Çetin Hukuk Ve Danışmanlık Bürosu

Çetin Hukuk Ve Danışmanlık Bürosu Ceza ve İnfaz Hukuku
Ticaret Hukuku
Miras Hukuku
İş Hukuku
İcra ve İflas Hukuku
Taşınmaz Hukuku
Borçlar Hukuku

Facebook'ta 5. yılımı kutluyorum. Devam eden desteğin için teşekkür ederim. Sen olmasan asla başaramazdım. 🙏🤗🎉
21/04/2025

Facebook'ta 5. yılımı kutluyorum. Devam eden desteğin için teşekkür ederim. Sen olmasan asla başaramazdım. 🙏🤗🎉

01/06/2024

Bugün 1 Haziran 2024 ve sekizinci yargı paketi ile getirilen hükümlerin önemli bir kısmı bu tarih itibariyle yürürlüğe girmiştir.

Yürürlüğe giren yasal değişiklikler şu şekildedir;

HAGB Bakımından:

1-) Bundan sonra, HAGB kararlarına karşı istinaf kanun yoluna başvurulacaktır. Bunun için de, kararın istinafa tâbi olması gerekir.

2-) Hapis cezası verilmiş HAGB kararları açısından karar istinafa tâbi olacaktır.

3-) Adlî para cezası verilmiş HAGB kararları açısından ise, 1/06/2024 tarihi itibariyle istinaf kesinlik sınırı 3.000 TL’den 15.000 TL’ye çıkarıldığından, hapisten çevrilenler hariç, adlî para cezası verilecek olan derdest dosyaların çok büyük kısmı istinafa tâbi olmayacak ve kesin nitelikte olacaktır. Zira TCK m. 52 hükmündeki parasal sınırlar değişiklik paketiyle 100-500 TL’ye yükseltilmişse de, değişiklikler 1/6/2024’te yürürlüğe girdiğinden ve TCK m. 7 uyarınca lehe yasanın uygulanması kuralı gereğince bu tarihten önce işlenen suçlarda 20-100 TL’lik sınırlar uygulanacağından, adlî para cezası verilecek suçların önemli bir kısmında miktar 15.000 TL’yi geçmeyecektir ve bu bakımdan karar “kesin” nitelikte olacaktır. 15.000 TL’yi geçen HAGB kararları ise istinafa tâbi olacaktır.

4-) Sanığa HAGB isteyip istemediği artık sorulmayacaktır.

İSTİNAF Yolu Bakımından:

1-) Bugünden sonra verilecek kararlar açısından istinaf süresi 2 hafta olup, süre, kararın gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Ceza yargılamasında süre tutum bugünden itibaren sona ermiştir.

2-) İstinaf kesinlik sınırı 3.000 TL’den 15.000 TL’ye çıkarılmıştır ve bu günden itibaren verilecek kararlarda kesinlik sınırı olarak bu miktarın dikkate alınması gerekir. Bu miktarın altında olan adlî para cezalarına dair hükümler miktar itibariyle kesindir.

ADLİ PARA CEZALARI Bakımından:

1-) Adlî para cezalarına ilişkin birim gün sayısı 20-100 TL’den 100-500 TL’ye çıkarılmış ve bu değişiklikler bugün itibariyle yürürlüğe girmiştir (TCK m. 52/2).

2-) Lehe yasanın uygulanmasına dair ilke gereğince, 1/6/2024’ten önce işlenen suçlarda 20-100 TL’lik sınırlar uygulanacaktır. Bu bakımdan, suç tarihine dikkat edilerek uygulama yapılmalıdır. Ceza miktarının belirlenmesinde suç tarihi; kanun yolları ve süreler konusunda ise karar tarihi kriter alınmalıdır.

