Yamar Hukuk ve Danışmanlık Bürosu

Yamar Hukuk ve Danışmanlık Bürosu Ceza Hukuku, Tazminat Hukuku, Gayrimenkul Hukuku, Miras Hukuku, Medeni Hukuk

Makul Bir Sebep Olmaksızın Çocuk İstenmemesi Durumunda Kusurlu Olduğu Kabul EdilirEvlilik birliğinin temelinden sarsılma...
01/03/2021

Makul Bir Sebep Olmaksızın Çocuk İstenmemesi Durumunda Kusurlu Olduğu Kabul Edilir

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı olarak görülen karşılıklı boşanma davasında ilk derece mahkemesince davalı-karşı davacı kadının sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı ve kıskanç olduğu,davacı-karşı davalı erkeğin ise küçük meblağlar da olsa şans oyunları oynadığı ve aile bütçesini iyi yönetemediği, boşanmaya neden olan olaylarda davalı-karşı davacı kadının ağır, davacı-karşı davalı erkeğin hafif kusurlu olduğu gerekçesiyle asıl ve karşı davaların kabulü ile tarafların boşanmalarına,davacı-karşı davalı erkek yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmiştir.Bu karara karşı davacı-karşı davalı erkek tarafından karşı davanın kabulü ve tazminatların miktarı,davalı-karşı davacı kadın tarafından ise asıl davanın kabulü,kusur belirlemesi, erkek lehine hükmedilen tazminatlar ile tazminat taleplerinin reddi yönlerinden istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemesince tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davalı-karşı davacı kadının eyleminin sadakatsizlik boyutuna varmayan güven sarsıcı davranış olduğu anlaşılmaktadır.Ayrıca davacı-karşı davalı erkeğin makul bir sebep olmaksızın çocuk istemeyerek kusurlu olduğu sabittir.O halde, güven sarsıcı davranışta bulunan ve kıskanç olan davalı-karşı davacı kadın ile şans oyunları oynayan, aile bütçesini iyi yönetemeyen ve çocuk istemeyen davacı-karşı davalı erkek boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurludur. Bu husus gözetilmeden davalı-karşı davacı kadının ağır kusurlu kabul edilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.

Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere boşanmaya sebep olan olaylarda taraflar eşit kusurludur. Boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminata karar verilemez. Erkek yararına Türk Medeni Kanunu’nun 174/1-2. madde koşulları oluşmamıştır. O halde davacı-karşı davalı erkeğin maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar vermek gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

Belirli Süreli İş Sözleşmesi Esaslı Neden Olmadıkça Zincirleme Yapılırsa Baştan İtibaren Belirsiz Süreli Kabul Edilir485...
28/02/2021

Belirli Süreli İş Sözleşmesi Esaslı Neden Olmadıkça Zincirleme Yapılırsa Baştan İtibaren Belirsiz Süreli Kabul Edilir

4857 sayılı İş Kanununun 11. maddesinde, “İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir. Belirli süreli iş sözleşmesi, esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamaz. Aksi halde iş sözleşmesi başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir. Esaslı nedene dayalı zincirleme iş sözleşmeleri, belirli süreli olma özelliğini korurlar” şeklinde düzenleme mevcuttur. Davacı işçi ile birbiri ardına ve birden fazla sayıda iş sözleşmesi yapılmasını gerektiren esaslı bir neden bulunmamaktadır. Bu itibarla davacının belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalıştığının kabulü gerekir. Mahkemece aksine düşünceyle davanın reddi hatalı olmuştur. (E. 2006/11556, K. 2006/13082 nolu 09.05.2006 tarihli 9. Hukuk Dairesi kararı)

İş Sözleşmelerinde Tek Taraflı Olarak İşçi Aleyhine Öngörülen Cezai Şart Kural Olarak Geçerli DeğildirDavalı işçinin, da...
28/02/2021

İş Sözleşmelerinde Tek Taraflı Olarak İşçi Aleyhine Öngörülen Cezai Şart Kural Olarak Geçerli Değildir

