Legal Hukuk Ve Danışmanlık

Legal Hukuk Ve Danışmanlık Legal Hukuk ve Danışmalık ,müvekkillerine doğru, hızlı ve pratik çözümler sunabilmek adına hukukun her alanında hizmet vermektedir.

08/11/2019

YARGITAY
1. Hukuk Dairesi
2016/9352 E. ,
2019/3113 K.

!!!!DAVALI KADININ EVLENDİKTEN KISA BİR SÜRE DAVACININ EVİNİ ÜZERİNE GEÇİRTİP DAHA SONRA HAL VE TAVIRLARINDA DEĞİŞİKLİK YAPARAK BOŞANDIĞI, DAHA SONRASINDA TEKRAR BAŞKASI İLE EVLENİP YİNE AYNI ŞEKİLDE HAREKET EDİP BOŞANDIĞI ANLAŞILDIĞINDAN DAVACININ HİLE İLE TAPU İPTAL VE TESCİLİ DAVASI KABUL EDİLMİŞTİR.

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ... 'ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, hile hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı, maliki olduğu ... ada ... parsel sayılı taşınmazda bulunan 9 numaralı bağımsız bölümün, hileli yollarla davalı ikinci eşi ...’e ve kızı ...’ye satış suretiyle temlik edildiğini ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile adına tam olarak tesciline olmadığı takdirde bedelinin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davalı ...’in tapuda malik olmadığını, bu nedenle hakkındaki davanın husumetten reddi gerektiğini, davacının iradesi fesada uğratılmadığı gibi iddialarını kanıtlaması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, hile iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 s. Türk Borçlar Kanununun (TBK) 36/1. (818 s. Borçlar Kanunun (BK) 28/1.) maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, çekişme konusu ... ada ... parsel sayılı taşınmazda bulunan 9 numaralı bağımsız bölüm davacı adına kayıtlı iken 07.05.2009 tarihinde davalı ...’e ½ payının satış suretiyle temlik edildiği, ... tarafından da 25.11.2009 tarihinde 10.000TL bedelle ...’dan olma kızı ...’ya satış suretiyle devredildiği anlaşılmaktadır.
Toplanan deliller ve tüm dosya içeriğinden tarafların 26.03.2009 tarihinde evlendikleri, evlilikten çok kısa birsüre sonra 07.05.2009 tarihinde ...’e temlikin yapıldığı, temlikten sonra davalının davranışlarının değiştiği, davacıyı evden kovduğu, davacıya tehdit ve hakaretlerde bulunduğu, bu suçlar nedeniyle, sulh ceza mahkemesinde yargılanıp mahkum olduğu, davalının davacıdan boşandıktan sonra ... isimli bir şahısla evlendiği, o şahıstan da bir ev temellük ettiği, daha sonra ...’ten de boşandığı, bir nevi davalının bu tür davranışları alışkanlık haline getirdiği anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla davacının iradesi fesada uğratılarak ½ payın ... tarafından edinildiği açıktır.
Son kayıt maliki ...’in kızı olup, konumu nedeniyle HMK’nın 1023. maddesinden yararlanamayacağı kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 16/05/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

18/10/2019

HAKSIZ GÖZALTI VE TUTUKLULUK NEDENİYLE TAZMİNAT İSTEMİ – MANEVİ ZARARIN TÜMÜYLE GİDERİLMESİNİN İMKANSIZLIĞI
Yargıtay
Ceza Genel Kurulu
E: 2017/638
K: 2019/233
K.T.: 21.03.2019
Özet: 1990 doğumlu, bekâr, lise mezunu olan, tutuklandığı tarihte inşaatlarda dekorasyon işinde çalışan ve silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan toplam 277 gün gözaltı ve tutuklulukta kaldıktan sonra bu suçtan beraat eden davacının sosyal ve ekonomik durumu, toplumsal konumu, davacıya atılı suçun niteliği, ceza infaz kurumunda kaldığı sürenin uzunluğu, tutuklamanın üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler göz önüne alındığında, davacı lehine hükmolunan 3.000 TL manevi tazminatın makul olmayıp eksik olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Davacı …’in, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraatine karar verilmesinden sonra, bu suçtan dolayı gözaltında ve tutuklulukta kaldığı süre nedeniyle 25.000 TL maddi ve 25.000 TL manevi tazminatın davalı … Hazinesinden tahsili talebiyle açtığı davada, talebin kısmen kabulü ile 6.125,78 TL maddi, 3.000 TL manevi tazminatın davacının talebi doğrultusunda tahliye tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.06.2013 tarihli ve 193-231 sayılı hükmünün, davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 04.11.2014 tarih ve 5278-21706 sayı ile;

