Keleş Hukuk Bürosu

Keleş Hukuk Bürosu Cevizlik Mah. Fahri Korutürk Cad. No:10 Kat:5/28 Bakırköy/İSTANBUL

https://youtube.com/?si=O5OPRTSaSK5321XJ

https://x.com/hukuki_61

KELEŞ HUKUK BÜROSU; hukuki sorunların çözümlerinde, standart uygulamalardaki kalıplaşmış yaklaşımların yerine, süratli ve akılcı çözümler üretmeyi prensip edinmiştir.

15/02/2019

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nun 19.10.2018 günü, 2017/9 Esas sayılı dosyası ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/1-b maddesi gereğince almış olduğu sağlık raporları nedeniyle derhal fesihlerde işçiden savunma alınması gerekmediği yönünde karar verilmiş olup, savunması alınmayan davacı hakkında bildirim önelini altı hafta aşan raporluluk sebebiyle feshin haklı nedene dayandığından davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır.

22. Hukuk Dairesi 2018/2742 E. , 2018/23966 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... 9. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ : ... 2. İş Mahkemesi
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin 26.05.2008 tarihinden devamsızlıklarının ihbar önel süresi olan 8 haftayı 6 hafta aşmış olması nedeniyle iş akdinin işverence feshedildiği 02.06.2016 tarihine kadar ve son olarak mağaza müdür yardımcısı göreviyle çalıştığını, raporunun sebebinin işyerinde meydana gelen iş kazası olduğunu, kaza nedeniyle iki kez sağ dizinden ve sol dizinden ameliyat olduğunu, iş akdinin feshinden önce müvekkilinin savunmasının alınmamış olması nedeniyle feshin geçersiz olduğunu iddia ederek, müvekkilinin işe iadesine ve işe iadenin mali sonuçlarının belirlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının iş akdinin 4857 sayılı İş Kanun'un 25/I. maddesi uyarınca haklı nedenle feshedildiğini, işyerinde 26.05.2008 tarihinden itibaren çalışmakta olan davacının 16.02.2016 tarihinden itibaren fesih tarihine kadar işe devam edemediğini, her ne kadar dava dilekçesinde iş kazasından bahsedilmiş ise de, bu hususun müvekkili işveren tarafından bilinmediğini, bu konuda herhangi bir kayıt yahut beyanında bulunmadığını, davacının iş akdinin feshinden önce 22.04.2016 tarihinde hakları ödenerek işyerinden ayrılmak istediği yönünde imzalı dilekçesinin bulunduğunu, buna rağmen dilekçeden 1,5 ay kadar sonra davacının tazminatları da ödenmek suretiyle iş akdinin feshedildiğini, feshin haklı nedene dayalı olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
İlk derece mahkemesince, davacının 16.02.2016 tarihinden iş akdinin feshedildiği 02.06.2016 tarihine kadar raporlu olduğu, raporlu olduğu sürenin ihbar önelini 6 hafta aştığı, davacının iş akdinin feshi öncesinde haklarının ödenerek akdin feshi talebi bulunmakta ise de, bunun ikale teklifi olarak kabulü gerekeceğini, işverence bu dilekçeye ilişkin herhangi bir işlem yapılmadığı, sonraki bir tarihte sağlık sebebiyle iş akdinin feshedildiğini, 4857 sayılı Kanun'un 19 maddesi uyarınca davacının savunması alınmadan akdin Kanunu'nun 25/I maddesi uyarınca feshinin şekil yönünden geçerli olmadığı gerekçesiyle feshin geçersizliği ile davacının işe iadesine karar verilip, işe iadenin mali sonuçlarının belirlendiği anlaşılmıştır.
