Köybasi HUKUK Bürosu

Köybasi HUKUK Bürosu KÖYBAŞI HUKUK BÜROSU Av. Burcu TUNCEL KÖYBAŞI

Av. Sertuğ KÖYBAŞI


“Her şey kanun yapmaktan ibaret değildir. KEMAL ATATÜRK

Aksine herşey o kanunları uygulamak ve uygulattırmaktan ibarettir. Uygulayan, yerine getiren, daima karar verenden daha kuvvetlidir.”
M.

KENDİSİNDEN HABERSİZ ADINA BİRDEN ÇOK GSM HATTI AÇILAN MAĞDURA, HEM BAYİ HEM DE ŞİRKET MANEVİ TAZMİNAT ÖDEMELİDİR.T.C. Y...
07/06/2021

KENDİSİNDEN HABERSİZ ADINA BİRDEN ÇOK GSM HATTI AÇILAN MAĞDURA, HEM BAYİ HEM DE ŞİRKET MANEVİ TAZMİNAT ÖDEMELİDİR.

T.C. YARGITAY 4. Hukuk Dairesi
Esas No: 2015/6997 Karar No: 2016/5389
ÖZET: Davacı manevi zararının giderilmesi konusunda talebinin kısmen kabulüyle eylem ve dava tarihiyle zararla orantılı paranın satın alma gücü ve ekonomik koşullar, tarafların sosyoekonomik durumları birlikte değerlendirildiğinde davacı yararına 4.000,00.TL.lik manevi tazminata hükmetmek gerekmiş, dava tarihinden itibaren yasal faiz uygulanarak fazlaya ilişkin istemin reddi gerekmiştir.(6098 S. K. m. 56)

Dava ve Karar: Davacı H. K. vekili .. tarafından, davalılar .. Hizmetleri A.Ş. ve diğeri aleyhine 10/06/2014 gününde verilen dilekçeyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 10/09/2014 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalı .. Hizmetleri A.Ş. vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan raporla dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 20.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Dava, manevi tazminat taleplidir.Davacı tarafça verilen dava dilekçesi ile, davalılardan ... AŞ tarafından kendilerine yönelik Adana 6. İcra 2011/7469 sayılı icra takibine girişildiği, bilgileri dışında telefon hatları açılarak borç tahakkuk ettirildiği, itiraz sonucu takibin durdurulduğu, yaptıkları şikayet sonucu Adana 6. ASCM 2012/429-2013/452 E.K. sayılı dosyada diğer davalı A. S. hakkında özel belgede sahtecilik suçundan mahkumiyet kararı verilip kesinleştiği, kendilerinin bilgi ve rızası dışında kimlik bilgileri kullanılarak abonelik sözleşmesi düzenleyen bayii sahibi A. S.'in hukuka aykırı işlemleri nedeni ile iş ve aile hayatında manevi zarara uğranıldığı, davalıların haksız fiilden müteselsil sorumlu olduğu iddiası ile 20.000,00.TL manevi tazminat talep edilmektedir.

Davalılara ayrı ayrı tebligat ve taraf teşkili sağlanmakla davanın reddi savunulmuştur.Dava dilekçesine ekli itiraz dilekçesi, mahkeme ilamları, Yargıtay kararları niteliğindeki belge suretleri incelenmiştir.
Adana 6. icra 2011/7469 sayılı icra takip dosyasıyla Adana 6. ASCM 2012/429- 2013/452 EK. sayılı dosyası da delil olarak getirtilip değerlendirilmiştir.Dosya kapsamı itibarıyla davalılardan A. S.'in haksız eylem niteliğindeki kesinleşen mahkeme kararıyla sabittir.
İcra takip dosyası kapsamı gözetildiğinde davacıya yönelik faturalara dayalı alacak talebinde bulunulduğu da açıktır.

Ceza dosyası kapsamındaki abonelik kayıtları ve sözleşmeler ve bunların dayanakları gözetildiğinde davalılardan .. AŞ'nin savunma ve itirazlarının somut çekişmeye uymadığı, hukuki sınırlar içinde alacak tahsiline yönelik eylemde bulunulduğu, diğer davalının eylemiyle fiili ve hukuksal bağlantı bulunmadığı, haksız saldırıyı kendilerinin gerçekleştirmediği yolundaki itirazlar yerinde bulunmamıştır.

