ABDAL MUSA VAKFI

ABDAL MUSA VAKFI Gelin hep birlikte bu inanc merkezini inananlarin hizmettine tekrar kazandiralim.Tarihteki misyonunu

22/04/2026

İNSAN VE AHLAK
Ahlak bir toplumun içinde bireylerin benimsedikleri uymak zorunda bulundukları davranış bilimlerini ve kuralları içerir. Ahlak, huy, mizaç, karakter ve alışkanlıklar gibi anlamlara gelir.

Ahlak sözcüğü İslam ile yakından ilgilidir. İslam, esenlik, güvenlik, huzur ve teslimiyet olduğuna göre ahlak, huy, tabiat, seciye anlamına gelen “hulk” sözcüğünün çoğuludur. Ahlak, uyulması gereken kurallar bütünü olarak ifade edilir. Kavram olarak, bir amaca yönelerek seçerek ve isteyerek iyi davranışlarda bulunmak, kötülüklerden sakınmaktır.

Dinimiz sadece iman etmek ya da ibadetlerden ibaret değildir. İslam ahlakı aynı zamanda kişileri, toplumu, aile ile kişi, kişi ile toplumu arasındaki ilişkileri de içine alan bütüncül bir ahlaktır. Ahlak, insanın tabiattaki tüm varlıklara karşı tutum, tavır ve davranışlarını ayarlayan kurallarla ilgili olarak önerilerde bulunmaktadır.

İslam ve ahlak arasında sıkı bir bağ vardır. İman, yaratıcısına teslim olarak huzura kavuşmak istiyor, ahlak da insanın huylarını ve tabiatını düzene koyarak hedefine yönelmek amacını güdüyor. Her ikisinin de hedefleri aynıdır. Bir hadiste şöyle denilmektedir: “İnsanların en hayırlısı insanlara en çok faydalı olandır”. Diğer bir hadiste ise şöyle buyrulmaktadır: “Allah’a imandan sonra aklın başı halka sevgi göstermektir”. Tam mümin olmanın şartını da şu hadis bildiriyor: “Sizden birisi kendisi için sevdiği şeyi mümin kardeşi için istemedikçe kâmil mümin olamaz”.

Hünkâr Hacı Bektaş Veli, “Her kimin etrafında 360 melek onu korur; sen bunca melekler arasında edepsizlikler edersin de senin gibi kişi yanında edepsizlik etmezsin. Hani senin meleklere inandığın.” diye buyurmuştur. Hünkâr, bu sözlerle bize, inanmanın ahlaksızlıktan korunmak olduğunu dolayısıyla kötü davranışlarımızdan arınmamız gerektiğini bildiriyor. İyi ve kötü hareketlerin yazıldığına inanan insan kendisini kontrol altına alır. Kötü davranışlarda bulunmaz. Yine Hacı Bektaş Veli, iman ile ahlak arasındaki bağlar için şunları söylüyor: “Tanrı’nın Kuran’ına ve kitaplarına inanmak imandır. Hâlbuki senin için kibir, haset, cimrilik, hırs, öfke ve gıybet ile doludur. Aziz kardeşim! Hangi kitap buyurur ki bunlar iman ehlinin içinde ola? Hangi kitaplarına ve haberlerine inandığın?” Bu sözlerle Hacı Bektaş Veli bizden, Kur’an-ı Kerim’i rehber almamızı, peygamberlere inanmamızı ve onların yaşamlarını örnek almamızı istemektedir.

Kuran’da, İslam ahlakının ilk şartı iman etmektir; ikinci şart ise inandığını uygulamaktır. Diğer bir şart, söylenilen şeyi yapmak; yapılmayacak şeyi söylememektir. Yani, içi, dışı, fikri ve fiili bir ve aynı olmamız emredilmektedir.

Nazari ahlak kişiye, nefsini kötülüklerden korumayı ve nefsi faziletlerle süslemenin yollarını gösterir. Nefsin güçlerini, hastalıklarını, karakter yapısını, iradeyi bozan sebepleri, iyinin ve kötünün kaynağını inceler ve insanların kötü davranışlarını düzeltmeyi hedefler. Ameli ahlak ise, pratik ahlaktır. Buna göre, iyiyi bilmek, kötülüğü tanımak yetmez. İyi hareketi yapmak, kötülüklerden sakınmayı esas alır. Bu görevler arasında Allah’a, Hz. Muhammed’e, Hz. Ali’ye ve Ehli-i Beyte; ailemize, milletimize, vatanımıza ve bütün insanlık değerlerine karşı yapılacak hareketler yer almaktadır.