Davalı işçinin, davacı işverene ait işyerinde belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışmakta iken kamuya atamasının yapılması üzerine ihbar süresine uymadan iş sözleşmesini feshederek iş ilişkisini sonlandırdığı anlaşılmaktadır. Davacı işveren, davalı işçiden ihbar tazminatı ile taraflar arasındaki iş sözleşmesinin 25. maddesinde kararlaştırılmış olan cezai şartın ödetilmesini istemiş, mahkemece her iki istek hüküm altına alınmıştır. İş sözleşmesinde kararlaştırılmış olan cezai şartın, sözleşmede öngörülen otuz günlük haber verme süresine uyulmaması halinde işçi tarafından ödeneceği öngörülmüştür. Cezai şartın, sadece işçi bakımından düzenlendiği ve tek taraflı olduğu ve ayrıca ihbar tazminatı yerine geçmek üzere kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. İş sözleşmelerinde tek taraflı olarak işçi aleyhine öngörülen cezai şart kural olarak geçerli değildir. Cezai şartın geçerli olabilmesi için karşılıklılık ilkesi gereğince, sözleşmenin her iki tarafı yönünden kararlaştırılması gerekir.
Somut olayda, karşılıklılık ilkesi bakımından söz konusu cezai şartın, işçinin işverene ödeyeceği ihbar tazminatı miktarıyla sınırlı olmak üzere geçerli olduğu kabul edilebilir. Davacıya ihbar tazminatı verildiğine göre, ayrıca bu miktarı aşacak şekilde cezai şarta hükmolunması doğru olmamıştır.
(E. 2012/10007, K. 2013/358 nolu 22.01.2013 tarihli 22. Hukuk Dairesi kararı)

12/06/2020
6100 sayılı HMK'nun 207. maddesi hükmü gereğince, senetteki düzeltmelerin düzenleyen tarafından paraf edilmesi gereklidi...
04/06/2020



6100 sayılı HMK'nun 207. maddesi hükmü gereğince, senetteki düzeltmelerin düzenleyen tarafından paraf edilmesi gereklidir. Yani, senette mevcut olan çıkıntı veya senet metni altındaki kazıntı veya silinti ayrıca tasdik edilmemiş ise inkâr halinde yok hükmündedir. Bu nedenle senet üzerinde yapılan değişikliklerin geçerli olabilmesi için, düzenleyen tarafından imza veya paraf edilmek suretiyle onaylanması gerekir.
Düzeltmenin onaylı olmaması veya imzanın düzenleyene ait olmadığının anlaşılması halinde, düzeltme yok hükmünde olacağından, senedin düzeltme öncesi durumuna göre değerlendirme yapılır. Bununla birlikte takip dayanağı bononun vade tarihinde tahrifat yapılması, kambiyo vasfını etkilemiyorsa takibin iptalini gerektirmez. Ancak tahrifat öncesi vade tarihinin, bonoda çift vade oluşmasına sebebiyet vermesi ya da vade tarihinin, düzenlenme tarihinden önce olduğu sonucuna varılması halinde ise, senet kambiyo vasfını kaybedeceğinden İİK'nun 170/a maddesi uyarınca re'sen takibin iptali gerekir.

Yargıtay 12. HD., E. 2017/5503 K. 2017/15366 Tarih 11.12.2017

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Kararı. Esas: 2018/4239Karar : 2019/5756Havayolu şirketleri maliyeti azaltmak ve kâr elde e...
04/06/2020

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Kararı.
Esas: 2018/4239
Karar : 2019/5756

Havayolu şirketleri maliyeti azaltmak ve kâr elde edebilmek amacı ile bilet alıp uçağa binmeyen yolcuların oranını dikkate alarak fazladan bilet satışı yapamaz. ‘Overbooking’ adıyla bilinen uygulama sebebiyle mağdur olan uçakta yer kalmadığı gerekçesiyle uçağa alınmayan yolcu ile ilgili olarak bu mağduriyet manevi tazminat gerektirmektedir.

