Çevik Hukuk Bürosu

Çevik Hukuk Bürosu Antalya da faaliyet gösteren Hukuk Bürosudur. Müvekkillere genel ticaret ve şirketler hukuku ve icra iflas hukuku alanlarında hizmet vermektedir.

Çevik Avukatlık Bürosu, ulusal ve uluslararası alanda hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. 1993 tarihinde Av Mustafa ÇEVİK tarafından kurulmuştur.

19/09/2022

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2014/26168
K. 2014/25672
T. 15.12.2014

Zina sebebine dayalı boşanma davasının 6 aylık hak düşürücü sürede açılması gerekir.

12/09/2022

2. Hukuk Dairesi 2021/5618 E. , 2021/7414 K.
Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan mal varlığı değerleri, o eşin kişisel malıdır . Aksi mal rejimi sözleşmesiyle kararlaştırılmamışsa kişisel malların gelirleri edinilmiş maldır.

03/09/2015

TRAFİK KAZASINDAN DOĞAN TAZMİNAT DAVALARINDA ZAMANAŞIMI

Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu

Esas : 2013/4-544
Karar : 2014/315
Tarih : 12.03.2014

* TRAFİK KAZASINDAN DOĞAN TAZMİNATLARDA ZAMANAŞIMI
* HAKSIZ FİİL-ZAMANAŞIMI

Özet: Yargıtay uygulamasına göre, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85/son ve 109/2, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102.maddeleri uyarınca, sürücünün eyleminin suç teşkil ettiği hallerde, uzamış ceza davası zamanaşımının (BK. m.60/II) işleteni de kapsadığı kabul edilmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 11.06.2003 gün ve E:2003/4-359, K:406 sayılı ilamı).

(818 s. BK m. 60) (2918 s. Trafik K m. 85, 88, 109)

Taraflar arasındaki “haksız eylem nedeniyle maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 3.Asliye Hukuk Mahkemesi'nce asıl ve birleşen davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen 04.05.2010 gün ve 2005/503 E., 2010/164 K. sayılı kararın incelenmesi davacılar vekiliyle davalı Konak Belediye Başkanlığı vekili tarafından istenilmesi üzerine, YARGITAY 4.Hukuk Dairesi'nin 31/01/2012 gün ve 2010/13834 E.-2012/1174 K. sayılı ilamı ile;

(…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalı Konak Belediye Başkanlığının tüm, davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz İTİRAZLARI REDDEDİLMELİDİR.

2-Davacıların diğer temyiz itirazlarına gelince:

a) Dava, trafik kazası nedeniyle yaralanmadan dolayı uğranılan maddi ve manevi zararın ödetilmesi İSTEMİNE İLİŞKİNDİR. YEREL MAHKEMECE, davalı KARBEL’e yönelik istem husumet nedeniyle reddedilmiş; diğer davalı Konak Belediye Başkanlığı’na yönelik istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davacılarla davalı Konak Belediye Başkanlığı tarafından TEMYİZ OLUNMUŞTUR.
Davacılar, davalı sürücünün kusuruyla meydana gelen trafik kazasında davacı Türkan Çınar’ın ağır biçimde yaralanması nedeniyle diğer davalılar araç maliki ve davalı sürücünün istihdam edeniyle birlikte müştereken ve müteselsilen ödetilmek üzere uğradıkları maddi ve manevi zararın TAZMİNİNİ İSTEMİŞLERDİR.

Davalılar ise usul ve esas yönden davanın REDDİNİ SAVUNMUŞLARDIR.

YEREL MAHKEMECE, davalı K.. Ltd Şti yönünden istemin pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş, diğer davalı Konak Belediyesi Başkanlığı yönünden ise ıslah edilen maddi tazminat tutarının zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle REDDEDİLMİŞTİR.

Dava konusu trafik kazası 06.05.2004 günü meydana gelmiş, davacı Türkan, 09.07.2004 günü fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak maddi ve manevi tazminat DAVASI AÇMIŞTIR. Davacının maruz kaldığı yaralanmadan dolayı uğradığı maddi tazminat tutarının bilirkişi tarafından hesaplanmasından sonra istem 05.06.2008 günü ıslah yoluyla ARTIRILMIŞTIR.

Borçlar Yasası'nın 60/1 inci maddesi gereğince haksız eylem sonucu uğranılan zararın ödetilmesi amacıyla açılan davanın, zarar görenin zararı ve zarar vereni öğrendiği tarihten itibaren bir yılda zamanaşımına uğrayacağı KABUL EDİLMEKTEDİR. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 109 uncu maddesinde ise Borçlar Kanununun 60. maddesindeki genel kural olan bir yıllık zamanaşımı süresinden farklı olarak iki yıllık zamanaşımı SÜRESİ BELİRLENMİŞTİR. Borçlar Yasası 60/2 nci fıkrası ve Karayolları Trafik Yasası'nın 109 uncu maddesi hükümlerinde paralel bir düzenlemeye gidilerek eylemin suç teşkil etmesi durumunda olayda uzamış ceza zamanaşımı süresinin UYGULANACAĞI ÖNGÖRÜLMÜŞTÜR.

Somut olaya gelince; davacının taksirle yaralanmasına neden olmak eylemi nedeniyle davalı sürücü hakkında 765 sayılı TCK'nın 459/2 maddesi uyarınca verilen cezanın zamanaşımı süresi aynı yasanın 102 nci maddesine göre BEŞ YILDIR. Şu durumda, olay gününden itibaren ıslah gününe kadar uzamış beş yıllık zamanaşımı süresinin dolmamış bulunduğu gözetilmeden ıslah edilen bölümün araç maliki olarak malen sorumlu bulunan davalı Konak Belediye Başkanlığı yönünden zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması doğru olmayıp kararın BOZULMASI GEREKMİŞTİR.

b-Dosya kapsamından davalılardan K..Ltd Şti’nin sigortalı işçisi olan diğer davalı İbrahim’in kullandığı, davalı Konak Belediye Başkanlığı’na ait aracın davacı Türkan’a çarparak ağır biçimde yaralanmasına neden OLDUĞU ANLAŞILMAKTADIR. Davalı K.. Ltd. Şti. Borçlar Yasası'nın 55 inci maddesi uyarınca adam çalıştıranın sorumluluğu nedeniyle diğer davalılarla birlikte davacıya karşı doğan zarardan dayanışmalı OLARAK SORUMLUDUR.