“1- Manevi tazminat miktarı belirlenirken objektif bir kriter olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre, tahliye tarihinden itibaren faize hükmedilmesi suretiyle tazminat davasının kesinleştiği tarihe kadar davacının elde edeceği parasal değer ve benzeri hususlar da gözetilmek suretiyle, hakkaniyet ölçüsünü aşmayacak bir şekilde, hak ve nasafet kurallarına uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, 276 gün süreyle tutuklanan davacı için hükmedilen manevi tazminat miktarının bu ölçütlere uymayıp eksik tayini,

2- Dairemizce yapılan temyiz incelemeleri sırasında, aynı konu ve haksız tutuklama nedenine dayalı olarak birden fazla dava açıldığının tespit edildiğinin anlaşılması karşısında; hazine zararına yol açan mükerrer davalara ilişkin ödemelerin önlenmesinin temini ve kamu kaynaklarının etkili, verimli ve hukuka uygun kullanılması bakımından, aynı konu ve haksız tutuklama nedenine dayalı açılmış dava olup olmadığının ilgili birimlerden sorulup Ulusal Yargı Ağı Sistemi üzerinden de araştırılarak tespit edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi ise 10.02.2015 tarih ve 2-17 sayı ile;
“Davanın başında, davacı tarafından başka bir tazminat davası açılıp açılmadığı UYAP ortamında sorgulanmış, olmadığı görülmüş, buna rağmen mükerrerlik olmaması için işbu kararımızın kesinleşmesi beklenmeksizin beraat ettiği karar mahkemesine bildirilmesine karar verilmiştir.

Bozmadan sonra UYAP ortamında yapılan araştırmanın dökümü dosyaya konulmuştur. Görüldüğü üzere davacı hakkında benzer suçlar nedeniyle ülkenin çeşitli yerlerinde birçok işlem yapılmış olmasına rağmen tazminat istediği tek dosya Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin dava konusu dosyasıdır.

Özellikle son dönemlerde terör veya uyuşturucu suçlarından kaynaklı birçok tazminat davası açılmaktadır. Aynı davacıların benzer suçlar nedeniyle defalarca beraat ettiği, farklı davalar nedeniyle tazminat talebinde bulunduğu görülmektedir. Kişi, aynı tür suçlardan kaç defa gözaltına alınmış olursa olsun, kaç defa tutuklanmış olursa olsun, hakkında takipsizlik kararı verildiği veya beraat ettiği sürece her seferinde devletin tazminat vermesi zorunludur. Ancak bozma kararında da belirtildiği üzere, davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, benzeri hususlar da gözetilmek suretiyle, hakkaniyet ölçüsünü aşmayacak bir şekilde, hak ve nesafet kurallarına uygun bir tazminat verilmesi gerekmektedir. Davacı hakkında edinilen kanaat karşısında kamu kaynaklarının etkili, verimli ve hukuka uygun kullanılması bakımından en uygun karar verilmiştir. Davacıya manevi tazminat hususunda takdir edilebilecek en yüksek miktar takdir edilmiştir. Daha fazlası kamu kaynaklarının etkili, verimli ve hukuka uygun kullanılmamasına, kamunun vicdanının acımasına sebep olacaktır. Manevi tazminat miktarı belirlenirken objektif bir kriter olmadığı tartışmasız olduğuna göre, kamunun acıtılmaması, sebepsiz gelire ve gidere sebep olunmaması için bu miktar münasip görülmüştür.” gerekçesiyle bozmaya direnmiştir.

Direnme kararına konu hükmün de davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.06.2015 tarihli ve 110121 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 590-835 sayı ile 6763 sayılı Kanun’un 38. maddesiyle 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 27.03.2017 tarih ve 46-2427 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 5271 sayılı Kanun uyarınca tazminat istemine ilişkin davada;

1- Eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının,

2- Eksik araştırma ile hüküm kurulmadığının kabulü hâlinde, manevi tazminatın eksik tayin edilip edilmediğinin,

Belirlenmesine ilişkin ise de öncelikle, Yerel Mahkemece Özel Dairenin eksik araştırmaya yönelik bozma nedenine direnilip direnilmediği, bu bağlamda (1) numaralı uyuşmazlık konusunun görüşülmesine gerek olup olmadığı tartışılmalıdır.

