Bahaa için adalet - Justice for Bahaa"

Bahaa için adalet - Justice for Bahaa" Ağır işkencelere maruz bırakıldıktan sonra kendisinden terör eylemleri gerçekleştirilmesi istenen Bahaa kendisinden istenenleri yapmayı kabul etmez .

(English below)
Bu sayfa, somut delil aranmaksızın işkence altında alınan ifadelere dayanarak haksız yere 12 yıla mahkum edilen Bahaa Joughel’a destek amaçlı kurulmuştur. (English below)
Davamız ( Türk asıllı)Suriyeli babanın dramı ;

Evli(bir türk vatandaşı ile) ve iki çocuk babası olan Bahaa’nın bir hapisten diğerine taşınmasıyla hayatları uzun süreli ayrılıklar ve zulümle geçen ailenin en son m

ağduriyeti, Beşar Esedin Suriye hapislerindeki zulmünden kurtulup haksız yere verilen 12 yıl 6 ay hapis cezasını geçirmek zorunda kalacağı Türk hapishanelerine düşüşü!!!

1976 doğumlu Bahaa’nın hikayesi 1999 tarihinde Türkiye’de Mit tarafından kaçırılması ile başlar. Zor olsa da ellerinden kaçmayı başarır. Ancak hayatta kalmak için Türkiye’yi terk etmek zorunda kalır. Ailesinin Suriye’yi 80 olaylarında terk etmesi sebebiyle ülkesine dönemeyen Bahaa Pakistan’ın başkenti İslamabad’a yerleşir ama uzun süre kalamaz. 11 eylül saldırılarından sonra Pakistan’ın kendi topraklarında Amerika ile ortaklaşa göz altı operasyonlarına başlayarak yabancıları sınır dışı etmesi üzerine , birçokları gibi Bahaa’da tutuklanarak Suriye’ye teslim edilir. Üstelik sorgusunda her hangi bir örgütle bağlantısı olmadığı anlaşılmasına rağmen. Suriye’ yi küçük yaşta terk ettiği için ülkesine ait bir geçmişi olmasada teslim edilir edilmez kendini tek kişilik hücrelerde bulan Bahaa ,tutukluğu esnasında kendisine uygulanan işkencelerin yanı sıra 2002- 2011 yılları arasında cezaevi içinde yapılan katliamın hayatta kalmayı başaran şahitlerinden biridir. Suriye’ de serbest bırakılmasının hemen ardından ailesinden ayrı geçirdiği yılları telafi etmek istercesine onların yanına gitti ancak büyürken göremediği çocuklarına doyamadan birkaç gün içinde Türk emniyeti tarafından tutuklandı. Bahaa’ya verilen 12 yıl hapis cezasının şaşkınlığı içinde olan Bahaa’nın ailesine göre mahkemenin elinde kayda değer bir delil olmaksızın Bahaa’nın terör örgütü kurmak ve yönetmek suçuyla cezalandırılması olayın içinde istihbaratın parmağının olduğu şüphesini güçlendirmekte. Mahkemenin elinde Baha’yı tanıyan yada sadece birkaç kere görüştüğü kişilerin işkence altında verdiği ifadelerden başka bir şey bulunmadığı gibi,(aynı şahıslar Baha’nın yurt dışında olduğu sürede yargılanıp hapis cezasına çarptırıldılar.) bilinen o ki tutuklular arasında adı geçen şahıslardan birinin daha önce verdiği ifadeleri işkence altında alındığı gerekçesi ile mahkeme heyeti önünde yalanlamış olmasına rağmen bu ifadeler Bahaa aleyhine delil olarak kullanıldı. Mahkeme , adı geçen şahidin işkence altında alınan ve gerçekleri yansıtmayan ifadesini geri çekmek istemesi yönündeki açıklamalarını kabul etmemiş üstelik savunma avukatının ifadelerdeki çelişkilerin giderilmesi ve davanın aydınlatılmasını sağlayacak olan şahitlerin

tekrar dinlenmesi yönündeki talebini de reddederek eksik savunma üzerine kararını vermiştir. Bizler Bahaa’nın arkadaşları olarak bu sayfayı adaletin yerini bulması ve Baha’nın özgürlüğüne kavuşması amacı ile hazırladık. Dileğimiz bizimle el ele verip amacımıza ulaşmamızda bize yardımcı olmanız. Gelin hep beraber Baha’nın dünyaya duyulan sesi olalım

*************
Bu konu hakkında detaylı bilgi için, aşağıdakı linki tıklayınız:
http://www.scribd.com/doc/127108164/Justice-for-Bahaa