İstinaf başvurusu:
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:
Bölge Adliye Mahkemesince, davacının iş akdinin 4857 sayılı Kanun'un 25/1-b maddesi gereğince aldığı raporlar nedeniyle haklı nedenle feshedildiği ancak öncesinde savunmasının alınmadığı, aynı yasanın 19. maddesine göre 25/2. maddeye göre yapılan fesihlerde savunma almanın zorunlu tutulmadığı, ancak 25. maddenin diğer fıkralarında düzenlenen sebeplerle yapılan fesihlerde davacının fesih öncesi savunma alınmasının yasa gereği zorunlu olduğunun gözetilmediği ve feshin salt bu nedenle geçersiz olduğu, her ne kadar istinaf kanun yoluna başvuran davalı işverence akdin davacının isteği üzerine kıdem tazminatı ödenmek kaydıyla sonlandığını ileri sürmüş ise de, davacının bu yöndeki talebi ile işverenin iş akdinin feshi tarihi arasında makul süreyi aşan yaklaşık 1,5 aylık zaman dilimi bulunduğu, bildirdiği fesih sebebi ile işverenin bağlı olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Temyiz başvurusu:
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
Davacının iş akdi İş Kanunu'nun 25/I-b bendinde düzenlenen ; “(a) alt bendinde sayılan sebepler dışında işçinin hastalık, kaza, doğum ve gebelik gibi hallerde işveren için iş sözleşmesini bildirimsiz fesih hakkı;belirtilen hallerin işçinin işyerindeki çalışma süresine göre 17 inci maddedeki bildirim sürelerini altı hafta aşmasından sonra doğar.” hükmü gereğince feshedilmiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesince bu madde kapsamında savunma alınması gerektiği fakat savunma alınmadığından feshin geçersiz olduğuna karar verilmiştir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nun 19.10.2018 günü, 2017/9 Esas sayılı dosyası ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/1-b maddesi gereğince almış olduğu sağlık raporları nedeniyle derhal fesihlerde işçiden savunma alınması gerekmediği yönünde karar verilmiş olup, savunması alınmayan davacı hakkında bildirim önelini altı hafta aşan raporluluk sebebiyle feshin haklı nedene dayandığından davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır.
Belirtilen nedenlerle, 4857 sayılı Kanun'un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçe ile;
1-... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi’nin 2017/2546 esas, 2017/1523 karar sayılı ve ... 2.İş Mahkemesinin 2016/270 esas 2017/346 karar sayılı kararlarının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2-Davanın REDDİNE,
3-Karar tarihi itibariyle alınması gerekli 35,90 TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 29,20 TL harcın mahsubuyla bakiye 06,70 TL karar ve ilam harcının davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
4-Davalı tarafından yapılan 54,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine, davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı taraf kendisini yargılamada vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan 2.180,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesine,
6-Taraflarca yatırılan gider avanslarından varsa kullanılmayan bakiyelerinin ilgili tarafa iadesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 08.11.2018 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi.