YEREL MAHKEMECE açıklanan yönler gözetilmeyerek, davalılardan K...Ltd. Şti. hakkındaki istemin husumet yönünden reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın BOZULMASI GEREKMİŞTİR...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda KISMEN DİRENİLMİŞTİR.

TEMYİZ EDENLER :1-Davacı Türkan vekili
2-Davalı Konak Belediye Başkanlığı vekili
3-K...İnş.Tem.Tan.Tur.San.Tic.Ltd.Şti.
(Eski ünvanı K..) vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

Asıl dava, haksız eylem nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini; birleşen dava ise, manevi zararın ödetilmesi İSTEMİNE İLİŞKİNDİR.

Asıl davada davacı Türkan vekili özetle, müvekkilinin trafik kazası sonucu yaralanmasına neden olan davalı-sürücü İbrahimle olay nedeniyle sorumlu olan davalı-istihdam eden K..Ltd. Şti. ve davalı-işleten Konak Belediye Başkanlığı’ndan fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 500 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminatın müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve DAVA ETMİŞTİR.

Davacı Türkan vekili, 05.06.2008 tarihli ıslah dilekçesiyle, dava değerini maddi tazminat yönüyle 88.767,45 TL arttırmak suretiyle 89.267,45 TL'YE ÇIKARMIŞTIR.

Birleşen davada ise, asıl davanın davacısının eş ve çocukları tarafından aynı olay nedeniyle duyulan manevi zarar nedeniyle toplam 25.000 TL manevi tazminatın davalılardan tahsili talep ve DAVA EDİLMİŞTİR.

Davalılar; asıl ve birleşen davada, ayrı ayrı açılan davanın reddini dilemişler; davalı Konak Belediye Başkanlığı vekili, asıl davada ıslah edilen maddi tazminat miktarının zamanaşımına uğradığını da belirterek, zamanaşımı def’ini İLERİ SÜRMÜŞTÜR.

YEREL MAHKEMECE, asıl davada manevi tazminatın kısmen kabulüne, maddi tazminat yönünden ise, davalı K.. Ltd. Şti. hakkında pasif husumet nedeniyle reddine, diğer davalılar sürücü İbrahim Erestin hakkında davanın ıslah edilmiş şekliyle yapılan ödemeler düşülmek suretiyle kabulüne, diğer davalı Konak Belediye Başkanlığı hakkında ise kısmi davanın kabulüne, ıslah edilen tazminat miktarı bakımından “2918 s. Kanun uyarınca iki (2) yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, uzamış zamanaşımı süresinin uygulanamayacağı, sürücüyle işleten belediye arasında eksik teselsülün bulunduğu” gerekçesiyle davanın reddine; birleşen davada ise, manevi tazminatın kısmen kabulüne, asıl ve birleşen davada fazlaya ilişkin istemin reddine KARAR VERİLMİŞTİR.

Hükmün, davacılar vekiliyle davalı Konak Belediye Başkanlığı vekili tarafından temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda açıklanan GEREKÇELERLE BOZULMUŞTUR.

YEREL MAHKEMECE, davalı K..Ltd. Şti. yönünden bozma ilamına uyularak, bu davalı yönüyle davanın kabulüne karar verilmiş, diğer davalı belediye yönünden ise, ıslah edilen tazminat miktarı bakımından önceki KARARDA DİRENİLMİŞTİR. Hükmü, davacı Türkan vekiliyle davalı K..Ltd. Şti. vekili ve davalı Konak Belediye Başkanlığı vekili TEMYİZ ETMİŞTİR.

Taraf vekillerinin temyiz itirazlarının ayrı ayrı incelenmesinde YARAR BULUNMAKTADIR.

I-Davacı Türkan Çınar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; asıl davada ıslah edilen tazminat miktarı bakımından, araç maliki (işleten) davalı belediye hakkında, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu(KTK)’nun 109/2 nci maddesinde düzenlenen uzamış (ceza davası) zamanaşımı süresinin uygulanıp uygulanmayacağı, varılacak sonuca göre, ıslah edilen tazminat miktarının dava zamanaşımına uğrayıp uğramadığı, NOKTALARINDA TOPLANMAKTADIR.

Belirtmelidir ki, trafik kazası sonucunda bir kimsenin yaralanmasına veya ölümüne neden olunması, ona karşı işlenmiş bir haksız FİİL NİTELİĞİNDEDİR.

Bu nedenle, haksız fiil ve zamanaşımı kavramları ile bu hukuki müesseselerin kanuni düzenlemeleri üzerinde durulmasında YARAR VARDIR.

Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)'nun “haksız işlemlerden doğan borçlar”ı düzenleyen 41 inci maddesinde haksız fiil; “Gerek kasten, gerek ihmal ve kayıtsızlık yahut tedbirsizlikle haksız surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur’’ ŞEKLİNDE TANIMLANMIŞTIR.

Buna göre, haksız fiil; hukuka aykırı bir eylemle başkasına ZARAR VERİLMESİDİR.

Haksız fiilden söz edilebilmesi için, şu dört unsurun birlikte bulunması zorunludur: Öncelikle ortada hukuka aykırı bir FİİL BULUNMALIDIR. İkinci olarak, fiili işleyenin kusuru olmalıdır; üçüncü olarak, bir zarar doğmalı; son olarak da, doğan zararla hukuka aykırı fiil arasında nedensellik BAĞI BULUNMALIDIR. Bu unsurların tümünün bir arada bulunmadığı, bir veya birkaç unsurun eksik olduğu durumlarda, haksız fiilin varlığından söz edilemez.

