Özer & Özer Avukatlık ve Arabuluculuk

Özer & Özer Avukatlık ve Arabuluculuk Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Özer & Özer Avukatlık ve Arabuluculuk, Lawyer & Law Firm, İzmir 1 Caddesi no: 31 Kat: 8 Büro: 51 Kızılay/Ankara, Ankara.

Başta Ankara olmak üzere Türkiye'nin her yerinde ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'nde (İHAM'da) sizi temsil eder; hukuki sorunlarınızın çözümünde size yardımcı olur.

“Ankara’da hakimler varmış” dedirten güzel bir karar: 07/08/2025 tarihli RG'de yayınlanan AYM Genel Kurulu'nun 2019/4124...
12/05/2026

“Ankara’da hakimler varmış” dedirten güzel bir karar:

07/08/2025 tarihli RG'de yayınlanan AYM Genel Kurulu'nun 2019/41241 başvuru no'lu, 25/02/2025 tarihli FİKRET ASLAN başvurusunda 25 yılını devlet memuru olarak geçirenlere emeklilik ikramiyesi verilmesine rağmen, hizmet birleşmesi (örnk. 23 yıl devlet memuru, 2 yıl işçi vb) nedeniyle emeklilik ikramiyesi verilmemesi üzerine yapılan bireysel başvuruda Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 10. maddesinde güvence alınan ayrımcılık yasağının İHLAL EDİLDİĞİNE dair kararını gerekçe göstererek açtığım davada idare mahkemesi davanın kabulüne karar vererek; davacının 5510 sayılı Yasanın 4/1-(c) bendine (5434 sayılı Yasa) tabi fiili hizmetlerine karşılık yoksun kaldığı emeklilik ikramiyesinin ödenmesine karar verdi.

10/05/2026

Ceza yargılamasında savunma hakkının güvence altına alınması, hukuk devletinin temel ilkelerindendir. Savunma, ceza adaletinin hakkaniyete uygun olarak gerçekleşmesini sağlayan unsurlardan biridir (AYM, E.2018/73, K.2019/65, 24/7/2019, § 18).

01/04/2026

ADALET BAKANI AKIN GÜRLEK, E-AVUKAT UYGULAMASININ HİZMETE ALINACAĞINI DUYURDU

25.03.2026

Adalet Bakanı Akın Gürlek, adalet hizmetlerinde dijital dönüşüm sürecini geliştirmeye devam ettiklerini belirterek “Yenilikçi e-Avukat uygulamamızı kullanıma açıyoruz.” dedi.

Bakan Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda e-Avukat uygulamasının hizmete başlayacağını duyurdu. e-Avukat uygulamasının dijital ortamdan hükümlü ve tutukluların avukatlarıyla görüşmesine imkan sağlayacağını belirten Bakan Gürlek’in mesajı şu şekilde:

“Adalet hizmetlerinde dijital dönüşüm sürecini geliştirmeye devam ediyor; yenilikçi e-Avukat uygulamamızı kullanıma açıyoruz. Hükümlü ve tutuklular, sunulan bu ek imkân sayesinde yüz yüze görüşmeye ihtiyaç duymadan avukatlarıyla görüntülü görüşebilecek.

Görüşmeler, toplamda 30 dakika olmak kaydıyla haftada en fazla iki kez yapılabilecek.

Yargı hizmetlerinde erişilebilirliği daha da artırarak, vatandaşlarımızın adalete erişimini kolaylaştıracak adımları atmaya devam ediyoruz.”

DİJİTAL DÖNÜŞÜMDE YENİ HİZMET: E-AVUKAT

Akıllı Teknolojilerin Ceza İnfaz Kurumlarına Entegrasyonu Projesi (ACEP) kapsamında geliştirilen e-Avukat uygulaması hükümlü ve tutuklulara avukatlarıyla görüntülü görüşme imkanı sunuyor.

Avukatlardan yoğun talep alan e-Avukat uygulaması kapsamında yapılan görüşmeler ceza infaz kurumu görevlileri tarafından izlenebilecek ancak dinlenemeyecek. Haftalık 2 arama ile toplam 30 dakika ile sınırlandırılacak görüşmeler yalnızca hükümlü ve tutuklular tarafından başlatılabilecek. e-Avukat kapsamında görüşmeler, hafta içi 09.00-17.00 saatleri arasında yapılabilecek.

Terör, çıkar amaçlı suç grubuna mensup tutuklu ve hükümlüler, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası hükümlüleri, haklarında 5275 sayılı Kanun’un 9/3. maddesi uygulananlar e-Avukat uygulamasından faydalanamayacak.

PİLOT UYGULAMA ANKARA’DA BAŞLATILACAK

Avukatların yapılması doğrultusunda yoğun şekilde talep ettiği e-Avukat uygulaması pilot olarak Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde, Ankara 2 Nolu Barosu’na kayıtlı avukatlarla başlatılacak. Pilot uygulama sürecinin ardından elde edilecek çıktılarla sistemin ülke genelinde yaygınlaştırılması hedefleniyor

02/01/2026

CİMER’e 5,5 milyon başvuru:

Devlet–millet iletişiminin önemli bir köprüsü olan Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER), 2025’te 5,5 milyon başvuru alarak vatandaşla güçlü iletişimini sürdürdü ve başvuruların %96,8’ine yanıt verdi.