15/02/2019

Hukuk Genel Kurulunun "TARİHİ KARARI"
Babalık davasında davetiye (TMK m. 284) yetmez; Kan veya doku almak (HMK m. 292) gerek !...

1- Babalık davasında sağlık yönünden bir tehlike oluşturmamak şartıyla, herkes, soybağının tespiti amacıyla vücudundan kan veya doku alınmasına KATLANMAK zorundadır.

2- Babalık davasında;"TMK m. 284 hükmü DEĞİL" HMK'nın 292. maddesi hükmünün uygulanarak alınacak rapor doğrultusunda bir karar verilmesi zorunludur

3- Haklı bir sebep olmaksızın vücudundan kan veya doku alınmasına katlanılmaması hâlinde, hâkim incelemenin ZOR KULLANARAK yapılmasına karar vermelidir

(HGK 18 EKİM 2018 günlü kararı)

Hak düşürücü süre geçtikten sonra açılan gabine dayalı tapu iptali ve tescil davası kamu düzeni ile ilgili olmadığından ...
11/02/2019

Hak düşürücü süre geçtikten sonra açılan gabine dayalı tapu iptali ve tescil davası kamu düzeni ile ilgili olmadığından ve davada taraf olmayan kişilerin haklarını etkilemeye yönelik bir istek de bulunmadığından, davalının davayı kabul etmesi halinde, mahkemenin kendiliğinden hak düşürücü süreyi gözeterek davanın reddine karar veremeyeceği- 1. HD. 27.09.2018 T. E: 2015/15852, K: 12928 kaynak: e-uyar.com
________________________________________
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın usülden reddine ilişkin olarak verilen karar taraf vekillerince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi Selman Peçe'nin raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, aşırı yararlanma (gabin) hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı, dava dışı kızının maddi sıkıntıları nedeniyle gerekli araştırmayı yapmadan gerçek değerinden çok düşük bir bedelle paydaşı olduğu 1651 parsel sayılı taşınmazdaki 1/5 payı dava dışı Nevzat’a, onun da davalı arkadaşı Ramazan’a satış suretiyle devrettiğini ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davayı kabul ettiğini belirtmiştir.
Mahkemece, 1 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davacının, çekişme konusu 1651 parsel sayılı taşınmazdaki 1/5 payını 24.12.2014 tarihinde dava dışı Nazmi’ye, Nazmi’nin de 05.09.2013 tarihinde davalı Ramazan’a satış suretiyle devrettiği, davalı vekilinin vekaletnamedeki yetkisine dayanarak 01.07.2015 tarihli dilekçe ile davayı kabul ettiklerini belirttiği, mahkemece hak düşürücü süre yönünden davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere kabul, davaya son veren taraf işlemlerinden olup, 6100 sayılı HMK.nun 308/2. maddesinde, "Kabul, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda hüküm doğurur."; 309/2. maddesinde, "Feragat ve kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir." ve 311. maddesinde; "Feragat ve kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur." düzenlemelerine yer verilmiştir.
Dava hak düşürücü süre geçtikten sonra açılmış olsa bile, davalının davayı kabul etmesi halinde mahkemece hak düşürücü süre kendiliğinden gözetilerek davanın bu nedenle reddine karar verilemez.
Ayrıca eldeki dava, niteliği itibariyle kamu düzeni ile ilgili bulunmadığına ve davada taraf olmayan kişilerin haklarını etkilemeye yönelik bir istek de içermediğine göre, yukarıdaki düzenlemeler gözetilmek suretiyle davalının kabul beyanına değer verilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, davanın kabul edilmesi yerine reddedilmesi doğru değildir.
Davacının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 27.09.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
1. HD. 27.09.2018 T. E: 2015/15852, K: 12928

İçeriğindeki kitap, makale, hukuki mütalâalar ile sürekli güncellenen emsal içtihatlara erişim sağlayan bir internet sitesidir.

29/01/2019

Ceza yargılamasında İkrar da dahil hiçbir kanıt tek başına yargıcı bağlamaz. İkrar, tek başına kesin kanıt kabul edilemez. Yargıç önünde yapılan ikrarın dahi bağlayıcı olabilmesi için başka yan kanıtlarla doğrulanması gerekir. İkrarını geri alan sanığın önceki soyut ikrarına dayanılarak hiçbir zaman mahkumiyet kararı verilemez.
İkrar olunan olay yargıç önünde yapılıp, geri alınmayıp yan delillerle desteklendiğinde değerlidir. Başka bir ifade ile kanıtla doğrulanan ikrar değerlidir. Soyut ikrar tek başına yeterli olamaz.

6. Ceza Dairesi 2015/1932 E. , 2018/1069 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Yağma
HÜKÜM : Mahkumiyet

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Ceza Muhakemesinin asıl amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Buna ulaştıracak araçlar ise delillerdir.

Deliller: Şahsi açıklamalar, tanık beyanları, sanık ve tanıklardan başka kişilerin açıklamaları, özel yazılı açıklamalar, görüntü ve/veya ses kayıt eden açıklama ve belirtiler şeklinde ayrıma tabi tutulabilir. Bütün isnat araçları delildir. Soyut olarak deliller eşdeğerdedir. Her olayda lehe ve aleyhe deliller vardır. Deliller; gerçekçi, akılcı, olayı yansıtan ve kanıtlamaya yararlı, hukuka uygun elde edildiklerinde değerlidirler.

Bu nitelikteki deliller serbestçe değerlendirildikten sonra, vicdani kanı oluşturacaktır. Vicdani kanı oluşturulurken, toplanan kanıtlardan herhangi birine itibar etme zorunluluğu yoktur.

Sanık ikrarı da bir delildir.

İkrar; aleyhe hukuksal sonuç doğuran bir olayı doğrulayan sanığın kabullenmesidir.

İkrar, tek başına kesin kanıt kabul edilemez. Çünkü bir kimsenin çeşitli nedenlerle ikrarda bulunması olanaklıdır. Yargıç önünde yapılan ikrarın dahi bağlayıcı olabilmesi için başka yan kanıtlarla doğrulanması gerekir. İkrarını geri alan sanığın önceki soyut ikrarına dayanılarak hiçbir zaman mahkumiyet kararı verilemez.

İkrar olunan olay yargıç önünde yapılıp, geri alınmayıp yan delillerle desteklendiğinde değerlidir. Başka bir ifade ile kanıtla doğrulanan ikrar değerlidir. Soyut ikrar tek başına yeterli olamaz.

