Baytok Hukuk Bürosu

Baytok Hukuk Bürosu BAYTOK HUKUK BUROSU

Baytok Hukuk Bürosu gün geçtikçe gelişen ve kurumsallaşan yapısı ile birey ve kurum olarak bütün müvekkillerine gerekli hizmeti en kısa sürede ve en iyi şekilde verebilmek için yeterli alt yapı ve donanıma sahip ekibi ile büyük bir disiplin ve özveri ile hizmet veren bir hukuk bürosudur. Ofisimiz Ceza Hukuku , Özel Hukuk , İcra Hukuku ve İdare Hukuku olarak ayrılan ana bölümlerin yanında her böl

ümün yine kendi içerisinde ayrılması ve kendi alanında yeterli deneyim ve bilgiye sahip çalışanlar sayesinde sorunların çözümüne en kısa ve en faydalı yöntemlerle ulaşarak müvekkillerinin istekleri üzerine yoğunlaşan bir sisteme sahiptir.

Çalışma prensibi olarak ; her zaman en üst seviyeyi ve en kaliteliyi hedefleyerek yapmış olduğu işlerde müvekkil memnuniyetinin en üst seviyede olmasını sağlamak en önemli amaçlarından biridir. Baytok Hukuk Bürosu çalışanları ; zamana paralel gelişmekte olan hukuku ; en sıkı periyotlar ile takip etmekle birlikte değişen ve gelişen hukuk sistemine uygun şekilde alt yapısını kurarak ve koruyarak çalışmalarına devam etmektedir.

23/01/2015

T.C.

YARGITAY

8. HUKUK DAİRESİ

E. 2013/23462

K. 2014/17768

T. 2.10.2014

• MİRAS BIRAKANIN TEREKESİNİN BORÇLARI KARŞILAYACAK DURUMDA OLMAMASI ( Mirasın Hükmen Reddi - Miras Bırakanın Şirketin Kamu Borcundan Dolayı Sermaye Hissesi Oranında Şahsen Sorumlu Olacağı Miktarın Belirlenmesi Gerektiği )

• MİRASIN HÜKMEN REDDİ ( Miras Bırakanın Terekesinin Borçları Karşılayacak Durumda Olmaması - Amme Alacağının Şirketin Malvarlığından Tamamen Tahsili Mümkün İse Bu Halde Davacıların Borca Batıklığın Tespitini İstemekte Hukuki Yararının Bulunmayacağı Gözetilerek İsteğin Reddedilmesi Gerektiği )

• LİMİTED ŞİRKETTEN TAHSİL EDİLEMEYEN AMME ALACAKLARI ( Mirasın Hükmen Reddi - Miras Bırakanın Şirketin Kamu Borcundan Dolayı Sermaye Hissesi Oranında Şahsen Sorumlu Olacağı Miktarın Belirlenmesi Gerektiği/Amme Alacağının Şirketin Malvarlığından Tamamen Tahsili Mümkün İse Bu Halde Davacıların Borca Batıklığın Tespitini İstemekte Hukuki Yararının Bulunmayacağı )

• TEREKENİN BORCA BATIKLIĞININ TESPİTİ İSTEMİ ( Limited Şirketten Tahsil Edilemeyen Amme Alacakları - Amme Alacağının Şirketin Malvarlığından Tamamen Tahsili Mümkün Değilse Miras Bırakanın Ölüm Tarihi İtibariyle Tespit Edilen Terekesinin Aktifinin Borcu Karşılamaya Yeterli Olmaması Halinde İsteğin Kabulüne Karar Verilmesi Gerektiği )

• TAŞINMAZA DEĞER BİÇİLMESİ ( Limited Şirketten Tahsil Edilemeyen Amme Alacakları - Miras Bırakan Adına Kayıtlı Taşınmazın Miras Bırakanın Ölümü Tarihindeki Normal Rayiç Değerinin Tespit Ettirilmesi Gerekirken Dava Tarihindeki Değerinin Tespit Ettirilmesinin Hatalı Olduğu )