BASİT YARGILAMA USULÜ Bakımından:

Basit yargılama usulüne itiraz prosedürü değiştirilmiş olup, bugünden sonra verilecek kararlarda yeni prosedür uygulanacaktır (7499 s.k. m. 40/1-a)

KORUMA TEDBİRLERİ NEDENİYLE TAZMİNAT Bakımından:
1/6/2024 tarihinden sonra başvurular komisyona yapılacaktır: Yargı paketi ile 6384 sayılı kanuna eklenmesi öngörülen geçici madde 3/4 hükmüne göre, “Komisyona, Ceza Muhakemesi Kanununun 142 nci maddesinin ikinci fıkrası kapsamındaki istemler bakımından 1/6/2024 tarihinden sonra müracaat edilebilir.” Burada, istem tarihi nazara alınmış olup, istemin yapıldığı tarihe göre Komisyona ya da ağır ceza mahkemesine müracaat edileceği belirlenecektir. Bu tarihten önce yapılan istemlere, kesinleşinceye kadar bu maddeyi ihdas eden Kanunla 142 nci maddede yapılan değişiklikten önceki hükümlere göre yargı mercilerince bakılmaya devam olunur (CMK geçici m. 6/4).

03/05/2024

YARGITAY 10. CEZA DAİRESİ Esas : 2018/2702 Karar : 2018/5720 Tarih : 12.07.2018

TCK 191. Madde

Kullanmak İçin Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Satın Almak, Kabul Etmek veya Bulundurmak ya da Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Kullanmak Suçu

A) Konuyla İlgili Bilgiler:

1- Sanık hakkında 19/04/2014 tarihinde işlediği iddia edilen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan dolayı yapılan yargılama sonucunda, İzmir 35. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 13/10/2014 tarihli ve 2014/336 esas, 2014/112 sayılı kararı ile TCK’nın 191/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 6545 sayılı Kanunla değişik 5320 sayılı Kanun’un geçici 7/2. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl denetim süresi belirlenmesine karar verildiği, kararın itiraz edilmeksizin 21/10/2014 tarihinde kesinleştiği,

2- Daha sonra sanığın denetim süresi içinde 01/11/2015 tarihinde işlediği iddia edilen kasten yaralama suçuna ilişkin mahkumiyet kararının kesinleştiğinden bahisle hükmün açıklanması için ihbarda bulunulması üzerine, İzmir 35. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 30/05/2017 tarihli ve 2016/973 esas, 2017/511 sayılı kararı ile hüküm açıklanarak, sanığın TCK’nın 191/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve hükmün yasa yolu incelemesinden geçmeksizin kesinleştiği,

Anlaşılmıştır.

B) Kanun Yararına Bozma Talebi:

Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında, “Dosya kapsamına göre, sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde satın alma eyleminden dolayı 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği cihetle, sanık hakkında verilen hükmün açıklanması koşullarının da 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesine tâbi olmadığı, 5237 sayılı Kanun’un 191/4. maddesinde yer alan, “a) Kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi, b) Tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması, c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması…” hallerinde hükmün açıklanmasına karar verileceği gözetilmeksizin yazılı şekilde hükmün açıklanmasına karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilerek, İzmir 35. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 30/05/2017 tarihli ve 2016/973 esas, 2017/511 sayılı kararının bozulması istenmiştir.

C) Konunun Değerlendirilmesi:

28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’la değişik 5320 sayılı Kanun’un geçici 7. maddenin 2. fıkrasında yer alan, “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Türk Ceza Kanununun 191 inci maddesinde tanımlanan suç nedeniyle yürütülen kovuşturmalarda, hakkında daha önce denetimli serbestlik veya tedavi tedbiri uygulanmayan kişilerle ilgili olarak 191 inci madde hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilir.” şeklindeki düzenleme ile, 6545 sayılı Kanun öncesi dönemde soruşturma aşamasında hakkında TCK’nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmeden ve dolayısı ile denetimli serbestlik ve gerekli görülmesi halinde tedavi tedbiri uygulanmadan dava açılmış olan sanık hakkında soruşturma aşamasında uygulanmamış olan denetimli serbestlik ve/veya tedavi tedbirinin kovuşturma aşamasında mahkeme tarafından hükmün açıklanmasının geri bırakılması yolu ile uygulanması amaçlanmakta olup, bu durumda CMK’nın 231. maddesindeki genel kurallar değil, TCK’nın 191. maddesindeki özel hükümlerin uygulanması gerektiği, buna göre de hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının denetim süresi içinde TCK’nın 191/4. maddesindeki kuralların geçerli olacağı anlaşıldığından, sanığın ancak kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmamakta ısrar etmesi veya tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması hallerinde hüküm açıklanabilecektir.