11. YARGI PAKETİ DÜZENLEMELERİRESMİ GAZETE'DE YAYIMLANDIDün TBMM'de kabul edilen ve bugünkü Resmi Gazete'de yayımlanan 1...
25/12/2025

11. YARGI PAKETİ DÜZENLEMELERİ
RESMİ GAZETE'DE YAYIMLANDI

Dün TBMM'de kabul edilen ve bugünkü Resmi Gazete'de yayımlanan 11. Yargı Paketinde;

🔸️7 madde ile avukatlık disiplin sistemi yenilendi,
🔸️nitelikli dolandırıcılık suçları yargılaması asliye ceza mahkemelerine devredildi,
🔸️akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri,
🔸️sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenen hakaret suçunun ön ödeme kapsamına alınması,
🔸️taksirli suçlar ve örgüt suçlarında cezaların artırılması,
🔸️BAM'ların bozma yetkilerinin genişletilmesi,
🔸️ icra ihalelerinin feshi talebine teminat zorunluluğu getirildi.

🔸️Diğer maddeler trafik, siber suç, açık hat, GSS affı ve infaz düzenlemelerini içeriyor.

❗️31 Temmuz 2023 öncesinde işlenen suçlara infaz indirimini içeren 27. madde, deprem suçları kapsam dışına alınarak kabul edildi.

7571 sayılı Türk Ceza Kanunu İle Bazı Kanunlarda ve, 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun metni👇🏻
resmigazete.gov.tr/eskiler/2025/1…

11/12/2025

Hukuku, adaleti içselleştirmek…

15
Hak, hukuk, adalet, demokrasi ve insan hakları gibi ilkeler; insanın sevme ya da nefret etme kapasitesine, kişisel yakınlıklara, siyasi aidiyetlere ya da ideolojik akrabalıklara göre eğilip bükülebilecek kavramlar değil. Bu ilkeler, içine kişisel duygular girdiğinde anlamlarını, değerlerini yitirir; çünkü “hak”, sahibinin kimliğinden değil insan oluşundan kaynaklanır. Tam da bu yüzden ilkelere sadakat ve ilkesel duruş çok büyülüdür ama bir o kadarda zordur. Ülkemizde ne yazık hamasi bir söylem olmanın ötesine geçemese de hamasi ‘mazlumum kimliğine, kişiliğine, inancına, ideolojik mahallesine bakılmaz’ ilkesi tam olarak bu nedenle vardır.

Siyasi ve ideolojik hatların sert bir şekilde keskinleştiği toplumlarda, karşı taraftan birinin “hakkını, hukukunu savunmak” sadece ilkesel bir tutum değil, insanı kendi mahallesiyle karşı karşıya getiren, ağır bedelleri olan, cesaret isteyen bir davranıştır. Böyle durumlarda mahalle baskısı neredeyse refleks düzeyinde harekete geçer cevabını istemedikleri “sana mı kaldı?” sorusuyla bir karabasan gibi insanın üzerine çökerler. İtirazın içeriği değil, kimin adına yapıldığı sorgulanır. İşaret ettiğiniz hukuksuzluğa, sözün doğruluğuna bakılmaz, aidiyet sorgulanıyor, tartılıyor.

Yıllardır yerimizde saymamızın, aynı kısır döngünün içinde yeniden ve yeniden sürüklenmemizin temelinde de tam olarak bu yatıyor: Karşı tarafın uğradığı haksızlıklara gözlerini kapat, yalnızca kendi mahallelinin acısına ses ver, uğradığı haksızlığa sesini yükselt, adalet mağduru senin mahallendense, senin partilinse itiraz et, protesto et, sahip çık anlayışı. Buna dair elbette böyle bir yazılı kural yok; fakat tam da bu yüzden mesele daha ağır. Kuşaktan kuşağa miras olarak devredilen, öğrenilen, alışkanlık haline gelen bir anlayışın hakim olması vahim olan. Çünkü yazılı bir kural olsaydı, bir yasak olsaydı iki satırla değiştirilirdi. Kuşaktan kuşağa aktarılan kökleşmiş, yerleşmiş, kronikleşmiş bir alışkanlığı, anlayışı dönüştürmek çok güç.

***

İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu’nun, kendi kişisel hikâyesinden yola çıkarak kaleme aldığı “Dortmund’daki ‘Vatan Haini Köpekler’ ve Fatih Altaylı’nın hukukunu savunmak” başlıklı, gazetemizde yayımlanan yazısı ülkemizdeki bütün taraflara ayna tutması ve yüzleşme imkânı sunması bakımından son derece kıymetliydi.

Mustafa Yeneroğlu ülkemizdeki tipik siyasetçi ezberlerini bozan, eleştirilerini, itirazlarını politik konjonktüre göre ayarlamayan, kim olursa olsun, kendine taban tabana zıt görünen kesimlerin hukukunu net bir şekilde savunan, hukuksuzluklara karşı çıkan, hukukun üstünlüğü ilkesini kendisine kırmızı çizgi kabul eden ender siyasetçilerimizden biri. Giderek ağırlaşan adaletsizlikleri vicdani bir yükümlülük haline getiren bir isim.