4721/m.605/2

ÖZET : Dava, ölüm tarihi itibariyle miras bırakanın terekesinin borçları karşılayacak durumda olmadığını açıklanarak hükmen reddin gerçekleştiğinin tespitine karar verilmesi istemine ilişkindir. Tüzel Kişilerin malvarlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. Şu halde, açıklanan yasal hükümler gereğince, mirasbırakanın, ortağı olduğu Limited Şirketin, şirketin malvarlığından tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan borcundan, şirket ortağı olarak “koyduğu sermaye hissesi oranında” doğrudan doğruya sorumluğu söz konusudur. Öyle ise, bu işten anlayan bilirkişi veya bilirkişiler eliyle, mirasbırakanın, ortağı olduğu Limited Şirketin defter, kayıt ve belgeleri üzerinde inceleme yaptırılarak şirketin aktif ve pasifinin saptanması ve miras bırakanın şirketin kamu borcundan dolayı sermaye hissesi oranında şahsen sorumlu olacağı miktarın bu suretle belirlenmesi, amme alacağının şirketin malvarlığından tamamen tahsili mümkün ise, bu halde davacıların borca batıklığın tespitini istemekte hukuki yararının bulunmayacağı gözetilerek isteğin reddedilmesi, değilse miras bırakanın ölüm tarihi itibariyle tespit edilen terekesinin aktifinin, borcu karşılamaya yeterli olmaması halinde isteğin kabulüne karar verilmesi gerekir.

DAVA : İ. C. ve Hazine aralarındaki mirasın hükmen reddi davasının kabulüne dair Osmancık Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 31.05.2012 gün ve 234/484 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazin temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili dava dilekçesinde; vekil edenlerinin miras bırakan H. C.'ın çocukları olduğunu, miras bırakanın Osmancık İlçesinde faaliyet gösteren va ortağı olduğu bir şirket sebebiyle borçları bulunduğunun ölümünden sonra öğrenildiğini, davalı vergi dairesinin gönderdiği ödeme emri ile bu durumu öğrendiğini, miras bırakanın şirketteki hisselerini 07.05.2005 tarihinde sattığını, ölüm tarihi itibariyle miras bırakanın terekesinin borçları karşılayacak durumda olmadığını açıklayarak hükmen reddin gerçekleştiğinin tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı Hazine temsilcisi duruşmadaki beyanında; davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece; terekenin borca batık olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.

Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; Dava, mirasın hükmen reddine ilişkindir. Mirasçılar Türk Medeni Kanunu'nun 610. maddesinde yazılı aykırılık da bulunmadıkça yani zimnen mirası kabul etmiş duruma düşmüş olmadıkça her zaman murisin ödemeden aczinin tespitini isteyebilir. Ölümü tarihinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise miras reddedilmiş sayılır ( TMK md. 605/2 ).

Somut olayda, miras bırakan 14.01.2006 tarihinde vefat etmiştir. Mirasbırakanın ödemeden aczinin belirlenmesi için öncelikle ölüm tarihi itibariyle malvarlığı araştırılmalıdır. Toplanan delillerden miras bırakanın Ç... İnş. Gıda Hay. Tur. Ltd. Şti'nin ortağı olduğu anlaşılmaktadır.

Hal böyle olunca, mirasbırakanın ölüm tarihi itibariyle tüm taşınır ve taşınmaz mallarının ilgili yerlerden ( Bankalar, Vergi Daireleri, Belediyeler, İcra Müdürlükleri, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Trafik Tescil Şube Müdürlüğü vb. yerlerden ) sorularak belirlenmesi, zabıta marifetiyle araştırma yapılması, mirasçılara intikal yapılıp yapılmadığının araştırılması, bundan ayrı miras bırakının ortağı olduğu söz konusu şirketin faal olup olmadığının tespit edilmesi ile miras bırakanın hissesine düşen miktarın gerektiğinde uzman bilirkişiden de yararlanılmak suretiyle belirlenmesi, ayrıca, mirasbırakanın ortak olduğu şirketin borcundan dolayı sorumluluk miktarı da tespit edilip, tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir. Somut olayda ve özellikle dosyadaki bilgi ve belgelerden borcun; miras bırakanın şahsi borcu değil, ortağı olduğu Limited Şirketin vergi borcu olduğu anlaşılmaktadır. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Kanun'un 22.07.1998 tarihli 4369 sayılı Yasayla değişik 35. maddesi hükmüne göre; Limited Şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun gereğince takibe tabi tutulurlar.