*İşkence altında alınan ifadelere Hayır demek için imzanı at:
http://www.change.org/petitions/cumhurba%C5%9Fkan%C4%B1-ba%C5%9Fta-olmak-%C3%BCzere-t%C3%BCm-ilgili-makamlara-i%C5%9Fkence-alt%C4%B1nda-al%C4%B1nan-ifadelere-hay%C4%B1r-deyin

http://www.youtube.com/watch?v=eNeYqZmJzR4
https://twitter.com/JusticeForBahaa
*******************
This page has been set up in support of Bahaa Joughel who was sentenced to 12 years in prison based on statements procured through torture and in absence of any concrete piece of evidence. Our case is that of a wronged Syrian man (of Turkish origin) married to a Turkish lady and father of two children, a family whose members were torn apart by tyranny that placed him in one prison after another and set the scene once again for another chapter of hardships in which he moves from Syria’s prisons to Turkey’s jails where he gets sentenced to twelve and a half years of imprisonment. Bahaa’s story started in Turkey where he was abducted by the MIT intelligence organization in 1999 (two months after his wedding) and was asked - under torture - to commit terrorist acts. He refused and managed to slip through its fingers with great difficulty, but was subsequently left with no option but to leave the country and seek help. Considering Pakistan the only alternative (his family had left Syria during the eighties), Bahaa moved to and settled in Islamabad, his stay cut short by the American and Pakistani authorities that were, in the wake of the September 11 attacks, cracking down on and deporting the foreigners in Pakistan. Bahaa was among those who were arrested and later extradited to Syria despite the fact that the investigations established beyond doubt that he was not a member of any organization. Even though Bahaa had virtually no history in Syria; he had left the country barely a child of five, he found himself overnight in its solitary cells and abject jails sipping the cup of suffering and torture and witnessing firsthand the horrific massacres that stretched between the years 2002 and 2011. On being released, Bahaa proceeded to Turkey in 2012 with deep longing for the family that was deprived of him for long years but was, in a matter of numbered days, arrested by the Turkish authorities to return once again to a life of ordeal. Bahaa and his family were shocked by the miscreant decision to sentence him to twelve and a half years in prison on charges of setting up an illegal organization and planning out terrorist acts. It was evident that the decision was imposed by the MIT Intelligence Organization since the court had no legal basis for its judgment save for false confessions extracted under torture from several of Bahaa’s acquaintances and from people he had met no more than once or twice in his life (they were imprisoned during Bahaa’s time abroad) and keeping in mind that one of the former denied his earlier statements and exposed the torture that he was made to endure in order to extract the confessions that implicated Bahaa. The court not only blatantly disregarded the denial of the witness to his previous statements and his assertion that they were taken under torture but also refused to summon the rest of the witnesses to court in spite of a request by the defense to have them questioned again. It went forward in announcing its unjust sentence. We- a group of Bahaa’s friends- set up this page to support his case, in an effort to secure him the justice that he has been deprived of and in hope that you will lend a hand to achieve this goal. Let us be Bahaa’s voice to the world!

********
You can make a difference by signing the petitions below:

http://www.thepetitionsite.com/996/011/163/stand-up-for-bahaa-stand-up-for-justice/

https://www.change.org/en-IN/petitions/stand-up-for-bahaa-stand-up-for-justice-2

you can watch, like and share the video in the link below:
http://www.youtube.com/watch?v=D3iDiS_AmV8

you can follow us on twitter:
https://twitter.com/JusticeForBahaa
*************
You can communicate with the decision makers in Turkey through the following:
İletişim kurmak için, adres:

Cumhurbaşkanı:
The President:
[email protected]
http://twitter.com/cbabdullahgul
http://www.facebook.com/cbabdullahgul

Başbakanlık:
The Prime Minister:
http://bimerapplication.basbakanlik.gov.tr/Forms/pgApplication.aspx

Dış işleri bakanlığı:
Ministry of Foreign Affairs:
http://twitter.com/Ahmet_Davutoglu
http://www.facebook.com/Disisleri
http://twitter.com/TC_Disisleri

Adalet bakanlığı:
Ministry of Justice:
[email protected]

sadullah ergin adalet bakanı:
Mr.Sadullah Ergin, Minister of Justice:
[email protected]

الحمدلله....  الحمد لله على اليسر بعد العسرالحمد لله في السرّاء وفي الضرّاء... الحمد لله على النعم الخفيّة التي قد لا يش...
16/02/2021

الحمدلله.... الحمد لله على اليسر بعد العسر
الحمد لله في السرّاء وفي الضرّاء...
الحمد لله على النعم الخفيّة التي قد لا يشعر بها الكثيرون..
الحمد لله على النعم الجلّية..
حقاً، إنّ الحريةهي إرثُ الله للبشريّة..
الحريةُ هي هبةُ الله السخيّة..
فما أجملها حريةً ضمنَ ضوابط الدين والأخلاق!
وما أصعب ما ينغصها!

Serbest bırakıldıktan bir kaç gün sonra Baha kendi ve diğer 28 şubat mağdurlarınin durumunu, aldıkları hükümlerden dolay...
06/06/2017

