Kılıç Hukuk Bürosu

Kılıç Hukuk Bürosu Kılıç Hukuk Bürosu

KÖYDEN MAHALLE OLAN YERLERDE EMLAK VERGİSİ İADESİ VE İPTALİEmlak Vergisi Nedir ve Nasıl Hesaplanır?Ev, işyeri, arsa, tar...
09/04/2020

KÖYDEN MAHALLE OLAN YERLERDE EMLAK VERGİSİ İADESİ VE İPTALİ

Emlak Vergisi Nedir ve Nasıl Hesaplanır?
Ev, işyeri, arsa, tarla vb. taşınmaz gayrimenkuller için alınan vergiye emlak vergisi denilmektedir. Güncel emlak vergisi hesaplanırken; gayrimenkulün bir önceki yıl rayiç değeri üzerine yeniden değerleme oranının yarısı uygulanmaktadır. Söz konusu hesaplamalarda gayrimenkulün büyükşehir sınırları içerisinde kalıp kalmadığı hesaplamada kullanılan verileri değiştirmektedir.

Taşınmaz Kültür Varlıkları Katkı Payı Nedir ve Nasıl Hesaplanır?
Belediyelerin ve il özel idarelerinin görev alanlarında kalan taşınmaz kültür varlıklarının korunması ve değerlendirilmesi amacıyla alınan paya taşınmaz kültür varlıkları katkı payı denilmektedir. Katkı payı, kişiye tahakkuk eden emlak vergisinin %10’u belirlenmektedir.

Köyden Mahalle Olan Birimler Ne Demektir?
06/12/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6360 S. Kanun ile otuz büyükşehirde köyler mahalleye dönüşmüştür. Bunun sonucu olarak köyler tüzel kişiliğini kaybetmiş ve şehir yönetimlerine dahil olmuşlardır.

Devamı için lütfen makale resminin üstüne tıklayın...

KÖYDEN MAHALLE OLAN YERLERDE EMLAK VERGİSİ İADESİ VE İPTALİ Emlak Vergisi Nedir ve Nasıl Hesaplanır?Ev, işyeri, arsa, tarla vb. taşınmaz gayrimenkuller için alınan vergiye emlak vergisi denilmektedir. Güncel emlak vergisi hesaplanırken; gayrimenkulün bir önceki yıl rayiç değeri ...

27/04/2018

SSK Kapsamında Emekli Olacak Kişilerin Bağ-Kur Prim Borcunu Ödemeden Emekli Olması (Çakışan Sigortalılık Halleri)

Emeklilik şartları, kişinin çalıştığı “statülere” göre farklılık göstermektedir. Bu farklılıklar üç kısma ayrılır. Bunlar:

-Sigortalı olarak SSK kapsamında çalışanlar (4-a),

-Sigortalarını kendilerini yatıran/işveren olan Bağ -Kur kapsamındakiler (4-b)

-Devlet memurları (4-c)

Yukarıda belirtilen üç tür için ortak şartlar bulunmaktadır. Kadın ve erkekler için farklı sigortalılık süresi belirtilen emeklilik için birinci olarak, emeklilik için gerekli yaşın doldurulmuş olması gerekmektedir. İkinci olarak, prim ödemelerinin eksiksiz bir biçimde tamamlanmış olması gerekmektedir. Bu koşulların tamamlanması halinde emekli aylığına hak kazanırsınız. Ancak bazen, bu koşullar tamamlansa dahi kişinin emekli olmasında hukuki problemler ortaya çıkabilmektedir.

Bu makalede, sigortalı olarak çalışmış bir kişinin, çalıştığı dönemde ayrıca bir şirket vb. bir iş ile Bağ Kur kapsamında prim ödeme borcu altına girmesi halinde ortaya çıkabilecek sorunlar incelenecektir. Örneğin, bir işveren altında sigortalı olarak çalışmaktasınız. Ancak aynı zamanda bir şirket kurdunuz. Çalıştığınız işyeri, sizin primlerinizi ödemeye devam ederken siz kurmuş olduğunuz şirkette, kendi namınıza ödemeniz gereken Bağ-Kur primlerini ödemediniz. Daha sonra sigortalı olarak emekliliğe hak kazandınız. Fakat daha önce kurmuş olduğunuz şirket yüzünden ortaya çıkan Bağ-Kur prim borçlarını ödemediğiniz için emeklilik işlemleriniz yapılmıyor veya Bağ-Kur borcunuzu ödemezseniz emekli olamayacağınız söyleniyor, diyelim. Örnekte verdiğimiz uygulama yasa ve yerleşik içtihatlara aykırıdır. Şöyle ki:

Bir “Statüdeki” Hizmetlerin Tek Başına Emeklilik İçin Yeterli Olması:

Bir statüdeki hizmetlerin tek başına aylık bağlanmasına yeterli olması halinde, kişinin, tüm sosyal güvenlik kurumlarına tabi hizmet sürelerini birleştirmeye zorlanamayacağı ve hizmet birleştirmesi yapılmadan yaşlılık aylığının bağlanabileceği anlaşılmalıdır.[1] Bu durumda, verdiğimiz örnekte belirttiğimiz gibi kişi sigortalı olarak yaşını doldurmuş ve prim ödemelerinin hepsi tamamlanmışsa, ödenmeyen Bağ-Kur primleri, kişinin emekli olamaması için engel oluşturamaz. Kişinin SSK kapsamında primleri ile Bağ-Kur kapsamındaki primlerinin birleştirilmesi zorlanamaz.[2] Aksi, hukuka ve hakkaniyete aykırı sonuçlar doğuracaktır.

