917) gününe atlanılmış, böylece 13 gün silinmiş, böylelikle gün sayısındaki yanlış durum düzeltilmiştir.
1333 Rumi Yılı, 1 Mart’tan başlasa da 10 ay sürmüş, 31 Kanunievvel (Aralık) 1333 (:Miladi 1917) günü bitmiş, 1 Kanunisani (Ocak) 1334 = 1 Kanunisani (Ocak) 1918 olarak belirlenmiştir. En önemli değişiklik ise 1840 yılından başlayan Jülyen Takvimine göre yürütülen “Mali ve Resmi Muamelat”taki belgeler 1918 yılından başlayarak Gregoryene göre sürdürülerek, yılbaşı 1 Ocak olarak düzenleme yapılmış, Rumi 1334 (Miladi 1918) yılının ardından Rumi ile Miladi takvimlerde hiçbir ayrıcalık olmamış, sadece Miladi yılla, Rumi yıl arasında 584 yıllık bir fazlalık kalmıştır.
Rumi Yıl 1 Mart 1917’nin peşine gelen bu yıla sadece 584 yıl eklenerek ilgili Miladi Yıl bulunmuş olur. Rumi Yıl, eğer 1 Mart 1917’nin öncesindeki bir yıl ise, söz konusu yıla 584 yılı + 13 gün eklenerek aradığımız günü buluruz..
Rumi ay adları, Miladi ay adlarıyla hemen hemen aynıdır. Cumhuriyet Türkiyesi döneminde ayların adlarıyla sıralanması şöyle idi: 2. Kânûn (Ocak), Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, 1. Teşrin (Ekim), 2. Teşrin (Kasım), 1. Kânun (Aralık).. 1945 yılında da bir değişikliklik yapılarak, 1.Teşrin’e Ekim, 2. Teşrin’e Kasım, 1. Kânun’a Aralık, 2. Kânun’a da Ocak adı verilmiş oldu.
Halk arasında ay adları (genel olarak), Ocak: (Kanunisani), Şubat: Gucuk (Küçük ay), Mart: Mart, Nisan: Abrul, Mayıs: Mayıs, Haziran: Kiraz ayı, Temmuz: Çürük – Orak ayı, Ekim (Teşrinievvel) : Koç ayı, Kasım: (Teşrinisani), Aralık: Sığır koyan (Kanunievvel) gibi söylenilmektedir.
Ayrıca Rumi takvime göre belirlenmiş, önemli iklim olaylarını gösteren aylar da bulunmaktadır; bunlar: “1. Zemheri: (14 Ocak – 13 Şubat), 2. Gücük: (14 Şubat – 13 Mart), 3. Mart: (14 Mart – 13 Nisan), 4. Abrul: (14 Nisan – 13 Mayıs), 5. Mayıs: (14 Mayıs – 13 Haziran), 6. Kiraz: (14 Haziran – 13 Temmuz), 7. Orak: (14 Temmuz - 13 Ağustos), 8. Ağustos: (14 Ağustos – 13 Eylül), 9. İlk Güz: (14 Eylül – 13 Ekim), 10. Orta Güz: (14 Ekim – 13 Kasım), 11. Son Güz: (14 Kasım – 13 Aralık), 12. Kara Kış: (14 Aralık – 13 Ocak)”tır.
Günümüzde ay adlarına baktığımızda şaşırıp kalmaktayız. Ayların adlarına bakıyoruz, bir Türk olarak anlamlarının ne olduğunu bile bilmiyoruz; bir yıl içerisindeki on iki aydan sadece üç tanesinin adı Türkçe.. Bunlarda 1945 yılında yapılan değişiklikle yerlerini almış.. Ocak, Ekim, Aralık..
Bakar mısınız şu işe, her gün söylediğimiz ay adlarının kökenleri bize nasıl yabancı.. Ocak = Türkçe, Şubat = Süryanice, Mart = Latince, Nisan = Süryanice, Mayıs = Latince, Haziran = Süryanice, Temmuz = İbranice, Ağustos = Latince, Eylül = Süryanice, Ekim = Türkçe, Kasım = Arapça, Aralık = Türkçe..
Gün adları ne kadar Türkçe, ona da bir bakalım: Hafta = (Hefte) Farsça; yani: “yedi” sayısı demek.. Pazar = Farsça (Bazaar) sözcüğünden, Pazartesi = Pazar, Farsça; ertesi, Türkçe: Salı = Arapça (salis) yani: üç sayısından; Çarşamba = Farsça (Cehar şenbe) yani: Dördüncü gün, demek.. Perşembe = Farsça (Penç şenbe) yani: Beşinci gün; Cuma = Arapça (cem) yani toplanma günü.. Cuma namazı.. Cumartesi = Cuma sözcüğü Türkçe “erte” eki ile birleştirilmiş bulunmaktadır.
Buraya kadar özellikle Türkler’in geçmişten günümüze kadar kullanmış oldukları takvimlerin önemlilerinden söz edip, ardından da bu yazımıza gerekçe oluşturan Cenab – ı Hakk’ın “Alemlere Rahmet olarak gönderdiği” (O’nun Şefaatini büyük bir nimet olarak bildiğimiz) Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimizin Allah yolunda yaptığı Hicreti’nin 1439. Yılında O’na Selatü Selalar göndererek, Allah (C.C.)’nun O sevgili Habibinin yüzü suyu hürmetine İslam Milleti’nin bütün kötülüklerden arınıp, kendisine gelmesi için dua ediyoruz,, Allah’ım sen kabul eyle..
Müslümanlara, kardeşlerimize, bütün günahsız kullarını, Hazreti Peygamber’in Ümmetine, yardım eyle Allahım!..
Bilindiği gibi, Hicri 1 Muharrem 1 Cuma (16 Temmuz 622 Cuma) günü, yani günümüzden tam 1439 yıl önce, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Mekke'den Medine'ye Hicret etmişti. 1 Muharrem 1439 Perşembe (21 Eylül 2017 Perşembe) günü bu kutlu günün yıldönümüydü.. Bu nedenle bütün İslam Alemi’nin Hicri 1339. Yılını Kutlar, Sağlıklı, Mutlu, Başarılı nice günler geçirmesini dilerim.. Allah a emanet olun.. (22 Eylül 2017 Cuma).