Serbest bırakıldıktan bir kaç gün sonra Baha kendi ve diğer 28 şubat mağdurlarınin durumunu, aldıkları hükümlerden dolayı maruz kaldıkları zulme dikkatleri çekmeye çabaladı
Bununla birlikte yargı sisteminde olumlu yönde gerçekleşen adımları dile getirdi, bu adımların sonuna kadar ilerlemesi için bu heyete cağrıda bukundu.
Mektubun tamamını görmek için linki tıklayın.
**
في رسالة وجهها لوسائل الاعلام بعد أيام من إطلاق سراحه نقل بهاء صورة عن وضعه و أوضاع المعتقلين من مغدوري 28 شباط وغيرهم، محاولا لفت الأنظار للظلم الواقع في الأحكام الصادرة بحقهم، وموضحا المتطلبات من أجل إنصافهم وتحقيق العدالة لهم، مبينا في الوقت نفسه الجوانب الإيجابية التي تحققت إلى الآن بسبب التجديد في القضاء التركي، مشجعا السلطات القضائية للمضي قدما في تنفيذها..
لقراءة الرسالة كاملة يمكنكم زيارة الرابط التالي.
**
In a letter directed to the media a few days after his release, Bahaa Joughel has offered a glimpse into his case and that of the victims of the February 28th coup. He has attempted to highlight the injustice of the court sentences and the prerequisites needed to secure justice. He has, in addition, pointed out the positive outcomes achieved by the renewal in the Turkish Judiciary and has encouraged the judicial authorities to proceed in this new course.

To read the letter, visit the following link:

28 Şubat Mağduru Baha Joughel (Ciğıl) Tahliye Edildi
http://www.haksozhaber.net/28-subat-magduru-baha-joughel-cigil-tahliye-edildi-93620h.htm

Cumhurbaşkanlığı ve Adalet Bakanlığına yazdığı çağrı mektubunu sitemizde de yayınladığımız 28 Şubat mağdurlarından Baha Joughel (Ciğıl)'ın 23 Mayıs 2017 günü görülen duruşmasında infazının durdurulması ve tahliyesine karar verildi.

Avukatı ve ailesinin hazır bulunduğu 23.05.2017 tarihinde görülen duruşmada  infazı durdurma kararı verilen Baha Joughel...
05/06/2017

Avukatı ve ailesinin hazır bulunduğu 23.05.2017 tarihinde görülen duruşmada infazı durdurma kararı verilen Baha Joughel aynı tarihte tahliye edilmiştir.
Duruşmaya Edirne F Tipi Cezaevinden SEGBİS aracılıgı ile katılan Baha'nın yaklaşık iki saat süren savunmasını okumasının ardından mahkeme heyeti kendi aralarında gerçekleştirdiği istişare sonucu daha önce verilen cezanın infazını durdurma kararı alarak tahliyesinin önünü açmıştır.
Beklenen bu karar ile aynı gün akşam üzeri saat beş buçukta Edirne Cezaevindan ayrılan Baha, yüksek duvarlar ve demir kapıların ötesinde geçirdiği 5 yılın ardından ilk defa özgürlüğü tattı.
Bahayı tekrar evine ve ailesine kavuşturan Allah'a çok hamdederiz. Baha'nın ailesi onun adaletli bir şekilde yargılanması yolunda emek veren, sesini bütün dünyaya ulaştıran, onun için dua eden ve onlara zor günlerinde destek eli uzatan herkese teşekkür eder.
Adaletin sonuna kadar tecelli etmesi ve Baha'nın onun şahsına haksız olarak yönlendirilen suçlamalardan beraatinin ispatlanması Allah'tan dileğimizdir.
Baha gibi zulme uğramış olup hala hapishane köşelerinde bulunan birçok mazlumun adalete erirşmeleri canı gönülden temennimizdir.
***

تم بحمد لله الإفراج عن بهاء جغل في يوم 23 مايو 2017 إثر عقد جلسة في محكمة أنقرة حضرتها أسرة بهاء ومحاميه، و أدى بهاء خلالها مرافعته الدفاعية التي تم بثها عبر شاشة تلفزيونية على الهواء مباشرة من سجن أدرنة، ورفعت الجلسة على إثرها للتشاور، وبعد ساعتين تم إصدار قرار بوقف تنفيذ الحكم السابق على بهاء وإخلاء سبيله مباشرة..
وفي الساعة الخامسة والنصف مساء_من اليوم نفسه_ غادر بهاء سجن أدرنة، وعانق لأول مرة شمس الحرية بعد ما يزيد من خمس سنوات قضاها وراء القضبان..
عائلة بهاء تحمد الله لعودة بهاء إلى بيته وأحبابه، وتشكر كل من سعى لإنصافه وإيصال صوته إلى العالم وتشكر كل من دعا له وسانده وأسرته في محنتهم.. راجين الله عز وجل أن تأخذ العدالة مجراها كاملة وتثبت براءة بهاء من كل ما أدين به ظلما، كما ترجو أن تصل العدالة إلى المظلومين من أمثاله الذين ما زالوا يقبعون في ظلام السجن.
***

On the 23rd of May, 2017, Bahaa Joughel was released following a court session attended by Bahaa's family and his lawyer. Bahaa's defense argument was live-streamed on a screen from Edirne Prison, after which the judges convened to consult. Two hours later, the verdict was released to suspend Bahaa's sentence and release him immediately.
At 5 p.m, Bahaa left Edirne Prison and finally embraced freedom after five years behind bars.
Bahaa's family is thankful for his return and thanks all those who sought justice for Bahaa and tried to communicate his voice to the world. They are also grateful to all those who prayed for him and supported him and his family during their ordeal.
We hope that justice will take its full course and that Bahaa's innocence of all charges will be proven once and for all.
We also pray that justice is meted out to all the oppressed who still wrongfully lurk behind prison walls.