Yukarıdaki kısa açıklamalar aydınlatma amacı taşımakta olup, somut hukuki durumlara çözüm teşkil etmemektedir. Karşılaşacağınız hukuki sorunlar için bir avukata danışmanızı tavsiye ederiz.

Kılıç Hukuk Bürosu

[1]https://www.ombudsman.gov.tr/wp-content/uploads/2018/03/2017-11867-Ba%c5%9fvuran%c4%b1n-emekli-ayl%c4%b1%c4%9f%c4%b1n%c4%b1n-hizmet-birle%c5%9ftirmesi-yap%c4%b1lmadan-ba%c4%9flanmas%c4%b1-talebi-hakk%c4%b1nda.pdf Md.16/3, Sayfa 11

[2] T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2006/21-485 Karar No: 2006/483 Tarihi: 28.06.2006

T.C. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E. 2013/919 K. 2013/2440 T. 18.2.2013

17/04/2018

Boşanma Sürecinde Malların Paylaşımı: Mal Rejiminin Tasfiyesi Davası

Eşler, evlilik birliği içerisinde maddi ve manevi olarak birlikte hareket etmektedirler. Evliliğin ölümle sona erme hali olduğu gibi boşanma ile sona erme hali de mevcut olup boşanmanın sonuçlarından biri de evlilik birliği içerisindeki malların paylaşımdır.

I-Mal Paylaşımı Davası Ne Zaman Açılabilir?
Malların paylaşımı için açılması gereken dava, boşanma davası ve mal rejiminin tasfiyesi / mal paylaşımı davasıdır. Bu dava, boşanma davası ile beraber açılabileceği gibi boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden on yıl içerisinde de açılabilmektedir. Ancak, boşanma davası ile beraber açılan mal rejiminin tasfiyesi davasında, boşanma davasının sonucunun beklenmesi gerekmektedir. Boşanma davası sonuçlanmadan mal rejimi davası bir karara bağlanamayacaktır.

II-Mal Paylaşımı Davasının Etkisi
Mahkemece boşanma sebebi ile mal rejiminin sona erdirilmesine karar verilmesi halinde, mal rejimi, boşanma kararın kesinleşmesinde değil; dava tarihinden itibaren sona ermiş sayılır ve mal rejiminin tasfiyesi bu tarihteki edinilmiş malların durumuna göre yapılır.

III-Mal Paylaşımında Mal Rejimi Ayrımı
Evliliğin sona erme halinde eşlerin sahip olduğu malların nasıl tasarruf edileceğini/ paylaşılacağını düzenleyen sözleşmelere mal rejimi denilmektedir. Taraflar mal rejimlerini veya kendi hazırladıkları mal rejim sözleşmesini evlilik birliğine girerken seçmektedirler. Medeni Kanunumuzda dört adet mal rejimi bulunmakta olup mal rejimleri hakkında ayrıntılı bilgi için diğer makalemizi inceleyebilirsiniz. Mal rejimleri:

1-Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi
2-Mal Ayrılığı Rejimi
3-Paylaşmalı Mal Ayrılığı Rejimi
4-Mal Ortaklığı Rejimi
a-Sınırlı Mal Ortalığı
b-Edinilmiş Mallarda Ortaklık
5-Eşlerin Kendi Aralarında Yapacağı Mal Rejimi Sözleşmesi

IV- Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi
Yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminde, evlilik içerisindeki mallar, edinilmiş mallar ve kişisel mallar olarak ikiye ayrılmaktadır. Bunlar:

Edinilmiş Mallar:
 Eşlerin çalışma sonucu aldıkları maaş, ücret vb.
 Sosyal güvenlik kurumlarından alınan paralar, emekli maaşı ve ikramiyesi, yaşlılık aylığı vb.
 Çalışma gücü kaybı sebebi ile doğan tazminatlar,
 Kişisel malların gelirleri (kira faiz gibi)
 Edinilmiş mal kapsamındaki malların satışından elde edilen değerler (örneğin edinilmiş mal kapsamındaki arabanın satılması ile elde edilen para)

Kişisel Mallar:
 Evlilikten önce sahip olunan mallar,
 Manevi tazminat alacakları,
 Eşlerin yalnız kişisel kullanımına sahip oldukları iş malzemeleri, kıyafet, kişisel takı gibi mallar,
 Miras paylaşımı veya bağış sonucunda elde edilen mallar,
 Karşılıksız kazandırmalar yoluyla eşe geçen mallar,
 Diğer kişisel malların yerine geçen değerler.

Evlilik birliği süresince, eşler kendi malvarlıkları üzerinde diledikleri gibi işlem yapabilir; ancak mal rejimi sona erdiğinde her bir eş, diğer eşin edinilmiş malı üzerinde katılma alacağı hakkında sahip olur. Öte yandan eşler arasında kime ait olduğu belirlenemeyen bir mal olduğunda, o mal karine gereği eşlerin paylı mülkiyetinde kabul edilir.