Ahlak, insan davranışlarını akıl ve irade ile kontrol altına alma, onları iyileştirme, insanı yüceltme, olgunlaştırma ve huzura kavuşturma, mutlu kılma hedeflerini güder. Dinimizde de ahlakın amacı, insanların mutluluğudur. Din de ahlak da düzenli, huzurlu ve güvenli bir toplum yaşamını gerçekleştirmeye çalışır.

Dinimize göre tüm peygamberler ahlak açısından örnek alının insanlardır. Hz. Muhammed, Hz. Ali ve Ehli-i Beyti’n üstün ahlakını örnek almalıyız. Böylece Allah tarafından sevilir, sevgili kulları oluruz. Hz. Muhammed der ki: “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim”. Kuran’ın Kelam Suresi 4. ayetinde şöyle denilmektedir: “Ve sen elbette yüce bir ahlak üzerinesin.” Peygamberimiz bir başka sözünde, “Müminlerin iman yönünden en mükemmel olanı ahlakı en iyi olanıdır.” Buyurmaktadır.

Aleviliğin temel düşüncesi olan 4 Kapı 40 Makam’ın özünde, kişinin ahlaklaşarak iç temizliğe kavuşması, yükselip yücelmesi ve olgunluk derecesine ulaşıp iyi insan olması yatmaktadır. Alevi-İslam inancında önemli olan kâmil insan olmaktır. Tanrı’nın insanda görünmesi, temelde ahlakı da ifade eder yani ahlaksal olgunluğa erişip erdemli insan olması anlamını taşır. Alevi-İslam inancında edep temel ahlak kuralıdır. Edep sayesinde kişi Allah’ı bulur; edepli olmayan insan Allah’a karşı olan insandır. Velinin biri şöyle der: “Edep bir taçtır Nur-u Hüda’dan, giyin ol tacı, emin olasın her bir beladan.”

Güzel ahlak insanlarla iyi geçinmek, güler yüzlü, tatlı sözlü olmak, nezaketli olmak, kendini bilmektir. Her akıl sahibinin içtenlikle arzuladığı, elde etmek için çaba sarf ettiği amaçlardan biri ahlaklı olmaktır. İnsan bu değerlere ve güzel huylara sahip olmadıkça üstün bir mertebeye ulaşamaz. Bunun için güzel ahlak sahibi olmak Aleviliğin özünü teşkil eder. Hz. Muhammed ve onun Ehli-i Beyti üstün nitelikleri ve güzel davranışlarıyla kalplere ve akıllara girmişler; Allah’ın övgüsüne mazhar olmuşlardır.


ALEVİ İSLAM İNANÇ HİZMETLERİ BAŞKANI
MESUT YILDIRIM

08/04/2026

Hz. İmam Ali`yi Sevmek:
Sevgili canlar, yine bir Cem’de cemal cemale geldik. Hakk’ın huzurunda bir araya geldik, birliğimizi, dirliğimizi pekiştirmek için bu meydandayız. Hak olan ibadetlerimizi, edeceğimiz duaları Yüce Allah dergâh-ı izzetinde kabul eylesin. Niyetlerimizi halis, yolumuzu açık eylesin.

Sevgili canlar, bugün sizlerle tarihte yaşanmış ama aslında her çağda karşımıza çıkan bir hakikat üzerine muhabbet etmek istiyorum. Çünkü mesele sadece geçmişte yaşanmış olaylar değildir; mesele insanın kendi içindeki mücadeledir. Nefis ile hakikatin, çıkar ile adaletin, görünüş ile özün mücadelesidir.

Hz. Peygamber Efendimiz İslam’ı tebliğ ettiğinde, karşısındaki cephe açıktı. Kim hakta kim batılda belliydi. Mekke müşrikleri; Ebu Cehil, Ebu Leheb, Ebu Süfyan gibi dönemin ileri gelenleri Peygamber’in karşısına dikildiler. Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te hak ile batıl açıkça karşı karşıya geldi. Bir tarafta p**a tapıp Allah’a ortak koşanlar, diğer tarafta ise Yüce Allah’ın birliğini savunanlar vardı. Allah’ın “İbrahim’in dinine uy” diye işaret ettiği tevhit yolu, yani İbrahim Peygamber’in temsil ettiği hakikat yolu… Bu yolun özü “La ilahe illallah” sözünde ifadesini bulan, Allah’tan başka ilah olmadığı bilincidir.