Genelde yağma olaylarında tanık yoktur. Bu nedenle mağdurun beyanı ve teşhisi önemlidir. Birebir olayın muhattabı olan mağdurun serbest iradeye yaslı beyanı tutarlı süre gelen niteliğinde ise önde ve üstün niteliktedir.

İkrar da dahil hiçbir kanıt tek başına yargıcı bağlamaz.

İlk derece mahkemesinin tek ve asli görevi gerçeği ortaya çıkarmaktır. Bunun için sanığın lehine ve aleyhine tüm kanıtları dava sonuçlanıncaya kadar toplar, tek tek ve/veya bir bütün halinde değerlendirip birbirini tamamlayan parçaları ele alıp, mantıksal bir yol izleyerek vicdani kanaate (hükme konu) sonuca ulaşır.

Varsayıma dayalı ve/veya kuşku duyularak hüküm kurulamaz. Geçerliliği tartışılır ve/veya kanıtlanmamış beyanlar varsa, ortada karanlık kalmış bir nokta olduğu söylenebilir. Kanıtlar mutlaka sanığın suç işlediğini kesin olarak kanıtlayan bir noktaya ulaşmalıdır. Ulaşamıyorsa bu durum sanık aleyhine yorumlanmamalıdır. Ceza yargılamasının en büyük ilkesi olan ''in dubia pro red'' kuşkudan sanık yararlanır kuralına göre değerlendirme yapılacaktır.

Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelirsek;

Yakınan ...’nın, 05.12.2007 tarihinde kollukça alınan ifadesinde ve 21.04.2008 günlü oturumda aynı yöndeki beyanlarında özetle; “...yüzünü göremediği bir kişinin, ensesine eli ile vurup omuzunda asılı bulunan çantasını alarak kaçtığını, yakın bir yerde bekleyen beyaz renkli Ford marka bir arabaya bindikten sonra aracın hızla olay yerinden uzaklaştığını” belirttiği;

Sanık ...’ın, 25.01.2008 ve 19.06.2008 günlü oturumlarda, “suç tarih ve saatinde ayakkabı imalatı yapan işyerinde çalıştığını, işyerinde kalfa olarak çalışan ..., patronu olan Mustafa ve oğlu ...’in buna tanık olduklarını, sanık .... bir yıl önce yanında çalışmış olması nedeniyle tanıdığını, ancak kendisiyle kavga ettiğini,.... de çocukluk arkadaşı olduğunu, onun da kendisi gibi ayakkabı imalatı yapan başka bir işyerinde çalıştığını,

sanık .... kolluk ifadesini kabul etmediğini” beyanla, atılı suçu işlemediği yönünde savunma yaptığı;

16.09.2008 gün ve 2008/2 Esas, 2008/334 Karar sayılı karar ile hakkında kurulan mahkumiyet hükmü onanarak kesinleşen diğer sanık Ali Beyazkuş'un, 12.12.2007 tarihinde gerçekleşen başka bir olay nedeniyle yakalanması üzerine aynı gün kolluk tarafından alınan ifadesinde özetle; “önceden hırsızlık yaptıklarını bildiği, sanık ... ve hakkındaki dava dosyası ayrılan sanık İlyas Zünber ile birlikte hırsızlık yapmak üzere anlaştıklarını, bu amaçla beyaz renkli 2008 model Ford Fiesta marka bir otomobil kiraladığını, 05.12.2007 tarihinde kullanımındaki anılan araçla bulundukları yerden sanık ... ve İlyas Zünber’i aldığını, sanık İlyas’ın ön yolcu koltuğuna, sanık ...’nin ise arka koltuğa oturduğunu, bu şekilde saat, 10:30 sularında Turgut Özal Bulvarı civarında sanık ...’ın, bir bayanın elindeki telefonu hırsızladığını, akşam saatlerinde ise yaşlı bir bayanı görüp, arabayı park ettiğini, .... araçtan inip bayanın çantasını gözleri önünde alıp kendilerine doğru koşmaya başladığını, o biner binmez hızlı bir şekilde aracı hareket ettirerek olay yerinden uzaklaştıklarını, bir süre sonra yine başka bir bayan görerek aracı park ettiğini, sanık ... ve.... birlikte araçtan inip anılan bayan şahsı takip etmeye başladıklarını, bir süre sonra ellerinde bir çanta olduğu halde koşarak geldiklerini... (ikinci olayda)....aldığı mağdur ...’ya ait çanta içerisinden çıkan kredi kartı ile sanık ...’ın para çekmek istediğini ancak kartın ATM cihazında kaldığını ” beyan ettiği;