V-Eklenecek Değerler:
TMK 229. Maddesine göre eklenecek değerler;
 Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar,
 Bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler,
 Kişisel mallar ile edinilmiş mallar arasında denkleştirme.
Talep halinde, mal rejiminin tasfiyesinde katılım payı alacağı hesaplanırken bu değerler de edinilmiş mala eklenecek ve hesaba katılacaktır.

VI-Değer Artış Payı:
Eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur ve bu alacak o malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır; bir değer kaybı söz konusu olduğunda katkının başlangıçtaki değeri esas alınır.

VII-Edinilmiş Mallarda Artık Değer:
Edinilmiş malların hesaplanan toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar mahsup edildikten sonra kalan miktar, artık değer olarak tanımlanmıştır. TMK Md.236’ya göre: “Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar.” denilerek edinilmiş malın toplam değerinden, borç miktarı çıkarıldıktan sonra geriye kalan artık değerin yarısını talep edebilecektir.

VIII-Aldatma ve/veya Şiddet Nedeniyle Boşanma Durumunda Mal Paylaşımı:
Kanun kapsamında belirtildiği üzere; zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde hakim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir. Mal rejiminin tasfiyesi, aldatma ve şiddet nedeni ile boşanma davasının neticesinde vücut buluyorsa; hakim zina veya diğer eşin hayatına kast eden tarafın katılma alacağı hakkını azaltabilir veya tamamen kaldırabilir. Bu durumda aldatan/şiddet uygulayan (kusurlu) eş, katılma payı alacağından mahrum kalır.

IX-Yetkili Mahkeme;
Mal rejiminin tasfiyesi davalarında yetkili mahkeme, boşanmaya, evliliğin iptaline veya hâkim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda, bu davalarda yetkili olan yer aile mahkemeleridir.

Yukarıdaki kısa açıklamalar aydınlatma amacı taşımakta olup, somut hukuki durumlara çözüm teşkil etmemektedir. Karşılaşacağınız hukuki sorunlar için bir avukata danışmanızı tavsiye ederiz.

Kılıç Hukuk Bürosu

16/04/2018

Evlilik Birliğinde Mal Rejimleri

I-Mal Paylaşımında Mal Rejimi Ayrımı
Evliliğin sona erme halinde eşlerin sahip olduğu malların nasıl tasarruf edileceğini/ paylaşılacağını düzenleyen sözleşmelere mal rejimi denilmektedir. Taraflar mal rejimlerini veya kendi hazırladıkları mal rejim sözleşmesini evlilik birliğine girerken seçmektedirler. Medeni Kanunumuzda dört adet mal rejimi bulunmaktadır. Bunlar:

1-Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi
2-Mal Ayrılığı Rejimi
3-Paylaşmalı Mal Ayrılığı Rejimi
4-Mal Ortaklığı Rejimi
a-Sınırlı Mal Ortalığı
b-Edinilmiş Mallarda Ortaklık
5-Eşlerin Kendi Aralarında Yapacağı Mal Rejimi Sözleşmesi

1-Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi
2002 tarihinden itibaren Medeni Kanuna getirilen yasal düzenleme gereği, evlenecek olan eşler, belirli bir mal rejimi seçmedikleri takdirde edinilmiş mallara katılma rejimini seçmiş kabul edilmektedir. Ancak evlilik, 2002 yılından evvel yapılmış ise ve eşler bir mal rejimi seçmemişlerse; 2002 yılına kadar olan süre için mal ayrılığı rejimi geçeli olmaktadır. 2002 yılından sonra edinilen mallar için ise edinilmiş mallara katılma rejimini seçmiş kabul edilmektedir.
Evlilik içerisindeki mallar, edinilmiş mallar ve kişisel mallar olarak ikiye ayrılmaktadır. Bunlar:
Edinilmiş Mallar:
 Eşlerin çalışma sonucu aldıkları maaş, ücret vb.
 Sosyal güvenlik kurumlarından alınan paralar, emekli maaşı ve ikramiyesi, yaşlılık aylığı vb.
 Çalışma gücü kaybı sebebi ile doğan tazminatlar,
 Kişisel malların gelirleri (kira faiz gibi)
 Edinilmiş mal kapsamındaki malların satışından elde edilen değerler (örneğin edinilmiş mal kapsamındaki arabanın satılması ile elde edilen para)

Kişisel Mallar:
 Evlilikten önce sahip olunan mallar,
 Manevi tazminat alacakları,
 Eşlerin yalnız kişisel kullanımına sahip oldukları iş malzemeleri, kıyafet, kişisel takı gibi mallar,
 Miras paylaşımı veya bağış sonucunda elde edilen mallar,
 Karşılıksız kazandırmalar yoluyla eşe geçen mallar,
 Diğer kişisel malların yerine geçen değerler.

2-Mal Ayrılığı Rejimi
Mal ayrılığı rejiminde her eş evlilik birliği içerisinde aldığı malın sahibi olarak belirlenmektedir. Eşlerin birlikte bir mal almaları durumunda ise paylaşım; eşlerin alınan mala yapmış oldukları maddi/manevi olarak ölçülebilir katkı payı nispetinde olmaktadır.