Somut olayda ise, sanığın denetim süresi içinde işlediği iddia edilen suç “kasten yaralama” suçu olduğundan, kanundaki özel düzenlemede yer alan emredici hüküm nedeniyle, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçu haricinde başka bir suçtan mahkumiyet nedeniyle hükmün açıklanması yasaya aykırı olup, kanun yararına bozma talebi yerindedir.

D) Karar: Açıklanan nedenlere göre; hükmün açıklanmasına dair İzmir 35. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 30/05/2017 tarihli ve 2016/973 esas, 2017/511 sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince kanun yararına BOZULMASINA, aynı Kanun’un 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için, dosyanın Adalet Bakanlığı’na iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine, 12.07.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

28/02/2024

İş yerinde gece vardiyasının sürekli hale gelmesi işverenin yönetim hakkı kapsamında değildir. Bu sebeple iş sözleşmesini haklı nedenle fesheden işçi, kıdem tazminatına hak kazanmalıdır.

Yargıtay 22.Hukuk Dairesi
2017/20988 E.
2019/6513 K.

Anahtarın emlakçıya bırakılması, usulüne uygun bir teslim ve tahliye sayılmaz.Resmi Gazete’de yayımlanan Yargıtay 3.HD'n...
28/02/2024

Anahtarın emlakçıya bırakılması, usulüne uygun bir teslim ve tahliye sayılmaz.

Resmi Gazete’de yayımlanan Yargıtay 3.HD'nin kanun yararına bozma kararına göre, yasal anahtar teslimi;

- bizzat anahtarı kiraya verene vermek veya,

- tevdi mahalli tayini ya da

- notere

tevdi edilip keyfiyetin kiraya verene tebliğ edilmesi suretiyle yapılır. Anahtarın emlakçıya teslimi usulüne uygun bir teslim olarak kabul edilemez.

Bunun yanısıra, teslim usulüne uygun olmasa bile kiralanan fiilen kiraya verenin hakimiyetine girmişse, bu tarih itibariyle tahliyenin gerçekleştiği kabul edilir.

Yargıtay 3.HD, 19/12/2023 T.,
2023/2972 E., 2023/3825 K.
R.G.: 28/02/2024

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi         2020/4843 E.  2020/5134 K."Bir borcun ödenmesinden sonra o borç faiz istenebilmesi içi...
28/02/2024

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
2020/4843 E.
2020/5134 K.

"Bir borcun ödenmesinden sonra o borç faiz istenebilmesi için borcun ödenmesi sırasında faiz hakkının saklı tutulması ya da halin icabından saklı tutulduğunun anlaşılması gerekir."

Faiz, asıl alacak yanında bir yan edim olduğu için, teknik olarak asıl alacağın genişlediği bir yan haktır. Faiz borcunun varlığından bahsedebilmemiz için öncelikle asıl alacağın var olması ve asıl alacağın hala devam ediyor olması gerekmektedir.

Asıl alacağın kendisinin doğmadığı, asıl alacağın olmadığı bir durumda faiz alacağından bahsetmek mümkün değildir. Buradan hareketle asıl alacak devam ediyorsa, faiz alacağının da devam ettiğinin kabulü gerekir. Asıl alacak sona erdiğinde ise faiz de asıl alacakla sona erer.

Yargıtay bu kararında ise Asıl alacağın sona ermesinden sonra faiz alacağının talep edilebilmesi için faiz hakkının saklı tutulması gerektiğini, TBK 131/1 uyarınca faizleri isteme hakkının saklı tutulması durumunda veya belgeler ve işlemlerde somut olayın özelliğine göre faiz hakkının saklı tutulması durumunda asıl alacaktan sonra faiz hakkının talep edilebileceğini belirtmektedir.