Mağdur ...’ya ait Garanti Bankası kredi kartının, kolluk tarafından sanık .... göstermiş olduğu ATM cihazında bulunarak mağdura teslim edildiği,

Sanık Ali Beyazkuş’un yargılama sırasında, önceki ifadesinden dönerek, 12.12.2007 tarihinde emniyette alınan ifadesini kabul etmediğini beyanla, atılı suçlamayı kabul etmediğini belirttiği;

Tanık....’in, 10.07.2008 günlü oturumda, “sanık ...’ın, tam tarihini hatırlayamamakla birlikte, Kurban bayramından önce kendilerine ait ayakkabı imalathanesinde usta yanında sayacı olarak işe başladığını, iş durumuna bağlı olarak, mesai saatlerinin genelde 07:00 sularında başlayıp, 22:00/23:00 sularında bittiğini, iş olmadığı takdirde saat 19:00 itibariyle işyerinin kapandığını, sanığın işten ayrıldığı tarihe ilişkin bilgisinin olmadığını, işletmelerinde bu hususa dair herhangi bir kayıt bulunmadığını” beyan ettiği;

Aynı oturumda, tanık ...’ın ise; ..... ayakkabı imalathanesinde deri kesim işinde çalıştığını, 2007 yılının Kasım ayında burada işe başladığını ve 2008 yılı Şubat ayına kadar çalıştığını, işe başladığı tarihte ...’ın da çalışmakta olduğunu, sanıkla işe giriş çıkış saatlerinin aynı olmadığını, 05.12.2007 tarihini tam olarak hatırlamadığını...” beyan ettiği olayda;

Hakkındaki mahkumiyet hükmü kesinleşen sanık Ali Beyazkuş’un, soruşturma aşamasında şüpheli sıfatıyla (avukat hazır bulundurulmadan) kolluk tarafından alınan, hakim önünde yapılan sorgu sırasında “şahit sıfatıyla ifadesinin alınmış olduğunu” ileri sürerek geri aldığı 12.12.2007 günlü ifadesi, bu haliyle kendisi yönünden bir ''ikrar" niteliğinde ele alınabilirse de, sanık ... yönünden hukuken ancak bir “ifade” niteliğindedir ve anılan sanık yönünden bağlayıcı olamayacaktır.

Bu nedenle, sanık Ali Beyazkuş’un 12.12.2007 günlü ifadesinin, yan delille doğrulanmayan soyut suç atma niteliğinde bulunduğunun kabulü ile, sanık ... aleyhine yorumlanamayacağı dikkate alındığında;

Sanığın, yüklenen suçu işlemediği yönündeki savunmasının aksine, mağdur ...’ya karşı yağma suçunun gerçek failinin sanık olduğu yönünde kuşkudan uzak kesin, inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden, kesin bir kanaat vermekten uzak varsayıma dayalı olarak, yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık ... ve savunmanı ile o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 13/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

27/01/2019

Geriye yönelik olarak, çocuğa bakıldığı için boşanılan eşten tazminat veya nafaka istenebilir mi?
Özet:"Davacının, çocuğu için yaptığı masraflar TMK'nın 327/1.maddesi gereğince; ahlaki bir görevin yerine getirilmesi mahiyetinde olup, TBK'nın 78/2 gereğince geri istenmesi mümkün değildir. Mahkemece, bu husus gözönüne alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

