ÜFLER Hukuk

ÜFLER Hukuk İçinde hukuk olan, ama hayat dilinden kopmayan, gündemin içinde veya dışında merak edilenler

İşbu sayfa; HİÇBİR AVUKATIN, AVUKATLIK ORTAKLIĞININ VEYA HUKUK BÜROSUNUN REKLAMININ YAPILMASI AMACIYLA YAYINDA DEĞİLDİR. Hukukun, hayatın her saniyesinde yer almasından kaynaklı, takip edilen kişilerce aslında bilinen, önceden vakıf olunmuş, ancak hatırlanabilir bilinç yüzeyine çıkarılmamış birtakım bilgilerin paylaşımı içindir. Paylaşılan her türlü bilginin kaynakçası belirtilmekle birlikte, her

kişinin kendiliğinden dahi ulaşabileceği bilgileri kapsamaktadır. Hukukun dışında hayata dair her şeyin paylaşıldığı, insanların hayatından güvenilir şekilde keyif alınmasına yardımcı olunmak amacıyla faaliyettedir.

Gelir Vergisi Kanunu’nun 80’inci maddesine göre miras ya da bağış yoluyla devralınan konutlar hariç; satın alınan ve tak...
20/03/2020

Gelir Vergisi Kanunu’nun 80’inci maddesine göre miras ya da bağış yoluyla devralınan konutlar hariç; satın alınan ve takas yoluyla elde edilen tüm konutların 5 yıl içerisinde satılması durumunda elde edilen toplam kazanç, vergiye tabi tutuluyor. Satın aldıkları konutu 5 yıl geçmeden satan vatandaşlar için alış ve satış fiyatları arasındaki farka 'gayrimenkul değer artış kazanç vergisi' uygulanıyor.

Söz konusu vergi hesaplanırken; evin bir önceki alış değeri enflasyona göre düzenlenerek bugünkü değeri bulunuyor. Sonrasında evin alış değeri ile satış değeri arasındaki fark hesaplanarak enflasyondan bağımsız olarak elde edilen gerçek kazanç ortaya çıkarılıyor. Bu kazançtan, her yıl açıklanan istisna tutarı, alım sırasında ödenen tapu harcı ve konut kredisi kullanıldıysa evin satışına kadar ödenen faizlerin toplamı düşülüyor. Kalan vergiye tabi tutardan yapılan kesinti, gayrimenkul değer artış kazanç vergisi olarak adlandırılıyor.

Gayrimenkul değer artış kazanç vergisinin hesaplanabilmesi için Gelir İdaresi’ne beyanname de verilebilir. Ev sahipleri bu şekilde alım ve satım arasında elde ettiği kârı saklayarak daha düşük vergi ödemeye çalışmakta ise de durumun tespit edilmesi halinde tapu harcı yeniden düzenlenerek eksik tutar tahsil ediliyor ve yanlış beyan için ceza uygulanıyor.

Satış bedelinin eksik gösterilmesi sadece satıcı için değil alıcı için de sorun teşkil ediyor. Evi satın alan kişi 5 yıl içerisinde evi satmak istediğinde gerçek değeri tapuya bildirince, aradaki alım ve satım farkından dolayı daha fazla kâr elde etmiş gözüküyor. Bu yüksek kârdan dolayı ödenen vergi tutarları da katlanıyor. ✒️📚💴

Türk Ceza Kanunu'nun 195. maddesinde; Bulaşıcı hastalıklardan birine yakalanmış veya bu hastalıklardan ölmüş kimsenin bu...
18/03/2020

Türk Ceza Kanunu'nun 195. maddesinde; Bulaşıcı hastalıklardan birine yakalanmış veya bu hastalıklardan ölmüş kimsenin bulunduğu yerin karantina altına alınmasına dair yetkili makamlarca alınan tedbirlere uymayan kişi, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı açık bir şekilde izah edilmiştir.

Bu eylemlerden kaynaklı olarak hakkında soruşturma açılan ve düzenlenen iddianame sonucu yapılacak yargılamalarda da görevli mahkemeler Asliye Ceza Mahkemeleri olarak belirtilmiştir.—🚑💉🌡🧪

Ceza yargılaması sonucu sanıklar hakkında bir hüküm verilmektedir.  Mahkemece verilen karara dair Kanuna ''Duruşmanın so...
19/02/2020

Ceza yargılaması sonucu sanıklar hakkında bir hüküm verilmektedir. Mahkemece verilen karara dair Kanuna ''Duruşmanın sona ermesi ve hüküm'' başlıklı madde konulmuş ve Mahkemenin verebileceği karar seçenekleri sayılmıştır.

Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilmektedir. Yargılama sonucunda Mahkemece;
beraat,
ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet,
güvenlik tedbirine hükmedilmesi,
davanın reddi,
davanın düşmesi,
kararlarından biri ''HÜKÜM'' olacaktır.

Beraat kararının verilebilmesi için ise;

a) Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması,
b) Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması,
c) Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması,
d) Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen, olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması,
e) Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması,

halleri gerekmektedir. 🌲👮🏻‍♂️⚖️

Kumar, bahis, piyango ve diğer şans oyunlarından kaynakli ihtilaflarin; Yeni Türk Borçlar Kanunu ile düzenlenme ve yasal...
18/02/2020

Kumar, bahis, piyango ve diğer şans oyunlarından kaynakli ihtilaflarin; Yeni Türk Borçlar Kanunu ile düzenlenme ve yasal sınırlarının belirlenmesi fırsatını bulmuştur.

Öncelikle; kumar ve bahisten doğan alacak hakkında dava açılamamakta ve takip yapılamamakta olup bu emredici hükümdür.
Kumar veya bahis için bilerek verilen avanslar ve ödünç paralar ile kumar ve bahis niteliğinde oldukları takdirde, borsada işlem gören malların, yabancı paraların ve kıymetli evrakın fiyat farkı esası üzerine yapılan vadeli satışlar hakkında da aynı hüküm uygulanmaktadır.

Kumar oynayan veya bahse giren kişi tarafından imzalanmış adi borç veya kambiyo senedi üçüncü bir kişiye devredilmiş olsa bile, hiçbir kimse bunlara dayanarak dava açamayacak ve takip yapamayacaktır.
Ancak kıymetli evrakın iyiniyetli üçüncü kişilere sağladığı haklar saklı tutulmuş ve bu kişiler korunmuştur.

Buna keza; kumar ve bahis borcu için isteyerek yapılan ödemeler de geri alınamayacaktır. Ancak bunun istinası; kumar veya bahsin usulüne göre yürütülmesi beklenmedik olayla veya diğer tarafın fiiliyle engellenmişse ya da diğer taraf kumar veya bahse hile karıştırmışsa, isteyerek yapılan ödeme geri alınması olarak belirlenmiştir.

Bir başka önemli husus da düzenlenmesine kanun veya yetkili makamlarca izin verilmiş olmadıkça, piyango ve diğer şans oyunlarından doğan alacaklar hakkında dava açılamaması ve takip yapılamamasıdır. İzin verilmemiş olan durumlarda, piyango ve diğer şans oyunları için de yukarıda açıklandığı şekildeki gibi kumara ilişkin hükümler uygulanacaktır.

Yabancı ülkelerde kendi kurallarına uygun olarak düzenlenen piyango ve diğer şans oyunları, Türkiye'de yetkili makamlarca bunlara ait biletlerin satılmasına izin verilmiş olmadıkça, yasal korumadan da yararlanamamaktadırlar.🎲💵🤜
# magduriyet

Sözleşmelerin, Türkçe dili dışında başka bir dilde akdedilip akdedilemeyeceği hususu, 10.04.1926 tarihli ve 805 sayılı İ...
17/02/2020

Sözleşmelerin, Türkçe dili dışında başka bir dilde akdedilip akdedilemeyeceği hususu, 10.04.1926 tarihli ve 805 sayılı İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun’da düzenlenmiştir. Kanun’un 1. md.'sine göre; Türk şirketlerin ve müesseselerin kendi aralarında Türkiye’de akdedecekleri sözleşmelerin Türkçe kaleme alınmaları gerekmektedir.
Kanun'un 2. maddesi ise yabancı şirketlerin ve müesseselerin yapacakları iş ve işlemleri Türkçe dilinde yapma zorunluluğu Türk resmi makamlarına sunulacak belge ve defterler için öngörülmüştür. Ayrıca, yabancı şirketlerin ve müesseselerin, Türk müesseseler ve şirketler ile Türk vatandaşları arasında yapacağı iş ve işlemler açısından da Türkçe kullanma zorunluluğu mevcuttur.
Yabancı şirketlere ilişkin 2. maddede, Türkçe yapılması gereken işlemler arasında “mukaveleler” sayılmamasına rağmen; Yarg. 11. HD. 04.03.2013 tarihli 2012/4088 E. 2013/3972 K. sayılı kararında, Kanun’un 2. maddesinde yer alan düzenlemenin sözleşmeleri de kapsadığını ifade edilmiştir. Kanun’un 3. maddesine göre ise yabancı şirket ve müesseselerin işlemlerinde Türkçe’den başka bir dili Türkçe’ye ilave olarak kullanmaları halinde, Türkçe metnin geçerli sayılacağı ve imzaların Türkçe metnin altına atılması gerekmektedir.
Uygulamada Türkçe akdedilen sözleşmelerde yabancı terimlerin kullanıldığı da görülmekle; sözleşmelerde yabancı terimlerin kullanılması yalnızca bu terimlerin kullanılmasının zorunlu olması halinde mümkün olabilmektedir. Yarg. 11. HD. 30.11.1979 tarihli 1979/3309 E. ve 1979/5469 K. sayılı kararı uyarınca “işin niteliği ve özelliği bu tür yabancı terim ve tabirlerin aynen kullanılmasını zorunlu kılması” na dair tespitleri, bu terimlerin kullanılabileceğini de göstermektedir. 📜📑📄✒️

Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız ...
13/02/2020

Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

Bu bağlamda yine gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı da faile ceza verilmez.

Ceza Kanunumuz 25. maddede bu durumu ''Meşru savunma ve zorunluluk hali'' olarak belirlemiştir. Şiddetin maalesef oldukça yüksek olduğu ülkemizde; bugüne kadar iğne ipliğinde bir durum olan ''Meşru savunma ve zorunluluk hali'' maalesef ki halk arasında vicdani yönden hep tartışılan kararlarla gündemde kalmıştır. Yargıtay vermiş olduğu yakın tarihli bir kararda; ''... Sanığın olay akşamı nişanlısı olan maktul ile parkta buluşup birlikte alkol aldıkları, aralarında yaşanan tartışma sırasında maktulün tabancasını çıkartıp sanığın başına dayayarak ölümle tehdit ettiği, sanığın olay yerinden ayrılmak istemesi üzerine de maktulün sanığı tutup tel örgülere dayadığı ve tabancayı sanığa yöneltmesi üzerine de sanığın eliyle tabancayı iteklediği sırada ateş aldığı ve maktulün aldığı isabetle yaralandığı, sonrasında ise öldüğü anlaşılan olayda;

Sanığın, kendisine yönelik maktul tarafından silahla yapılan ve devam eden saldırıyı defetmek amacıyla, saldırı ile orantılı olarak gerçekleştirdiği eylemin, meşru savunma hükümleri kapsamında kaldığı anlaşılmakla; sanık hakkında beraatine hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle taksirle öldürme suçundan mahkumiyet kararı verilmesi hukuka aykırı ve bozmayı gerektirmektedir.'' şeklinde karar vermiştir. (Yarg. 1. CD. Esas: 2015/5897 Karar: 2016/17 Karar Tarihi: 21.01.2016)
🔪🪓👮🏻‍♂️

Kötü komşu önce Mahkeme kararı ile uyarılacak; uyarıya rağmen eylemler devam ederse komşuluk hukukuna aykırı davrananın ...
11/02/2020

Kötü komşu önce Mahkeme kararı ile uyarılacak; uyarıya rağmen eylemler devam ederse komşuluk hukukuna aykırı davrananın evi Mahkeme kararı ile satılabilecektir.

Aynı sitedeki bitişik villalarda oturan komşuların geçimsizliğiyle ilgili davada, komşulardan birinin bahçeye astığı çamaşırları hortumla ıslattığını gerekçe göstererek mahkemeye komşuluk hukukuna uymayan davranışları sebebiyle önce Kat Mülkiyeti Kanunu uyarınca uyarılmasını, uyarı sonuç vermezse, rahatsızlık veren komşunun kat mülkiyetinin sonlandırılmasını talep eden davacının talebi Yerel Mahkemece reddedilmiştir.