Sendikal nedenle fesih-İşe iade-Hükmedilecek tazminat4857 sayılı İş Kanununun 21.maddesi uyarınca, mahkemece feshin geçe...
24/10/2018

Sendikal nedenle fesih-İşe iade-Hükmedilecek tazminat

4857 sayılı İş Kanununun 21.maddesi uyarınca, mahkemece feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işçinin başvurusu üzerine işveren tarafından bir ay içinde işe başlatılmaz ise, işçiye ödenmek üzere en az 4, en çok 8 aylık ücreti tutarında tazminatın belirlenmesi gerekir. Yargıtayın yerleşik uygulaması gereği, iş güvencesi niteliğindeki bu tazminat işçinin kıdemi, fesih sebebi gibi olgular dikkate alınarak belirlenmelidir. Maddenin alt ve üst sınırları aşılamaz. Üst sınırın aşılmasının tek istisnası 2821 sayılı Sendikalar Kanununun 31.maddesindeki (6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu 25/5) sendikal nedenle yapılan fesihlerdir. Bu maddede sendikal neden halinde işe başlatmama tazminatının işçinin en az bir yıllık ücreti tutarında belirleneceği şeklindedir.

Eksik teşhis ve tedavi işlemleri-Hekimin sorumluluğu-Manevi tazminatVekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şa...
18/10/2018

Eksik teşhis ve tedavi işlemleri-Hekimin sorumluluğu-Manevi tazminat

Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. ..
Gereken özen görevini göstermeyen vekil, BK 394/1 maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.

Yüklenicinin sözleşme gereği bağımsız bölümlere hak kazanabilmesi inşaatı kusursuz ve eksiksiz tamamlayıp teslim etmesin...
02/03/2018

Yüklenicinin sözleşme gereği bağımsız bölümlere hak kazanabilmesi inşaatı kusursuz ve eksiksiz tamamlayıp teslim etmesine bağlıdır. Sözleşmeden sonra ve inşaat süresince yükleniciye bir kısım payların devri avans niteliğindedir. Sözleşmenin geriye etkili feshi halinde bu arsa payları talep halinde arsa sahibine geri döner.

T.C
Yargıtay
15. Hukuk Dairesi

Esas No: 2009/6021
Karar No: 2010/6481
K. Tarihi:29.11.2010

Dava, arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesinin feshi ile bu sözleşme uyarınca davalılara intikal etmiş olan tapu kayıtlarının iptali, davacı adına tescili, bu talep kabul edilmezse eksik işler bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulü ile sözleşmenin geriye etkili feshi, tapu iptal ve tescil talebinin reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Davacı arsa sahibi ile davalı yüklenici M T arasında Gaziosmanpaşa 3. Noterliğinin 09.05.1996 gün 14816 yevmiye nolu Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi akdedilmiş, yüklenici bu sözleşmeyle 3209 ada 11 parsel numarasıyla davacı adına tapuya kayıtlı taşınmaza sözleşmeyle kararlaştırılan koşullarda inşaat yapımını üstlenmiştir. Davaya konu 79/157 arsa paylı 1 nolu bağımsız bölümün sözleşme kapsamında davalı yüklenici M T’a düşen bağımsız bölüm olduğu, M tarafından arsa sahibi davacıdan alınan vekâletle 22.11.1998 gün 9246 yevmiye ile davalı S B’e, S’nin de 25.12.1998 gün 9394 yevmiye ile 30/157 hisseyi davalı S Y’ye, 49/157 hissesi ise 19.10.1999 gün 6640 yevmiye ile davalı B G’ye sattığı, dava konusu bağımsız bölümün belirtilen paylarla S ve B adına kayıtlı olduğu ihtilafsızdır.