O dönemde hak ile batılın sınırı netti canlar. Kim nerede duruyor belliydi. Ayette de buyrulduğu gibi; De ki: "Hakk geldi, Batıl yok oldu." Kuşkusuz ki Batıl yok olmaya mahkûmdur ( İsra,81). Fakat asıl imtihan bundan sonra başladı. Peygamber Efendimizi dışarıdan yenemeyenler, bu kez İslam’ın içine girdiler. Kılıç korkusuyla iman ettiler, dilleriyle kabul ettiler ama gönülleriyle teslim olmadılar. Görünüşte Müslüman oldular fakat niyetleri değişmedi. İşte o noktada din, hakikat olmaktan çıkarılıp menfaat aracı haline getirilmeye başlandı.

Sevgili canlar, burada çok önemli bir kırılma yaşandı. İslam’a en büyük zarar dışarıdan değil, içeriden verildi. Dinin adı kullanılarak, ayetler çıkar için yorumlanarak, hakikat eğilip bükülerek zarar verildi. Artık mücadele açık düşmana karşı değil, hakikati örten anlayışlara karşı verilecekti.

İşte tam bu noktada İmam Ali devreye girer. Hz. Ali’nin mücadelesi bir saltanat mücadelesi değildir. Onun mücadelesi hakkı ayakta tutma mücadelesidir. Adaleti, doğruluğu ve hakikati koruma mücadelesidir. Ve onun karşısına çıkanlar üç farklı anlayışı temsil eder.

Birincisi Nakisin’dir; yani ahdini bozanlar. Bunlar dün aynı yolda yürüdüğü, aynı sofraya oturduğu insanlardır. Ama nefs devreye girince, makam ve dünya sevgisi ağır basınca hakikatten uzaklaşmışlardır. İhanet en çok yakından geldiğinde yakar canlar. Hz. Ali’nin bu duruma duyduğu acı öyle büyüktür ki, “O günden 20 yıl önce ölmek isterdim” diyecek kadar derindir.

İkincisi Kasitin’dir; yani bile bile eğrilenler. Bu cepheyi temsil eden anlayışın başında Muaviye ibn Ebu Süfyan vardır. Bunlar hakikati bilir ama çıkarları için eğip bükerler. Din onlar için bir hakikat değil, bir araçtır. Amaçları adalet değil, iktidardır; doğruluk değil, menfaattir. Dış düşmanın içeriye girmiş halidir bu anlayış.

Üçüncüsü ise Marikin’dir. Bunlar başlangıçta Hz. Ali’nin yanında olan, samimi, inançlı, fedakâr insanlardır. Ama şuurları yoktur. İnanırlar ama anlamazlar, okurlar ama idrak etmezler. İşte en büyük tehlike burada başlar. Çünkü insan kötü niyetli olmayabilir ama şuursuzsa yönlendirilir. Bunlar da yönlendirilmiş, hakem olayından sonra hakikatin karşısına geçmişlerdir. Böylece dinin olduğu ama aklın olmadığı bir anlayış ortaya çıkmıştır.

Sevgili canlar, bu üç cephe sadece tarihte kalmış değildir. Bugün de vardır, yarın da olacaktır. Hakikati bilip menfaati için eğenler vardır, hakikati bilip ihanet edenler vardır, bir de inanıp düşünmeyenler vardır. İşte Hz. Ali’nin bize bıraktığı en büyük ölçü burada ortaya çıkar. Ona “Biz kimlerle savaşıyoruz?” diye sorulduğunda verdiği cevap çok nettir: “Sen hakkı şahısla mı ölçüyorsun, yoksa şahsı hak ile mi?”

İşte bütün mesele budur canlar. Eğer biz hakkı kişilere göre belirlersek yanılırız. Ama hakkı ölçü alırsak, kim doğru kim yanlış kendiliğinden ortaya çıkar. Bu yüzden Alevilikte yolun esas olanı şekil değil özüdür, söz değil haldir, gösteriş değil hakikattir.

Yüce Allah buyurur ki: “Her nefis ölümü tadacaktır, sonra bize döndürüleceksiniz.” Kur'an Bu dünya gelip geçicidir. Makam da geçer, mal da geçer, güç de geçer. Geriye sadece hakka uygun yaşanmış bir ömür kalır.