04/06/2017
26/02/2017

28 ŞUBAT MAĞDURU BAHA JOUGHEL’DEN GAZETECİLERE, HUKUKÇULARA VE Adalet Bakanlığı'NA MEKTUP VAR:

28 Şubat Darbecileri, Fetöcü Hakimler ve Esed Rejimi ile İMTİHANIM
Ben Suriye uyruklu Türk kökenli mahkûm Baha Joughel (Cığıl). 1999'un ilk aylarında Ankaralı olan eşimle evlenip aile kurmuştum. Keçiören’de bulunan kiraladığım eve yerleşmiştim. O dönemde Türkiye henüz 28 Şubat'ta gerçekleşen darbenin etkisindeydi. Türkiye'de o dönemde dindar ve muhafazakar kesime uygulanan baskıların ve ayrımcılığın etkisini her alanda ailece görüyor ve bundan çekiniyor olsak da, ailemize bu kadar hızlı ve birden uzanacağını kestiremiyorduk. Nisan 1999' un ilk günlerinin birinde, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT)'nin bir ekibi beni sokağın ortasından kaçırdılar. Ankara (Keçiören) Gazino durağının civarında sokakta yürürken (günün ortasında) bana karşı şiddet kullanarak beni zorla götürdüler. Kimliklerini göstermeyen ve kendilerini tanıtmayan MİT ekibi, (benimle bir kelime bile konuşmadan) zorla saldırarak beni bir arabaya bindirdiler. Gözlerim kapalı ve ellerim bağlı bir şekilde beni (bilmediğim bir yere) götürdüler. Götürdükleri yerde beni bir odaya aldılar, elbiselerimi çıkarttılar: Çıplak, gözüm bağlı olduğu halde bana her taraftan vurarak saldırdılar. Sonra beni bir hücrede tecrit ettiler. Günlerce bana elektrik vererek, döverek ve her türlü küfrederek ağır işkenceler uyguladılar. Öyle ki idrarımdan kan geliyordu. Gözüm, yüzüm ve birçok yerim ağır darbelerden şişmiş ve morarmıştı. Bir süre bu şekilde her türlü küfürler, hakaretler ve işkenceleri sürdürerek beni sorguladılar ve beni suçlu psikolojisine sokmaya çalıştılar.
Benim babam, Esed rejimine muhalif olduğundan dolayı Suriye'ye gidemediğimi, Esed rejimine teslim olmaktan çok korktuğumu, Türk vatandaşlığına çok ihtiyacım olduğunu, onun için resmi işlemleri sürdürerek vatandaşlığa geçmek üzere olduğumu ve bazı arkadaşlarımla kitaplar okumak için arada sırada bir araya geldiğimiz gibi bilgilere sahiplerdi. Bunlar, bu bilgileri abartarak ve farklı kalıplara sokmak suretiyle, bazı yasa dışı eylemleri gerçekleştirmem için bu bilgileri bana karşı şantaj olarak kullanmak istediler. Bu nedenle (karşılarında kolayca kontrol edebileceklerini düşündükleri küçük yaşta bir genci gören azgın darbeciler) benden şunları istediler:
- Yasa dışı İslami bir örgüt kurmam.
- Örgütü (kendilerinin yardımıyla) silahlandırmam.
- Türkiye'de devlet kurumlarına karşı ve Türkiye'deki İsrail Büyük Elçiliğine karşı saldırılar düzenlemem.
Bütün bunları kendilerinin verecekleri yardımla ve onların talimatları doğrultusunda olacağını söylediler. Kabul edersem ve kendilerine samimiyetimi ispatlarsam beni Türkiye vatandaşlığına alabileceklerini söylediler. Aksi takdirde kabul etmezsem veya onlara karşı samimi olmazsam, benim vatandaşlık işlemlerimi durduracaklarını, beni Suriye'nin Esed rejimine teslim edeceklerini ve Türk vatandaşı olan eşime, ablama ve yeğenlerime zarar vereceklerini söyleyerek beni tehdit ettiler. İşkence ve baskı altında, beni kabul etmeye zorladılar ve kamera görüntüsü alarak bana bir anlaşma imzalattılar. Sonra beni serbest bıraktılar ve anlaşmayı gerçekleştirmek üzere beni sıkı takip altına aldılar.
Ben hemen akrabalarıma ve bana geçmiş olsun demek için gelen ziyaretçilerime olayları detaylarıyla anlattım ve onlara işkence izlerini ve beni takip eden MİT ekibini gösterdim. Bu nedenle bu olayla ilgili birçok tanığım vardır. 28 Şubat darbesi sürecinde yargıdan ümitsiz olduğum için ve tehditlerden korktuğum için yargıya suç duyurusunda bulunmadım. Ancak bazı insan hakları örgütlerine (olayla ilgili) bilgi vermekle yetindim. MİT mensuplarının yapmamı istedikleri yasa dışı eylemler hem dinime hem de ahlakıma aykırı olduğu için, aynı zamanda o dönemin yargısına güvenmediğim için ve tehditlerden korktuğum için Türkiye'den ayrılmak zorunda kaldım. Ondan sonra MİT'in adamları benden intikam alma derdine düştüler. Ailemi, akrabalarımı ve ablamın ailesini rahatsız etmeye başladılar. Bu nedenle onları kurtarmak için hem eşimi hem de ablamı ve çocuklarını yurt dışına çıkarmak zorunda kaldım.
Ancak çizdikleri çirkin planlar sergilediğim cesur ve erdemli tavırla suya düşen MİT'in azgın ekibi rahat durmadılar ve intikam peşine düştüler. Bu nedenle 2000 yılında benimle ilişkisi olmayan olayın soruşturma ve kovuşturma aşamasını yönlendirerek bana çirkin bir tuzak kurdular. Bütün sanıkları aleyhime ifade verme doğrultusuna yönlendirdiler. Ve kendi adamlarına bu ifadeleri kötüye kullandırarak, birçok mağduriyete imza atan dönemin meşhur savcısı Nuh Mete YÜKSEL’in hazırladığı dosyada bana bir terör örgütü kurucusu ve lideri senaryosu hazırladılar ve giydirdiler.
Nisan 2000 tarihinde tanımadığım bazı şahıslar Atatürk heykelini yıkmaya yeltenmişler ancak bunu yapmaya çalışırken yakalanmışlar. Bu olaydan dolayı soruşturma açılmış ve çok sayıda kişi yakalanmış. O dönemdeki darbecilerin geleneğine göre olay çokça abartılmış. Baskı, işkence ve tehdit kullanılarak (ilişkisi olmayanları da olayın içine sokarak) bir terör örgütü kılıfı hazırlanıp Ankara 1.nolu DGM'de (2000/86 - 159 esas karar sayılı dosyayla) yargı süreci başlatılmıştır.