Mahkemece yapılan yargılamada toplanan delillerden, davaya konu inşaatın komşu 1 nolu parselle tevhid edilmeksizin her iki parseli de kapsayacak şekilde yapıldığı, İstanbul Gaziosmanpaşa Belediye Encümeni’nin 21.08.2003 gün 524 sayılı kararıyla ruhsata bağlanmasının imkansız olduğu hakkında yıkım kararının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu gerekçeyle mahkemece sözleşmenin geriye etkili olarak feshine karar verilmiş, ancak imara aykırılığın yasallaştırılması anlamına geleceğinden bahisle sadece kâl talep edilebileceği
belirtilerek tapu iptal tescil talebi reddedilmiştir.

Yüklenicinin sözleşme gereği bağımsız bölümlere hak kazanabilmesi inşaatı kusursuz ve eksiksiz tamamlayıp teslim etmesine bağlıdır. Sözleşmeden sonra ve inşaat süresince yükleniciye bir kısım payların devri avans niteliğindedir. Sözleşmenin geriye etkili feshi halinde bu arsa payları talep halinde arsa sahibine geri döner. (BK. 108/1). Somut olayda, davaya konu inşaatın yasal hale getirilmesinin imkansız olduğu, hakkında yıkım kararı bulunduğu sabit olmakla, sözleşmenin geriye etkili feshiyle, yüklenici tarafından sözleşme gereği kendisine düşen, davalı S’ye, S tarafından da diğer davalılar S ve B’ye yapılan pay devirleri ile oluşan dava konusu 1 nolu bağımsız bölüme ilişkin tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesi gerekirken, bu talep yönünden davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ:
Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı 41,60 TL Yargıtay başvurma bakiye harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 29.11.2010 gününde oy birliğiyle karar verildi.

EVLİ KİŞİ İLE İLİŞKİ KURMAK-MANEVİ TAZMİNAT DAVASIT.C.YARGITAY4. HUKUK DAİRESİE. 2016/7014K. 2017/1999T. 17.4.2017* EVLİ...
02/02/2018

EVLİ KİŞİ İLE İLİŞKİ KURMAK-MANEVİ TAZMİNAT DAVASI

T.C.
YARGITAY
4. HUKUK DAİRESİ
E. 2016/7014
K. 2017/1999
T. 17.4.2017

* EVLİ KİŞİ İLE İLİŞKİ KURMAK (Eşin Davacıya Karşı Sadakat Yükümlülüğünü İhlal Ettiği Davalının da Davacının Eşiyle Özel İlişki Gerçekleştirerek Davacının Aile Değerlerine Haksız Saldırıda Bulunduğu/Davacının Kişisel Değerlerine Zarar Vererek Davacının Zarar Görmesine Neden Olduğu - Manevi Tazminata İsteminin Kabul Edileceği)

* MANEVİ TAZMİNAT DAVASI (Davalının Davacının Eşiyle Özel İlişki Gerçekleştirerek Davacının Aile Değerlerine Haksız Saldırı Eyleminde Bulunduğu ve Böylece Davacının Kişisel Değerlerine Zarar Vererek Davacının Zarar Görmesine Neden Olduğu - Davalının Haksız Eylemi Sabit Kabul Edilerek Tazminata Hükmedilmesinin Yerinde Olduğu)

* AİLE DEĞERLERİNE HAKSIZ SALDIRI (Davalının Davacının Eşi İle Evli Olduğu Süre İçinde Birliktelik Kurduğu - Eşin Davacıya Karşı Sadakat Yükümlülüğünü İhlal Ettiği Davalının da Davacının Eşiyle Özel İlişki Gerçekleştirerek Davacının Aile Değerlerine Haksız Saldırıda Bulunduğu/Manevi Tazminat İsteminin Kabulünün Doğru Olduğu)

* KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI (Manevi Tazminat Davası - Davalının Davacının Eşiyle Özel İlişki Gerçekleştirerek Davacının Aile Değerlerine Haksız Saldırı Eyleminde Bulunduğu ve Böylece Davacının Kişisel Değerlerine Zarar Vererek Davacının Zarar Görmesine Neden Olduğu)

4721/m.24

818/m.49

ÖZET : Dava, kişilik haklarına saldırı sebebiyle uğranılan manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. Davalının, davacının eşi ile evli olduğu süre içinde birliktelik kurduğu, eşin davacıya karşı sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, davalının da davacının eşiyle özel ilişki gerçekleştirerek davacının aile değerlerine haksız saldırı eyleminde bulunduğu ve böylece davacının kişisel değerlerine zarar vererek davacının zarar görmesine neden olduğu anlaşılmıştır. Şu durumda davalının haksız eylemi sabit kabul edilerek tazminata hükmedilmesi yönündeki mahkeme kararı usul ve yasaya uygundur.