Öte yandan, özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde kanunun kabul etmiş olduğu sürenin tükenmesi ANLAMINA GELMEKTEDİR.
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)' nun 125-140'ncı maddeleri arasında düzenlenen zamanaşımı, hakkın ileri sürülmesini engelleyici nitelikte olup, alacak hakkı alacaklı tarafından, yasanın öngördüğü süre ve koşullar içinde talep edilmediğinde etkin bir hukuki himayeden, başka bir deyişle, dava yoluyla elde edilebilme olanağından YOKSUN BIRAKILMAKTADIR. Zamanaşımına uğrayan alacağın tahsili hususunda Devlet kendi gücünü kullanmaktan vazgeçmekte, böylece söz konusu alacağın ödenip ödenmemesi keyfiyeti borçlunun İRADESİNE BIRAKILMAKTADIR. Şu halde zamanaşımına uğrayan alacak ortadan kalkmamakla beraber, artık doğal bir borç (Obligatio naturalis) HALİNE GELMEKTEDİR. Ancak belirtmek gerekir ki, alacağın salt zamanaşımına uğramış olması, onun eksik bir borca dönüşmesi için yeterli değildir; bunun için borçlunun, kendisine karşı açılmış olan alacak davasında alacaklıya yönelik bir def'ide bulunması gerekir (HGK’nun 05.05.2010 gün ve E:2010/8-231, K:255 sayılı ilamı).

İşte, zamanaşımı hukuki niteliği itibariyle, maddi hukuktan kaynaklanan bir def'i olup; usul hukuku anlamında ise, bir savunma aracıdır (Kuru, Baki:Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt:IV, İstanbul 2001, Cilt:2, s.1761;Von Tuhr. A.:Borçlar Hukuku (C.Edege Çevirisi), Ankara 1983, Cilt:1-2, s.688 vd.;Canbolat, Ferhat:Def’i ve İtiraz Arasındaki Farklar ve İleri Sürülmesinin Hukuki Sonuçları, EÜHF Dergisi, Cilt:III, Sayı:1, Kayseri 2008, s.255 vd.; HGK’nun 06.04.2011 gün ve E:2010/9-629, K:2011/70 sayılı ilamı).

Haksız fiillerde zamanaşımı ise, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60. maddesinde AYRICA DÜZENLENMİŞTİR.

Anılan maddenin birinci fıkrasında; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarar ve failine ıttılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren 10 sene mürurundan sonra istima olunmaz.” denildikten sonra; aynı maddenin ikinci fıkrasında, ceza dava zamanaşımına yollamada bulunularak; “Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha da uzun müruruzamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik edilir.” HÜKMÜ GETİRİLMİŞTİR.
Madde metninden açıkça anlaşılacağı üzere, haksız fiillere uygulanacak üç ayrı zamanaşımı SÜRESİ BELİRLENMİŞTİR.

Bunlar; zarar görenin ‘zarar’ı ve ‘fail’i öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayacak olan 1 yıllık kısa süreli zamanaşımı; fiilin ‘vukuundan’ itibaren işleyecek 10 yıllık kesin süreli zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda suç oluşturduğu durumlarda uygulanacak olan uzamış (ceza) ZAMANAŞIMI SÜRELERİDİR.

BK'nun 60. maddesinin 1 inci fıkrasına göre, haksız fiil nedeniyle tazminat davası açma hakkı zarar görenin, zararı ve haksız eylemi öğrenmesinden itibaren başlayacak ve bir yılda ZAMANAŞIMINA UĞRAYACAKTIR. Burada önemli olan zararı ve tazminat SORUMLUSUNU ÖĞRENMEKTİR. Öğrenebilecek durumda olmak zamanaşımının işlemeye başlamasına sebep olmaz. Zarar ve sorumludan hangisi daha sonra öğrenilirse, zamanaşımı son öğrenme gününden itibaren işlemeye başlar. Eğer zarara uğrayan tüzel kişi ise, dava açmaya yetkili organın öğrenmesi dikkate alınır.
Bir yıllık sürenin başlaması için zarar görenin, zararla birlikte tazmin borçlusunu da öğrenmiş OLMASI GEREKİR. Kusur sorumluluğunda fail, kusursuz sorumlulukta kanunen sorumlu görülen kişinin ÖĞRENİLMESİ GEREKİR.

BK'nun, m.60/2 nci fıkrasında düzenlenen ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için öncelikle; zarar veren eylemin Ceza Kanunu ya da ceza hükmü taşıyan özel kanunda suç olarak düzenlenmiş OLMASI GEREKLİDİR.

Özel kanunlarda haksız eylem için başka bir zamanaşımı süresi tayin edilmiş olmadıkça, haksız eylemden doğan maddi ve manevi zararların tazmini için açılacak davalarda BK'nun 60. maddesinde öngörülen zamanaşımının uygulanması gerekir (YARGITAY Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 gün ve E:2013/4-36, K:2013/1457 sayılı ilamı).

Bu kapsamda, özel kanun niteliğinde olan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KTK)'nun 109 uncu maddesinin ilk fıkrasında, yine bir haksız fiil niteliğindeki trafik kazalarından doğan tazminat taleplerinin tabi bulunacağı zamanaşımı süresi yönünden 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60. maddesindeki düzenlemeden farklı, özel bir hüküm getirilmiş; “motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar” şeklindeki bu hükümle, Borçlar Kanunu’nun 60. maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresi, bu tür tazminat davaları yönünden iki yıl OLARAK DÜZENLENMİŞTİR. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise; “davanın cezayı gerektiren bir eylemden doğması ve ceza kanununun bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmesi halinde, bu sürenin, maddi tazminat talebiyle açılacak davalar için de geçerli olacağı “ HÜKME BAĞLANMIŞTIR.