Uyuşmazlık konularının sırasıyla değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.

1- Yerel Mahkemece, Özel Dairenin eksik araştırmaya yönelik bozma nedenine direnilip direnilmediği, bu bağlamda (1) numaralı uyuşmazlık konusunun görüşülmesine gerek olup olmadığı:

İncelenen dosya kapsamından;

Dava dilekçesinin davalıya tebliğinden sonra davalı vekilince verilen cevap dilekçesinde ve aşamalarda, davacı tarafından tarafları ve konusu aynı olan bir başka tazminat davası açıldığı yönünde itirazda bulunulmadığı, bozma sonrası Yerel Mahkemece Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) sistemi üzerinden tarafları ve konusu aynı olan başka bir tazminat davası bulunup bulunmadığına ilişkin araştırma yapıldığı ve bu konuya ilişkin kayıtların çıkartılıp dosya içerisine konulduğu, kayıtlara göre mükerrer dava bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Ceza Genel Kurulunun süreklilik kazanmış uygulamalarına göre, şeklen direnme kararı verilmiş olsa dahi;
a) Bozma kararı doğrultusunda işlem yapmak,
b) Bozma kararında tartışılması gerektiği belirtilen hususları tartışmak,
c) Bozma sonrasında yapılan araştırma, inceleme ya da toplanan yeni delillere dayanmak,
d) Önceki kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçe ile hüküm kurmak,

Suretiyle verilen hüküm, direnme kararı niteliğinde değildir.

Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin olarak yapılan değerlendirmede;

Yerel Mahkemece verilen ilk hükmün Özel Dairece, davacı tarafından aynı konu ve haksız tutuklama nedenine dayalı olarak açılmış başka bir dava bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği belirtilerek bozulmasından sonra Yerel Mahkemece, UYAP sistemi üzerinden tarafları ve konusu aynı olan başka bir tazminat davası bulunup bulunmadığına ilişkin araştırma yapıldığı ve buna ilişkin kayıtların çıkartılıp dosya içerisine konulduğu, gerekçeli kararda da Özel Dairenin bu konudaki bozma nedenine ilişkin olarak; “Bozma sonrasında UYAP ortamında yapılan araştırmanın dökümü dosyaya konulmuştur. Görüldüğü üzere davacının benzer suçlar nedeniyle hakkında ülkenin çeşitli yerlerinde birçok işlem yapılmış olmasına rağmen davacı olarak tazminat istediği tek dosya Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin dava konusu dosyasıdır.” şeklinde açıklama yapıldığı anlaşılmakla; Yerel Mahkemece Özel Dairenin bu konudaki bozma nedeni doğrultusunda araştırma yapılıp bozma gereğinin yerine getirilmesi ve yapılan araştırma sonucuna dayanılması nedeniyle, belirtilen bozma nedeni yönünden bozmaya uyulduğu ve direnme kapsamında verilmiş bir karar bulunmadığı kabul edilmelidir.

Ulaşılan bu sonuç karşısında; Ceza Genel Kurulunca (1) numaralı uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.

2- Davacı hakkında manevi tazminatın eksik tayin edilip edilmediği:
İncelenen dosya kapsamından;

Davacının, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 10.03.2011 tarihinde gözaltına alınıp 11.03.2011 tarihinde serbest bırakıldığı, aynı suçtan 06.04.2012 tarihinde tutuklanıp 07.01.2013 tarihinde tahliye edildiği, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 17.01.2013 tarih ve 993-15 sayı ile, atılı suçu işlemediği gerekçesiyle beraatine karar verildiği, hükmün temyiz edilmeksizin 26.02.2013 tarihinde kesinleştiği,