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yerel mahkemece verilen gün ve sayısı yukarda yazılı kararın; Dairemizin 11/01/2016 gün ve 2015/570 - 2016/171 Sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmiştir. Süresi içinde davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla HUMK'un 440-442. maddeleri uyarınca tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, kişilik haklarına saldırı sebebiyle uğranılan manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, Dairemizin 11/01/2016 gün ve 2015/570 esas ve 2016/171 karar sayılı ilamı ile bozulmuştur. Davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenmiştir.

Davacı, davalının kendisi ile evli olduğunu bildiği halde dava dışı eşi ile birlikte olduğunu, eyleminin kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunduğunu iddia ederek, uğradığı manevi zararın ödetilmesi isteminde bulunmuştur.

Davalı, davacının iddialarını kabul etmediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, toplanan delillere göre davalının, davacının eşi ile evli olduğunu bilerek birlikte olduğu hususu sabit görülerek davanın kısmen kabulüyle davacı eş yararına manevi tazminata hükmedilmiştir.

Kararın davalılarca temyizi üzerine de Dairemizce; BK.49 maddesine göre, davalının eyleminin, davacının kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bir eylem olarak kabul edilemeyeceği, mahkemece davacının manevi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiş ve bu gerekçeyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Yapılan incelemede; davalının, davacının eşi ile evli olduğu süre içinde birliktelik kurduğu, eşin davacıya karşı sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, davalının da davacının eşiyle özel ilişki gerçekleştirerek davacının aile değerlerine haksız saldırı eyleminde bulunduğu ve böylece davacının kişisel değerlerine zarar vererek davacının zarar görmesine neden olduğu anlaşılmıştır. Şu durumda davalının haksız eylemi sabit kabul edilerek tazminata hükmedilmesi yönündeki mahkeme kararı usul ve yasaya uygun olup kararın onanması gerekirken, bozulmuş olduğundan davacının karar düzeltme istemi kabul edilmeli, Dairemizin 11.01.2016 gün ve 2015/570 esas ve 2016/171 karar sayılı bozma kararı kaldırılmalı ve yerel mahkeme kararı açıklanan sebeple onanmalıdır.

SONUÇ : Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440-442 maddeleri gereğince davacının karar düzeltme isteminin kabulüne; Dairemizin 11/01/2016 gün ve 2015/570 esas ve 2016/171 karar sayılı bozma kararının kaldırılmasına, yukarda gösterilen sebeplerle mahkeme kararının ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının 31,40 TL'sinin davacıya, 1.025,00 TL'sinin de önce temyiz eden davalıya yükletilmesine ve davacıdan peşin alınan tashihi karar harcının istenmesi halinde iadesine, 17.04.2017 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY :

Dava, kişilik haklarına saldırı nedeni ile uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karar taraflarca temyiz edilmiştir.

Davacı, davalının kendisi ile evli olduğunu bildiği halde dava dışı eşi ile birlikte olduğunu, eyleminin kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunduğunu iddia ederek, uğradığı manevi zararın ödetilmesi isteminde bulunmuştur.

Davalı, davacının iddialarını kabul etmediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, toplanan delillere göre davalının, davacının eşi ile evli olduğunu bilerek birlikte olduğu hususu sabit görülerek davanın kısmen kabulüyle davacı eş yararına manevi tazminata hükmedilmiştir.

TMK.nun 185. maddesine göre, “Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler birlikte yaşamak, birbirlerine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.” Aynı Kanun'un 174. maddesine göre de, “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.”