Davalılar arasındaki hukuksal ve eylemli ilişki değerlendirildiğinde ticari nitelikte ve kar amacına dayalı eylemler kapsamında davacıya yönelik icra takibinde bulunulmasına neden olunmakla takibin ilamsız oluşu ve haciz girişiminde bulunulmadığı şeklinde düşünülerek davacının basit bir ödeme emrinin tebliği işleminde bile aile yaşantısının da iş yeri ve çevresinde maddi ve manevi zarar doğuracak şekilde sosyal yaşamında, aile yaşantısında ve iş yaşamında olumsuzluklar yaşayabileceği, haksız tepki ve eleştirilere uğrayabileceği, ilişkilerinin bozulabileceği hayatın olağan gelişimi içinde sık rastlanılan olaylardandır. ceza mahkemesi kararıyla kesinleşmiş sahtecilik eylemlerinde her iki davalının da birbirinin bayilik ilişkileri, abonelik sözleşmelerinin kurulumu ve yürütülüşünde denetim görevinin bulunuşu ve kar paylaşımı unsurları gözetildiğinde davacı zararından her iki davalının sorumlu olduğu görüş ve sonucuna varılmıştır.

Bütün bu nedenlerle davacı manevi zararının giderilmesi konusunda talebinin kısmen kabulüyle eylem ve dava tarihiyle zararla orantılı paranın satın alma gücü ve ekonomik koşullar, tarafların sosyoekonomik durumları, davalı ..A.Ş'nin basiretli bir tacir sorumluluğu zenginleşme aracı olmayacak miktarda bulunuşu, her iki davalı arasındaki hukuksal ilişkilerin kurulup sürdürülmesinde daha özenli davranış gerekliliğini sağlamaya yönelik amaçlar da birlikte değerlendirildiğinde davacı yararına 4.000,00.TL.lik manevi tazminata hükmetmek gerekmiş, dava tarihinden itibaren yasal faiz uygulanarak fazlaya ilişkin istemin reddi gerekmiştir.

EŞİNİ SÜREKLİ OLARAK ÖZEL GÜNLERDE HATIRLAMAMAK VE SOSYAL ORTAMLARDA YALNIZ BIRAKMAK BOŞANMA SEBEBİDİRT.C YARGITAY 2.Huk...
14/02/2021

EŞİNİ SÜREKLİ OLARAK ÖZEL GÜNLERDE HATIRLAMAMAK VE SOSYAL ORTAMLARDA YALNIZ BIRAKMAK BOŞANMA SEBEBİDİR

T.C YARGITAY
2.Hukuk Dairesi
Esas: 2015 / 20218
Karar: 2016 / 13513

ÖZET: Taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Gerçekleşen olaylar karşısında, davalı-karşı davacı kadın da dava açmakta haklı olup kanunun aradığı koşullar kadının davası yönünden gerçekleşmiştir. O halde, davalı-karşı davacı kadının boşanma davasının da kabulüne karar verilmesi gerekir.

Dava ve Karar: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-karşı davacı kadın tarafından, reddedilen boşanma ve ziynet alacağı davaları ile erkeğin kabul edilen boşanma davası yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-karşı davacı kadının ziynet alacağı davasının reddine yönelik temyiz itirazları yersizdir.

2-Davalı-karşı davacı kadının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

Mahkemece, evlilik birliğinin sarsılmasına yol açan olaylarda, davalı-karşı davacı kadının tamamen kusurlu olduğu kabul edilerek, kadının davasının reddine, erkeğin davasının kabulü ile boşanmalarına karar verilmiş ise de; davalı-karşı davacı kadının mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışları yanında, davacı-karşı davalı erkeğin de eşine karşı ilgisiz olduğu, eşini sürekli özel günlerde ve sosyal ortamlarda yalnız bıraktığı ve boşanmaya sebebiyet veren olaylarda, kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Bu halde, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Gerçekleşen olaylar karşısında, davalı-karşı davacı kadın da dava açmakta haklı olup, Türk Medeni Kanununun 166.maddesi koşulları kadının davası yönünden gerçekleşmiştir. O halde, davalı-karşı davacı kadının boşanma davasının da kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde reddi doğru görülmemiştir.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda (2.) bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre yeniden karar verilmesi gerekli hale gelen davacı-karşı davalı erkeğin boşanma davası ve fer'ilerine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, davalı-karşı davacı kadının ziynet alacağı davasına yönelik temyiz itirazlarının ise yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.