Görülmektedir ki, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60. maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 109/II.maddesi, zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden birbiriyle uyumlu olmakla birlikte, zamanaşımı süresi yönünden BİRBİRLERİNDEN AYRILMAKTADIR. Trafik kazalarından doğan tazminat talepleri bakımından zamanaşımı süresi BK’nun 60. maddesine göre bir yıl; 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu'nun 109/II.maddesine göre ise iki yıl OLARAK DÜZENLENMİŞTİR.
Vurgulamakta yarar vardır ki, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 109/II.maddesine göre, ceza kanununda öngörülen daha uzun (uzamış) zamanaşımı süresinin tazminat talebiyle açılacak davalarda uygulanabilmesi için, eylemin ceza kanununa göre suç sayılması gerekli ve yeterlidir; fail hakkında mahkumiyet kararı verilmesi veya bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması ŞARTI ARANMAMAKTADIR.

Ceza Kanunu’nda öngörülen daha uzun (uzamış) zamanaşımı süresi, olay tarihinden itibaren işlemeye başlar; sürenin işlemeye başlaması için, zarar görenin, zararı ve onun failini öğrenmesi koşulu aranmaz. Ancak, zarar veya onun faili, uzamış zamanaşımı süresinin bitmesinden sonra öğrenilmiş ise, davanın, öğrenme tarihinden itibaren, 2918 s. Kanunun 109 uncu maddesindeki iki yıllık süre içerisinde AÇILMASI GEREKİR.

Nitekim, Hukuk Genel Kurulu’nun 20.12.2006 gün ve E:2006/4-801, K:813; 16.04.2008 gün ve E:2008/4-326, K:325; 06.02.2008 gün ve E:2008/4-69, K:101; 12.03.2008 gün ve E:2008/4-248, K:240; 13.07.2011 gün ve E:2011/17-427, K:519; 30.11.2011 gün ve E: 2011/17-569, K:2011/710 sayılı ilamlarında da aynı HUSUSLAR VURGULANMIŞTIR.

Yaralanmayla sonuçlanan trafik kazası, aynı zamanda mülga 765 sayılı TCK’nun 459 uncu maddesine göre, suç sayılan BİR EYLEMDİR. 6085 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun yürürlükte bulunduğu dönemde bu yasada açık hüküm bulunmadığından BK’nun 60/2 nci maddesinde açıklanan ceza davası (uzamış) zamanaşımının uygulanması gerektiği kabul edilmekteydi. Ancak uzamış zamanaşımı kural olarak suç sayılan fail hakkında yani motorlu araç sürücüsü hakkında uygulanırken, sürücü olmayan ve yasa gereği sorumlu olan işleten hakkında uygulanmıyordu. 2918 s. Kanun’da motorlu araçların işletenlerinin sorumlulukları değişik durumlara göre yeniden kapsamlı biçimde düzenlenirken, zamanaşımıyla ilgili hükümleri de 6085 s. Kanuna göre daha değişik biçimde ELE ALINMIŞTIR. Bu nedenle, ceza zamanaşımının işletenler hakkında uygulanıp uygulanmayacağı yeni Kanuna göre yeniden GÖZDEN GEÇİRİLMELİDİR.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109 uncu maddesinin birinci fıkrasında, sürücü veya işleten arasında bir ayırım yapmaksızın iki yıllık olağan zamanaşımı süresi KABUL EDİLMİŞTİR. Onu takiben ikinci fıkrasında ise: “Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir” hükmü KABUL EDİLMİŞTİR. Maddenin iki fıkrası arasındaki bağlantı gözetildiğinde ceza davası (uzamış) zamanaşımı süresinin işletenler hakkında da uygulanacağı KABUL EDİLMELİDİR. Çünkü birinci fıkrada, işleten ve sürücü arasında bir ayırım yapılmaksızın maddi tazminat talepleri için iki yıllık zamanaşımı süresi kabul edilirken ikinci fıkrada “dava” ve “maddi tazminat talepleri de” sözcükleriyle birinci fıkradaki sistem AYNEN BENİMSENMİŞTİR.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun genel amacı; zarar görenleri motorlu araçların yarattığı nitelik ve nicelikçe ağır TEHLİKELERDEN KORUMAKTIR. Anılan Kanun’un 85/1 inci maddesinde kabul edilen ağırlaştırılmış objektif (tehlike) sorumluluk ilkesiyle, zarar görenlerin ekonomik gücü zayıf olan sürücülerle karşı karşıya kalmalarının önlendiği göz ARDI EDİLMEMELİDİR. Motorlu araç sürücüsü olmayan işleten hakkında ceza davası zamanaşımının uygulanmaması hakkaniyete uygun sonuçlar vermeyebilir. Bu nedenle, işleten hakkında da, ceza davası zamanaşımının uygulanması, 2918 s. Kanunun genel amacı ve düzenlemesine uygun düşer.

Diğer taraftan, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun m.85/son fıkrasında işletenin “aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan (eylemi şeklinde anlaşılmalıdır) kendi kusuru gibi sorumlu olacağı” KABUL EDİLMİŞTİR. Bununla, işletenin bu kişilerin kusuruna dayanarak sorumluluktan KURTULMASINI ÖNLEMEKTİR.

Sonuç itibariyle; yerleşik YARGITAY uygulamasına göre, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85/son ve 109/2, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102 nci maddeleri uyarınca, sürücünün eyleminin suç teşkil ettiği hallerde, uzamış ceza davası zamanaşımının (BK. m.60/II) işleteni de kapsadığı kabul edilmektedir (YARGITAY Hukuk Genel Kurulu’nun 11.06.2003 gün ve E:2003/4-359, K:406 sayılı ilamı).