19/11/2023

Muvazaalı İşlem Nedir?
Tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile gerçek durumu onlardan gizleyerek kendi gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında geçerli olmayan bir hususta anlaşmalarına muvazaa ve bu şekilde yapılan işlemlere de muvazaalı işlemler denir.
•Eş söyleyişle muvazaa açıklanan beyanlarının gerçek maksatlarına uymadıklarını bildikleri hâlde, tarafların kastettikleri durumdan başka bir ilişkide kendilerini anlaşmış gibi göstermeleri hâli, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla kendi gerçek iradelerine uymayan haksız eylem niteliğinde anlaşmalarıdır (7.10.1953 tarihli ve 8/7 Sayılı Yargıtay içtihadı Birleştirme Kararı).
Muvazaalı bir hukuki işlemden söz edilebilmesi için;
i)Tarafların iradeleri ile beyanları arasında isteyerek oluşturulmuş bir uygunsuzluk,
ii) Üçüncü kişileri aldatmak (muvazaa) niyeti,
iii) Taraflar arasında gizli işlemi oluşturan muvazaa sözleşmesi bulunmalıdır.
•Kural olarak üçüncü kişiler anılan maddeye dayalı olarak, danışıklı işlem nedeniyle hakları zarara uğratıldığı takdirde tek taraflı veya çok taraflı olan bu hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. Çünkü danışıklı bir hukuki işlem ile üçüncü kişilere zarar verilmesi onlara karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğindedir. Ancak üçüncü kişilerin danışıklı işlem ile haklarının zarara uğratıldığının benimsenebilmesi için, onların, danışıklı işlemde bulunandan alacaklarının bulunması ve danışıklı işlemin o alacağın ödenmesini önlemek amacıyla yapılmış olması gerekmektedir.
•Muvazaa davası, borçlunun yapmış olduğu işlemin gerçekte hiç yapılmamış olduğunun (işlemin temelinin geçersizliğinin) tespitini amaçladığından, görünürdeki satış işlemlerine karşı açılır.
•Muvazaaya dayalı tasarrufun iptali davalarında ise davacının icra takibine geçmesi ya da aciz belgesi almasına gerek yoktur. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.07.2020 tarihli ve 2017/17-1507 E., 2020/525 K. sayılı kararında da aynı ilkelere yer verilmiştir.
•Tasarrufun iptali davası, borçlunun tasarruf işlemlerinden zarar gören ve elinde aciz belgesi bulunan alacaklılar tarafından açılabilir. Ne var ki, tasarrufun iptali davası, borçlu tarafından geçerli olarak yapılan tasarruf işleminin davacı bakımından hükümsüz olduğunu tespit ettirmek için açıldığı hâlde, muvazaa davasında borçlunun yaptığı tasarruf işleminin gerçekte hiç yapılmamış olduğunun tespiti istenir. Başka bir ifadeyle yapılan işlemin geçersizliği ileri sürülür.
Tasarrufun iptali davası, aynî nitelikte olmayıp kişisel (şahsî) bir dava olduğu hâlde, muvazaa davası ayni nitelikte bir davadır.
Muvazaanın kanıtlanması hâlinde dava konusu mal, borçlunun mal varlığından hiç çıkmamış hâle gelir. Taşınmaza ilişkin muvazaa davalarında hâkim tapu kaydının da borçlu adına tesciline karar verir.
Muvazaa iddiası, zamanaşımına bağlı olmadan ileri sürülebildiği hâlde, iptal davasının tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren en geç hak düşürücü süre olan beş yıl içinde açılması gerekir (İİK m. 284). İİK’nın 277 vd. maddelerine dayalı olarak açılmış iptal davasının amacı, alacaklının davaya konu mal üzerinde, cebri icra yolu ile alacağı miktarla sınırlı olarak hakkını almasını sağlamaktır.
•Kural olarak iptal davasına konu edilen tasarruflar, muvazaalı akitlerden farklı olarak hukuken geçerlidir. Başka bir ifade ile muvazaalı akitlerde, görülen akit değil tarafların gerçek iradelerine uygun bulunan akit tarafları bağlayıcı olduğu hâlde, İİK’nın 277 ve bunu izleyen maddelerinde düzenlenen tasarruflar özel hukuk ilişkisi açısından geçerliliğini korumaktadır. Bu nedenle, alacaklının gerçek alacak ve ayrıntılarına yetecek miktardaki tasarrufun iptaline, bunun dışında kalan kısmı geçerliliğini koruyacağından, olduğu gibi bırakılmasına karar verilmesi gerekmektedir.
Kanun koyucu bu özelliği gözeterek “iptal davasının sübutu hâlinde davaya konu teşkil eden mal üzerinde icra kovuşturması yapılabileceğini, davanın konusu taşınmaz mal olduğu takdirde ise, üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmeksizin taşınmazın haciz ve satışının istenebileceğini” öngörmüştür (İİK. m.283). Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 03.05.2000 tarihli ve 2000/4-823 E., 2000/851 K.; 25.05.2011 tarihli ve 2011/4-149 E., 2011/346 K.; 02.04.2014 tarihli ve 2013/4-1016 E., 2014/436 K.; 17.01.2019 tarihli ve 2017/17-2051 E., 2019/19 K.; 25.02.2020 ve 2017/1505 E., 2020/204 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.