KİRACI SÖZLEŞMEYE UYGUN OLAĞAN KULLANMA DOLAYISIYLA OLUŞAN ESKİME VE BOZULMALARDAN SORUMLU OLMAYIP, SADECE KÖTÜ KULLANIM...
20/01/2021

KİRACI SÖZLEŞMEYE UYGUN OLAĞAN KULLANMA DOLAYISIYLA OLUŞAN ESKİME VE BOZULMALARDAN SORUMLU OLMAYIP, SADECE KÖTÜ KULLANIM NEDENİ İLE OLUŞAN ZARARLARDAN SORUMLUDUR.

YARGITAY
3. Hukuk Dairesi
Esas No:2019/5552
Karar No:2020/206
Karar Tarihi: 15.01.2020

Davacı, davalı ile aralarında kira sözleşmeleri bulunduğunu, davalı kiracının 03/01/2011 tarihinde kiralananı tahliye ettiğini, davalının kiralananlarda projeye aykırı birçok değişiklikler yaptığını, kira
sözleşmesinde kiralanan binalardaki her türlü bakım, işletme, onarım ve hasar işlerinin kiracı tarafından karşılanacağının belirtildiği halde kiracının hasarları gidermediğini, bu nedenle mahkeme aracılığıyla zarar miktarı ve onarım süresinin tespit edildiğini, tespit edilen hasar bedeli ile 4 aylık onarım süresi kira bedelinin tahsili amacıyla takip başlatıldığını, davalının haksız yere takibe itiraz ettiğini belirterek, itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, kiralanan taşınmazın İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim görevlilerince yapılan inceleme sonucunda binaya güçlendirme yapılması veya yeniden inşa edilmesi gerektiği yönünde rapor alındığını, binalarda davacı kurumun bilgisi
dışında projeye aykırı imalatlar veya yıkımların yapılmadığını, gerekli bakım ve tadilatların yapıldığını, dava konusu binanın deprem riski dolayısıyla zorunlu olarak boşaltıldığını ve binanın yıkılarak yeniden yapılması gerektiğini belirterek davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın kabulüne, davalının icra dosyasına yapmış olduğu itirazının iptaline, takibin devamına, alacak yargılamayı gerektirdiğinden davacı yararına icra inkâr tazminatı takdirine yer olmadığına karar verilmiş; Hükmün taraflarca temyizi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin tarih 2016/2233 Esas 2016/3110 Karar sayılı ilamı ile davacı vekilinin temyiz dilekçesinin reddine, "Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına ve takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
Davalı vekilinin hor kullanma tazminatına yönelik temyiz itirazlarına gelince; Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 Sayılı T.B.K.’nun 316. maddesi (818 sayılı eski B.K.’nun 256. maddesi) hükmü uyarınca kiracı kiralananı tam bir özenle kullanmak ve aynı kanunun 334. maddesi (818 sayılı BK'nun 266.maddesi) gereğince kiralananı sözleşme sonunda aldığı hali ile kiraya verene teslim etmekle
yükümlüdür. Ancak kiracı sözleşmeye uygun kullanma dolayısıyla oluşan eskime ve bozulmalardan sorumlu olmayıp münhasıran kötü kullanım nedeniyle oluşan zarar ve hasardan sorumludur.
Mahkemece, bilirkişi raporu dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmişse de; Hükme esas alınan tespit raporunda onarım gerektiren işlerin olağan kullanımdan mı kaynaklandığı yoksa kötü