Aynı Kanuna 25.05.1995 tarihli 4108 sayılı Kanunla ilave edilen Mükerrer 35. madde hükmüne göre de; Tüzel Kişilerin malvarlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. Şu halde, açıklanan yasal hükümler gereğince, mirasbırakanın, ortağı olduğu Limited Şirketin, şirketin malvarlığından tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan borcundan, şirket ortağı olarak “koyduğu sermaye hissesi oranında” doğrudan doğruya sorumluğu söz konusudur. Öyle ise, bu işten anlayan bilirkişi veya bilirkişiler eliyle, mirasbırakanın, ortağı olduğu Limited Şirketin defter, kayıt ve belgeleri üzerinde inceleme yaptırılarak şirketin aktif ve pasifinin saptanması ve miras bırakanın şirketin kamu borcundan dolayı sermaye hissesi oranında şahsen sorumlu olacağı miktarın bu suretle belirlenmesi, amme alacağının şirketin malvarlığından tamamen tahsili mümkün ise, bu halde davacıların borca batıklığın tespitini istemekte hukuki yararının bulunmayacağı gözetilerek isteğin reddedilmesi, değilse miras bırakanın ölüm tarihi itibariyle tespit edilen terekesinin aktifinin, borcu karşılamaya yeterli olmaması halinde isteğin kabulüne karar verilmesi gerekirken, bu yönler araştırılmadan eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru olmamıştır.

Bundan ayrı, miras bırakan adına kayıtlı 815 ada 1 parsel sayılı taşınmazın miras bırakanın ölümü tarihindeki normal rayiç değerinin tespit ettirilmesi gerekirken dava tarihindeki değerinin tespit ettirilmesi de hatalıdır. Ayrıca terekenin pasifini oluşturan vergi borcunun miras bırakanın ölümü tarihindeki değerinin belirlenmemesi de hatalı olmuştur.

SONUÇ : Davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. ( HMK m.297/ç ) ve HUMK'nun 440/III-2. bendi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 02.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

23/01/2015

T.C.
YARGITAY
4. HUKUK DAİRESİ
E. 2012/5648
K. 2012/11203
T. 27.6.2012
• HAKSIZ VE KÖTÜNİYETLİ YAPILAN ŞİKAYETLER NEDENİYLE UĞRANILAN MANEVİ ZARAR ( Zarar Doğuran Eylem İftira Suçunu Oluşturduğu İçin Uygulanacak Zamanaşımı Süresinin Ceza Zamanaşımı Süresi Olduğu - 8 Yıllık Süre Dolmadığından Davanın Zamanaşımı Nedeniyle Reddedilemeyeceği )
• MANEVİ ZARAR ( Haksız ve Kötüniyetli Yapılan Şikayetler Nedeniyle Uğranılan Manevi Zararın Tazmini Talebi - Zarar Doğuran Eylem TCK'da Düzenlenen İftira Suçunu Oluşturduğu İçin Uygulanacak Zamanaşımı Süresinin Ceza Zamanaşımı Süresi Olduğu )
• ZARAR DOĞURAN EYLEMİN İFTİRA SUÇUNU OLUŞTURDUĞU ( Manevi Tazminat Davasında Zamanaşımı Süresi Olarak Ceza Zamanaşımı Süresinin Uygulanacağı - 8 Yıllık Süre Dolmadığından İşin Esasına Girileceği )
818/m.49, 60
ÖZET: Dava, haksız ve kötü niyetli yapılan şikayetler nedeniyle uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Zarar doğuran eylem, Türk Ceza Kanununda düzenlenen iftira suçunu oluşturduğu için uygulanacak zaman aşımı süresi ceza zaman aşımı süresi olup bu sürenin 8 yıl olduğu ve henüz dolmadığı anlaşılmaktadır. Esasa girilerek karar verilmesi gerekir.
DAVA : Davacı E.S.K. vekili tarafından, davalı A.Ş. ve diğerleri aleyhine 11/05/2011 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen 03/11/2011 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
KARAR : Dava, haksız ve kötü niyetli yapılan şikayetler nedeniyle uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir.
Yerel mahkemece; zaman aşımına uğrayan davanın reddine dair verilen karar, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Haksız eyleme dayalı tazminat istemleri, haksız fiil ve failinin öğrenilmesinden itibaren 1 yıl ve her halde 10 yıllık zaman aşımı süresine tabidir. Öte yandan Borçlar Kanunu'nun 60/2. maddesinde; "zarar ve ziyan davası ceza kanunları mucibince daha uzun zaman aşımına tabi olan eylemden kaynaklanmış ise ceza zaman aşımının uygulanacağı" kuralı vardır. Yine Hukuk Genel Kurulu'nun istikrar kazanmış uygulamalarına göre, ceza yargılamasının devamı sırasında zaman aşımı işlemez.
Yukarıdaki açıklamalar somut olaya uygulandığında; zarar doğuran eylemin, Türk Ceza Kanununda düzenlenen iftira suçunu oluşturduğu, davalıların haksız şikayeti üzerine davacı hakkında yapılan soruşturma sonucunda kınama cezası verilerek bu kararın davacıya 10/4/2009 tarihinde tebliğ edildiği, eldeki davanın ise 11/5/2011 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Kural olarak somut olaya uygulanacak zaman aşımı süresi ceza zaman aşımı süresi olup bu sürenin 8 yıl olduğu ve henüz dolmadığı anlaşılmaktadır. Şu halde, esasa girilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı biçimde davanın zaman aşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 27.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