Yazısını okumadıysanız mutlaka ama dikkatle okuyun. Sık sık cezaevlerine ziyaretler yapan Yeneroğlu, yazısında gazeteci Fatih Altaylı’ya yaptığı ziyarete dostlarından gelen tepkiler üzerinden, kendisinin hukuku, adaleti içselleştirme, hazmetme hikayesini, öfkesini nasıl adalet arayışına dönüştürdüğünü anlatıyor:

“Henüz 21 yaşında, idealleri peşinde koşan bir hukuk öğrencisi olarak IGMG’de sorumluluk alıyor, Avrupa’daki Müslüman toplumu için çalışıyordum. Dortmund’daki stadyumda 50 bini aşkın insanın katıldığı, coşkunun dorukta olduğu büyük bir kongre düzenlemiştik; Erdoğan da dahil birçok isim tribünlerdeydi.

“1997 yılında aynı zamanda Avrupa’daki Müslüman toplumunun sesi olmaya çalışan IGMG (İslam Toplumu Milli Görüş) bünyesinde yöneticiydim. 28 Şubat döneminin o boğucu, o kurşun gibi ağır havasını soluduğumuz, dindarların sadece kamusal alandan değil, neredeyse hayatın olağan akışından tasfiye edilmek istendiği dönemler. 14 Haziran’da Borussia Dortmund stadında o gün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere birçok siyasetçinin yer aldığı, 50 binden fazla insanın katıldığı bir kongre organize etmiştik. Biz Dortmund’da dayanışma duygusunu yaşarken, Türkiye’den gelen manşetler zehir saçıyordu. Hürriyet’teki köşesinde Fatih Altaylı, o kalabalığı—yani ailemi, dostlarımı, arkadaşlarımı—“vatan haini köpekler” diye hedef almış, bizi “mide bulandıran sinekler” olarak nitelendirmişti.

O genç yaşımda hissettiğim öfkeyi tarif etmem imkânsız. Bu, sadece bir hakaret değil, bizi insan yerine koymayan, bizi “yok edilmesi gereken bir ur” gibi gören o “üstenci” zihniyetin en çiğ tezahürüydü. Genç yaşta uğradığım o ağır hakaret, aslında bizi insan yerine koymayan bir zihniyetin çıplak yüzüydü; yıllarca içimde taşımıştım. Aradan çeyrek asır geçti ve kaderin yönü değişti: Bugün Fatih Altaylı cezaevinde, ben ise öfkemi adalet arayışına dönüştürmüş bir hukukçu olarak onu iki kez ziyaret ettim.”

Yeneroğlu’nun “öfkemi adalet arayışına dönüştürdüm” sözü önemli. Çünkü nasıl bir insan olacağımızı tercihlerimiz belirliyor. Seni insan yerine koymayan, o üstenci zihniyetin sana yaptığı muameleden “öfkeli, nefret kusan bir insan olarak” çıkmak da bir tercih… Adaletli, vicdanlı bir insan olarak yaşamına devam etmek de bir tercihtir.

Nasıl bir insan olacağımızı, kişiliğimizi ve karakterimizi belirleyen şey, yaptığımız tercihlerdir. Yeneroğlu’nun sözlerini okurken, Viktor E. Frankl’ın “İnsanın Anlam Arayışı” kitabında sarsıcı bir dille yazdığı satırlar aklıma geldi. Uzun süre açlık, şiddet, ölüm tehdidi ve insanlık onurunun yok edildiği Auschwitz kampında kalan Viktor E. Frankl şöyle yazmıştı:

“İnsan karakterini koşullar değil, koşullara verdiği tercihler ve tavırlar belirler; çünkü insan her gün kendini yeniden seçer. Adaletsizliğin mağduru olanlar, uygulayıcısı olmak zorunda değildir… Kendilerine yanlış yapılmış olsa bile kimsenin yanlış yapma hakkı olmadığına dair sağduyunun gelişmesi mümkündür.”

***

Yeneroğlu, ziyaretinde Altaylı’nın yüzüne geçmişi hatırlatmadığını, çünkü o an karşısında eski kibrinden çok, hukuksuzluğun mağdur ettiği bir insan gördüğünü anlatıyor. Ve şu sorgulaması oldukça kıymetli:

“Biz adaleti sadece sevdiklerimiz, sadece ‘bizden’ olanlar, sadece bizim mahallenin çocukları için mi istiyoruz? Yoksa adalet, tıpkı Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi; “Düşmanınız dahi olsa, ona yapılan haksızlığa karşı çıkmak” mıdır?

Dindar-muhafazakâr camianın bugün vermesi gereken asıl sınav budur: Güç elimize geçtiğinde, “rövanş” mı alacak, zorba bir rejim mi kuracak, yoksa bir daha kaybedilmemek üzere, herkesin emin olduğu “adalet”i mi tesis edecektik?”

AK Partili bütün siyasetçilerin yüzleşmesi gereken soru budur… Yirmi üç yıl önce adalet talebinin omuzlarında yükselen, hukuku tesis etme vaadiyle iktidara gelen bir siyasi hareket, nasıl oldu da bugün—üstelik 23 yıl öncesini aratır hâle gelecek ölçüde—hukuksuzluk döngüsünün üreticisine, toplumun bütün katmanlarına yayılan adaletsizliklerin müsebbibine dönüştü?