Konuyla ilgisi nedeniyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 88/1 inci maddesi kapsamında işletenin müteselsil sorumluluğu hakkında da genel bir açıklama yapılmasında fayda vardır:
Buna göre, anılan maddeye göre, “Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur.” Belirtilen madde hükmündeki, müteselsil sorumluluğun, yukarıda yapılan açıklamalar da gözetildiğinde tam teselsül olduğunun KABULÜ GEREKİR.

Nitekim, öğretide de, işletenin sorumluluğunun, tam teselsül niteliğinde olduğu yönünde görüşler bulunmaktadır (Kılıçoğlu, Ahmet M.:Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 15.Bası, Ankara 2012, s.396 ve dipnot 471’de atıf yapılan yazarlar; Aksi yöndeki azınlık görüşü için bakınız. Havutçu, Ayşe/Gökyayla, K.Emre:Uygulamada 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'na Göre Hukuki Sorumluluk, Ankara 1999, Sahife:199 ve dipnot 380’de atıf yapılan yazarlar).
Yukarıda yapılan hukuki açıklama ve saptamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının ileri sürdüğü haksız fiil (trafik kazası sonucu taksirle yaralanma) iddiasının gerçekleşme tarihi 06.05.2004'tür.

Davalı sürücü hakkında, İzmir 3.Asliye Ceza Mahkemesi’nin 14.09.2005 tarih ve E:2004/555, K:2005/766 sayılı ilamıyla, trafik kazası sonucu taksirle yaralamaya neden olma suçundan mülga 765 sayılı TCK’nun m.459/2 ve 5237 sayılı TCK m.51 gereği hükmolunan hapis ve para cezasının ertelendiği, 1 yıl süreyle denetim süresine tabi tutulduğu, yasal yollara başvurulmaksızın hükmün 13.10.2005 tarihinde KESİNLEŞTİĞİ ANLAŞILMAKTADIR.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 109/2 nci maddesi gereğince, işleten hakkında da uzamış ceza zamanaşımı uygulanır. Buna göre, haksız eylemin gerçekleştiği 06.05.2004 tarihinde yürürlükte olan mülga 765 sayılı TCK'nun 459 uncu maddesinde öngörülen suça ilişkin cezanın üst sınırı dikkate alındığında, aynı Kanunun 102/4 üncü maddesi uyarınca uzamış ceza zamanaşımı süresi BEŞ YILDIR.
Bu durumda; haksız eylemin gerçekleştiği 06.05.2004 tarihi gözetildiğinde, beş yıllık uzamış zamanaşımı süresinin 06.05.2009 tarihinde dolduğu; eldeki davada ise, maddi tazminata ilişkin ıslahın ise, bu zamanaşımı süresi dolmadan 05.06.2008 tarihinde yapıldığından, ıslah edilen miktar yönüyle dava zamanaşımı SÜRESİ DOLMAMIŞTIR.

Hal böyle olunca, mahkemece, maddi tazminata yönelik ıslahın süresinde yapıldığının kabulüyle işin esasının incelenmesi gerekirken, açıklanan bu hususlar göz ardı edilerek ıslah edilen tazminat miktarı bakımından davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması ve bu kararda direnilmesi usul ve YASAYA AYKIRIDIR.

Bu nedenle direnme KARARI BOZULMALIDIR.

II-Davalılar K.. Ltd. Şti ve Konak Belediye Başkanlığı vekillerinin temyiz itirazlarına gelince;

Mahkemece, davalı K.. Ltd. Şti. yönünden bozma ilamının (2/b) numaralı bendinde yer alan bozma nedenine uyulmuş olmasına göre, açık biçimde yeni hüküm niteliğindeki bu karara karşı temyiz itirazlarını inceleme görevi Hukuk Genel Kurulu’na değil, Özel Daire’YE AİTTİR.

Diğer davalı belediyenin ise, kısmi direnme hükmünü temyizde hukuki yararı bulunmamakla birlikte, kısmi direnme dışındaki hükme yönelik temyiz itirazlarının, Özel Daire’ce İNCELENMESİ GEREKİR.

O halde, davalılar K..Ltd. Şti. ve Konak Belediye Başkanlığı vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daire’ye gönderilmelidir
SONUÇ: A) Yukarıda (I.) bentte davacı Türkan Çınar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile; direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 Sayılı Kanunun 30. maddesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429 uncu maddesi gereğince BOZULMASINA,
B) Yukarıda (II.) bentte davalı Karbel Ltd. Şti. vekilin yeni hükme yönelik ve Konak Belediye Başkanlığı vekilinin ise, kısmi direnme dışındaki hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 4.HUKUK DAİRESİ’NE GÖNDERİLMESİNE, aynı kanunun 1086 sayılı HUMK’nun 440/III-(1).maddesi uyarınca kararın tebliği tarihinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12.03.2014 tarihinde OYBİRLİĞİYLE KARAR VERİLDİ.

03/09/2015

Yargıtay
19. Hukuk Dairesi

Esas : 2004/8037
Karar : 2005/2835
Tarih : 17.03.2005

* SIRA CETVELİ
* KEFİLİN ALACAKLININ HAKLARINA HALEF OLMASI

Özet: Davalı yan, dava dışı borçlunun akdettiği kredi sözleşmesine müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imza koymuş, girişilen takipte de borcu ödemiştir. Bir sözleşmeye müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imza koyan kimsenin hukuki sorumluluğu, borçlu sıfatıyla değil kefil sıfatıyladır. Borçlar Kanunu'nun 496 ncı maddesine göre, kefil eda ettiği şey nisbetinde alacaklının haklarında ona halef olur. Somut olayda da borcu ödeyen davalı kefil Salih, alacaklı bankanın haklarına halef olmuş ve anılan Yasa'nın 499 uncu maddesi uyarınca dava dışı bankadan alacağı ve alacağa teminat teşkil eden rehni temlikname ile devralmıştır. Bu itibarla borcu ödeyen davalı Salih'in borçlu gibi sorumlu olduğu ve alacaklı ve borçlu sıfatlarının şahsında birleştiği gerekçesiyle alacağın sona erdiği ve mevcut olmayan bir borcu temin etmek için gösterilen rehnin konusuz kaldığı düşüncesiyle oluşturulan kararda isabet yoktur.