23/01/2015

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2013/4-1008
K. 2014/490
T. 9.4.2014
• CEZA MAHKEMESİ KARARLARININ KESİN DELİL NİTELİĞİ ( Haksız Fiil Sebebiyle Uğranılan Zararın Tazmini Talebi - Maddi Olayların ve Özellikle "Fiilin Hukuka Aykırılığı" Konusuyla Hukuk Hakiminin Tamamen Bağlı Olacağı/Maddi Olayları ve Yasak Eylemlerin Varlığını Saptayan Ceza Mahkemesi Kararının Taraflar Yönünden Kesin Delil Niteliğini Taşıyacağı )
• MANEVİ TAZMİNAT DAVASI ( Haksız Fiil/Hakaret/Ceza Hakiminin Tespit Ettiği Maddi Olayların ve Özellikle "Fiilin Hukuka Aykırılığı" Konusuyla Hukuk Hakiminin Tamamen Bağlı Olacağı - Aynı Konunun Hukuk Mahkemesinde Yeniden Tartışılamayacağı/Ceza Davasının Sonucunun Beklenmesi ve Sonucuna Göre Karar Verilmesi Gerektiği )
• HAKSIZ FİİL ( Ceza Hakiminin Tespit Ettiği Maddi Olaylarla ve Özellikle Fiilin Hukuka Aykırılığı Konusuyla Hukuk Hakiminin Tamamen Bağlı Olacağı/Maddi Olayları ve Yasak Eylemlerin Varlığını Saptayan Ceza Mahkemesi Kararının Taraflar Yönünden Kesin Delil Niteliğini Taşıdığı - Ceza Davasının Sonucunun BeklenmesiGerektiği/Manevi Tazminat )
• BEKLETİCİ MESELE ( Manevi Tazminat/Davacılardan Birinin Şikayeti Üzerine Davalının Hakaret Suçundan Dolayı Ceza Davasında Yargılandığı ve Davanın Derdest Olduğu - Ceza Mahkemesince Verilecek Mahkumiyet Kararı Hukuk Hakimini Bağlayacağından Mahkemece Ceza Davasının Sonucunun Beklenmesi Gerektiği )
• CEZA MAHKEMESİ KARARLARININ HUKUK HAKİMİNİ BAĞLAMASI ( Maddi Olayların ve Özellikle "Fiilin Hukuka Aykırılığı" Konusuyla Hukuk Hakiminin Tamamen Bağlı Olacağı/Aynı Konunun Hukuk Mahkemesinde Yeniden Tartışılamayacağı - Ceza Davasının Sonucunun Beklenmesi ve Oluşacak Sonuca Göre Karar Verilmesi Gerektiği/Manevi Tazminat )
818/m.53
6098/m.74
ÖZET : Dava; haksız fiil sebebiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Ceza mahkemesince verilen, beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Ancak, hemen belirtilmelidir ki, gerek öğretide ve gerekse Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle "fiilin hukuka aykırılığı" konusuyla hukuk hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır. Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine dair ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir. Davacılardan birinin şikayeti üzerine, davalının hakaret suçundan dolayı ceza davasında yargılandığı ve davanın derdest olduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. 818 Sayılı B.K.'nun 53. maddesi gereğince ceza mahkemesince verilecek mahkumiyet kararının hukuk hakimini bağlayacağından, mahkemece, ceza davasının sonucunun beklenmesi ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekmektedir.
DAVA : Taraflar arasındaki "tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 29.6.2010 gün ve 2009/494 E.-2010/156 K. sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 29.3.2012 gün ve 2011/3371 E.-2012/5283 K. sayılı ilamı ile;
( ... Dava, haksız fiil sebebiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece dava reddedilmiş; karar davacılar tarafından temyiz edilmiştir. Davacılar, davalının haksız yere davacılardan küçük Y. K. A.'ı cinsel istismar suçunu işlemekle itham ettiğinden manevi tazminat istemişlerdir.
Davalı, oğlunun anlatımı üzerine bu kanaate vardığını, davacı küçük hakkında ceza davasında verilen psikolog raporunun iddiasını desteklediğini, suçun mağduru kendi çocuğu olduğundan hiç kimsenin kendi namusuna yönelik böyle bir suçlamada bulunmayacağından davanın reddini savunmuştur.
Yerel mahkeme, hiç kimse evladının cinsel tacize maruz kaldığı iddiasında haksız yere bulunmayacağı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.