Yargıtay 18. HD.; 28.05.2012 T. 2012/4472 E. 2012/6369 K. sayılı kararı ile bu kararı bozmuş ve şu doğrultuda karar vermiştir:

KMK. nın 18. maddesi uyarınca; kat malikleri, gerek bağımsız bölümlerini, gerek eklentileri ve ortak yerleri kullanırken doğruluk kaidelerine uymak, özellikle birbirini rahatsız etmemek, birbirinin haklarını çiğnememek ve yönetim planı hükümlerine uymakla, karşılıklı olarak yükümlü olduklarından; davalının davacıya ait çamaşırları ıslattığı ve davacıyı rahatsız ettiği sabit olması sebebiyle, rahatsızlık veren komşu önce hakim kararıyla uyarılacak ve bu uyarıya rağmen rahatsızlık sürdürülürse, Mahkeme bu kez, aynı kanunun 25. maddesi uyarınca rahatsızlık veren komşunun evinin satışına karar verebilecektir.👨‍💼🙍🏻‍♀️🏘


Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 2017/14949 Esas, 2017/4416 Karar sayılı ve 20.3.2017 günlü kararında; “...davacının eğitim...
09/02/2020

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 2017/14949 Esas, 2017/4416 Karar sayılı ve 20.3.2017 günlü kararında; “...davacının eğitim amaçlı olarak katıldığı kongrelere yönelik de bu süreye karşılık olmak üzere haftada 7 saat fazla çalışma ücreti hesaplanmıştır. Davacı işçi belirtilen süre içinde fiilen çalışmamış ve işverene belirtilen anlamda bir fayda sağlamamıştır. Bu sebeple davacının bilgi ve performansını arttırma amacıyla yapılan bu tür toplantılarda geçen sürenin, fazla çalışma olarak değerlendirilmesi de isabetsizdir...” kararı doğrultusunda; çalışanlar tarafından eğitim sebebi ile katlanılan sürelerin çalışma süresinden sayılmayacağı ve eğitimlerde geçen süreler için işçilere fazla mesai ücreti ödemesi de yapılmayacaktır.

Bu durumun istisnası İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’dur ve bu kanun kapsamında çalışanlara verilmesi gereken eğitimlerdir. Zira 17. maddenin 7. fıkrası; “...Eğitimlerde geçen süre çalışma süresinden sayılır. Eğitim sürelerinin haftalık çalışma süresinin üzerinde olması hâlinde, bu süreler fazla sürelerle çalışma veya fazla çalışma olarak değerlendirilir.” demekle; iş sağlığı ve güvenliği kapsamında verilen eğitimlerde işçinin fazla çalışma ücretine hak kazanacağı kanun ile düzenlendiğinden, bu kapsamda eğitime katılan ve eğitim sebebi ile haftalık çalışma süresini aşanlara fazla mesai ödemesi yapılacaktır. 💵🕒👨🏻‍🔧

Halk arasında ''KARA KUTU'' olarak bilinen CVR (Kokpit ses kayıt cihazı) ve FDR (Uçuş veri kaydedicisi) cihazları, uçak ...
06/02/2020

Halk arasında ''KARA KUTU'' olarak bilinen CVR (Kokpit ses kayıt cihazı) ve FDR (Uçuş veri kaydedicisi) cihazları, uçak kazalarının araştırılması ve önlenmesine yönelik önemli bilgiler sağlarlar.
Kara Kutular, uçakla ilgili her türlü veriyi ve kokpit konuşmalarını depolayan sistemlerdir. CVR, kokpitteki konuşmaları kaydederken; FDR uçağın ve uçuşun tüm verilerini kaydeder. Modern yolcu uçakları her iki sistemle de donatılmaktadır. Bir kaza anında çarpışmadan en az etkilenecek şekilde tasarlanan Kara Kutular, deniz altında da bulunabilmeleri için, deniz suyuyla temas etmeleri durumunda yer bildirici sinyal yayarlar. Kara Kutu olarak anılmalarına rağmen, bilinenin de aksine kolayca bulunabilmeleri için parlak turuncu, pembe gibi renklerde tasarlanmaktadırlar.
Sivil Havacılık Kurulu (CAB) tarafından, 01.07.1958 tarihinden itibaren, 25.000 feet (7.62 km) üzerinde uçan tüm uçakların Kara Kutu ile donatılmaları zorunlu hale getirilmiştir. ✈️👨🏻‍✈️

TCK’nın 179/3. maddesinde düzenlenen; alkol ve uyuşturucu madde etkisiyle veya başka bir nedenle “emniyetli bir şekilde”...
05/02/2020