YARGITAY HGK., E. 2009/4-383 K. 2009/517 T. 18.11.2009Tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu iş...
18/11/2023

YARGITAY HGK., E. 2009/4-383 K. 2009/517 T. 18.11.2009
Tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan hatalardan Devlet sorumludur.

18/11/2023

Yıllık izin kullanımı talebi

Yıllık izin talep eden işçiye izin verip vermeme, izin kullanacağı zamanı belirleme işverenin yönetim hakkı kapsamında olup, doğum sonrasında yasal ücretli izin hakkını kullanıp, üzerine 6 ay ücretsiz izin kullanan davacıya talep ettiği 14 günlük yıllık iznin kullandırılmamasında davalının bu konudaki yönetim hakkını kötüye kullandığı söylenemez.
Açıklanan nedenle mahkemece davalının fesihte haklı olduğu kabul edilerek davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddi yerine kabulü hatalıdır.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2015/34993 E. , 2019/2773 K. 05/02/2019 T.

09/11/2023

Konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşme süresi bitmesine rağmen fiilen devam edilen sözleşme, belirsiz süreli sözleşmeye dönüşmez. Sözleşme, kanun gereği kendiliğinden birer yıl uzar ve belirli süreli olarak kalmaya devam eder.

06/11/2023

İnşaat sözleşmesinin olmazsa olmaz özellikleri:

-Sözleşme metni, karmaşık olmayan, net ve anlaşılır bir dilde yazılmalıdır. Tarafların hak ve yükümlülükleri açıkça belirtilmelidir.

-Projenin kapsamı detaylı bir şekilde tanımlanmalıdır. İşin boyutu, süresi, maliyeti, kullanılacak malzemeler ve hizmetler net bir şekilde belirtilmelidir.

-Taraflar arasındaki hak ve sorumluluklar adil bir şekilde dağıtılmalıdır. Bu, projenin sorunsuz bir şekilde ilerlemesini ve olası anlaşmazlıkların önlenmesini sağlar.

-Ödeme planları açıkça belirtilmeli ve işin belirli aşamalarına göre düzenlenmelidir. Bu, bütçe kontrolünü sağlar ve taraflar arasındaki güveni artırır.

-Proje sürecinde ortaya çıkabilecek değişiklikler için bir yönetim mekanizması olmalıdır. Değişikliklerin nasıl ele alınacağı ve etkilerinin nasıl değerlendirileceği belirtilmelidir.

-Sözleşme, olası riskleri tanımlayan ve bu risklere karşı alınacak önlemleri içermelidir. Risklerin belirlenmesi, proje başarısını güvence altına alır.

Address

Meltem Mahallesi 3807 Sk. Bürokent Sit. No:17/A D:3 Muratpaşa/ANTALYA
Antalya

Opening Hours

Monday 09:00 - 19:00
Tuesday 09:00 - 19:00
Wednesday 09:00 - 19:00
Thursday 09:00 - 19:00
Friday 09:00 - 19:00
Saturday 09:00 - 17:00

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Çetin Hukuk Ve Danışmanlık Bürosu posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Çetin Hukuk Ve Danışmanlık Bürosu:

Share