*Katkı Payı – Katılım Payı Farkı
Bu bağlamda katkı payı ile katılım payının karıştırılmaması önemlidir. Katkı payı, eşlerin beraber edindiği mala, her eşin kişisel malvarlığı ile doğrudan bir maddi katkısını ifade etmektedir. Katılım payı ise, evlilik birliği içerisinde elde edilen mala doğrudan bir maddi katkısı olmayan eşe, evlilik birliğine verdiği kabul edilen katkı nedeni ile kabul edilen bir alacak hakkı kazandırmaktadır. Bu açıklamaya bir örnek vermek gerekirse, eşlerin beraber aldıkları bir evde, her bir eş vermiş oldukları maddi değer ölçüsünde katkı payına sahip olurken; katılım payında eşlerden biri evin alınmasında hiç para vermemektedir. Ancak manevi desteği vb. sebeplerle ev üzerinde hakkı oluşmaktadır.

3-Paylaşmalı Mal Ayrılığı Rejimi
Birçok hükmü mal ayrılığı rejimine benzemektedir. Mal ayrılığı rejiminde olduğu gibi her eş evlilik birliği içerisinde aldığı malın sahibi olarak belirlenmektedir. Mal ayrılığı rejiminden ayrılan farkı ise rejimin tasfiyesinde ortaya çıkmaktadır. Buna göre, eşlerin sahip oldukları mal varlığı değerlerinden bir kısmının hangi eşe ait olduğu tespit edilemiyorsa bu mal üzerinde iki tarafın paylı mülkiyeti var olarak kabul edilir. Taraflardan birisinin mal üzerinde hak iddia etmesi durumunda bu iddiayı ispatlaması gerekir.

4-Mal Ortaklığı Rejimi
Mal ortaklığı rejiminde eşlerin mal varlıkları üzerinde ortak mallar ve kişisel mallar ayrımı yapılır. Kişisel mallar, eşlerden birisinin kullanımına özgülenmiş mallardır. Ortak mal ise kişisel mal dışında kalan tüm malları ifade eder. Bu rejimde, eşlerin kişisel mallarının haricinde kalan bütün mallar eşlerin ortak malları kabul edilmektedir.

5-Eşlerin Kendi Aralarında Yapacağı Mal Rejimi Sözleşmesi
Eşler, Kanunda belirtilen mal rejimlerini kabul etmek istemedikleri takdirde, kendi aralarında bir mal rejimi sözleşmesi yapma hakları mevcuttur. Bu sözleşmenin geçerlilik kazanabilmesi için yazılı bir şekilde hazırlanması ve noter vasıtası ile onaylanması veya noter vasıtası ile düzenlenmesi gerekmektedir.


II-Mal Rejiminin Seçimi ve Değiştirilmesi
Taraflar, herhangi bir mal rejimi seçmedikleri takdirde, edinilmiş mallara katılma rejimini seçmiş sayılırlar. Ancak diledikleri zaman noter vasıtası ile değiştirebilirler.

Yukarıdaki kısa açıklamalar aydınlatma amacı taşımakta olup, somut hukuki durumlara çözüm teşkil etmemektedir. Karşılaşacağınız hukuki sorunlar için bir avukata danışmanızı tavsiye ederiz.
Kılıç Hukuk Bürosu

12/04/2018

Çekişmeli ve Anlaşmalı Boşanma Davaları

Çiftlerin boşanmaya karar vermesi üzerine seçmesi gereken boşanma süreçleri bulunmaktadır. Bu süreçler eşlerin her konuda uzlaşmaya varıp varmaması ile ilişkili olup uygulamada çekişmeli ve anlaşmalı boşanma olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

I-Çekişmeli Boşanma

Çekişmeli boşanma, eşlerden birinin boşanmak istediği ancak diğer tarafın boşanmak istemediği veya eşlerin boşanmaya ilişkin şartlar konusunda uzlaşamadığı ve hâkim tarafından boşanma davasının sonuçları hakkında karar vermesini talep ettiği dava türüdür. Bu sonuçlar ise müşterek çocuk veya çocukların velayetinin kimde olacağı, iştirak ve yoksulluk nafakasının verilip verilmeyeceği, verilecekse miktarının ne kadar olacağı, maddi-manevi tazminat verilip verilmeyeceği, verilecekse miktarları, müşterek çocukla olan şahsi münasebetin ne şekilde kurulacağı gibi hususlardır.

+Çocukların Velayeti

Müşterek çocuk veya çocukların velayetinin kimde olacağı sorunu genellikle, hangi tarafın çocuk için daha rahat bir hayat sağlayabileceğine bağlı olup, tabi ki istisnaları mevcuttur. Uygulamada çocukların çok küçük olması halinde genellikle anneye ihtiyaç duyacağı düşünülerek velayet anneye verilmektedir ve yine uygulamada genellikle kardeşlerin velayeti ortak olarak verilmekte, birbirlerinden ayrılmamaktadırlar. Velayeti alamayan tarafın ise çocuk veya çocuklarla ne şekilde şahsi münasebet kuracağı mahkeme tarafından belirlenmektedir.