Bu soruşturma sürecinde baskı ve işkence uygulanarak, olayın içinde olmayıp sonradan tutuklanan (beni tanıyan) bazı sanıklardan aleyhime ifadeler alınmıştır. Bu ifadeler ne kadar tutarsız, çelişkili ve ciddiyetsiz olsada, tekliflerine uymadığım için benden intikam almak isteyen ve soruşturmayı yöneten ve yönlendiren darbecilerin işine yaramıştır. Bununla beraber bu sanıklar, yüklenecekleri suçlardan kaçış olmadığını görünce işkence, tehdit ve ağır cezadan kurtulmak için (yurt dışında olduğum ve kendimi savunamadığımdan) darbecilerin isteği doğrultusunda ifadelerinde bir sürü doğru olmayan suçlamaları üzerime atmışlardır. Böylece beni (haberim bile olmadan) terör örgütü kurucusu veya lideri yapmışlardır.

Bu arada 28 Şubat darbecilerinden kaçarak Türkiye’den ayrılmam sonucu 2002 yılında Esed rejiminin eline düştüm ve yıllarca hapishanelerinde zor şartlarda kaldım. Sonar salıverilince bu sefer Ankara (kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinin (özel yetkili) Fetöcü hakimleri harekete geçerek hakkımda kırmızı bülten çıkarttılar. Böylece İnterpol beni aramaya başlayınca Esed rejimi bu sefer beni –bu nedenle- yaklaşık dört yıl daha gözaltına aldı. Böylece toplam olarak Suriye’nin hapishanelerinde yaklaşık dokuz yıl geçirmiş oldum. Taki Suriye halkının direnişi başlayınca 30. 10. 2011 de tahliye oldum. Türkiye’de bulunan ailemin yanına gelmek için Esed’in bana uyguladığıyurt dışına çıkış yasağı ile karşı karşıya kaldım.

Sonra Mart 2012'de Türkiye'ye ilk defa döndüm ve ailemle birlikte Ankara' ya yerleştim. Türkiye'nin durumu iyileştiği ve 28 şubat darbesi döneminden kurtulduğu için, adil bir yargıda beraatimi isbatlayabileceğimi sanıyordum. Hukuki sürece katılmak için gereken hazırlıkları yaparken ve uygun bir avukat tutmak için çalışırken, yerleştiğim evden 15 Mart 2012'de polis tarafından göz alıntına alındım. Hazırlığını yapmakta olduğum 29. 06. 2012' de yapılması gereken duruşma erkene alınarak alındığım günde yapıldı. O günden beri ceza evinde bulunmaktayım.

O günden (15 Mart 2012'den) itibaren (özel yetkili) Ankara 11. Ağır ceza mahkemesi'nde (Dündar ÖRSDEMİR ve diğer Fetöcü hakim ve savcılarca) yargılanmaya başlandım. Bu yargı sürecinde hiç beklemediğim hukuksuzluğu ve adaletsizliği gördüm, tanıklarımın çoğu dinlenmedi, dinlenen tanıkların ifadeleri dikkate alınmadı, başka dosyada aleyhime ifade veren sanıkların sorgulanmasına ve ifadeleri yeniden alınmasına izin verilmedi, işkence iddiaları incelenmedi, sahte tanığın ifadeleri aleyhime delil gösterildi, içeriği ve detayları açıklanmayan, duruşmalarda tartışılmayan şeyler aleyhime delil olarak gösterildi ve soruşturmayı genişletme taleplerim reddedildi . Her şey aceleye getirildi. Neredeyse hiç yargı olmadı. Sadece önyargı vardı.(bakz kapatılan 11. ACM’nin 2009/260esas, 2012/295 karar sayılı dosya)