Cevap çok basit aslında. Hukuku, adaleti içselleştiremediği, hazmedemediği için. AK Parti iktidarının dindar siyasetçilerinin inandıkları din kendilerine ‘adaleti, hakkı, hukuku, insan onurunu’ emretmesine rağmen içselleştiremediler. Oysa adalet, hukuk kavramlarını en çok onların içselleştirmeleri gerekirken… Cumhurbaşkanı Erdoğan 23 yıl boyunca iktidarda kalmayı başardı. Siyasi iktidarlar içerisinde aralıksız en fazla iktidarda kalan bir siyasi parti. Cumhurbaşkanı Erdoğan hiçbir siyasi lidere, iktidara nasip olmayan gücü elde etmeyi başardı.
Ama AK Partili siyasetçiler maalesef geçmişte yaşadıkları adalet mağduriyetlerinin kendilerinde oluşturduğu öfkeyi adalete, hukuku tesis etmeye dönüştüremediler. Bu ülkede kimseyi sevmek zorunda değilllerdi ama herkes için adaleti tesis edebilirlerdi. Bunu başaramadılar maalesef.

Adalette söylemden, popülizmden öteye geçemediler. Adalet, hukuk, demokrasi siyasi araç olmanın ötesinde bir anlam ifade edemedi AK Parti iktidarının siyasetçileri için…

Yazımı Yeneroğlu’nun şu sözleriyle bitireyim:

“Adalet, ancak “ötekinin” hakkını, en az kendi hakkın kadar, en az kardeşinin hakkı kadar kutsal bildiğinde yerini bulur. Gerisi, kabilecilikten, değer yargılarından yoksun kimlikçilikten ibarettir.
Ve Türkiye, bu kabile ve kimlik kavgasından çok yoruldu.”

10/12/2025

“İnsanlık kocaman bir ailedir.”

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi

10 Aralık 1948

Başlangıç
İnsanlık ailesinin bütün üyelerinin doğal yapısındaki onuru ile eşit ve devredilemez haklarını tanımanın dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğunu,

İnsan haklarını göz ardı etmenin ve hor görmenin, insanlığın vicdanında infial uyandıran barbarca eylemlere yol açtığını ve insanların korku ve yoksunluktan kurtulması, konuşma ve inanma özgürlüğüne sahip olacağı bir dünyanın ortaya çıkmasının sıradan insanların en yüksek özlemi olarak ilan edilmiş bulunduğunu, insanın zorbalık ve baskıya karşı son çare olarak başkaldırmak zorunda kalmaması için, insan haklarının hukukun egemenliğiyle korunmasının önemli olduğunu,

Uluslar arasında dostça ilişkiler geliştirmenin önemli olduğunu,

Birleşmiş Milletler halklarının, Birleşmiş Milletler Kuruluş Belgesinde, temel insan haklarına, kişinin onuruna ve değerine, erkekler ile kadınların hak eşitliğine olan inançlarını teyit ettiklerini ve daha geniş özgürlük içinde toplumsal gelişme ve daha iyi bir yaşam düzeyini sağlamaya kararlı olduklarını,

Üye Devletlerin, Birleşmiş Milletlerle işbirliği içinde, insan haklarının ve temel özgürlüklerin evrensel olarak saygı görmesi ve gözetilmesini sağlamayı taahhüt ettiklerini,

Bu hak ve özgürlüklerde ortak bir anlayışa sahip olmanın, bu taahhüdün tam olarak gerçekleşmesi için büyük önem taşıdığını göz önüne alarak,

Genel Kurul,
Bütün halklar ve uluslar için bir ortak başarı ölçüsü olarak bu insan Hakları Evrensel Bildirgesini ilan eder; öyle ki,

Her birey ve toplumun her organı bu Bildirgeyi daima gözönünde bulundurarak, bu hak ve özgürlüklere saygının yerleşmesini amaçlayan eğitim ve öğretim yoluyla; ve hem üye Devletlerin halklarında hem de egemenlikleri altındaki halklarda bu hak ve özgürlüklerin evrensel ve etkin olarak tanınmasını ve gözetilmesini amaçlayan ulusal ve uluslararası tedrici önlemler alarak çaba göstersinler.


02/12/2025

Kamuoyunda 11. Yargı Paketi olarak bilinen TCK ve Diğer Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun teklifi 27/11/2025 tarihinde TBMM Başkanlığı'na sunulmuştur. 38 maddeden oluşan kanun teklifinin en önemli maddesi 27. madde olup; bu teklifin yasalaşması halinde 50.000 - 55.000 civarında hükümlünün yararlanması öngörülmektedir.
5275 sayılı CGTHK Geçici Madde 10- (Ek: 14/7/2023-7456/15 md.)
...
(6) Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar hariç olmak üzere, 31/7/2023 "tarihi ve öncesinde işlenmiş suçlar nedeniyle" kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerden, toplam hapis cezası on yıldan az ise bir ayını, on yıl ve daha fazla ise üç ayını bu kurumlarda geçirip ilgili mevzuat uyarınca açık ceza infaz kurumlarına ayrılmasına üç yıl veya daha az süre kalanlar, bu şartların oluştuğu tarih itibarıyla açık ceza infaz kurumlarına ayrılabilir. Bu hükümlüler ile 31/7/2023 "tarihi ve öncesinde işlenmiş suçlar nedeniyle açık ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler," talepleri hâlinde en az üç ay açık ceza infaz kurumunda kalmış olmak şartıyla ilgili mevzuat uyarınca cezaların denetimli serbestlik tedbiri altında infazı uygulamasından üç yıl erken yararlandırılır.