Onun için canlar, yolumuz akıl ve vicdan yoludur. Yolumuz insanı merkeze alan, adaleti esas alan bir yoldur. Ne körü körüne bağlanmayı kabul eder ne de menfaat uğruna eğilmeyi. Hakikat yolu bilinç ister, idrak ister, ahlak ister.

Sevgili canlar, İmam Ali’yi sevmek, sadece dil ile “ya Ali” demekle olmaz. Onu sevmek; onun gibi düşünmek, onun gibi yaşamak, onun gibi adil olmakla olur. Onun ilkelerini benimsemek, onun gittiği yoldan yürümekle olur. Çünkü Alevilikte sevgi kuru bir söz değildir; sevgi, hal ile davranış ile, ahlak ile ortaya konur.

Bu noktada Noksani Baba’nın sözü ne güzel anlatır bu hakikati:

Günde yüz bin kere ya Ali dersen
Ali yalancının piri değildir
Dört kitapta her ma'nayı söylersen
Ali yalancının piri değildir

Yalancı ezelden Hakk’ın düşmanı
Düşünmez mahşeri ulu divanı
Al kırmızı akar şehitler kanı
Ali yalancının piri değildir

İblis benlik ile takındı tavkı
Ayın okur mim sayamaz kör fakı
Zalim kalır mı sana mazlumun ahı
Ali yalancının piri değildir

Bin ayak bir kaba derilir yarın
Hak mizan terazi kurulur yarın
Davamız mahşerde görülür yarın
Ali yalancının piri değildir

Noksani davamı koydum mahşere
Ne hup ıras geldim bugün yar yare
Bihamdülillah yeldik bir hayli kare
Ali yalancının piri değildir

Sevgili canlar, Bu deyiş bize açıkça şunu söylüyor: Dil ile sevgi yetmez. Eğer insan yalan söylüyorsa, iftira atıyorsa, kul hakkı yiyorsa, gıybet ediyorsa, zina yapıyorsa, insanın arkasından kuyu kazıyorsa; o insan ne kadar “ya Ali” derse desin, onun piri Hz. İmam Ali değildir.

Çünkü Hz. Ali adaletin temsilidir, doğruluğun temsilidir, hakkın temsilidir. Onun yolu; yalanın, iftiranın, zulmün yolu değildir. Ama canlar, bu saydığımız kötülüklerin bir piri vardır… Yalanın, zulmün, haksızlığın yolu da boş değildir.

O yol; Muaviye ibn Ebu Süfyan’nin yolu olabilir,
Yezid ibn Muaviye’nin yolu olabilir,
Firavun’un yolu olabilir,
Ebu Cehil’in yolu olabilir,
Ebu Leheb’in yolu olabilir.

İnsan hangi yolu seçerse, kimin izinden giderse onun yolcusudur canlar… Onun için mesele “kimi seviyorum” demek değildir, mesele “kime benziyorum” sorusudur. Bizler İmam Ali’yi seviyorsak, onun gibi olmaya çalışacağız.
Adaletli olacağız, doğru olacağız, kimsenin hakkına girmeyeceğiz. Nefsimize değil, Hakk’a uyacağız. Çünkü Alevilikte yolda söz ile hal bir olmalıdır.
Dil başka, hal başka, davranış başka olursa o yol hak yolu değildir.

Yarın Hak mizan kurulduğunda, herkes kendi ameliyle tartılacak.
O gün ne dediğimiz değil, nasıl yaşadığımız ortaya çıkacak.

Yüce Allah, Cümlemizi doğru yoldan ayırmasın, Hz. Muhammed Mustafa’nın ahlakıyla ahlaklanmayı nasip eylesin. Hz. İmam Ali’yel Murtaza’nın erdemini yol göstericimiz eylesin. Bizleri sözde değil özde Hak yolcusu eylesin.

Alevi İslam İnanç Hizmetleri Başkanı

Mesut Yıldırım

1

03/04/2026
24/03/2026

NÜBÜVVETTEN VELAYETE:

Sevgili canlar, cümlenize aşk ile muhabbet ile selamlarımı sunarım.
Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

Sevgili Canlar, Yüce Yaradan insanlığı hiçbir zaman rehbersiz bırakmamıştır.
Hz. Âdem’den başlayarak Hz. Muhammed Mustafa’ya kadar 124 bin peygamber gönderildiği rivayet edilmektedir. Bu peygamberlerin ortak görevi ise açıktır: İnsanı Hakk’a çağırmak, kulluğun bilincini hatırlatmak, şirke düşmemeyi öğretmek, ve en büyük düşman olan şeytana karşı insanı uyarmaktır.