TCK’nın 179/3. maddesinde düzenlenen; alkol ve uyuşturucu madde etkisiyle veya başka bir nedenle “emniyetli bir şekilde” araç kullanamayacak kişinin, bu halde araç kullanması suçu kasıtla işlenebilecek bir suçtur. Alkol ve uyuşturucu maddenin sırf kullanılmış olması bu suçun oluşması için yeterli olmamakla birlikte Adli Tıp Kurumu 5. İhtisas Kurulu raporlarında istikrarlı bir şekilde vurgulandığı üzere; alkollü bir şekilde trafikte seyreden bir sürücünün alkol konsantrasyonu hangi seviyede olursa olsun bireysel farklılıklar göstermekle birlikte trafik güvenliği açısından değişen derecelerde risk oluşturabileceği, ancak bu durumun tehlike arz edecek düzeyde olup olmadığı, dolayısıyla sürücünün tesiri altında bulunduğu alkol seviyesinde araç kullanması halinde, güvenli sürüş yeteneğini kaybedip etmediği, bireyin o andaki sürüş ehliyetini belirleyebilecek dikkat, algı, denge, refleks, psikomotor ve nöromotor koordinasyon gibi nörolojik, nistagmus, akomadasyon, görme gibi oftalmolojik ve genel durumunun tespitine yönelik detaylı dahili muayenesine yönelik tıbbi verilerin değerlendirilmesi ile mümkün olabileceği, ancak böyle bir tespit yapılmamış olsa bile bireysel farklılıkları da elimine edebilecek şekilde 1,00 promilden yüksek olarak saptanan alkol düzeyinin, güvenli sürüş yeteneğini kaybettireceğinin, bilimsel olarak kabulü gerektiği, kaldı ki; olaydan önce, 11.06.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6487 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile değişik 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun“1,00 promilin üzerinde alkollü olduğu tespit edilen sürücüler hakkında ayrıca Türk Ceza Kanununun 179. maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri uygulanır.” şeklindeki 48/6. maddesine göre 1,00 promilin üzerinde alkol veya uyuşturucu madde alınması sonrası araç kullanılmasının atılı suçun oluşması için yeterlidir. 🍺🚘👮🏻‍♂️🤦‍♀️

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ AVUKATLIK MESLEK KURALLARI, T.B.B.’ nin 8-9 Ocak 1971 tarihli IV. Genel Kurulu’ nda kabul edilmi...
04/02/2020

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ AVUKATLIK MESLEK KURALLARI,

T.B.B.’ nin 8-9 Ocak 1971 tarihli IV. Genel Kurulu’ nda kabul edilmiş ve 26 Ocak 1971 tarihli T.B.B. Bülteni ’nde yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Meslek Kurallarının 37. maddesi kapsamında;

Avukat meslek sırrı ile bağlıdır.

Tanıklıktan çekinmede de bu ölçüyü esas tutar.

Avukat, davasını almadığı kimselerin başvurması nedeniyle öğrendiği bilgileri de sır sayar.

Avukatlık sırrının tutulması süresizdir, meslekten ayrılmak bu yükümü kaldırmaz.

Avukat, yardımcılarının, stajyerlerinin ve çalıştırdığı kimselerin de meslek sırrına aykırı davranışlarını engelleyecek tedbirler alır.
🙈🙉🙊

Şüphelinin veya sanığın; savcılık ve kollukta ifadesinde yahut mahkeme sorgusunda;  aşağıdaki hususlara uyulmak zorundad...
03/02/2020

Şüphelinin veya sanığın; savcılık ve kollukta ifadesinde yahut mahkeme sorgusunda; aşağıdaki hususlara uyulmak zorundadır:

1. Şüpheli veya sanığın kimliği saptanır ve kişi kimliğe ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmakla yükümlüdür,

2. Kendisine yüklenen suç anlatılır,

3. Müdafii (avukat) seçme hakkının bulunduğu ve onun hukuki yardımından yararlanabileceği, müdafiin (avukatın) ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği, kendisine bildirilir, müdafi (avukat) seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi (avukat) yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilir,

4. Yakalanan kişinin yakınlarından istediğine yakalandığı derhâl bildirilir,

5. Yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu söylenir,

6. Şüpheden kurtulması için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı tanınır,

7. İfade verenin veya sorguya çekilenin kişisel ve ekonomik durumu hakkında bilgi alınır,

8. İfade ve sorgu işlemlerinin kaydında, teknik imkânlardan yararlanılır,
İfade veya sorgu bir tutanağa bağlanır.

Tüm bunlarla birlikte; şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz. Kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez. Bunlar gibi yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez. Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz. (CMK. md. 147-148)

Address

MELTEM Mahallesi 3839 SOK. GÜNEŞ SİT B BLOK K. 1 D. 4, Muratpaşa/Antalya
Antalya
07030

Opening Hours

09:00 - 18:00

Telephone

+905325092110

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when ÜFLER Hukuk posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share