11. YARGI PAKETİ
MADDE 27-13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun geçici 10 uncu maddesinin altıncı fikrasında yer alan "tarihi itibarıyla" ibaresi "tarihi ve öncesinde işlenmiş suçlar nedeniyle" ve "tarihinde geçici 9 uncu maddenin altıncı fikrası kapsamında açık ceza infaz kurumunda bulunan hükümlüler," ibaresi "tarihi ve öncesinde işlenmiş suçlar nedeniyle açık ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler," şeklinde değiştirilmiş, yedinci ve sekizinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.

GEREKÇESİ
MADDE 27- Maddeyle, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun geçici 10 uncu maddesinde düzenleme yapılmaktadır. Maddenin altıncı fıkrasında yapılan değişiklikle, 31/7/2023 tarihi itibarıyla kapalı ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin yararlanabildiği daha erken açık ceza infaz kurumuna ayrılma ve/veya denetimli serbestliğe ayrılma düzenlemesinden, 31/7/2023 tarihi ve öncesinde işlenmiş suçlar nedeniyle hükümlü olanların yararlanabilmesi sağlanmaktadır.
Buna göre, 31/7/2023 tarihi ve öncesinde işledikleri suçlar nedeniyle türüne bakılmaksızın kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan ve fikrada yer alan koşulları sağlayan hükümlüler bu imkândan yararlanabilecek ve hükümlünün 31/7/2023 tarihi itibarıyla ceza infaz kurumunda bulunması koşul olarak aranmayacaktır. Dolayısıyla 31/7/2023 tarihi ve öncesinde işlenen suçlar nedeniyle 3 yıl daha erken açık ceza infaz kurumuna ve/veya denetimli serbestliğe ayrılabilme imkânı tanınmaktadır. Böylelikle, aynı veya daha önceki tarihte işlenmiş suçlar dolayısıyla yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar bakımından hükümlüden kaynaklanmayan nedenlerle meydana gelen gecikmelerin sonucundan hükümlünün olumsuz
etkilenmemesi ve infaz adaletinin sağlanması amaçlanmaktadır. Belirtmek gerekir ki, altıncı fikrada yer alan düzenlemenin hükümlünün aleyhine sonuçlar doğurduğunun tespiti halinde altıncı fıkrada yer alan düzenleme uyarınca işlem yapılmayacak, genel hükümlere göre işlem tesis edilecektir. Diğer yandan, açık ceza infaz kurumlarında bulunma koşulu bakımından hükümlünün Kanunun 14 üncü maddesi uyarınca doğrudan açık ceza infaz kurumuna alınması ile kapalı ceza infaz kurumundan açık ceza infaz kurumuna ayrılması arasında herhangi bir farklılık bulunmamaktadır. Dolayısıyla daha erken denetimli serbestliğe ayrılma düzenlemesinden açık ceza infaz kurumlarında bulunan ve fikrada yer alan şartları sağlayan hükümlüler yararlanabilecektir.
Ayrıca, maddenin altıncı fıkrasında yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlamak amacıyla maddenin yedinci ve sekizinci fıkraları yürürlükten kaldırılmaktadır.

Şu anda TBMM'de bulunan bu teklifin yasalaşması halinde 50.000 - 55.000 civarında hükümlünün yararlanması öngörülmektedir. 02/12/2025

Av. Mesut ÖZER

01/12/2025

Deprem sonucunda taşınmazın yıkılması nedeniyle uğranılan zararların tazmini talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, kuralın iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuştur.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ

Kanun'un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 1. maddesi şöyledir:

“Kanuni faiz

Madde 1 – (Değişik : 21/4/2005 - 5335/14 md.)

Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık yüzde oniki oranı üzerinden yapılır.

Cumhurbaşkanı, bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir.”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 1/2/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Fatih TORUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Sınırlama Sorunu

3. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması hâlinde bu hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.

4. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 3095 sayılı Kanun’un 1. maddesinin iptalini talep etmiştir.

5. Bakılmakta olan davanın konusunu, deprem sonucunda taşınmazın yıkılması nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararların idarelerden tazmini talebi oluşturmaktadır.

6. Anılan Kanun’un itiraz konusu 1. maddesinin birinci fıkrasında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na göre faiz ödenmesi gereken hâllerde miktarı sözleşmeyle tespit edilmemişse bu ödemenin yıllık yüzde on iki oranı üzerinden yapılacağı hükme bağlanmış; ikinci fıkrasında ise Cumhurbaşkanının bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkili olduğu belirtilmiştir.

7. Bu bağlamda itiraz konusu kural sözleşmeden kaynaklanan borç ilişkilerinin yanı sıra haksız fiil veya sebepsiz zenginleşme gibi sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri yönünden de geçerli, ortak kural niteliğindedir.