Dosyadaki belgelerden, davalının davaya konu ithamda bulunması sebebiyle hakaret suçundan Ankara 10. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2007/1122 esas sayılı ceza davasında yargılandığı ve davanın derdest olduğu anlaşılmaktadır. Borçlar Kanunu'nun 53. maddesi gereğince ceza mahkemesince verilecek mahkumiyet kararının hukuk hakimini bağlayacağı gözetildiğinde, ceza davasının sonucunun beklenmesi ve varılacak sonuca göre karar vermek gerekeceğinden, eksik incelemeye dayalı olarak verilen kararın bozulması gerekmiştir... ),
Gerekçesiyle bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
H.G.K.'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Dava; haksız fiil sebebiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Davacılar, 3.6.2007 tarihinde davalının müvekkillerinden A. A.'ın oğlu davacı Y. K. A.'ın küçük oğluna tecavüz ettiği iddiasıyla davacı Y. K. A.'a tokat attığını, hakaret ettiğini, davacı küçük hakkında ceza davası açıldığını ve bu davadan beraat ettiğini belirterek, davacılar küçük çocuk Y. K. A. için 20.000,00 TL., A. A. için 10.000,00 TL. ve A. A. 10.000,00 TL.'den toplam 40.000,00 TL. manevi tazminatın, haksız fiil tarihi olan 3.6.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, oğlunun anlatımı üzerine bu kanaate vardığını, davacı küçük hakkında ceza davasında verilen psikolog raporunun iddiasını desteklediğini, suçun mağduru kendi çocuğu olduğundan hiç kimsenin kendi namusuna yönelik böyle bir suçlamada bulunmayacağından davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; "Ankara 3. Çocuk Mahkemesi'nin 16.9.2009 tarih ve 2008/609 esas, 2009/615 karar sayılı kararında, çocuğun nitelikli cinsel istismar suçundan yargılanan Y. K. A.'ın mağdurun ifade vermeye gelmemesi, tıbbi rapor almaması sebebiyle beraatına karar vermiştir.
Davalı, oğlunun psikolojik çöküntü yaşamaması ve daha fazla zarar görmemesi için küçük A. K. Z.'ü çocuk mahkemesine getirmemiş ve tıbbi rapor alınmasını istememiştir.
Hiç kimse evladının tecavüze uğradığı veya tacize maruz kaldığı iftirasını atmaz. Davalı, oğlunun bir an önce travmayı atlatması için çabalarken, manevi tazminat ithamıyla bu konunun defalarca hatırlatılması hak aramak değil, hakkın kötüye kullanılmasıdır. Dava dilekçesinin üslubu da davalıyı incitecek tarzdadır. Borçlar Kanununun 49. maddesinde düzenlenen manevi tazminat şartları bulunmadığından davanın reddi gerekmiştir..." gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karar davacılar vekilinin temyizi üzerine, Özel Daire'ce yukarda yazılı sebeplerle bozulmuş; yerel mahkemece önceki gerekçeler genişletilmek suretiyle önceki kararda direnilmiştir. Hükmü, davacılar vekili temyize getirmektedir.
Direnme yoluyla H.G.K. önüne gelen uyuşmazlık; Ankara 10. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2007/1122 Esas sayılı dava dosyasının eldeki dava için bekletici mesele yapılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Öncelikle, ceza mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi, eş söyleyişle; ceza mahkemesinin hangi kararlarının hukuk mahkemelerini bağlayacağı konusu üzerinde durulmasında yarar vardır:
Ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesine ( davasına ) etkisi, hukukumuzda mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 53. maddesinde düzenlenmiş olup; hukuk hakimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır.
Bu ilke, ceza kurallarının kamu yararı yönünden bir yasağın yaptırımını; aynı uyuşmazlığı kapsamına alan hukuk kurallarının ise, kişi ilişkilerinin Medeni Hukuk alanında düzenlenmesi ve özellikle tazmin koşullarını; öngörmesi esasına dayanmaktadır.