T.C.
YARGITAY
3. Hukuk Dairesi
2016/8447 E. , 2017/16464 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı, davalı ile 1997 yılında evlendiklerini, 08.10.1996 doğumlu müşterek bir çocukları olduğunu, davalının tehditleri nedeni ile o tarihte 3,5 yaşında olan çocuğu ile birlikte memleketi olan ...'ya gittiğini, davalının çocuğun velayetinin kendisine verilmesi ayrıca mal varlığında istemde bulunmamak şartı ile kendisini anlaşmalı boşanmaya zorladığını, bu şekilde boşandıklarını, müşterek çocuğun velayetinin davalı babaya bırakıldığını, ancak çocuğun kendisi ile yurt dışına çıktığını, davalının yurt dışına çıktıkları 14/02/2000 tarihinden beri çocuk ile maddi ve manevi olarak ilgilenmediğini, müşterek çocuğun velayetinin kendisine verilmesi ve aylık 1000 TL iştirak nafakası talebi ile ... 2. Aile Mahkemesinin 2012/652 Esas sayılı dosyası üzerinden ayrıca dava açtığını, yaklaşık 13 yıl davalının desteği olmadan çocuğun giderlerini karşıladığını beyan ederek, fazlaya ait hakları saklı kalmak şartı ile çocuk için geçmişe yönelik yapılan masraflara karşılık olmak üzere 20.000,00 TL’nin yasal faizi ile birlikte davalıdan alınmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, kendisinin müşterek çocuğun ihtiyaçlarına destek olduğunu ancak belgelerini muhafaza etmediğini, velayeti kendisinde olan çocuk için davacının para talep etme hakkı olmadığını belirterek davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, ... 2. Aile Mahkemesinin 2012/652 Esas sayılı dosyası bekletici mesele yapılmış ve ... 2. Aile Mahkemesince Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen karar ile 22/07/2012 tarihinden itibaren müşterek çocuk için aylık 250,00 TL iştirak nafakası takdir edildiği dikkate alındığında bu nafaka miktarından hakkaniyet kuralları uyarınca indirim yapılarak aylık 200,00 TL’den on yıllık nafaka tutarının davalının, 2002-2012 yılları arasında yapmadığı katkı payı olarak hükmedilmesi gerektiği kanaati ile davalıdan, karar tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte 20.000,00 TL alacağın alınarak, davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmiştir.
TMK'nun 327/1 maddesine göre, çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba tarafından sağlanır.
Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder (TMK.md.328/1).
Somut olayda davacı, velayeti davalı babaya verilmiş müşterek çocuğa yaptığı masraflar için geriye dönük nafaka talep etmektedir. Davacı, müşterek çocuğun velayeti babasına verilmiş olmasına rağmen ahlaki bir görevi ifa ederek çocuğuna bakmıştır.
6098 Sayılı TBK'nın 78/2. maddesinde (818 Sayılı BK'nın 62/2. m) ahlaki bir ödevin yerine getirilmiş olmasından kaynaklanan zenginleşmelerin geri istenemeyeceği hükme bağlanmıştır.
Bu bağlamda; davacının, çocuğu için yaptığı masraflar TMK'nın 327/1.maddesi gereğince; ahlaki bir görevin yerine getirilmesi mahiyetinde olup, TBK'nın 78/2 gereğince geri istenmesi mümkün değildir. Mahkemece, bu husus gözönüne alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 23.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

23/01/2019

Duruşmada tanığın dinleyici olarak duruşma salonunda bulunması tanıklıktan çekinmesini gerektirecek bir neden olamayacağı gibi, tanıklık yapmasını engelleyecek bir durum da değildir. (birden fazla tanığın aynı celsede dinlendiği duruşmalarda, tanıkların birbirlerinden etkilenmemeleri için ayrı ayrı duruşma salonuna alınıp dinlenmesi emredici usul kuralıdır. )