Sevgili canlar, peygamberlik yani nübüvvet yolu, Hz. Muhammed Mustafa ile tamamlanmıştır. Ancak hakikat yolu burada bitmemiştir… Hz. Ali ile birlikte velayet yolu başlamıştır. Velayet; velilik, erenlik, evliyalık yoludur. Bu yolun özü de yine aynıdır: Hakk’a çağırmak, Doğruyu göstermek, Erdemi yaşamak ve yaşatmak. Ama sevgili canlar, velayetin farkı şuradadır: Peygamberler vahiy ile konuşmuş, veliler ise yaşantılarıyla gerçeği göstermişlerdir. Halkın içinde, halk ile birlikte yaşamışlar, Hakikati sözden çok hâl ile anlatmışlardır. Özellikle Anadolu’nun İslam ile buluşmasında işte bu velayet anlayışı çok büyük rol oynamıştır.

Yüce Rabbimiz bu hakikate işaret ederek Rad Suresi 7. Ayet’te şöyle buyurur:

“Sen sadece bir uyarıcısın ve her topluluk için doğruyu ve iyiyi gösteren bir önder vardır.”

Sevgili canlar, işte bu ayetin işaret ettiği o önderlik makamı, Alevilikte Hz. Ali olarak kabul edilmiştir. İmam Ali ile birlikte velayet kapısı açılmış, bu yol günümüze kadar kesintisiz bir şekilde devam etmiştir. Bu yol, sadece bir inanç yolu değildir… Aynı zamanda bir idrak, bir bilinç, bir yaşam yoludur. Ve velayetin çok önemli bir yönü daha vardır canlar: Bilgiyi güncellemek… Ama dikkat edin… Bu, hakikati değiştirmek değildir. Bu, yeni bir din ortaya koymak değildir. Bu, hakikati zamanın şartlarına göre yeniden anlamak, yeniden yorumlamak ve yaşanır hâle getirmektir. Çünkü hakikat sabittir, ama insanın anlama seviyesi değişir. İşte veliler: Hakikati bozmadan, özü koruyarak, zamanı okuyarak insanlığa yol göstermeye devam etmişlerdir. Tam da bu konuda İmam Ali’nin halifeliğinde yapmış olduğu bir uygulama sohbetimizin daha iyi anlaşılmasına vesile olacaktır.

Sadece söz ile değil… Adalet ile, merhamet ile, hikmet ile…

İşte bu noktada Hz. Ali’nin adalet anlayışına dair ibretlik bir örnek vardır:

Bir gün Hz. Ali’nin huzuruna hırsızlık yapmış birini getirirler.
Sorulur:

— “Niye hırsızlık yaptın?”

Hırsız der ki:
— “Çoluk çocuğum açtı, işim yoktu, mecburen yaptım.”

Hz. Ali buyurur:
— “Götürün, bunun ellerini ve ayaklarını kesin.”

Adamı götürürlerken hırsız feryat eder:

— “Ya Ali! Sen adaletliydin, yoksulun babasıydın… Bu mu senin adaletin?”

Bunun üzerine Hz. Ali arkadan seslenir:

— “Geri getirin!”

Getirildiğinde hırsıza sorar:

— “Çalmaman için ne gerekliydi?”

Hırsız cevap verir:

— “Üç akçem olsaydı, çalmazdım.”

Hz. Ali ona üç akçe verir ve şöyle buyurur:

“Git, işini kur ve bir daha hırsızlık yapma.”

Hırsız giderken:
— “Yapmam ya Ali” der.

Bunun üzerine Hz. Ali şöyle der:

“Ben bunun ellerini ve ayaklarını hırsızlıktan kestim.”

Sevgili canlar, bu kıssa bize şunu gösterir: Hakikat, sadece hüküm vermek değildir. Hakikat, insanı suçtan kurtarmaktır.