8. Bakılmakta olan davanın konusu gözetildiğinde kuralın esasına ilişkin incelemenin sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri yönünden yapılması gerekir.

B. Anlam ve Kapsam

9. Faiz, alacaklının talep etmeye yetkili olduğu bir miktar paradan yoksun kalmasına karşılık olarak mahrum kalınan süreye bağlı olarak ödenmesini talep edebileceği miktardır. Bir başka yönüyle faiz; alacaklının zararını karşılama işlevi olan, edimini taahhüdüne uygun biçimde, süresinde, muaccel borcunu vadesinde ödemeyen borçlunun bu süreden yararlanması sonucunda alacaklı lehine doğan nakdi bir ödentidir (AYM, E.1997/34, K.1998/79, 15/12/1998).

10. Bu bağlamda gerek ticari işlerde gerekse ticari olmayan işlerde herhangi bir şekilde faiz alacağının doğduğu durumlarda anaparaya hangi oranda faiz uygulanacağı hususunun sözleşmede kararlaştırılmaması hâlinde anapara faizi ve temerrüt faizine ilişkin oranlar 3095 sayılı Kanun’la belirlenmiştir. Bunun yanı sıra kanundan kaynaklanan faize ilişkin oranlar yönünden de anılan Kanun’un hükümleri uygulanmaktadır.

11. Kanuni faiz oranı, 3095 sayılı Kanun’un itiraz konusu 1. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında 6098 ve 6102 sayılı Kanunlara göre faiz ödenmesi gereken hâllerde miktarı sözleşmeyle tespit edilmemişse bu ödemenin yıllık yüzde on iki oranı üzerinden yapılacağı hükme bağlanmış; ikinci fıkrasında ise Cumhurbaşkanının bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkili olduğu öngörülmüştür.

12. Bu kapsamda kanuni faiz oranı 20/5/2024 tarihli ve 8485 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile 1/6/2024 tarihinden geçerli olmak üzere yıllık yüzde yirmi dört olarak belirlenmiş olup hâlen uygulanan kanuni faiz oranı yüzde yirmi dörttür.

13. Kuralda öngörülen kanuni faiz oranı sözleşmeden kaynaklanan borç ilişkilerine uygulanabildiği gibi haksız fiilden veya sebepsiz zenginleşmeden ya da -yargı uygulamaları gözetildiğinde- kamu hukukundan kaynaklanan borç ilişkileri bakımından da geçerlidir. Bu bağlamda kural sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri yönünden incelenmiştir.

C. İtirazın Gerekçesi

14. Başvuru kararında özetle; faizin alacaklının alacağını kullanamamasından dolayı kendisine ödenen bir karşılık olduğu, enflasyonun nispeten yüksek olduğu dönemlerde faiz oranı ile enflasyon oranı arasında büyük farkların oluşması ihtimalinin bulunduğu, itiraz konusu kuralda öngörülen faiz oranının enflasyonist bir ortamda yeterli düzeyde olmadığı, bununla birlikte kuralda paranın değer kaybının önlenmesi bakımından herhangi bir güvenceye yer verilmediği, Cumhurbaşkanına tanınan faiz oranını artırma yetkisinin de paranın değer kaybının önlenmesi açısından yeterli olmadığı, bu yönüyle kuralın mülkiyet hakkını, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkelerini ihlal ettiği, mevduat faizi, kredi ve kredi kartı faizleri, bankalar tarafından alınan ek hesap faizi, ticari işlere uygulanan avans faizi ile devletin vatandaşlardan olan alacaklarına uygulanan gecikme faizi ve gecikme zammı oranlarının kanuni faizden çok daha yüksek olmasının eşitsizliğe neden olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 35., 36., 125. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Ç. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

15. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40. maddesi yönünden de incelenmiştir.

16. Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” denilmektedir.

17. Anayasa'nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ile fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri [2. B.], B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).

18. Faiz alacağı, asıl alacağa bağlı ferî bir alacak olduğundan ancak ortada bir para alacağının bulunduğu durumlarda söz konusu olabilmektedir. 3095 sayılı Kanun’un itiraz konusu 1. maddesinde kanuni faiz uygulanacağı öngörülen parasal alacakların Anayasa’nın 35. maddesi anlamında mülk teşkil ettiği açıktır.

19. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesinin birinci fıkrasında Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkesin yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahip olduğu hüküm altına alınmıştır. Anılan hükme göre kişilerin yargı makamları ile idari makamlar önünde haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması anayasal bir zorunluluktur. Bu zorunluluk, temel hak ve özgürlüğü ihlal edilen ya da ihlal edildiğini iddia eden kişilerin ilgili yargı veya idari merciler nezdinde şikâyetlerini dile getirmesi hususunda devlete gerekli ve yeterli mekanizmaları oluşturarak uygun koşulları sağlama yükümlülüğü getirmektedir (AYM, E.2019/102, K.2019/99, 25/12/2019, § 16; E.2021/46, K.2022/47, 21/4/2022, § 15; E.2022/141, K.2023/17, 25/01/2023, § 17; E.2023/134, K.2023/209, 30/11/2023, § 17).