818 Sayılı B.K.nun "Ceza Hukukuyla Medeni Hukuk Arasında Münasebet" başlıklı 53. maddesinde: "Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraat kararıyla da mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez." hükmü yer almaktadır ( 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi hükmü de paralel bir düzenlemeyi içermektedir. ).
Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen, beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Ancak, hemen belirtilmelidir ki, gerek öğretide ve gerekse Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle "fiilin hukuka aykırılığı" konusuyla hukuk hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır ( Yargıtay H.G.K.'nun 10.1.975 gün ve 1971/406 E., 1975/1 K.; H.G.K.'nun 23.1.1985 gün ve 1983/10-372 E., 1985/21 K.; H.G.K.'nun 27.4.2011 gün ve 2011/17-50 E., 2011/231 K. sayılı ilamları ).
Vurgulamakta yarar vardır ki, hukuk usulü bir şekil hukukudur. Davanın açılması, itirazların ileri sürülmesi, tanıkların ve diğer delillerin bildirilmesi belirli süre koşullarına bağlı kılındığı gibi, 2. tanık listesi verilememesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gibi, yargılamanın süratle sonuçlandırılması gayesiyle belirli kısıtlamalar getirilmiştir. Bunun sonucunda, hukuk hakimi şekli gerçeği arayacak, maddi gerçek öncelikli hedef olmayacaktır. Ancak ceza hakimi bunun tersine öncelikli hedef olarak maddi gerçeğe ulaşmaya çalışacaktır. O halde ceza mahkemesinin maddi nedensellik bağını ( illiyet ilişkisi ) tespit eden kesinleşmiş hükmünün hukuk hakimini bağlamasına, 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 53. maddesi bir engel oluşturmaz ( H.G.K.'nun 16.9.1981 gün 1979/1-131 E., 1981/587 K. sayılı ilamı; M. Çenberci, Hukuk Davalarında Kesin Hüküm, 1965, s.22 vd.; H.G.K.'nun 27.4.2011 gün ve 2011/17-50 E., 2011/231 K. sayılı ilamı ).
Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine dair ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir ( H.G.K.'nun 11.10.1989 gün ve 1989/11-373 E., 472 K.; H.G.K.'nun 27.4.2011 gün ve 2011/17-50 E., 2011/231 K. sayılı ilamları ).
Tüm bu açıklamalar ışığında somut durum değerlendirildiğinde;
Davacılardan A. A.'ın şikayeti üzerine, davalının hakaret suçundan dolayı Ankara 10. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2007/1122 E. sayılı ceza davasında yargılandığı ve davanın derdest olduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklandığı üzere 818 Sayılı B.K.'nun 53. maddesi gereğince ceza mahkemesince verilecek mahkumiyet kararının hukuk hakimini bağlayacağından, mahkemece, ceza davasının sonucunun beklenmesi ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekmektedir.
O halde, yerel mahkemece, aynı yönlere işaret eden Özel Daire bozma kararına uyularak; ceza davasının sonucunun beklenmesi, ceza davalarında tespit edilen maddi olgular çerçevesinde varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçelerle önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu sebeple direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ : Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma ilamında ve yukarda gösterilen nedenlerden dolayı 6217 Sayılı Kanunun 30. maddesiyle 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen "Geçici Madde 3" atfıyla uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istenmesi halinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, aynı Kanun'un 440/I. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