(2004 s. İİK m. 140) (818 s. BK m. 116, 496, 499) (6098 s. Borçlar K m. 135, 592, 596)

YARGITAY İLAMI

Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hüküm süresi içinde davalı vekilince her ne kadar duruşmalı olarak temyiz edilmiş ise de, konu itibariyle bu istemini reddiyle incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı vekili dava dışı borçlu Metin Özdemir'e ait aracın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde, davalının rehin alacaklısı olduğundan bahisle ilk sıraya alındığını, oysa davalının ilk sıraya alınan takip dosyasının borçlusu iken borcu ödeyerek alacağı temlik aldığı; ne var ki alacaklı ve borçlu sıfatlarının birleşmesi nedeniyle borcun ve rehin hakkının sona erdiğini ve rehin hakkının dikkate alınmayacağı hususunda kesinleşmiş icra mahkemesi kararı bulunduğunu iddia ederek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve DAVA ETMİŞTİR.

Davalı vekili müvekkilinin asıl borçlunun borcunu ödeyerek alacaklının haklarına halef olduğunu, bu kapsamda rehin hakkının da temliknameyle kendisine geçtiğini ileri sürerek davanın reddi GEREKTİĞİNİ SAVUNMUŞTUR.

Mahkemece yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve alınan bilirkişi raporuna göre, davalının dava dışı borçluyla birlikte kredi sözleşmesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı ve dosya borcunu ödemekle yükümlü olduğu; borcun ödenmesiyle rehnin konusuz kaldığı ve her iki alacaklının haczinin aynı tarihli olduğu gerekçesiyle davacı alacağıyla davalının 1.711.184.000,-TL. alacağının hacze iştirak ettirilmesine karar verilmiş; hüküm davalı vekili tarafından TEMYİZ EDİLMİŞTİR.

Davalı yan, dava dışı borçlunun akdettiği kredi sözleşmesine müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imza koymuş, girişilen takipte de BORCU ÖDEMİŞTİR.

Bir sözleşmeye müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imza koyan kimsenin hukuki sorumluluğu, borçlu sıfatıyla değil KEFİL SIFATIYLADIR.

Borçlar Kanunu'nun 496 ncı maddesine göre, kefil eda ettiği şey nisbetinde alacaklının haklarında ona halef olur. Somut olayda da borcu ödeyen davalı kefil Salih, alacaklı bankanın haklarına halef olmuş ve anılan Yasa'nın 499 uncu maddesi uyarınca dava dışı bankadan alacağı ve alacağa teminat teşkil eden rehni temliknameyle DEVRALMIŞTIR.

Bu itibarla borcu ödeyen davalı Salih'in borçlu gibi sorumlu olduğu ve alacaklı ve borçlu sıfatlarının şahsında birleştiği gerekçesiyle alacağın sona erdiği (BK. m.116/1) ve mevcut olmayan bir borcu temin etmek için gösterilen rehnin konusuz kaldığı düşüncesiyle oluşturulan kararda İSABET YOKTUR.

SONUÇ: Temyiz olunan hükmün, yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 17.03.2005 tarihinde OYBİRLİĞİYLE KARAR VERİLDİ.
Yorum ekleyin...
Çevik Avukatlık Bürosu
Herkese açık olarak paylaşıldı - 16 Eki 2014

MÜZİK ESERİNİN İZİNSİZ KULLANILMASI:

Yargıtay
11. Hukuk Dairesi

Esas : 2010/15692
Karar : 2012/5791
Tarih : 11.04.2012

* FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNUNA GÖRE TAZMİNAT
* MÜZİK ESERİNİN İZİNSİZ KULLANILMASI

Özet: "Cendere" müzik parçasının davalı A... kanalı Ana Haber bülteninde muhtelif tarihlerde izinsiz ve bedel ödenmeksizin, özellikle "hırsızlık, kapkaç, cinayet v.s. haber sunumları" eşliğinde kullanıldığı tespit edildiğinden maddi tazminata hükmedilmesi kanuna uygundur.

(5846 s. FSEK m. 6, 22)

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 06.05.2010 tarih ve 2005/139 - 2010/85 sayılı kararın YARGITAYca incelenmesi davalı Merkez ATV Televizyon Prodüksiyon A.Ş. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ düşünüldü:

Davacı vekili, tüm mali kullanım ve telif hakları müvekkiline ait olan KURTLAR VADİSİ müziklerinden "Cendere" müzik parçasının davalı A... kanalı Ana Haber bülteninde muhtelif tarihlerde izinsiz ve bedel ödenmeksizin, özellikle "hırsızlık, kapkaç, cinayet v.s. haber sunumları" eşliğinde kullanıldığını, bu durumun müvekkilinin FSEK'ten doğan maddi ve manevi haklarına tecavüz teşkil ettiğini ileri sürerek, tecavüzün refi ve meni ile 25.000 TL maddi, 5.000 TL manevi tazminatın avans faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve DAVA ETMİŞTİR.