+Nafaka

Boşanmak isteyen eşin talep etmesi halinde, boşanma dava süresince tedbir nafakasına hükmedilebileceği gibi boşanma sonrasında çalışmayan ve kendisine bakabilecek geliri bulunmayan eş için yoksulluk nafakasına da hükmedilebilir. Yoksulluk nafakasının miktarı mahkeme tarafından belirlenmekle, nafaka alan tarafın evlenmesi veya gelir elde etmesi ile genellikle sona ermektedir.

Yine talep halinde müşterek çocuk/lar için ise dava süresince tedbir nafakası hükmedilebileceği gibi ayrıca boşanma sonrasında velayeti kendisinde olmayan tarafın çocuk veya çocukların ihtiyaçlarına ilişkin masraflara katılması için iştirak nafakasına hükmedilebilir. İşbu nafaka miktarı da mahkeme tarafından belirlenmekle, çocukların reşit olması ile genellikle sona ermektedir.

+Maddi – Manevi Tazminat

Eşlerin genellikle merak ettiği bir diğer husus ise maddi-manevi tazminat miktarları olmaktadır. Çekişmeli boşanma türünde bunların ödenip ödenmeyeceğine veya miktarına da yine mahkeme karar vermektedir. Maddi tazminat, eşlerin boşanma sonrası uğrayacağı maddi kayıplar için verilmekte, manevi tazminat ise boşanmada kusurlu tarafın diğer tarafa ödemesi gereken bir miktar olmaktadır.

II-Anlaşmalı Boşanma

Bir diğer boşanma türü ise anlaşmalı boşanma olup, eşler boşanmaya ilişkin tüm hususlarda anlaşmaktadırlar. Çocukların velayetinin kime verileceği, ne şekilde şahsi münasebet kurulacağı, nafaka ödenip ödenmeyeceği ve miktarı, maddi ve manevi tazminat ödenip ödenmeyeceği ve miktarları, evlenme sonrasında edinilen menkul ve gayrimenkul malların paylaşımının nasıl yapılacağı gibi hususların ortaklaşa karar kılındığı ve bir avukat aracılığı ile hazırlanması sağlıklı olacak protokol ile imza altına alındığı boşanma türüdür. Taraflar veya vekilleri, hazırlanmış protokol ile yetkili aile mahkemelerine başvurarak anlaşmalı boşanma davası açabilirler.

+Bir Yıllık Evlilik Şartı

Tarafların evliliklerinde ilk bir yılı doldurmamış olmaları halinde genellikle anlaşmalı boşanmalarına izin verilmemektedir. Ancak bunun bir istisnası olup, o da kadına şiddet uygulanması halidir. Bunun dışında kalan hallerde ise anlaşmalı boşanma yapılıp yapılamayacağı hususu genellikle mahkemenin takdirinde olmaktadır.

III- Yetkili Mahkeme

Boşanma davalarında yetkili mahkemenin eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

IV- Süreleri

Anlaşmalı boşanma çeşidinde genellikle tek celse olmakta ve boşanma hemen gerçekleşmektedir. Çekişmeli boşanma türünde ise dava, ortalama 1,5 ila 2 yıl sürmektedir. Bu nedenle zaman ve masraf açısından anlaşmalı boşanma taraflar için daha uygun olmaktadır.

Yukarıdaki kısa açıklamalar aydınlatma amacı taşımakta olup, somut hukuki durumlara çözüm teşkil etmemektedir. Karşılaşacağınız hukuki sorunlar için bir avukata danışmanızı tavsiye ederiz.

Kılıç Hukuk Bürosu

04/04/2018

1956 Öncesi Kamulaştırmasız El Atmada Yargı Yolu

Birgün yolunuz tapu müdürlüğüne düştü veya büyükleriniz aktardığı kadarı ile sizin veya mirasçısı olduğunuz akrabalarınızın adına kayıtlı tapuların bulunduğunu ancak bunların üzerinde 50, 60, 70 yıldır yol, baraj, kaldırım, devlet binası v.b. yapıların bulunduğunu öğrendiniz. Üzerinden ne kadar süre geçerse geçsin hiçbir zaman kaybolmayacak bir tazminat hakkınız olduğunu bilmenizde fayda var. Şöyle ki:

1956 tarihinden önce Devlet tarafından kamulaştırılmadan el konulan taşınmazların bedelleri, mülk sahiplerine ödenmemektedir.

Kamulaştırmasız el koyma ile ilgili mevzuat, bu konuda henüz bir yasal düzenleme olmadan verilen Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararıdır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 1956/1-6 ve 1956/1-7 sayılı İçtihadı Birleştirme kararlarında “kamulaştırma işlemi yapılmadan el konulan mal sahibinin açacağı davanın herhangi bir zamanaşımına tabi olmayacağı” kabul edilmiştir.

Bu konuda ilk yasal düzenleme 09.10.1956 tarihli 6830 Sayılı Kamulaştırma Kanunudur. Bu yasa ile kamulaştırılacak taşınmazlarla ilgili izlenecek usuller ve açılacak davaların ne şekilde çözümleneceği düzenlenmiştir.