14/01/2015

T.C.
YARGITAY
4. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2013/7417
KARAR NO. 2013/10004
KARAR TARİHİ. 27.5.2013

ÖZET: Dava, kişilik haklarına saldırıya dayalı manevi tazminat ve ihtiyati tedbir istemlerine ilişkindir. Uyuşmazlık, internet sitesinde kişilik haklarına saldırı teşkil eden yayının tedbir yoluyla içerikten çıkarılması isteminin tek başına ya da tazminat istemiyle birlikte talep edilmesi halinde genel yetkili mahkemece değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. 5651 sayılı yasadaki özel düzenleme gözetildiğinde bu konuda görevli mahkemenin sulh ceza mahkemesi olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, internet sitesindeki yayının kaldırılmasına yönelik ihtiyati tedbir talebi yönünden görevsizlik kararı verilmesi gerekir.
DAVA: Davacı T.C. Ziraat Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğü vekili tarafından, davalı B. Ç. vd. aleyhine 12.10.2012 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; ihtiyati tedbir talebinin reddine dair verilen 18.02.2013 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR: Dava, kişilik haklarına saldırıya dayalı manevi tazminat ve ihtiyati tedbir istemlerine ilişkin olup, mahkemece 18.02.2013 tarihli ara karar ile tedbir talebinin reddine karar verilmiş, anılan hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, davalı B. Ç.’in “www.###xxgazete.com” isimli internet sitesinde “Ziraat Bankası’nda sular durulmuyor” başlığı ile kaleme aldığı yazı kişilik haklarına saldırılıdığını belirterek uğradığı manevi zararının davalılar tarafından tazminini ve hukuka aykırı yayının kaldırılması, durdurulması ve önlenmesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece 18.02.2013 tarihli ara karar ile davanın halen derdest olması, ihtiyati tedbir talebinin de davanın esasını çözecek mahiyette olması sebebi ile tedbir talebinin reddine karar vermiştir.

Uyuşmazlık, internet sitesinde kişilik haklarına saldırı teşkil eden yayının tedbir yoluyla içerikten çıkarılması isteminin tek başına ya da tazminat istemiyle birlikte talep edilmesi halinde genel yetkili mahkemece değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

23/05/2007 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5651 sayılı “İnternet ortamında yapılan yayınların düzenlenmesi ve bu yayınlar yoluyla işlenen suçlarla mücadele edilmesi hakkında kanun’un 1. maddesinde; “içerik sağlayıcı, yer sağlayıcı, erişim sağlayıcı ve toplu kullanım sağlayıcıların yükümlülük ve sorumlulukları ile internet ortamında işlenen belirli suçlarla içerik, yer ve erişim sağlayıcıları üzerinden mücadeleye ilişkin esas ve usullerin” düzenlendiği,
Aynı Yasanın 9. maddesinin 1. fıkrasında; “İçerik nedeniyle hakları ihlâl edildiğini iddia eden kişi, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması halinde yer sağlayıcısına başvurarak kendisine ilişkin içeriğin yayından çıkarılmasını ve yayındaki kapsamından fazla olmamak üzere hazırladığı cevabı bir hafta süreyle internet ortamında yayımlanmasını isteyebilir. İçerik veya yer sağlayıcı kendisine ulaştığı tarihten itibaren iki gün içinde, talebi yerine getirir. Bu süre zarfında talep yerine getirilmediği takdirde reddedilmiş sayılır.” dendiği, İkinci fıkrasında ise, Talebin reddedilmiş sayılması halinde, kişi on beş gün içinde yerleşim yeri sulh ceza mahkemesine başvurarak, içeriğin yayından çıkarılmasına ve yayındaki kapsamından fazla olmamak üzere hazırladığı cevabın bir hafta süreyle internet ortamında yayımlanmasına karar verilmesini isteyebilir. Sulh ceza hâkimi bu talebi üç gün içinde duruşma yapmaksızın karara bağlar. Sulh ceza hâkiminin kararına karşı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir.” şeklinde düzenlemeye yer verildiği anlaşılmaktadır.

Öte yandan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde; “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebileceği”, 25. maddesinde; “Davacı, hakimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebileceği, davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabileceği ” düzenlenmiştir.