kullanımdan mı kaynaklandığı açık şekilde belirtilmemiştir. Mahkemece, bu husus üzerinde durulup yeniden bilirkişilerden denetime elverişli rapor alınarak davalı kiracının kazanılmış hakları da dikkate alınmak suretiyle hor kullanma tazminatının belirlenmesi gerekirken noksan araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyulmak suretiyle yapılan yargılama neticesinde, davacının davasının kısmen kabulüne, takibin toplam 1.829.326,86 TL asıl alacak miktarı üzerinden ve takip tarihinden
itibaren asıl alacağa 3095 sayılı Yasanın 1, 2/1. Maddeleri uyarınca hesaplanacak yasal temerrüt faizi ile birlikte tahsili için takibin devamına karar verilmiş; Hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-) Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına ve takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2-) Mahkemece yargılama sırasında alınan ve karara dayanak yapılan 27/04/2018 tarihli bilirkişi kurulu raporu incelendiğinde, taraflar arasında birden fazla kiralanana ait kira sözleşmesi
bulunduğuna değinilerek ilk kira sözleşmesinin 01/01/1985 tarihli olduğu, en son ise 01/07/2009 tarihinde otoparka ilişkin kira sözleşmesinin imzalandığı, en eski kira sözleşmesinin yılı ile en son
tarihli kira sözleşmesi yılının toplamının ikiye bölünmesi neticesinde tüm kira sözleşmelerinin ortalama başlangıç yıllarının 1997 yılı olarak kabul edildiği ve bu şekilde yapılan hesaplama sonucunda 14 yıllık yıpranma payının da % 17 oranında olacağı belirtilerek neticeye ulaşıldığı anlaşılmaktadır. Taraflar arasında akdedilen 01/01/1985 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesi ile hastane olarak kullanılmak üzere 3, 4, 5 ve 6 sayılı 4 bölüm blok halindeki binaların, 12/12/1993 başlangıç tarihli ve beş yıl süreli kira sözleşmesi ile 2 bodrum ve 5 normal katlı binanın, 15/01/1996 başlangıç tarihli ve 1 yıl süreli kira sözleşmesi ile 2. blokun bodrum katındaki 1, 2, 3, 4, 5 ve 10 numaralı odaların, 01/01/1996 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesi ile 6. blokun 1. bodrum katının
01/01/1996 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli diğer kira sözleşmesi ile 860 m² barakanın, 01/01/1997 başlangıç tarihli ve 12 ay süreli kira sözleşmesi ile 452 m² radyoterapi makine odalarının, 01/03/2000
başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesi ile kütüphane, konferans salonu ve kemoterapi merkezi alanının kiralandığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. 6098 sayılı T.B.K.nun 316.
(B.K.nun 256) maddesi hükmü uyarınca kiracı kiralananı tam bir özenle kullanmak ve aynı kanunun 334. (B.K.nun 266) maddesi gereğince sözleşme sonunda aldığı hali ile kiralayana teslim etmekle yükümlüdür. Ancak kiracı sözleşmeye uygun olağan kullanma dolayısıyla oluşan eskime ve bozulmalardan sorumlu olmayıp münhasıran kötü kullanım nedeniyle oluşan zarar ve hasardan sorumludur.
Davalının kiralananı kullandığı süre ve kullanma amacı gözetildiğinde olağan kullanımdan kaynaklanan yıpranma ve eskimelerin olacağı kuşkusuzdur. O halde mahkemece alınacak bilirkişi ile hor kullanım nedeniyle oluşan zarar ve hasar belirlenirken her bir kira sözleşmesi ve kiralananın cinsi ve durumu ayrı ayrı değerlendirilerek yine her bir kiralananın kullanım süresi her bir kira sözleşmesine göre ayrı ayrı hesaplanarak kullanım süresi ile orantılı olarak yıpranma payının hesap edilip alacaktan düşülmesi gerekir.