20. Bu çerçevede Anayasa’nın anılan maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, etkili, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânının sağlanmasını teminat altına almaktadır (AYM, E.2019/102, K.2019/99, 25/12/2019, § 17; E.2021/46, K.2022/47, 21/4/2022, § 16; E.2022/141, K.2023/17, 25/01/2023, § 18).

21. Pozitif yükümlülükleri nedeniyle devletin, mülkiyet hakkı bakımından koruyucu ve düzeltici bazı önlemler alması gerekir. Koruyucu önlemler mülkiyete müdahale edilmesini önleyici, düzeltici önlemler ise müdahalenin etkilerini giderici, diğer bir ifadeyle telafi edici yasal, idari ve fiilî tedbirleri kapsamaktadır. Mülkiyet hakkına müdahalenin doğurduğu olumsuz sonuçların mümkünse eski hâle döndürülmesi, mümkün değilse malikin zarar ve kayıplarının telafi edilmesini sağlayan idari veya yargısal birtakım hukuki mekanizmaların oluşturulması devletin pozitif yükümlülüklerinin bir gereğidir (AYM, E.2023/117, K.2023/121, 13/07/2023, § 15; E.2018/77, K.2023/105, 31/05/2023, § 323; E.2023/134, K.2023/209, 30/11/2023, § 19; Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri A.Ş. [2. B.], B. No: 2014/8649, 15/2/2017, §§ 46, 48).

22. Bu kapsamda mülkiyet hakkı ile bağlantılı olan kuralla Anayasa’nın 40. maddesi kapsamında devletin bu hakkın korunmasıyla ilgili gerekli koşulları sağlama fonksiyonunu ne ölçüde yerine getirildiğinin değerlendirilmesi gerekir.

23. Ekonomilerde bir değişim vasıtası olan para; çeşitli ticari, sınai, zirai ve benzeri faaliyetlerde kullanılmakla sahibine kazanç, kira, nema gibi yararlar sağlayan ekonomik bir değerdir. Paranın sahibi dışındaki kişi ve kuruluşlarca kullanılması, sahibinin bu ekonomik değerden mahrum bırakılması sonucunu doğurmasının yanında enflasyon etkisinde olan ekonomilerde değerini yani alım gücünü enflasyon oranına bağlı olarak yitirmesine neden olur (ANO İnşaat ve Ticaret Ltd. Şti. [GK], B. No: 2014/2267, 21/12/2017, § 70). Diğer bir ifadeyle alacaktan mahrum kalınan sürede enflasyon nedeniyle paranın değerinde oluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanma imkânı da ortadan kalkmaktadır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, 10/2/2011).

24. Bu sebeple devletin hak edildiği hâlde alınamayan bir miktar paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi edecek mekanizmaları geliştirmesi gerekir (AYM, E.2022/83, K.2023/69, 5/4/2023, § 19). Paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi edecek mekanizmaların geliştirilmesi paranın değerini sürekli olarak kaybettiği enflasyonist dönemlerde ayrı bir önem kazanır; zira hak edildiği hâlde alınamayan bir miktar paranın satın alma gücü, dönem sonunda enflasyon oranında azalmış olacaktır.

25. Faiz ekonomik açıdan paranın fiyatıdır. Herhangi bir kimse kendisine ait olmayan bir parayı -hangi isim altında olursa olsun- belli bir süre kullandığında paranın asıl sahibine ilke olarak faiz ödemekle yükümlüdür. Paranın likidite özelliği onunla her an, her türlü üretim faktörünün, mal ve hizmetinin satın alınabilmesine imkân tanır. Parayı elinde bulunduran kimse bugünkü ihtiyaçlarını karşılayabildiği gibi piyasanın yarına yönelik imkânlarından da yararlanabilir. Elindeki parayı başkasına veren veya kendine belli bir tarihte ödenmesi gereken bir miktar para alacağı olduğu hâlde alacağı ödenmeyen kimse ise bu imkânlardan yararlanamaz (AYM, E.1988/7, K.1988/27, 27/9/1988).

26. Bu itibarla hak edildiği hâlde alınamayan bir miktar paranın değerinde oluşacak aşınma borçlu aleyhine faize hükmedilmek suretiyle kısmen veya tamamen giderilebilir. Ödenen tazminat veya diğer alacak tutarlarının enflasyonun etkilerinden arındırılarak güncelleştirilmesi, diğer bir ifadeyle alacağa hak kazanıldığı tarih ile ödeme tarihi arasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi edecek biçimde faiz uygulanması mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağın enflasyon karşısında değer kaybetmesini önleyebilecek bir araçtır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/87, 19/12/2013, § 42). Bu durumda dönem sonunda paranın asıl sahibine faiz ödenmesi yoluyla sadece belli bir dönem için yapılan fedakârlığın karşılığı değil aynı zamanda söz konusu dönemde paranın satın alma gücündeki kaybı da karşılanabilecektir.