Evlenmeyle eşler arasında kurulan aile birliğinin taraflara yüklediği ödevlerin ihlali veya yerine getirilmemesi durumunda bu yükümlülüğü yerine getirmeyen eş yönünden Türk Medeni Kanunundaki sonuçları, boşanma ve boşanma sebebi olması durumunda, bu olaylar yüzünden kişilik haklarının saldırıya uğraması halinde manevi tazminat talep edilebileceğidir.

818 Sayılı BK. 41 maddesine göre, “Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden kişi o zararın tazminine mecburdur. Ahlaka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren kişi kezalik o zararı tazmine mecburdur.” Yine BK. 49 maddesinde "Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir." Haksız fiile dayalı bir borcun doğabilmesi için, hukuka aykırı bir fiil bulunmalı, fiili işleyenin kusuru olmalı, sonuçta bir zarar doğmalı, zarar ile işlenen fiil arasında da uygun nedensellik bağı bulunması gerekir.

Somut olaya gelince, davalının ve dava dışı eşin davacıya yönelik ve bütün olarak aldatma mahiyetindeki davranışlarının manevi tazminatı gerektirip gerektirmeyeceğinin tartışılması gereklidir.

Yukarıda incelenen yasa maddeleri uyarınca, davacının dava dışı eşinin TMK'nun evlenmeyle eşe yüklediği ödevler arasında bulunan sadakat yükümlülüğünü ihlali nedeniyle, Kanun'un 185. ve 174. maddeleri uyarınca boşanma sebebi ve istenmesi halinde manevi tazminatı gerektirir nitelikte olduğu kuşkusuzdur. TMK'daki düzenleme, dava dışı eşin evlenme ile kurulan aile birliğinin tarafı olması sıfatından kaynaklanmaktadır. Zira dava dışı eş kendi iradesi ile bu birliğin tarafı olmayı kabul etmiş ve Kanun'un kendisine tanıdığı hak ve yükümlülükler altına girmiştir.

Davalının eyleminin manevi tazminatı gerektirip gerektirmeyeceğine gelince, davalının doğrudan davacının bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelik hukuka aykırı bir fiilde bulunduğundan söz edilemez. Söz konusu Kanunda yükümlülüğünü ihlal eden eşin eylemini birlikte gerçekleştirdiği kişiler yönünden herhangi bir düzenleme getirilmemiştir.

Dava konusu eylemin gerçekleştiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 818 Sayılı BK'nun müteselsil sorumluluğa dair hükümlerinin de uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Zira, söz konusu Kanun'un 50. maddesinde haksız fiil sebebiyle müteselsilen sorumluluğuna gidilebilecekler gösterilmiştir. Yukarıda açıklanan yasal duruma göre, davalı zararın meydana gelmesinden asli olarak sorumlu tutulamaz. Yine Kanun hükmünün aradığı anlamda iştirak hali de söz konusu olamaz. Zira iştiraken işlenebilir bir eylemin varlığının kabul edilebilmesi için, eylemin müstakilen ve asli olarak da işlenebilir olması gerekir. Ayrıca haksız fiil sorumluluğunu, geniş ve belirsiz bir kavram olan sadakat yükümlülüğünü ihlal etmeye iştirak çerçevesinde değerlendirmek, bu sorumluluğu belirsiz hale getirecektir.

Açıklanan nedenlerle, BK.49 maddesine göre, davalının eylemi, davacının kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bir eylem olarak kabul edilemez. Mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, davacının manevi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle, yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun karar düzeltme görüşüne katılmıyoruz.