11. ACM (Dündar ÖRSDEMİR'in başkanlığında) bana, terör örgütü kurmak ve yönetmekten 12 yıl 6 ay hapis cezası verdi. İşlemediğim suçtan aldığım cezayı sabırla karşıladım. Allahın rahmeti ve adaletinden ümidimi kesmedim. Kısıtlı imkanlarıma ve yalnızlığıma rağmen Allah’a tevekkül ve dua ederek hukuki mücadelemi sürdürdüm. Adaletsizliğe teslim olmadım. AYM'ye başvurdum. Sonucu iki buçuk sene bekledim. Allahın kudreti ve adaleti müdahele ederek Dündar ÖRSDEMİR'i ve dosyama bakan, cezamı onaylayan bütün hakimleri makamından indirdi ve onları Fetö davası sanığı yaptı ve benim uğradığım hukusuzluğu ortaya çıkardı.

Evet, 30.09.2013 tarihinde AYM’ye bireysel başvuruda bulundum. AYM,(2013/7643) sayılı başvurumla ilgili 21.01.2016 tarihinde lehime hak ihlali kararı almış ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere söz konusu kararı ilgili mahkemeye göndermiştir. Beni yargılayan (özel yetkili) 11. ACM’nin kapatılmış olması nedeniyle bu görev ve dosyam Ankara 12. ACM’ne emanet edilmiştir.

Yeniden yargılamanın amacı hak ihlallerinin sonuçlarının ortadan kaldırılması olmasıyla birlikte yeniden yargılama süreci, yargının adalet, hakkaniyet ve eşitliğin gerektirdiği ilkeler ve kriterlere uygun bir şekilde (adaleti sağlamak amacıyla) yürütülmesi gerektiği malumunuzdur.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü olan 12. ACM’den, hukuki kriterlere uygun bir şekilde, önceki yargı sürecinde bulunan birçok hukuksuzluğu giderecek duruşmalı bir yargı sürecini başlatmasını beklemiştim. Ancak işi aceleye getirerek sadece kapatılan eski mahkemenin kararına bir kılıf ve gerekçe bularak topu Yargıtay’a atmayı tercih etmeleri, hatta benden beyanımı ve son sözümü istemeden bunu yapmaları beni şaşırtmıştır. Bu da dosyamın Yargıtay – 16. Ceza Dairesinden yeniden dönmesine, mağduriyetimin uzamasına ve vakit kaybına neden olmuştur. (Bakz. Yargıtat ilamı: 2016/4997 esas, 2016/4871 karar nolu)

Oysa ki AYM’nin bu güne kadar aldığı diğer hak ihlalleri kararlarının neredeyse tümünde, yerel mahkemelerce uygulanan sonuçların, 12. ACM’nin (14.04.2016 tarihli ek kararında) bana uyguladığı sonuçlardan çok farklı olduğu aşikardır. Örneğin: AYM’nin Ergenekon davası, Balyoz davası, İbda_C sanıkları ve diğer hak ihlalleri kararlarını aldığı durumlarda, yerel mahkemeler tarafından ağırlaştırılmış müebbet, müebbet gibi kesinleşen ceza kararlarının infazı durdurulmuş ve duruşmalı bir şekilde yeniden yargılama kararı alınarak sanıklar (AYM’nin kararına 48 saat geçmeden, hatta bazı durumlarda AYM’nin gerekçeli kararını beklenmeden bile) tahliye edilmiştir. Ve tümü, duruşmalı bir şekilde yargı sürecine girmişlerdir. İşte AYM bu tür hak ihlalleri kararları aldığında, yerel mahkemeler hak ihlallerinin sonuçlarını şu şekilde kaldırmıştır; kesinleşen ceza kararının infazını durdurmuşlar, duruşmalı yeniden yargılama kararı almışlar ve sanıkları (uzun tutukluktan dolayı) tahliye etmişlerdir. Bütün bu mahkeme kararları ve benzerleri benim durumuma emsal teşkil etmektedir. Adalet ve eşitliğin bir gereği olarak onlar için geçerli olan hak ihlallerinin sonuçlarının kaldırılması kapsamında sağlanan ceza kararının, infazının durdurulması ve tutuksuz olarak yeniden yargılamanın yapılmasının bana da sağlanmasını istemekteyim.