Kamulaştırmasız el atma ile ilgili olarak ikinci düzenleme; 13.01.1961 tarihinde yürürlüğe giren 221 sayılı Âmme Hükmi Şahısları veya Müesseseleri Tarafından Fiilen Âmme Hizmetlerine Tahsis Edilmiş Gayrimenkuller Hakkında Kanunudur. Bu yasa ile 6830 sayılı Kamulaştırma Yasasının yürürlük tarihi olan 09.10.1956 gününden önce kamulaştırmasız el konulan taşınmazların kamulaştırılmış sayılacağı; el konulan taşınmazların sahiplerinin 13.01.1961 tarihinden itibaren iki yıllık hak düşürücü sürede dava açma hakkı tanınmıştır.

Kamulaştırmayı ve Kamulaştırmasız el atmayı düzenleyen ilk kapsamlı yasa, 08.11.1983 tarihinde yürürlüğe giren 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunudur. Bu yasanın 38. Maddesinde, idarece yapılan kamulaştırmasız el atmalarda, el koyma tarihinden itibaren 20 yıllık hak düşürücü süre geçmişse mülk sahibinin kamulaştırmasız el koyma davası açamayacağı belirtilmiştir.

Kamulaştırma Kanunun 38. Maddesindeki hak düşürücü süre, Anayasa Mahkemesinin 10.04.2003 Gün E:2002/112, K:2003/33 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. AİHM’de mülkiyet hakkı ihlaline neden olduğu gerekçesiyle pek çok davada Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde tazminat kararları vermiştir.

AHİM ve Anayasa Mahkemesi Kararlarından sonra 18.09.2010 tarihli 5999 sayılı “Kamulaştırma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” yürürlüğe girmiştir. 5999 sayılı yasa; 09.10.1956 ile 04.11.1983 tarihleri arasındaki kamulaştırmasız el atmalar için de dava hakkını tanımıştır.

Son olarak ise 4.11.1983 tarihinden sonra yapılan kamulaştırmasız el atma işlemleriyle ilgili olarak da 6111 Sayılı yasanın geçici 2.maddesi ve 6487 Sayılı Yasanın 21.maddesiyle düzenleme yapılarak o tarihten sonraki kamulaştırmasız el atmalar için de dava hakkı tanınmıştır.

Bu son durumda sadece 09.10.1956 tarihinden önceki dönemler için dava hakkı tanınmamış, bu tarihten sonraki tüm kamulaştırmasız el atmalar için mülk sahibi için kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açma hakkı tanınmış olmaktadır.

Kamulaştırmasız El Atma Durumunda Ne Yapılabilir ?

1-Öncelikile Kamulaştırma Kanunun Geçici 6.maddesine göre Kamulaştırmasız el atmalar için de Uzlaşma talep edilmeli ve uzlaşma yöntemi uygulanmalıdır.

2-Uzlaşmanın sağlanamaması durumunda ise Bedel Davası açılmalıdır.

3-Her ne kadar 09.10.1956 tarihinden önceki Kamulaştırmasız El Atmalar için mevzuatımıza göre yargı yolu kapalı olsa da Anayasamızın 90.maddesindeki “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Antlaşmalar kanun hükmündedir.” düzenlemesi nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesindeki Mülkiyet hakkını korunmasına dair düzenleme nedeniyle yargı yoluna gidilebilir. Davanın reddedilmesi durumunda ise Anayasa Mahkemesi ve AİHM nezdinde hak arama yolları kullanılabilir.

Yukarıdaki kısa açıklamalar aydınlatma amacı taşımakta olup, somut hukuki durumlara çözüm teşkil etmemektedir. Karşılaşacağınız hukuki sorunlar için bir avukata danışmanızı tavsiye ederiz.

Kılıç Hukuk Bürosu

04/04/2018

Hangi Taşeron İşçilerin Kadroya Geçirileceği Sorunu

Daha önceki bir makalemizde 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kadroya geçirilmeyen taşeron işçilerin dava hakkından söz etmiştik. Burada ise kararname ve Kamu Kurum Ve Kuruluşlarında Personel Çalıştırılmasına Dayalı Hizmet Alımı Sözleşmeleri Kapsamında Çalıştırılmakta Olan İşçilerin Sürekli İşçi Kadrolarına Veya Mahalli İdare Şirketlerinde İşçi Statüsüne Geçirilmesine İlişkin 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Geçici 23 Ve Geçici 24 Üncü Maddelerinin Uygulanmasına Dair Usul Ve Esaslar Hakkındaki Yönetmelik gereği hangi taşeron çalışanlarının kadroya geçirileceği sorunu açıklanacaktır.

696 sayılı KHK’nın 127. maddesinde, taşeron düzenlemesinin hangi idari kurum ve kuruluşları kapsadığı ayrıntılı olarak belirtilmiştir. Ancak bu madde ile birlikte dikkat edilmesi gereken bir takım hususlar daha bulunmaktadır. Şöyle ki;

Bahsi geçen KHK’ya dayanarak merkezi idarelerde çalışan taşeron işçilerin kadroya geçebilmeleri için 127. maddeye göre şu şartlar aranacak:

1) İşçinin çalıştırıldığı ihalenin personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı ihalesi olması,

Merkezi idareler için şu koşulların olduğu hizmet alımları “personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı” sayılacak:

-İhale konusu işte çalıştırılacak personel sayısının ihale dokümanında belirlendiği,

-Bu personelin çalışma saatlerinin tamamının idare için kullanıldığı,

-Yaklaşık maliyetinin en az %70'lik kısmının asgari işçilik maliyeti ile varsa ayni yemek ve yol giderleri dâhil işçilik giderinden oluştuğu,

-Yıl boyunca devam eden ve niteliği gereği süreklilik arz eden işlere ilişkin hizmet alımları olması gerekmektedir.