T.C.Yargıtay2. Hukuk DairesiEsas No:2012/8332Karar No:2012/27916K. Tarihi: 1-Mahkemece taraflar eşit kusurlu kabul edile...
01/02/2018

T.C.
Yargıtay
2. Hukuk Dairesi

Esas No:2012/8332
Karar No:2012/27916
K. Tarihi:

1-Mahkemece taraflar eşit kusurlu kabul edilerek boşanmaya karar verilmişse de; yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; davacı-davalı kocanın güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu, ortak konutu terk ederek, birlikte yaşamaktan kaçındığı ve eşini istemediğini söylediği, buna karşılık davalı-davacı kadının ise, ortak konutun kapısının kilidini değiştirmek suretiyle birlikte yaşamaktan kaçındığı ve birlik görevlerini yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Gerçekten bu olaylar karşısında, boşanmaya neden olan olaylarda davacı - davalı kocanın daha fazla kusurlu olduğunun kabul edilmesi gerekir. Hal böyleyken, tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi doğru değilse de, kocanın davası yönünden Türk Medeni Kanunu'nun 166/2.maddesi şartlarının oluşması nedeniyle verilen kabul kararı sonucu itibariyla doğru olup, davalı - davacı kadının bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının reddi ile davacı-davalı kocanın davasının kabulüne ilişkin karar gerekçesinin değiştirilmesi suretiyle onanmasına karar vermek gerekmiş (HUMK.md. 438/son) ve buna bağlı olarak da aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.

2-Yukarıda 1.bentte açıklandığı gibi, boşanmaya neden olan olaylarda, her iki taraf da kusurlu olmakla birlikte; eşine göre davacı-davalı koca daha fazla kusurludur. Durum böyleyken davalı-davacı kadın kocasına göre daha fazla veya eşit kusurlu olmadığı ve kusur dağılımı da davalı-davacı kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin kabul edilip uygun miktarda takdir edilmesine yasal bir engel oluşturmadığı halde; mahkemece tarafların eşit kusurlu kabul edilip, davalı-davacı kadının maddi (TMK. md.174/1) ve manevi (TMK.md.174/2) tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi isabetsiz olmuş; bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ

Temyiz edilen hükmün yukarıda 2.bentte gösterilen sebeple kusur belirlemesi ve buna bağlı maddi ve manevi tazminat yönünden BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 1.bentte gösterilen sebeple davacı-davalı kocanın davasının kabulüne ilişkin karar gerekçesinin değiştirilmesi suretiyle ONANMASINA, istek halinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 22.11.2012

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, evin ihtiyacı için bozdurulan ziynet eşyalarının rıza ile ve iade şartı olmaksızın verildiğin...
28/01/2018

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, evin ihtiyacı için bozdurulan ziynet eşyalarının rıza ile ve iade şartı olmaksızın verildiğini davalı koca ispatlamak zorunda olduğuna dikkat çekti. Emsal kararda, "Somut olayda davacının ziynet ve takıları iade şartı olmaksızın verdiğini davalı koca ispat edemediğinden, ziynetlere yönelik iade koşulları oluşmuştur. O halde, davacı kadının ziynet ve takılara yönelik davası nedeniyle kocanın beyanında varlığını ve bozdurulduğunu ikrar ettiği 7 adet 22 ayar bilezik, 2 adet tam altın ve 63 adet çeyrek altın hakkındaki talebin de kabulüne karar verilmesi gerekirken, bunlar hakkındaki isteğin reddi doğru olmamıştır." denildi.

Şiddetli geçimsizlik yaşayan aile, 2012 yılında boşanmak için Edirne Aile Mahkemesi'ne müracaat etti. Kocasının birlik görevlerini yerine getirmediğini öne süren kadın, "Beni, ailesiyle birlikte oturmaya zorladı. Fiziki şiddet uyguladı. Bunu da günlüğümde yazdım." diyerek mahkemeden manevi tazminat ve düğünde kendisine takılan ve kocasının evin ihtiyaçları için kullandığını söylediği 7 adet 22 ayar bilezik, 2 adet tam altın ve 63 adet çeyrek altının kendisine iadesini istedi. Edirne Aile Mahkemesi, kadının manevi tazminat talebini yerinde görürken altınlara yönelik iade talebini ise reddetti. Bu gelişme üzerine davacı kadın, ziynet alacağı davası yönünden; davalı koca ise kararın tamamına yönelik dosyayı Yargıtay'a gönderdi.