Üstelik son dönemde -15 Temmuz hain darbe girişiminin öncesi ve sonrasında- yaşanan gelişmelerde; kozmik oda, casusluk davası kumpası ve Fetö/ PDY terör örgütü gibi davalar kapsamında, beni yargılayan ve cezamı onaylayan bütün savcı ve hakimler –görevlerinde işledikleri kusur ve suçlardan dolayı- görevlerinden atılıp tutuklanmışlardır. Bu süreç içinde de tarafsız ve bağımsız olmadıkları, Fetö terör örgütünden talimat aldıkları ve örgütün amaçları doğrultusunda karar ve hüküm verdikleri kanıtlanmıştır. Hatta aralarında bu doğrultuda itirafta bulunarak tutuksuz yargılananlar bulunmaktadır. Bütün bu gelişmeler yaşanmadan önce bile, yukarıda zikrettiğim emsal teşkil eden davalarda uygulanan hukuk, nasıl olurda bütün bu gelişmeler yaşanmasına ragmen benim dosyamda hala uygulanmaz?!. Bunlara rağmen bana verilen cezanın infazının hala sürdürülmesi eşitliğin, hukukun ve adaletin vicdanını derinden yaralamaktadır. Ve bunun sonucu olarak 28 Şubat darbecileri tarafından başlatılan ve Fetöcü savcı ve hakimler tarafından ileriye götürülen mağduriyetim -her iki dönemin sona ermesine rağmen- bu güne kadar devam ettirilmektedir.
Bu hususta şunu da hatırlatmak isterim, Fetöcü hakimler tarafından (Metro Holding Kurucu Başkanı) Galip ÖZTÜRK’e verilen hapis cezasının –İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından- infazının durdurulması da yine benim dosyama emsal teşkil etmektedir.

Bununla beraber HSYK, bu Fetöcü savcı ve hakimlerin görevlerinden atılmalarına gerekçe olarak şunları göstermiştir: “…örgütlü olarak yargı içerisinde yuvalandıkları, verdikleri kararlarda gerekçeleri gizledikleri, kasıtlı, taraflı ve delilsiz davalar açtıkları…” (Bakz. Resmi Gazete: 25.08.2016 tarihli) aynı zamanda HSYK, Hakimler ve Savcılar kanununun 77. Maddesini de gerekçeler arasında göstermiştir. Bütün bunlar, cezamın infazının sürdürülmesine dair herhangi bir gerekçenin kalmadığını, mağduriyetimin bir an önce kaldırılmasının eşitliğin ve adaletin gereği olduğunu ve cezamın infazının bu zamana kadar durdurulmamasının ne kadar vahim bir durum arz ettiğini göstermektedir.

Şu durumda Türkiye’de yaklaşık yıldır cezaevindeyim. AYM’ye başvurumun üzerinden üç buçuk yıl geçti. AYM’nin dosyamla ilgili hak ihlali ve yeniden yargılama kararının üzerinden ise bir yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen hala cezaevindeyim ve dosyamla ilgili bir duruşma dahi yapılmamıştır.
Üstelik haksızca aldığım cezadan -kırmızı bülten nedeni ile- Suriye’de hapiste geçirdiğim dört yılın mashup edilmesi için 31. 03. 2016’da mahkemeye başvurmuş olduğum halde bu güne kadar her hangi bir cevap alamadım. Hatta bu hususta defalarca bilgi edinme dilekçeleri vermeme rağmen herhangi bir cevap alamadım oysa kanunlara göre bu sürenin mashup edilmesi yani cezadan düşürülmesi gerekir ki bu durumda bana verilen cezanın yatarını bitirmiş veya denetimli serbestlikten faydanlanma hakkını elde etmiş olacaktım. Ancak bu haktanda yararlanamadım. Yararlanmış olsaydım yeniden yargılanma sürecinde duruşmalara SEGBİS ile değil, bizzat katılabilirdim.

Meselenin en üzücü yanı bu uzun süreçt eşimin çocuklarımın çektikleri sıkıntılardır. Özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Edirne’ye nakledilmemden ötürü ailemle görüşmem zorlaştı. Maalesef bu süreçte alınan tedbirlerin bir kısmı bizede zarar verdi.
Bütün bunlara rağmen ben hukuki mücadelemi sürdürmeye kararlıyım. Yüce Allah’ın lutfuna ve adaletine güvenimi asla yitirmeyeceğim. Nasıl ki 15 Temmuz gecesinde Rabbim hainlerin tuzağını başlarına geçirdiyse o hainlerin mağdur ettikleri insanlarıda öyle kurtaracak ve adalet yerini bulacaktır.
Benim hikayem 28 Şubat mağdurları ve Fetöcü hakimlerinin mağdurlarının hikayelerinden biridir. Hatta benden daha fazla mağdur edilenlerde bulunmaktadır. Bu nedenle her zaman mağdurlara sahip çıkan sayın Erdoğan başta olmak üzere bütün yetkililere çağrıda bulunmaktayım. Bu mağduriyetlere son verin, geciken adaletin daha fazla gecikmesine izin vermeyin.
16. 02. 2017
Hükümlü
Baha Joughel (cığıl)
Edirne F Tipi Cezaevi

رسالة بهاء من سجن أدرنة إلى محطة هلال التلفزيونيةبهاء الذي مازال يناضل من أجل حريته من وراء أسوار سجن أدرنة وحيدا بعيدا ...
26/02/2017