5651 sayılı yasa, internet ortamındaki yayınlar nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğraması durumunda hangi usul ve esaslara göre mücadele edileceğini düzenlemekte olup bu yönüyle 4721 sayılı Medeni Kanuna göre özel yasa durumundadır. Özel yasada bir düzenlemenin varlığı halinde öncelikle uygulanacağı da hukukun genel kuralıdır. Kaldı ki özel yasa somut olaya ilişkin görev yönünden özel bir düzenleme de içermektedir.
Şu halde, 5651 sayılı yasadaki özel düzenleme gözetildiğinde bu konuda görevli mahkemenin sulh ceza mahkemesi olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, internet sitesindeki yayının kaldırılmasına yönelik ihtiyati tedbir talebi yönünden görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde talebin esası hakkında karar verilmiş olması doğru değildir. Bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 27.05.2013 gününde oy çokluğuyla karar verildi.

09/12/2014

VAZİFE MALULÜ SAYILMASI İSTEMİ

T.C. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi

3.Dairesi

Esas: 2012/1167
Karar: 2012/2209
Karar Tarihi: 11.10.2012

VAZİFE MALULÜ SAYILMASI İSTEMİ - DAVACININ HİZMET GEREĞİ TANKA ARKADAN ÇIKARKEN TANKIN HAREKET ETMESİ ÜZERİNE YARALANDIĞI - EMRE AYKIRI BİR DAVRANIŞI OLMADIĞI - VAZİFE MALÜLÜ KABULÜNE ENGEL OLGU BULUNMADIĞI - VAZİFE MALULÜ KABUL EDİLMEME İŞLEMİNİN İPTALİ

ÖZET: Hizmet gereği tanka arkadan çıkarken tankın hareket etmesi üzerine yaralanan ve emre aykırı bir davranışı olmayan davacının vazife malüli kabulüne engel bir olgu bulunmamaktadır.


(5510 S. K. m. 25, 47)

Davacı vekili 13.12.2011 tarihinde AYİM kayıtlarına geçen dava dilekçesinde özetle; davacının Tatbikat Merkez Komutanlığı emrinde görev yaptığını, 20.10.2010 tarihinde tankın nizamiye bölgesine götürülmesi ile görevlendirildiğini, tank sürücüsünün tankın geri vitese geçmediğini söylemesi üzerine tekrar denemesini söylediğini, sonuç çıkmayınca tankın sağ arkasında motor üstünde bulunan vites mekanik kolunun durumunu görmek maksadıyla cer dişlisine basarak tanka çıkmak istediğini, tankın aniden hareket etmesi sonucunda ayağının cer dişlisi ile palet arasına sıkıştığını ve yaralandığını,

Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapamaz raporu düzenlendiğini, vazife malullüğü talebinin davalı kurum tarafından red edildiğini, bunun hukuka aykırı olduğunu belirterek davacının vazife malulü sayılmasına, başvuru tarihinden itibaren vazife malulü aylığı bağlanarak birikmiş aylık farklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacının Ankara Şereflikoçhisar Tatbikat Merkez Komutanlığı emrinde uzman erbaş olarak görev yaptığı, 047886 plakalı M60A3 Tankını Atış bölüğü tank garajından nizamiye bölgesi ve gözetleme mevzine götürülmesi ile görevlendirildiği, tankın geri vitese geçmediği, davacının durumu görmek için cer dişlisine basarak tanka çıktığı, tankın hareket etmesi neticesinde sağ ayak parmaklarının cer dişlisi ile palet arasına sıkıştığı, GATA Sağlık Kurulunun 09.06.2011 tarih ve 3672 sayılı raporu ile Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapamaz kararı verildiği, sözleşmesinin fesh edilerek 23.11.2011 tarihinde ilişiğini kesildiği, 15.12.2011 tarihinden itibaren adi malul aylığı bağlandığı, vazife malullüğü talebinin davalı kurum tarafından red edildiği anlaşılmıştır.

5510 sayılı Kanunun

Address

Sezenler Caddesi 4/16
Ankara
06430

Opening Hours

Monday 08:30 - 18:00
Tuesday 08:30 - 18:00
Wednesday 08:30 - 18:00
Thursday 08:30 - 18:00
Friday 08:30 - 18:00
Saturday 08:30 - 18:00

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Baytok Hukuk Bürosu posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share