27. Öte yandan enflasyon ve buna bağlı olarak oluşan döviz kuru, mevduat faizi, Hazine bonosu ve devlet tahvili faiz oranlarının anapara ve temerrüt faizi için belirlenen kanuni faiz oranlarının çok üstünde gerçekleşmesi; bu durumdan borçlunun yararlanması, alacaklının ise zarara uğraması sonucunu doğurmaktadır. Zira yüksek enflasyonist ortamlarda parayı elinde bulundurmanın ve çeşitli yollarla değerlendirmenin getirisi para borcunun ödenmesi sırasında ödenecek kanuni faiz oranının çok üzerinde olacağından borçlu borcunu süresinde ödemekten kaçınabilecektir. Para borcunun belirtilen sebeplerle geç ödenmesi alacaklının yoksun kaldığı paranın ödendiği tarihe kadar geçen sürede enflasyon etkisiyle makul olanın ötesinde bir ekonomik kayıp yaşamasına neden olacaktır. Bu durumda ise kamu düzeni bozulmakta, kişi ve toplum güvenliği sarsılmaktadır (benzer değerlendirmeler için bkz. AYM, E.1997/34, K.1998/79, 15/12/1998).

28. Anayasa Mahkemesinin gerek norm denetimi kapsamında gerekse bireysel başvuru kapsamında verdiği çeşitli kararlarında da alacakların mülkiyet hakkı kapsamında olduğu, alacakların geç ödenmesi hâlinde enflasyon oranları altında olmayan bir faiz ödenmesinin bireyin hakları ve kamu düzeni bakımından önem taşıdığı belirtilmiştir (AYM, E.1997/34, K.1998/79, 15/12/1998; E.2022/83, K.2023/69, 5/4/2023, § 21; Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/87, 19/12/2013, § 52; Akel Gıda San. ve Tic. A.Ş. [2. B.], B. No: 2013/28, 25/2/2015, § 46; Abdulhalim Bozboğa [1. B.], B. No: 2013/6880, 23/3/2016, § 58; Ferda Yeşiltepe [GK], B. No: 2014/7621, 25/7/2017, § 29).

29. Dolayısıyla hak edildiği hâlde alınamayan bir miktar paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi etmek amacıyla paranın asıl sahibine faiz uygulanmak suretiyle ödenmesinin öngörüldüğü durumlarda asıl alacağa uygulanacak faiz oranının veya faiz oranının belirlenmesi amacıyla oluşturulan mekanizmaların paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi edecek nitelikte olması ve bu suretle para alacağının enflasyon etkisiyle yitirilen değerinin belli ölçüde de olsa karşılanmasını sağlayacak güvencelerin bulunması gerekmektedir. Zira belirli bir süre yoksun kalınan paranın geri ödenmesi sırasında uygun ve adil bir giderimden söz edilebilmesi için para alacağı değer kaybına uğratılmadan ödenmelidir.

30. Bu bağlamda kuralın birinci fıkrasında kanuni faiz ödenmesi gereken hâllerde bu ödemenin yıllık yüzde on iki oranı üzerinden yapılacağı hükme bağlanmıştır. Bu durumda hak edildiği hâlde alınamayan bir miktar paranın ödeneceği tarihe kadar geçen sürede hak sahibinin enflasyon etkisiyle makul olanın ötesinde bir ekonomik kaybının oluşabileceği açıktır. Bunun yanı sıra kuralın ikinci fıkrasında Cumhurbaşkanına kanuni faiz oranını artırma yetkisi tanınmış ise de söz konusu yetkinin kanuni faiz oranını bir katına kadar artırmaktan ibaret olduğu, bu durumda kuralda belirlenen kanuni faiz oranının Cumhurbaşkanı tarafından en fazla yıllık yüzde yirmi dört oranına çıkarılabileceği anlaşılmaktadır.

31. Bu durumda kuralla borcun geç ödenmesi nedeniyle belli bir oranda faiz ödenmesi öngörülmekle birlikte paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi etmek amacıyla enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğramadan ödenmesini sağlayacak mekanizmaların öngörülmediği, hukuk sisteminde alacağın enflasyon karşısında değer kaybının önlenmesi için etkili bir hukuk yolunun bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

32. Bu itibarla kural, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa’nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkına aykırılık oluşturmaktadır.

33. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 35. ve 40. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamışlardır.

Kural, Anayasa’nın 35. ve 40. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 36., 125. ve 138. maddeleri yönünden incelenmemiştir.

IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU

34. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmiş, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmiştir.

35. 3095 sayılı Kanun’un 1. maddesinin sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri yönünden iptali nedeniyle doğacak hukuksal boşluk, kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.

V. HÜKÜM

4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle değiştirilen 1. maddesinin;

A. Esasına ilişkin incelemenin “Sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri” yönünden yapılmasına OYBİRLİĞİYLE,

B. “Sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Muhterem İNCE ile Ömer ÇINAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

22/7/2025 tarihinde karar verildi.

Belirtilen karar 01/12/2025 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanmıştır.

Address

İzmir 1 Caddesi No: 31 Kat: 8 Büro: 51 Kızılay/Ankara
Ankara
06420

Opening Hours

Monday 09:00 - 18:00
Tuesday 09:00 - 18:00
Wednesday 09:00 - 18:00
Thursday 09:00 - 18:00
Friday 09:00 - 18:00

Telephone

+903124174296

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Özer & Özer Avukatlık ve Arabuluculuk posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Özer & Özer Avukatlık ve Arabuluculuk:

Share