Davalılar vekili, davacının mali hak sahibi olmadığını, bestenin sahibi Gökhan Kırdar'ın dava konusu "Cendere" isimli müzik eserinin tüm haklarını MSG meslek birliğine devrettiğini, mali hak sahipliğine ilişkin sunulan sözleşmenin L...Müzik Yapım San. ve Tic.Ltd.Şti. ile davacı arasında yapıldığını, müvekkilinin dava konusu müzik eserini televizyonda yayınlamak için mali hak bedelini MSG'ye ödediğini savunarak, davanın REDDİNİ İSTEMİŞTİR.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; dava konusu Kurtlar Vadisi dizisinin film müziğinin S...Film Yapım Yönetim Ltd.Şti. adına eser işletme belgesi alındığı, bu şirketin de mali haklarını davacı şirkete devrettiği, eser sahibi Gökhan’ın MSG meslek birliğine radyo tv yayın hakkını üyelik belgesi ile 01/07/1999'da devretmişse de, devir sözleşmesinde dava konusu müziğin isminin zikredilmediği, eser üzerindeki haklar davacıya devredildiğinden meslek birliğinin mali hakları davalıya devrinin davacıya karşı hüküm ifade etmediği gerekçesiyle, davalılar Yılmazla Korcan hakkındaki dava atiye bırakıldığından bu davalılar yönünden hüküm kurulmasına yer olmadığına, 9.000,00 TL maddi tazminatın davalı Merkez ATV Televizyon Prodüksiyon A.Ş.'den alınarak davacıya verilmesine, hüküm altına alınan alacağa 09/03/2005 tarihinden itibaren avans faizi yürütülmesine, Cendere müziğinin bundan sonraki kullanımının önlenmesine, manevi tazminata ilişkin talebin reddine, ref’e ilişkin talebin reddine KARAR VERİLMİŞTİR.

Kararı davalı Merkez A.. Televizyon Prodüksiyon A.Ş. vekili TEMYİZ ETMİŞTİR.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davalı eyleminin 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 6/3 üncü maddesi uyarınca davacı şirketin mali haklarını devraldığı “Cendere” adlı musiki eserinin izinsiz işlenilmesi ve aynı Kanun'un 22 nci maddesi uyarınca çoğaltma ve 24 üncü maddesi kapsamında temsil hakkının ihlali mahiyetinde olmasına göre, davalı Merkez A..Televizyon Prodüksiyon A.Ş. vekilinin tüm temyiz itir
azlarının reddiyle kararın onanmasına karar VERMEK GEREKMİŞTİR.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı Merkez ATV Televizyon Prodüksiyon A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 400,95 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 11.04.2012 tarihinde OYBİRLİĞİYLE KARAR VERİLDİ.

Yargıtay
19. Hukuk Dairesi

Esas : 2004/8037
Karar : 2005/2835
Tarih : 17.03.2005

* SIRA CETVELİ
* KEFİLİN ALACAKLININ HAKLARINA HALEF OLMASI

Özet: Davalı yan, dava dışı borçlunun akdettiği kredi sözleşmesine müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imza koymuş, girişilen takipte de borcu ödemiştir. Bir sözleşmeye müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imza koyan kimsenin hukuki sorumluluğu, borçlu sıfatıyla değil kefil sıfatıyladır. Borçlar Kanunu'nun 496 ncı maddesine göre, kefil eda ettiği şey nisbetinde alacaklının haklarında ona halef olur. Somut olayda da borcu ödeyen davalı kefil Salih, alacaklı bankanın haklarına halef olmuş ve anılan Yasa'nın 499 uncu maddesi uyarınca dava dışı bankadan alacağı ve alacağa teminat teşkil eden rehni temlikname ile devralmıştır. Bu itibarla borcu ödeyen davalı Salih'in borçlu gibi sorumlu olduğu ve alacaklı ve borçlu sıfatlarının şahsında birleştiği gerekçesiyle alacağın sona erdiği ve mevcut olmayan bir borcu temin etmek için gösterilen rehnin konusuz kaldığı düşüncesiyle oluşturulan kararda isabet yoktur.

(2004 s. İİK m. 140) (818 s. BK m. 116, 496, 499) (6098 s. Borçlar K m. 135, 592, 596)

YARGITAY İLAMI

Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hüküm süresi içinde davalı vekilince her ne kadar duruşmalı olarak temyiz edilmiş ise de, konu itibariyle bu istemini reddiyle incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı vekili dava dışı borçlu Metin Özdemir'e ait aracın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde, davalının rehin alacaklısı olduğundan bahisle ilk sıraya alındığını, oysa davalının ilk sıraya alınan takip dosyasının borçlusu iken borcu ödeyerek alacağı temlik aldığı; ne var ki alacaklı ve borçlu sıfatlarının birleşmesi nedeniyle borcun ve rehin hakkının sona erdiğini ve rehin hakkının dikkate alınmayacağı hususunda kesinleşmiş icra mahkemesi kararı bulunduğunu iddia ederek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve DAVA ETMİŞTİR.

Davalı vekili müvekkilinin asıl borçlunun borcunu ödeyerek alacaklının haklarına halef olduğunu, bu kapsamda rehin hakkının da temliknameyle kendisine geçtiğini ileri sürerek davanın reddi GEREKTİĞİNİ SAVUNMUŞTUR.

Mahkemece yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve alınan bilirkişi raporuna göre, davalının dava dışı borçluyla birlikte kredi sözleşmesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı ve dosya borcunu ödemekle yükümlü olduğu; borcun ödenmesiyle rehnin konusuz kaldığı ve her iki alacaklının haczinin aynı tarihli olduğu gerekçesiyle davacı alacağıyla davalının 1.711.184.000,-TL. alacağının hacze iştirak ettirilmesine karar verilmiş; hüküm davalı vekili tarafından TEMYİZ EDİLMİŞTİR.

Davalı yan, dava dışı borçlunun akdettiği kredi sözleşmesine müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imza koymuş, girişilen takipte de BORCU ÖDEMİŞTİR.

Bir sözleşmeye müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imza koyan kimsenin hukuki sorumluluğu, borçlu sıfatıyla değil KEFİL SIFATIYLADIR.