2. Hukuk Dairesi 2015/22863 E. , 2017/2090 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Boşanma

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Davalı cevap dilekçesi ile usulüne uygun şekilde ve süresinde vakıalarını bildirmiş ve tanık deliline dayanmıştır. Davalı 28/10/2014 tarihli delil listesinde tanıkların isim ve adreslerini göstermiştir. Davalının tanıkları İhsan Karakaya, Yılmaz Altındağ, Yadigar Menteş dinlenilmemiştir.
Duruşma ve kararların bildirilmesi alenidir [HMK m.28-(1)]. Tanıklar, hâkim tarafından ayrı ayrı dinlenir ve biri dinlenirken henüz dinlenmemiş olanlar salonda bulunamazlar. Tanıklar gerektiğinde yüzleştirilirler [HMK m.261-(1)].
Somut olayda 10/03/2015 tarihli celsede tanık İhsan Karakaya’nın geçen celse duruşma salonunda tanıklık yapmayacağını bildirerek duruşmayı izlediğinden bahisle tanığın dinlenmediği görülmüştür. Oysa, tanıklığa engel olan ve tanıklıktan çekilme halleri Hukuk Muhakemeleri Kanunu 248. maddesinde belirtilmiştir.
Özellikle birden fazla tanığın aynı celsede dinlendiği duruşmalarda, tanıkların birbirlerinden etkilenmemeleri için ayrı ayrı duruşma salonuna alınıp dinlenmesi emredici usul kuralıdır. Ancak, daha önceki duruşmalarda tanığın dinleyici olarak duruşma salonunda bulunması tanıklıktan çekinmesini gerektirecek bir neden olamayacağı gibi, tanıklık yapmasını engelleyecek bir durum da değildir. Davalının babası olduğu anlaşılan tanık İhsan Karakaya’nın, tanıklıktan çekilme hakkını kullanmadığı takdirde, bu tanığın dinlenmesi gerekir. Ayrıca mahkeme, gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeterli derecede bilgi edindiği takdirde, geri kalanların dinlenilmemesine karar verebilir. (HMK m.241) Somut olayda mahkemece Hukuk Muhakemeleri Kanunu 241. madde koşullarının oluşup oluşmadığı da tartışılmamıştır. Davalı mahkemeye bildirmiş olduğu ve dinlenmeyen diğer tanıkların dinlenmesinden vazgeçmemiştir. Bu sebeple tanıklar, Yılmaz Altındağ ve Yadigar Menteş’in dinlenmemesi de doğru görülmemiştir. O halde, davalının gösterdiği yukarıda isimleri belirtilen tüm tanıkların Hukuk Muhakemeleri Kanununun 240 ve devamı maddeleri uyarınca çağrılıp dinlenmesi ve toplanan diğer tüm delillerle birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 28.02.2017(Salı)

2. Hukuk Dairesi 2013/19601 E. , 2014/2014 K.
• DİĞER TANIKLAR DİNLENİRKEN SALONDA BULUNAN TANIKLARIN DİNLENMEMESİ
• TANIKLARIN HAKİM TARAFINDAN AYRI AYRI DİNLENMESİ
• BİRDEN FAZLA TANIĞIN AYNI DURUŞMAYA ÇAĞIRILMASI
o HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 261

"İçtihat Metni"
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Mahkemece, davalının gösterdiği tanıklardan Ruşen ve Necibe dinlenmemiş, buna gerekçe olarak “bu tanıkların, diğer tanıklar dinlenirken duruşma salonunda bulundukları” gösterilmiştir.
Tanıkların hakim tarafından ayrı ayrı dinlenmesi, biri dinlenirken henüz dinlenmemiş olanların salonda bulunmaması temel usul kuralıdır. (HMK md. 261/1) Kuralın amacı, tanığın gerçek bilgisini saptamaktır. Zira, tanıklardan biri dinlenirken, henüz dinlenmemiş olan tanık veya tanıklar, duruşma salonunda bulunuyor iseler, bunların ifadelerini taraflardan biri lehine değiştirme ihtimali mevcuttur. Bu sebeple birden fazla tanık aynı duruşmaya çağrılmış ise, hakimin oturumu açtıktan sonra, öncelikle tanık yoklaması yapması, bundan sonra tanıkları sırayla duruşma salonuna alıp, her birini ayrı ayrı dinlemesi, aynı olaya ilişkin tanık beyanları arasında çelişki ortaya çıkması halinde tanıkları yüzleştirmesi gerekir. Ne var ki, hakimin düştüğü bu usulü hata, gösterilen tanığın dinlenmemesi için yasal sebep de değildir. Bu hal, olsa olsa yüzleştirme ile bir neticeye ulaşılamaz ise, tanığın beyanının takdir ve değerlendirilmesinde göz önünde tutulabilir. Bu bakımdan adı geçen tanıklar Ruşen ve Necibe usulünce çağrılıp dinlenmeli ve beyanı diğer delillerle birlikte değerlendirilerek sonucuna göre hüküm kurulmalıdır. Bu yön gözetilmeden eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.

23/01/2019

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 09 Ekim 2018 tarihli kararına göre dava dilekçesinde belirtilmeyen bir alacak kalemi ıslah dilekçesi ile talep edilebilir.

Address

Cevizlik Mah. Fahri Korutürk Caddesi No:10 Kat:5/28
Bakırköy

Opening Hours

Monday 09:00 - 19:30
Tuesday 09:00 - 19:30
Wednesday 09:00 - 19:30
Thursday 09:00 - 19:30
Friday 09:00 - 19:30
Saturday 09:00 - 19:30

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Keleş Hukuk Bürosu posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Keleş Hukuk Bürosu:

Share