Hizmet alımı sözleşmesi kapsamında farklı hizmet türleri varsa, her bir hizmet türü ayrı ayrı değerlendirilecek ve sadece “personel çalıştırılmasına dayalı hizmetlerde” çalışan işçiler kapsam alınacak, diğer hizmetlerde çalışan işçiler kapsam dışı olacak.

2) İşçinin Devlet Memurları Kanunu’ndaki bazı şartları taşıması,

-Türk vatandaşı olmak,

-Kamu haklarından mahrum bulunmamak,

-Bazı suçlardan mahkûm olmamış olmak,

-Askerlikle ilgisi bulunmamak,

-Görevi yapmasına engel akıl hastalığı bulunmamak,

-Güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmış olmak.

3) İşçinin emeklilik, yaşlılık veya malullük aylığına hak kazanmamış olması,

4) İşçinin 4 Aralık 2017 tarihi itibariyle taşeronda çalışıyor ya da bu tarih itibariyle analık veya hastalık izninde ya da askerde olması,

5) Bu kapsamda çalıştırılmalarına ilişkin olarak açtıkları davalardan ve/veya icra takiplerinden feragat edeceğine dair yazılı beyanda bulunmak,

6) En son çalıştığı idare ile daha önce kamu kurum ve kuruluşlarında alt işveren işçisi olarak çalıştığı iş sözleşmelerinden dolayı bu madde ile tanınan haklar karşılığında herhangi bir hak ve alacak talebinde bulunmayacağını ve bu haklarından feragat ettiğine dair yazılı bir sulh sözleşmesi yapmayı kabul ettiğini yazılı olarak beyan etmek gerekmektedir.

İşçiler, taşeronda çalıştıkları döneme ilişkin ödenmeyen hak ve ücretlerini taşeron şirketlerden talep edebilecek. Ayrıca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, hak ve alacaklara ilişkin feragatin işçilerin kıdem tazminatı ve yıllık izne esas kıdem sürelerini kapsamayacağını, işçilerin mevcut kıdem süreleri ile kadroya geçirileceklerini, kıdem tazminatı ve yıllık izin hesabında işçilerin taşeronda çalıştıkları sürenin de dâhil edileceğini açıkladı.

7) İşçinin başvuru yapması,

8) İşçinin yapılacak sınav ya da sınavlarda başarılı olması.


İşçilerin Tabi Olacağı TİS;

Taşeron şirketin işkolu ile işçinin kadrosuna geçirildiği idarenin işkolunun aynı olması halinde, işçiler idarenin işyeri üzerinden SGK’ya bildirilecek. Yani kadroya geçirilen işçi, mevcut kadrolu işçi ile aynı işyerinin işçisi olarak tescil edilecek. Böylece bu işçiler, kadrolu işçilerin toplu iş sözleşmesinden yararlanma olanağına sahip olacak. Ancak KHK’de getirilen sınırlama gereği, bu işçilerin ücret, mali ve sosyal hakları, “geçişten önce alt işveren işçilerini kapsayan, Yüksek Hakem Kurulu tarafından karara bağlanan ve süresi en son sona erecek toplu iş sözleşmesinin bitimine kadar bu toplu iş sözleşmesinin uygulanması suretiyle oluşan ücret ile diğer mali ve sosyal haklardan fazla” olamayacak.

Taşeron şirketin işkolu ile işçinin kadrosuna geçirildiği idarenin işkolunun farklı olması halinde, kadroya geçirilen işçiler, taşeron işyerinin işkolunda yeni tescil edilecek işyerinden SGK’ya bildirilecek. Yani kadroya geçirilen işçiler, mevcut kadrolu işçilerin yer aldığı idarenin mevcut işyeri ve işkolu üzerinden bildirilmeyecek. Bu işçilerin ücreti ile diğer mali ve sosyal hakları, Yüksek Hakem Kurulu tarafından karara bağlanan ve süresi en son sona erecek toplu iş sözleşmesinin bitimine kadar, bu toplu iş sözleşmesine göre belirlenecek.

Kadroya Geçirilmeyen İşçiler;

Yukarıda da belirttiğimiz üzere KHK kapsamında olup da kadroya geçirilmeyen işçilerin dava hakkı üzerine daha önce başka bir makale yayınlamıştık. Ancak burada kapsam dışında kalan veya kapsam dahilinde olup da kadroya alınmayan işçilere ne olacağı hususu açıklanacaktır. Şöyle ki; bu hususta KHK’da bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak KHK ile kapsama alınmayan idare ya da ihale türlerinde çalıştırılan işçilerin ihaleleri devam edecek. İşçilerin bu ihalelerde çalıştırılmaya devam etmesinin önünde bir engel yok. Kapsamda olup koşulları taşımadığı için kadroya alınmayan işçilerin çalıştırıldıkları ihaleler, kadroya geçiş tarihi itibariyle sona erecek. Bu işçiler için başka bir düzenleme yer almadığı için, geçiş tarihinde bu işçilerin iş sözleşmelerine son verilmesi kuvvetle muhtemel. Bu durumda ise çalışma sürenize ilişkin işçilik alacaklarınızı talep edebileceğinizi unutmayın.