Kur’an’da Maide Suresi 38. ayette şöyle buyrulur:“Hırsızlık yapan erkeğin ve kadının, her ikisinin de ellerini kesin…”

Ama canlar, bu ayeti sadece zahiri ile okumak eksiktir. Hz. Ali bu ayetin batınını, yani özünü bize göstermektedir: Asıl kesilmesi gereken el, insanı hırsızlığa götüren sebeptir. Açlıktır, yoksulluktur, çaresizliktir. Eğer sen o sebebi ortadan kaldırırsan, insanın elini kesmeye gerek kalmaz. İşte velayet budur canlar…

Sevgili canlar, Yüce Allah’ın gönderdiği peygamberleri ve peygamberlikten sonra başlayan velayet yolunu kısaca özetledik. Peki canlar… Bunun karşısında,
“Âdemoğlunu saptıracağım” diye Allah ile ahitleşen şeytan boş mu durmuştur? Elbette durmamıştır. Sevgili canlar, bu konuyu daha iyi anlayabilmek için Kur’an’dan birkaç örnek verelim:

Kasas Suresi 15. Ayet:
“(Musa) dedi ki: Bu, şeytanın işindendir. Şüphesiz o, saptıran apaçık bir düşmandır.”

Kasas Suresi 16. Ayet:
“Rabbim! Ben kendime zulmettim, beni bağışla…”

Yusuf Suresi 42. Ayet:
“Şeytan, ona efendisinin yanında (Yusuf’u) anmayı unutturdu…”

Sad Suresi 41. Ayet (Hz. Eyyub):
“Şüphesiz şeytan bana yorgunluk ve azap dokundurdu.”

Bakara Suresi 36. Ayet (Hz. Adem ve Hz. Havva):
“Şeytan onların ayağını kaydırdı…”

Araf Suresi 20. Ayet:
“Şeytan onlara vesvese verdi…”

Sevgili canlar, yukarıda verdiğimiz bu örnekler çok önemlidir.

Bir düşünelim: Peygamberler, Yüce Allah’ın seçtiği kullardır. Onlara görevler verilmiştir. İnsanlara doğruyu anlatmak, İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak için gönderilmişlerdir. Ve buna rağmen Şeytan onlara vesvese verebilmiş, onları etkilemeye çalışmıştır. Şimdi soralım canlar: Allah’a bu kadar yakın olan peygamberlere bile şeytan vesvese verebiliyorsa Biz insanları kandırmıyor mudur? İşte mesele tam da buradadır. Sevgili canlar,
işte bu noktada Alevilikte yolun en önemli farkı ortaya çıkar: Söz değil, yaşantı esastır. İddia değil, hal esastır. Ahlak… Erdem… İyilik… Yaşanırsa gerçektir.

İşte bu yaşanan hakikate de: “Hü” denmiştir.

Sevgili canlar, “gerçek” demektir Hü… Bu yüzden her duanın sonunda: “Gerçeğe Hü, Mümine Ya Ali” denir. Bu sözün anlamı ise derindir: Gerçek, Hz. İmam Ali’nin temsil ettiği hakikattir. Mümin de bu hakikati Hz. Ali’den öğrenir.

Çünkü Hz. Ali: Adalettir, İlimdir, Erdemdir, Yaşayan Kur’an’dır.

Sevgili canlar,
şeytanın vesvesesine karşı tek çare: Hakikati bilmek değil, Hakikati yaşamaktır.

Sevgili canlar, bilinen unutulur, söylenen kaybolur ama yaşanan hakikat insana yerleşir. Ancak bu da bir iddiadır. Bu iddianın gerçek olması için yaşanması ve denetlenmesi gerekir. Horasan erenleri bu yüzden Pir, Mürşit ve Rehberlik sistemini kurmuşlardır. Bu sistem söz ile hâlin birbirine denk olması için vardır. Yani söylenen yaşansın, iddia hakikate dönüşsün diye kurulmuştur. Yüce Rabbimiz Hac Suresi 78. ayette “Resul size tanık olsun, siz de insanlara tanık olasınız” buyurarak bu denetimi ve şahitliği ifade etmiştir. İşte Alevi yolundaki “El ele, el Hakk’a” anlayışı bu ayetin yaşanmış halidir. Bu yol yukarıdan aşağıya dayatılan bir yol değil, birbirini denetleyen, birbirine ayna olan, hâl ile yürüyen bir yoldur. Kur’an’da Yüce Allah Bakara,30. Ayette şöyle buyurmuş: “Ben yeryüzünde bir halife tayin edeceğim.” İnsan, Allah’ın halife olarak yarattığı bir varlıktır ve amaç o sıfata ulaşmak, yani insan-ı kâmil olmaktır.