Borçlar Kanunu'nun 496 ncı maddesine göre, kefil eda ettiği şey nisbetinde alacaklının haklarında ona halef olur. Somut olayda da borcu ödeyen davalı kefil Salih, alacaklı bankanın haklarına halef olmuş ve anılan Yasa'nın 499 uncu maddesi uyarınca dava dışı bankadan alacağı ve alacağa teminat teşkil eden rehni temliknameyle DEVRALMIŞTIR.

Bu itibarla borcu ödeyen davalı Salih'in borçlu gibi sorumlu olduğu ve alacaklı ve borçlu sıfatlarının şahsında birleştiği gerekçesiyle alacağın sona erdiği (BK. m.116/1) ve mevcut olmayan bir borcu temin etmek için gösterilen rehnin konusuz kaldığı düşüncesiyle oluşturulan kararda İSABET YOKTUR.

SONUÇ: Temyiz olunan hükmün, yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 17.03.2005 tarihinde OYBİRLİĞİYLE KARAR VERİLDİ.
Yorum ekleyin...
Çevik Avukatlık Bürosu
Herkese açık olarak paylaşıldı - 16 Eki 2014

MÜZİK ESERİNİN İZİNSİZ KULLANILMASI:

Yargıtay
11. Hukuk Dairesi

Esas : 2010/15692
Karar : 2012/5791
Tarih : 11.04.2012

* FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNUNA GÖRE TAZMİNAT
* MÜZİK ESERİNİN İZİNSİZ KULLANILMASI

Özet: "Cendere" müzik parçasının davalı A... kanalı Ana Haber bülteninde muhtelif tarihlerde izinsiz ve bedel ödenmeksizin, özellikle "hırsızlık, kapkaç, cinayet v.s. haber sunumları" eşliğinde kullanıldığı tespit edildiğinden maddi tazminata hükmedilmesi kanuna uygundur.

(5846 s. FSEK m. 6, 22)

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 06.05.2010 tarih ve 2005/139 - 2010/85 sayılı kararın YARGITAYca incelenmesi davalı Merkez ATV Televizyon Prodüksiyon A.Ş. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ düşünüldü:

Davacı vekili, tüm mali kullanım ve telif hakları müvekkiline ait olan KURTLAR VADİSİ müziklerinden "Cendere" müzik parçasının davalı A... kanalı Ana Haber bülteninde muhtelif tarihlerde izinsiz ve bedel ödenmeksizin, özellikle "hırsızlık, kapkaç, cinayet v.s. haber sunumları" eşliğinde kullanıldığını, bu durumun müvekkilinin FSEK'ten doğan maddi ve manevi haklarına tecavüz teşkil ettiğini ileri sürerek, tecavüzün refi ve meni ile 25.000 TL maddi, 5.000 TL manevi tazminatın avans faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve DAVA ETMİŞTİR.

Davalılar vekili, davacının mali hak sahibi olmadığını, bestenin sahibi Gökhan Kırdar'ın dava konusu "Cendere" isimli müzik eserinin tüm haklarını MSG meslek birliğine devrettiğini, mali hak sahipliğine ilişkin sunulan sözleşmenin L...Müzik Yapım San. ve Tic.Ltd.Şti. ile davacı arasında yapıldığını, müvekkilinin dava konusu müzik eserini televizyonda yayınlamak için mali hak bedelini MSG'ye ödediğini savunarak, davanın REDDİNİ İSTEMİŞTİR.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; dava konusu Kurtlar Vadisi dizisinin film müziğinin S...Film Yapım Yönetim Ltd.Şti. adına eser işletme belgesi alındığı, bu şirketin de mali haklarını davacı şirkete devrettiği, eser sahibi Gökhan’ın MSG meslek birliğine radyo tv yayın hakkını üyelik belgesi ile 01/07/1999'da devretmişse de, devir sözleşmesinde dava konusu müziğin isminin zikredilmediği, eser üzerindeki haklar davacıya devredildiğinden meslek birliğinin mali hakları davalıya devrinin davacıya karşı hüküm ifade etmediği gerekçesiyle, davalılar Yılmazla Korcan hakkındaki dava atiye bırakıldığından bu davalılar yönünden hüküm kurulmasına yer olmadığına, 9.000,00 TL maddi tazminatın davalı Merkez ATV Televizyon Prodüksiyon A.Ş.'den alınarak davacıya verilmesine, hüküm altına alınan alacağa 09/03/2005 tarihinden itibaren avans faizi yürütülmesine, Cendere müziğinin bundan sonraki kullanımının önlenmesine, manevi tazminata ilişkin talebin reddine, ref’e ilişkin talebin reddine KARAR VERİLMİŞTİR.

Kararı davalı Merkez A.. Televizyon Prodüksiyon A.Ş. vekili TEMYİZ ETMİŞTİR.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davalı eyleminin 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 6/3 üncü maddesi uyarınca davacı şirketin mali haklarını devraldığı “Cendere” adlı musiki eserinin izinsiz işlenilmesi ve aynı Kanun'un 22 nci maddesi uyarınca çoğaltma ve 24 üncü maddesi kapsamında temsil hakkının ihlali mahiyetinde olmasına göre, davalı Merkez A..Televizyon Prodüksiyon A.Ş. vekilinin tüm temyiz itir
azlarının reddiyle kararın onanmasına karar VERMEK GEREKMİŞTİR.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı Merkez ATV Televizyon Prodüksiyon A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 400,95 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 11.04.2012 tarihinde OYBİRLİĞİYLE KARAR VERİLDİ.

Kaynak:Corpus

Address

Toros Mahallesi 805. Sok. No:16/4 Konyaaltı/Antalya
Antalya

Opening Hours

Monday 09:00 - 18:00
Tuesday 09:00 - 18:00
Wednesday 09:00 - 18:00
Thursday 09:00 - 18:00
Friday 09:00 - 18:00

Telephone

+902422430608

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Çevik Hukuk Bürosu posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Çevik Hukuk Bürosu:

Share