Davacı vekilinin, 29.04.2011 havale tarihli dilekçesi ile; davacının lise mezunu olduğunu, tutuklandığı tarihte inşaatlarda iç dekorasyon işinde usta olarak çalıştığını, aylık 2.500 TL gelirinin olduğunu, aynı zamanda üniversite sınavlarına hazırlandığını, tutuklanması nedeniyle çalıştığı işten çıkarıldığını, tutuklu kaldığı süre içinde manevi baskılara maruz kaldığını ve depresyona girdiğini, tahliye olduktan sonra da kimsenin kendisine iş vermediğini ve toplum tarafından dışlandığını, her polis kontrolünde potansiyel şüpheli muamelesi gördüğünü belirterek davacının haksız yere gözaltına alındığı ve tutuklandığı gerekçesiyle 25.000 TL maddi, 25.000 TL manevi tazminatın tahliye tarihinden itibaren kanuni faizi ile birlikte davalıdan tahsili talebinde bulunduğu,
Davacının 25.06.2013 tarihli oturumda; 1990 doğumlu, bekâr ve lise mezunu olduğunu, dekorasyon işi yaptığını, bir yandan çalışıp diğer yandan üniversite sınavına hazırlandığını, 2010 ve 2011 yıllarında iki kez üniversite sınavına girdiğini, 2012 yılında cezaevinde bulunduğu 2013 yılında da cezaevinden yeni çıktığı için üniversite sınavlarına giremediğini beyan ettiği,

Bilirkişi tarafından, davacının tutuklu kaldığı günlere tekabül eden kazanç kaybının 6.125,78 TL olarak hesaplandığı,

Kolluk görevlilerince yapılan araştırma sonucu düzenlenen 21.05.2013 tarihli ekonomik ve sosyal durum araştırma formunda; 1990 doğumlu, bekâr, lise mezunu olan davacının, inşaatlarda dekorasyon işinde çalıştığı, aylık 2.500 TL gelirinin bulunduğu, üniversiteye hazırlandığı, akrabasının evinde kira ödemeden oturduğu, üzerine kayıtlı taşınır veya taşınmaz mal bulunmadığı bilgilerine yer verildiği,

Anlaşılmaktadır.

Haksız ve hukuka aykırı olarak yakalanan veya tutuklanan kimselere tazminat ödenmesi esası, ülkemizde ilk kez 1961 Anayasası’nda düzenlenmiş, 30. maddesinde yakalama ve tutuklamanın hangi hâllerde söz konusu olacağı açıklandıktan sonra maddenin son fıkrasında; “Bu esaslar dışında işleme tâbi tutulan kimselerin uğrayacakları her türlü zararlar kanuna göre Devletçe ödenir.” hükmü yer almıştır.

1961 Anayasası’nda yer alan bu düzenleme doğrultusunda, 15.05.1964 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki Kanun’un 1. maddesinde 7 bent hâlinde, tazminatı gerektiren hâller ayrıntılı olarak düzenlenmiş, 466 sayılı Kanun’un 1. maddesinin 8. bendinde yer alan, aynı tür suçtan mahkûm olanlar, itiyadi suçlular ve suç işlemeyi meslek veya geçinme vasıtası hâline getirenlerin tazminat isteyemeyeceklerine ilişkin hüküm 18.01.1991 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 3696 sayılı Kanun ile kaldırılmıştır.
Haksız yakalanan ve tutuklanan kimselere tazminat ödenmesi esası 1982 Anayasası’nda da sürdürülmüş ve 19. maddesinde yakalama ve tutuklama şartlarına işaret edildikten sonra maddenin son fıkrasında; “Bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, kanuna göre, Devletçe ödenir.” hükmüne yer verilmiştir.

Anılan hüküm bu kez 17.10.2001 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4709 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile; “Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir.” şeklinde değiştirilmiştir.
Devletimizin tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinde de kişilerin özgürlüğünün hangi hâllerde sınırlandırılabileceği belirlenmiş ve maddenin son fıkrasında bu şartlara aykırı davranılması hâlinde mağdur olan herkesin tazminat istemeye hakkı olduğu esası kabul edilerek, bireyin keyfi olarak özgürlüğünden yoksun bırakılmasının engellenmesi amaçlanmıştır.

01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 18. maddesiyle 07.05.1964 tarihli ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki Kanun yürürlükten kaldırılmış ve 5271 sayılı Kanun’un Yedinci Bölümünde, Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat ana başlığı altında, 141 ila 144. maddelerinde tazminat isteme şartları ve sonuçları yeniden ele alınmış, 141. maddesinde hangi durumlarda tazminat talep edilebileceği, 142. maddesinde tazminat isteminin şartları, 143. maddesinde tazminatın geri alınması, 144. maddesinde de tazminat isteyemeyecek kişiler düzenlenmiştir.