KOCALIK VAZİFESİNİ YERİNE GETİRMEMESİ VE AİLESİYLE YAŞAMAYA ZORLAMASI KUSURDUR

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, davalı kocanın temyiz itirazlarını inceledi. Daire, toplanan delillerden; davalı kocanın birlik görevlerini yerine getirmediği, eşini ailesiyle birlikte oturmaya zorladığı; davacı kadına yüklenebilecek bir kusurlu davranışının kanıtlanamadığının anlaşıldığına hükmetti. Davalı kocanın eşine fiziki şiddet uyguladığı ve hakaret ettiğine ilişkin yeterli delil bulunmadığına hükmeden 2. Hukuk Dairesi, kadına ait günlükteki kadının şiddet gördüğüne ve hakarete uğradığına ilişkin açıklamanın başkaca delille doğrulanmadığından sabit kabul edilemeyeceğini ve kocaya kusur olarak yüklenemeyeceğine dikkat çekti. Kocaya yüklenebilecek kusurun sadece 'birlik görevlerini yerine getirmeme ve eşini ailesiyle birlikte oturmaya zorlama' davranışları olduğunu savunan Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, kadının manevi tazminat talebinin yerel mahkemece kabul edilmesinin yasaya aykırı olduğunu, ancak altınları iade isteminin ise yerinde olduğuna hükmetti.

EVLİLİKTE TAKILAN ALTIN KİM TAKARSA TAKSIN KADININDIR

Kocanın sabit kabul edilen ve boşanma sebebini oluşturan kusurlu davranışlarının kadının kişilik haklarına saldırı teşkil etmeyeceği ve bu sebeple Türk Medeni Kanunu'nun 174/2. maddesi koşulunun oluşmadığı gözetilmeden; davacı kadının manevi tazminat talebinin reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nce isabetsiz bulundu. Kadının manevi tazminat talebinin kabulü yönündeki yerel mahkemenin verdiği kararı bozan 2. Hukuk Dairesi, davacı kadına düğünde takılan ve kişisel eşya niteliğinde bulunan ziynet ve takıların davalı koca tarafından bozdurulup harcandığı ve kadına iade edilmediğinin ispatlandığını hatırlattı.

Kararda şu ifadelere yer verildi: Evlilik sırasında kadına takılan ziynet eşyaları kim tarafından alınmış olursa olsun ona bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı olur. Bu durumda, ziynet eşyalarının iade edilmemek üzere kocaya verildiğinin, kadının isteği ve onayı ile bozdurulup ev ihtiyaçları için harcandığının davalı yanca kanıtlanması halinde koca almış olduğu ziynet eşyalarını iadeden kurtulur. Somut olayda ise; davacı kadına ait olduğu anlaşılan dava konusu altınların evliliğin devamı sırasında davalı koca tarafından bozdurularak evin ihtiyacı için harcandığı davalı yanca kabul edilmiştir. Evin ihtiyacı için bozdurulan ziynet eşyalarının rıza ile ve iade şartı olmaksızın verildiğini davalı koca ispatlamak zorunda olup; somut olayda davacının ziynet ve takıları iade şartı olmaksızın verdiğini davalı koca ispat edemediğinden, ziynetlere yönelik iade koşulları oluşmuştur. O halde, davacı kadının ziynet ve takılara yönelik davası nedeniyle kocanın beyanında varlığını ve bozdurulduğunu ikrar ettiği 7 adet 22 ayar bilezik, 2 adet tam altın ve 63 adet çeyrek altın hakkındaki talebin de kabulüne karar verilmesi gerekirken, bunlar hakkındaki isteğin reddi doğru olmamıştır.

Address

Bakırköy

Opening Hours

Monday 08:30 - 17:00
Tuesday 08:30 - 17:00
Wednesday 08:30 - 17:00
Thursday 08:30 - 17:00
Friday 08:30 - 17:00
Saturday 08:30 - 17:00

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Yamar Hukuk ve Danışmanlık Bürosu posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Yamar Hukuk ve Danışmanlık Bürosu:

Share