Yukarıdaki maddelere dikkat ederek veya bir avukat ile arabuluculuk görüşmelerine gidecek işçi, menfaatini, en az ihlal olacak şekilde elde edecektir. Bu sebeple arabuluculuk görüşmelerinde haklarınızın zarara uğramaması için görüşmelerden evvel bir avukatla iletişime geçmenizi önemle tavsiye ederiz.

Kılıç Hukuk Bürosu

02/04/2018

İşe İade Davası ve Sonuçları

İş akdi, geçersiz olarak feshedilen işçi, iş güvencesi kapsamında işe iade davası açma hakkına sahiptir. Ancak kanun gereği işe iade davası açma süresi sınırlandırılmış olup, geçersiz feshin yapıldığı tarihten itibaren 1 ay içerisinde açılması gerekmektedir. İşçi için 1 aylık süre, feshin tebliği tarihi olup, işbu 1 aylık süre hak düşürücü süre niteliğindedir. Yani fesihten itibaren 1 ay içerisinde işe iade davası açılmazsa işçi, işbu davayı açma hakkını kaybetmektedir. Yasa gereği akdin feshinin yazılı olarak yapılması gerekmektedir.

İşe iade davası açılması için süre dışında da bir takım şartlar mevcuttur. Şöyle ki;

1-İş sözleşmesinin İş Kanunu veya Basın İş Kanununa tabi olması,

2-İş sözleşmesinin süresiz olması,

Belirli süreli iş sözleşmeleri yapıları gereği süresi sona erince kendiliğinden feshedildiğinden işe iade davasına konu olamamaktadır. Belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışan mevsimlik işçiler ise işbu davayı açma hakkına sahiptir.

3-İş sözleşmesinin işveren tarafından geçerli nedene dayanmaksızın feshedilmiş olması,

Geçerli sebebin neler olamayacağı kanun tarafından belirlenmiştir. Geçerli sebebin neler olacağına ise mahkeme karar vermektedir. İş akdinin geçerli nedenle feshedildiği iddiasını ispat külfeti işverende olmaktadır.

4-İşçinin en az 6 aylık kıdeminin bulunması,

5-Otuz veya daha fazla işçi çalıştıran bir işyerinin olması,

Bir işverenin aynı işkolunda birden fazla işyeri varsa bu işyerlerinde çalışan toplam işçi sayısının 30 veya daha fazla olması gerekmektedir. Ayrıca bu sayının belirlenmesinde sadece belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçiler değil, belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçiler, kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçiler ve mevsimlik iş sözleşmesi ile çalışan işçiler de dahildir.

6-İşveren vekili statüsünde olmamak gerekmektedir.

İş akdi geçersiz nedenle feshedilen işçinin çalıştığı işyerinde işveren vekili sıfatının da bulunmaması gerekmektedir.

İşe İade Davası Sonuçları

Süresinde ve şartlara uygun olarak açılan işe iade davası sonucunda işçinin davası reddedilebileceği gibi işe iadesine de karar verilebilir. İşe iadesine karar verilen işçi, boşta geçen süre alacağına hak kazanabilmektedir. İşe iadesine karar verilen işçi, işbu kararın kendisine tebliğinden itibaren 10 iş günü içerisinde işverene başvurarak işe iadesini talep etmelidir. İşveren ise kendisine başvuran işçiyi 1 ay içerisinde çalıştırmaya başlamakla mükellef olup, 1 ay içerisinde işe iadesine karar verilen işçiyi çalıştırmaya başlamaması halinde en az 4, en fazla 8 aylık ücreti tutarında işe başlatmama tazminatı ödemeye mahkum edilir. İşçinin işbu 1 aylık süre sonunda işe başlatılmaması halinde iş akdi, 1 aylık süre sona erdiğinde feshedilmiş sayılmaktadır. Bu husus da işçinin kıdem tazminatı gibi işçilik alacaklarının hesaplanmasında önem arz etmektedir.

İşe iade davası süreci ile ilgili işçilerin merak ettiği bir diğer husus da dava süreci devam ederken başka bir işte çalışıp çalışamayacakları hususudur. Bu hususta kanunda açıkça bir hüküm bulunmasa da Yargıtay kararları gereği işçi, işe iade davası süresince başka bir işte çalışabilmektedir.

Yukarıdaki kısa açıklamalar aydınlatma amacı taşımakta olup, somut hukuki durumlara çözüm teşkil etmemektedir. Karşılaşacağınız hukuki sorunlar için bir avukata danışmanızı tavsiye ederiz.

Kılıç Hukuk Bürosu

Address

Atatürk BUlica No:44/20 Beyaz Saray Apt. Kat:5
Ankara
06420

Opening Hours

Monday 09:00 - 18:00
Tuesday 09:00 - 18:00
Wednesday 09:00 - 18:00
Thursday 09:00 - 18:00
Friday 09:00 - 18:00

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Kılıç Hukuk Bürosu posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Kılıç Hukuk Bürosu:

Share