5320 sayılı Kanun’un 6. maddesinde yer alan;
“(1) Ceza Muhakemesi Kanununun 141 ilâ 144 üncü maddeleri hükümleri, 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren yapılan işlemler hakkında uygulanır.
(2) Bu tarihten önceki işlemler hakkında ise, 07.05.1964 tarihli ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.” hükmü uyarınca somut uyuşmazlığın, davacının tutuklandığı tarih de göz önünde bulundurularak 5271 sayılı Kanun hükümleri doğrultusunda çözülmesi gerekmektedir.

5271 sayılı CMK’nın “Tazminat istemi” başlıklı 141. maddesinin birinci fıkrası davacının tutuklandığı tarih itibarıyla;
“(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan,
c) Kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan,
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,
e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,
f) Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan,
g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan,
h) Yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen,
i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen,
j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı hâlde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.”
Şeklinde düzenlenmiş, koruma tedbirleri nedeniyle tazminatın hangi hâllerde isteneceği on bent hâlinde sayılmış, 30.04.2013 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle anılan fıkraya “k) Yakalama veya tutuklama işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan,” bendi eklenmiş, fıkranın son cümlesinde de kişilerin koruma tedbirleri nedeniyle uğradıkları maddi ve manevi her türlü zararlarını Devletten talep edebilecekleri belirtilmiştir.

Maddi tazminat ile davacının malvarlığında meydana gelen somut bir azalma ya da kazanç kaybı, ödediği avukatlık ücreti gibi masrafların karşılanması amaçlanırken, manevi tazminat kişinin sosyal çevresinde itibarının sarsılması, özgürlüğünden mahrum kalması nedeniyle duyduğu elem, keder, ıztırap ve ruhsal sıkıntıların bir ölçüde de olsa giderilmesi amacına yöneliktir.

Bu aşamada uyuşmazlık konusuyla ilgisi nedeniyle manevi tazminatın belirlenme yöntemi üzerinde de durulması gerekmektedir.

Manevi zararın tümüyle giderilmesi imkânsız ise de belirlenecek manevi tazminat kişinin acı ve ızdıraplarının dindirilmesinde, sıkıntılarının azaltılmasında etken olacaktır. Bu nedenle manevi tazminata hükmedilirken kişinin ceza infaz kurumunda kaldığı süre, sosyal ve ekonomik durumu, toplumsal konumu, atılı suçun niteliği, tutuklamanın şahıs üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler dikkate alınarak, adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşır bir miktar olmasına özen gösterilmelidir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

1990 doğumlu, bekâr, lise mezunu olan, tutuklandığı tarihte inşaatlarda dekorasyon işinde çalışan ve silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan toplam 277 gün gözaltı ve tutuklulukta kaldıktan sonra bu suçtan beraat eden davacının sosyal ve ekonomik durumu, toplumsal konumu, davacıya atılı suçun niteliği, ceza infaz kurumunda kaldığı sürenin uzunluğu, tutuklamanın üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler göz önüne alındığında, davacı lehine hükmolunan 3.000 TL manevi tazminatın makul olmayıp eksik olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, davacı tarafından gözaltında ve tutuklulukta kalınan süre nedeniyle açılan tazminat davasında hükmedilen manevi tazminat miktarının eksik belirlenmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.02.2015 tarihli ve 2-17 sayılı direnme kararına konu hükmünün, davacı tarafından gözaltında ve tutuklulukta kalınan süre nedeniyle açılan tazminat davasında hükmedilen manevi tazminat miktarının eksik belirlenmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 21.03.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

07/10/2019

TAPUDAKİ SATIŞ SÖZLEŞMESİNİN TARAFI OLMAYAN DAVACI, ÖNALIM DAVASINDA BEDELDE MUVAZAA İDDİASINI HER TÜRLÜ DELİLLE İSPAT EDEBİLİR. TANIKLAR DİNLENMEKSİZİN EKSİK İNCELEME İLE HÜKÜM KURULMASI BOZMAYI GEREKTİRMİŞTİR..

14. Hukuk Dairesi
2016/5881 E. , 2019/4876 K.

"İçtihat Metni"

Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 17.09.2014 gününde verilen dilekçe ile önalım hakkından kaynaklanan tapu iptali ve tescil talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 17.02.2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R

Dava, önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkillerinin dava konusu 17 adet taşınmazda paydaş olduklarını, dava dışı ...'ın davalılara hisselerini sattıklarını, satışın davacılara haber verilmediğini, satış bedelinin paydaşların önalım hakkını kullanmasını engellemek maksadıyla muvazaalı şekilde yüksek gösterildiğini, davalılar adına olan hisselerin iptali ile davacılar adına tescilini talep etmiştir.