Sevgili canlar, burada çok önemli bir ölçü vardır. Eğer sözler doğru ve güzel ama yaşantı yanlış ise, eğer diller Hz. Hüseyin’i söylüyor ama yaşantı Yezid’e benziyorsa, o sözün hiçbir kıymeti yoktur. O hakikat değildir. O Yezitliktir. Çünkü hak yolunda ölçü söz değil yaşantıdır. Hak yolunda iddia değil şahitliktir. Hak yolunda anlatmak değil olmaktır.

Ali'nin sırrına ereyim dersen
Mürşid-i kâmile varın erenler
Gönül kabesine gireyim dersen
Ol bahri ummana dalın erenler

Elesti bezminde odur varolan
Haklı hakikatta bize yarolan
Bütün kainatta gizli sır olan
Bu ilmin sırrına erin erenler

Esrari bu yolun kemter kuludur
Yükü ilim irfan gevher doludur
Ali yolu insanlığın yoludur
Gönülden gönüle girin erenler



ALEVİ İSLAM İNANÇ HİZMETLERİ BAŞKANI

MESUT YILDIRIM









5

18/03/2026

18 Mart Çanakkale Zaferi Mesajı

Tarihimizin en şanlı destanlarından biri olan 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin yıl dönümünü büyük bir gurur, minnet ve saygıyla anıyoruz.

Çanakkale; yalnızca bir savaşın kazanıldığı yer değil, aynı zamanda inancın, birlik ruhunun, fedakârlığın ve vatan sevgisinin destanlaştığı kutlu bir direniştir. Bu zafer, milletimizin bağımsızlık iradesinin ve “Çanakkale Geçilmez” sözünün tarihe altın harflerle yazıldığı eşsiz bir kahramanlık örneğidir.

Bu topraklarda, farklı inanç ve kültürlerden insanlarımızın omuz omuza vererek vatanı savunması; birlik ve beraberliğimizin en güçlü nişanesidir. Çanakkale ruhu; bugün de bizlere kardeşliğin, dayanışmanın ve ortak değerler etrafında kenetlenmenin ne denli kıymetli olduğunu hatırlatmaktadır.

Abdal Musa Vakfı olarak; geçmişimizin bu onurlu mirasını yaşatmayı, gelecek nesillere aktarmayı ve milletimizin birlik ruhunu güçlendirmeyi bir görev biliyoruz.

Bu vesileyle; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Çanakkale’de destan yazan tüm şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyor; gazilerimize şükranlarımızı sunuyoruz.

Ruhları şad, mekânları cennet olsun.

Saygılarımızla,
Ali TÖREN & Ertuğrul ARSLAN
ABDAL MUSA Vakfı YÖNETİMİ

ALEVİ TEOLOJİSİ (5) ALEVİ OCAKLARI VE DERGAHLARI 16 Aralık 2025, Salı 01:20Kaynak Linki =
16/12/2025

ALEVİ TEOLOJİSİ (5) ALEVİ OCAKLARI VE DERGAHLARI 16 Aralık 2025, Salı 01:20

Kaynak Linki =

ALEVİ TEOLOJİSİ (5) ALEVİ OCAKLARI VE DERGAHLARI - Hamdullah Dedeoğlu

ALEVİ TEOLOJİSİ (4) CEM İBADETİ VE ON İKİ HİZMET 13 Aralık 2025, Cumartesi 00:07Kaynak Linki =
15/12/2025

ALEVİ TEOLOJİSİ (4) CEM İBADETİ VE ON İKİ HİZMET 13 Aralık 2025, Cumartesi 00:07

Kaynak Linki =

ALEVİ TEOLOJİSİ (4) CEM İBADETİ VE ON İKİ HİZMET - Hamdullah Dedeoğlu

Address

Tekke Köyü Elmalı
Antalya
07000

Opening Hours

Monday 09:00 - 17:00
Tuesday 09:00 - 17:00
Wednesday 09:00 - 17:00
Thursday 09:00 - 17:00
Friday 09:00 - 17:00
Saturday 09:00 - 17:00
Sunday 09:00 - 17:00

Telephone

+905322448811

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when ABDAL MUSA VAKFI posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share