رسالة بهاء من سجن أدرنة إلى محطة هلال التلفزيونية

بهاء الذي مازال يناضل من أجل حريته من وراء أسوار سجن أدرنة وحيدا بعيدا عن عائلته وأحبابه يخاطب الإعلام مرة أخرى في محاولة لإسماع صوته وصوت أمثاله من معتقلي 28 شباط
الذين توقعوا أن يجدوا آذانا صاغية وإنصافا بعد أحداث محاولة الإنقلاب الأخيرة، فإذا بهم ضحايا مرة أخرى لإهمال قضاياهم والتسويف فيها،وبطء الإجراءات القضائية.
في رسالته الثانية إلى محطة الهلال التلفزيونية التي تلاها مشكورا الأستاذ (بهادر كربان اغلو) يوضح بهاء أنه بناء على تصريحات وزارة العدل التي أوضحت أن حل قضايا 28 شباط سيكون عبر محكمة الدستور وإعادة المحاكمات كدعم لمتضرري 28 شباط من قبل الحكومة والقضاء لرفع الظلم عنهم.
لكن تجربة بهاء أثبتت عدم صحة ما أعلنته وزارة العدل، فعلى أرض الواقع، و بالرغم من محاولات ثلاث سنوات ونصف للوصول إلى حل لقضيته،فإن ملف بهاء مازال عالقا بين محكمة الدستور ومحكمة الجزاء حيث يتم تداولها بين تلك الجهتين القضائيتين دون الوصول إلى أي نتيجة ودون وقف تنفيذ الحكم كسائر القضايا الأخرى المتعلقة بغير الإسلاميين في ملفات القضاء.
ويبين بهاء في رسالته أنه بالرغم من تحليه بالصبر في انتظار طويل لقرار محكمة الدستور الذي صدر أخيرا مطالبا بإعادة محاكمته نظرا لتعرضه لمحاكمة غير عادلة ،إلا أن محكمة الجزاء أخطأت بحقه خطأ شنيعا،حين أعادت محاكمته غيابيا عن طريق ملف و بدون جلسة، بل دون إبلاغ بهاء أو محاميه بموعد انعقاد تلك المحكمة.
وها قد مضت ثلاث سنوات ونصف منذ استئناف بهاء للقضية دون أن تتم أية جلسة، وبهاء مازال سجينا، بينما أطلق سراح متهمين في ثلاث قضايا مشهورة بالبلد،و خرج أولئك من السجن بأسرع وقت ممكن مع أن تهمتهم أخطر من تهمة بهاء وأمثاله،أما متضررو 28 شباط فما زال أغلبهم وراء القضبان.
فهل الإجراءات التي تحدثت عنها وزارة العدل بابها مغلق أمام أطراف معينة في البلد؟ ولماذا؟
وضح بهاء في رسالته أن مغدوري 28 شباط _وهو منهم_ مازالوا يواجهون الظلم بتجاهل قضاياهم وتأخير وصول العدالة إليهم،وأن مسؤولية إنصافهم تقع على عاتق الجميع متمنيا وصول صوته إلى رئيس الجمهورية أردوغان وإلى كبار المسؤولين ولا سيما أن القضاة الذين حكموا عليه وتعاملوا مع قضيته هم أنفسهم باتوا قيد الاعتقال لثبات تآمرهم وكونهم جزءا من المنظومة التي أرادت السوء لهذا البلد الذي عاش سيناريو الرعب في ليلة 15 تموز حين أرادوا أن يغرقوا هذا البلد في بحر مظالمهم وبدلا من معاناة بهاء وأمثالهم من مظالمهم الفردية كاد الآلاف من شعب تركيا وقياداتها يغدون ضحايا لشرور تلك الفئة...
ووصف بهاء في مقدمة رسالته كيف قضى وزملاؤه تلك الليلة الليلاء (ليلة محاولة الانقلاب) وقد حبست أنفاسهم مبتهلين إلى الله أن يحفظ البلاد والعباد من شرور أولئك الذين يعرف (بهاء ومتضررو 28 شباط) سواد طوياتهم، وسوء نواياهم حق المعرفة.
ولكن حتى متى الانتظار؟ إن تأخير العدالة هو في حد ذاته ظلم كبير..

Önce 28 şubat mağduru oldukları söylendi...şimdi de fetö mağduru oldukları...onlar için ise kimin mağduru olduklarının b...
10/09/2016

Önce 28 şubat mağduru oldukları söylendi...şimdi de fetö mağduru oldukları...onlar için ise kimin mağduru olduklarının bir önemi yok artık. Çünkü tartışma konusu olmak değil, özgürlüklerine kavuşmak istiyorlar...
21 EYLÜLDE ÖZGÜR OLMAN DİLEĞİ İLE

قالوا عنهم أنهم ضحية أحداث 28 شباط والآن يقولون أنهم ضحية جماعة فتح الله غولن، أما المعتقلون ظلمًا فلا يبالون بالطرف الذي ضحى بهم، إنهم لا يريدون أن يتحولوا إلى موضوعات تطرح للجدل، ما يتطلعون إليه هو العدالة و الفكاك من القيد، على أمل استنشاق نسيم الحرية في الحادي والعشرين من أيلول..

Once, they were victims of the 28th of February Coup. Now, it is said that they are in fact victims of Gulen’s Movement. As for them, they really don’t care who they fell victim to. They do not want to turn into a controversy. What they look forward to is simply Justice and an Unshackling of chains, a chance to sniff Freedom on the 20th of September.

21/08/2016

Address

Ankara

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Bahaa için adalet - Justice for Bahaa" posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Bahaa için adalet - Justice for Bahaa":

Share