Davalılar cevap dilekçeleriyle, davanın süresinde açılmadığını, reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, davanın kabulü ile 141 ada 24 parsel sayılı taşınmazda 17/720 oranında, 172 ada 23, 25, 26, 29, 30, ve 32 parsel sayılı taşınmazlar ile 179 ada 5, 7, 13, 14, 15, 17, 18 ve 19 parsel sayılı taşınmazlarda 1/36'şar oranlarda, 172 ada 21 parsel sayılı taşınmazda 31/2304 oranında, 172 ada 24 parsel sayılı taşınmazda 913/3560 oranında paydaş olarak görünen Bedri Burak, ... ve Hüseyin Budak paydaşlarının ayrı ayrı iptali ile davacılar adına eşit oranlarda tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.

Hükmü, davalılar vekili temyiz etmiştir.

Önalım hakkı paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını kısmen veya tamamen üçüncü bir kişiye satması halinde diğer paydaşlara bu satılan payı öncelikle satın alma yetkisi veren bir haktır. Bu hak paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve satışın yapılmasıyla kullanılabilir hale gelir.

TMK'nın 733. maddesi gereğince yapılan satışın alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilmesi zorunludur.

Önalım hakkı, satışın hak sahibine bildirdiği tarihin üzerinden üç ay ve herhalde satışın üzerinden iki yıl geçmekle düşer.
Bu süre hak düşürücü süre olup mahkemece kendiliğinden göz önünde bulundurulması gerekir.

Dava konusu payın satışına ilişkin hukuki işlemin tarafı olan davalı 3. kişi durumundaki davacıya karşı bedelde muvazaa iddiasında bulunamaz ise de davacı önalım hakkına engel olmak amacıyla satış bedelinin resmi satış senedinde yüksek gösterildiğini iddia edebilir ve bu iddiasını tanık dahil her türlü delille kanıtlayabilir.

Somut olaya gelince; davacıların bedelde muvazaa iddiasında bulundukları ve bedelde muvazaa iddiasının yeteri kadar araştırılmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece 27.11.2015 tarihinde yapılan keşif sonucu dosya içerisine alınan ziraat bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazların kıymet takdirlerinin 109.331,49 TL olarak belirlendiği görülmektedir. Belirlenen bu bedele tapu masrafları da eklenmiş ve 119.384,83 TL bedel depo ettirilmiştir. Taşınmazın alım-satım bedeli konusunda mahkemece yalnızca keşif sonucu oluşan değere itibar edilerek hüküm kurulmuştur.

Davacı satış bedeli konusunda muvazaa iddiasında bulunduğundan, muvazaa iddiası ile ilgili olarak tanık deliline dayandığından, davacının göstereceği tanıklarının ve davalının 24.10.2014 havale tarihli dilekçesinde bildirdiği tanıklarının dinlenmesi, satış bedelinin muvazaalı olup olmadığı hususunun açıklığa kavuşturulması ve ondan sonra karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.05.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşinin saçını çekmek onur kırıcı davranış olup, Boşanma sebebidir!
20/09/2019

Eşinin saçını çekmek onur kırıcı davranış olup, Boşanma sebebidir!

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, eşinin saçını çekmeyi 'onur kırıcı' olarak değerlendirip, bunun boşanma sebebi olduğuna hükmetti.

!!!İŞÇİNİN RAPOR ALARAK TATİLE GİTMESİ SEBEBİYLE İŞVERENİN İŞÇİYİ TAZMİNATSIZ İŞTEN ÇIKARMASINI MAHKEME HAKLI BULDU.
13/09/2019

!!!İŞÇİNİN RAPOR ALARAK TATİLE GİTMESİ SEBEBİYLE İŞVERENİN İŞÇİYİ TAZMİNATSIZ İŞTEN ÇIKARMASINI MAHKEME HAKLI BULDU.

İş Mahkemesi, diş hastanesinden sağlık raporu alıp işe gelmediği dönemde Bodrum’a ve Kartalkaya’ya tatile giden gayrimenkul değerleme uzmanının tazmin...

11/09/2019

YARGITAY 14. Ceza Dairesi
ESAS NO:2014/6822 E.
KARAR NO:2015/9935 K.
ÖZET: Müştekiyi takip ederek müşteki kadının çantasına notlar bırakılarak işlenen suç, cinsel taciz suçunu oluşturur.

İlk derece mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Müşteki Z..ile katılan E..'in aşamalardaki samimi anlatımları ile ikrar içerikli savunma nazara alındığında, sanığın 22.02.2012 tarihinde sokakta yürümekte olan onsekiz yaşındaki katılan E..'i takip edip arkadaşlık kurmak amacıyla önceden hazırladığı “selam naber nasılsın bir tanem ben M.. bu notu yazma sebebim seninle konuşmak arkadaş olmaktır tabi ki sence de bir mahzuru yoksa varsa da çok özür dilerim bu notu bu şekilde ulaştırdığım içinde özür dilerim senden olumla yada olumsuz bir cevap bekliyorum tel..” yazılı not kağıdını çantasına bırakmak ve 23.02.2012 günü sokakta yürüyen onsekiz yaşındaki müşteki Z...'in montunun cebine “günaydınlar güzel kız çaldır konuşalım tel..” yazılı not kağıdını koymak suretiyle üzerine atılı suçu işlediği tüm dosya içeriğinden anlaşıldığından, sanığın eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nın 105/1. maddesinin iki kez tatbiki suretiyle cezalandırılması yerine oluşa uygun düşmeyen yazılı gerekçeyle beraatine karar verilmesi,
Kanuna aykırı, O Yer Cumhuriyet Savcısı, katılan mağdure E. vekili ile katılan müşteki Hulusi'nin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 28.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

ANAYASA MAHKEMESİ, ŞİDDETE MARUZ KALDIĞI VE BOŞANDIĞI EŞİYLE AYNI KAMU KURUMUNDA ÇALIŞAN KADININ, CAN GÜVENLİĞİNDEN ENDİ...
10/09/2019

ANAYASA MAHKEMESİ, ŞİDDETE MARUZ KALDIĞI VE BOŞANDIĞI EŞİYLE AYNI KAMU KURUMUNDA ÇALIŞAN KADININ, CAN GÜVENLİĞİNDEN ENDİŞE ETMESİ SEBEBİYLE İŞYERİ DEĞİŞİKLİĞİ TALEBİNİN REDDİNDEN DOLAYI KADININ MADDİ VE MANEVİ VARLIĞINI KORUMA HAKKININ İHLAL EDİLDİĞİ YÖNÜNDE KARAR VERMİŞTİR.

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü 17/7/2019 tarihinde K.Ş. (B. No: 2016/14613) başvurusunda Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin

10/09/2019

YARGITAY 2. Hukuk Dairesi
ESAS NO:2016/10455 E.
KARAR NO: 2018/1521 K.

ÖZET: Kocanın eski sevgilisiyle evlenmiş olsaydı daha mutlu olacağını söylemesi boşanma sebebidir!!!
KARAR :
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-davacı erkek tarafından, her iki dava yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Mahkemece, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında davalı-davacı erkeğin kusurlu olduğu belirtilerek, davalı-davacı erkeğin boşanma davasının reddine, davacı-davalı kadının davasının kabulüne ve tarafların boşanmalarına karar verilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden davalı-davacı erkeğin mahkemece kabul edilen kusurları yanında davacı-davalı kadının sık sık eski sevgilisinden bahsettiği, eşiyle evlenmekten pişman olduğunu, eski sevgilisiyle evlenmiş olsaydı daha mutlu olacağını söylediği anlaşılmaktadır. Bu halde, taraftar arasındaki ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davalı-davacı erkek dava açmakta haklıdır. O halde erkeğin boşanma davasının kabulü gerekirken, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre yeniden hüküm kurulması zorunlu hale gelen davacı-davalı kadının boşanma davası ve boşanmanın fer'ilerine ilişkin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 07.02.2018

Address

ATATÜRK Bulvari NO:59/11 KIZILAY
Ankara
06420

Opening Hours

Monday 09:00 - 17:00
Tuesday 09:00 - 17:00
Wednesday 09:00 - 17:00
Thursday 09:00 - 17:00
Friday 09:00 - 17:00
Saturday 09:00 - 17:00

Telephone

+903124303051

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Legal Hukuk Ve Danışmanlık posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Legal Hukuk Ve Danışmanlık:

Share