Mahkemece gerçek zararın belirtilen şekilde tespit edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken kira sözleşmelerinin yıl ortalamasının alınması suretiyle hatalı hesaplama yapılan bilirkişi
raporuna dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince davalı yararına
BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nın Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden
itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15/01/2020 gününde oy birliği ile karar verildi.

10/01/2021
SUÇ İŞLENİRKEN BİR DAHA KANIT ELDE ETME OLANAĞI OLMAYACAK ANİ HALLERDE KAYIT ALTINA ALINAN KONUŞMALAR HUKUKA UYGUNDUR. T...
06/01/2021

SUÇ İŞLENİRKEN BİR DAHA KANIT ELDE ETME OLANAĞI OLMAYACAK ANİ HALLERDE KAYIT ALTINA ALINAN KONUŞMALAR HUKUKA UYGUNDUR.

T.C. YARGITAY 4. Ceza Dairesi
Esas No:2017/21973
Karar No:2019/3037
Karar Tarihi: 26.02.2019
SUÇ: Tehdit
HÜKÜM: Beraat
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi, kararın niteliği ile suç tarihine
göre. hüküm kurulurken yasa yolu bildiriminde temyiz süresinin başlangıcının ''tebliğ ve tefhim''
şeklinde yanıltıcı gösterilmesi nedeniyle katılanın temyiz isteğinin süresinde olduğu kabul edilerek ve
katılan ile o yer Cumhuriyet savcısının sanık hakkında tehdit suçundan kurulan beraat hükmüne
yönelik olarak temyiz talebinde bulundukları belirlenerek dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre
yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Türkiye Cumhuriyet Anayasası'nın 20. ve 22. maddelerinde, kişilerin özel yaşamlarının ve
haberleşmenin gizliliği ilkeleri güvence altına alınmış, 38/6. maddesinde, kanuna aykırı olarak elde
edilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği ifade edilmiş, öte yandan uluslararası metinlerden
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesinde özel yaşamın gizliliği korunmuş, 6. maddesinde
de adil yargılanma hakkı düzenlenmiştir. Yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarında, özel
yaşamın gizliliği ilkesine aykırı olarak elde edilen hukuka aykırı delillerin anılan Sözleşme hükümlerine
aykırılık teşkil edeceği kabul edilmiştir, (bkz. 6. madde yönünden 12.7.1988 tarihli Shenk-İsviçre
kararı, prg. 30-48; Dr. Sibel İnceoğlu, Adil Yargılanma Hakkı, 3.B. 2008, s. 291; 8.madde yönünden
26.4.1985 tarihli Malone-İngiltere ve 24.4.1990 tarihli Fransa-Kruslin/ Huoin kararı vd.,
Prof.Dr.Durmuş Tezcan-M.R.Erdem-O.Sancaktar, Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu 2004, s. 384 İç
hukukumuzdaki düzenlemeye gelince, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 206/2-a ve 217/2.
maddelerinde, yasa ve hukuka aykırı delillerin hükme esas alınamayacağı açıklanmıştır.
Öte yandan, önceden yürürlükte bulunan ve ceza yargılamasını düzenleyen 1412 sayılı CMUK'nın
18.11.1992 tarihli ve 3842 sayılı Kanun ile değişik 254/2. maddesinde de, "soruşturma ve kovuşturma
organlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri delillerin hükme esas alınamayacağı” belirtilmiştir.
Anılan Kanun döneminde özel kişilerin elde ettiği deliller hakkında Anayasa Mahkemesinin 22.6.2001
tarihli ve 1999/2 esas, SPK 2001/2 sayılı kararında ise şu saptamalar yapılmıştır: CMUK'nın 254/2.
maddesinde yasaklanan deliller hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerdir. Hukuka aykırılıktan kasıt ise, tüm pozitif hukuk kuralları ile birlikte hukukun kabul edilmiş evrensel ilkelerine aykırılıktır. Bu
anlamıyla yasadışılıktan daha geniş bir içeriğe sahiptir. ... Anayasal haklara ağır bir müdahale söz
konusu ise, özel kişiler tarafından hukuka aykırı bir şekilde elde edilen delillerin de delil yasakları
kapsamına girmesi gerekir. Çünkü delil yasaklarının asıl amacı, temel insan hak ve özgürlüklerini
korumaktır. ...Buna aksi bir görüşü savunmak, özel kişilere bireylerin temel hak ve özgürlüklerini ihlal
etme imkanı verir ki, bu bir hukuk devletinde kabul edilemez. ...İnsan hakları çiğnenerek elde edilen
delillerin mahkemeler tarafından dikkate alınması CMUK 254/2 hükmü nedeniyle mümkün değildir.
Özel konuşmaları kaydedilen kişilerin en temel hakları ihlal edilmiştir. Çünkü Anayasanın 20.
maddesinde özel hayatın gizliliğine dokunulamaz, 22. maddesinde ise haberleşmenin gizliliği esastır
kuralı yer almaktadır. Bu yol bir kez açılacak olursa, hukuk devletinin temel kurallarından birisi olan ve
varlığını Anayasanın 2. maddesindeki ‘hukuk devleti ilkesinden alan delil yasaklarına ilişkin kanun
maddesi tüm etkisini yitirecektir. Usul hukukumuzdaki ilkelerden olan "dürüst işlem ilkesi" de bu
şekilde elde edilen bir delilin kullanılmasına olanak vermez. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6.
maddesinde düzenlenen adil/dürüst yargılanma hakkı, kişilerin hukuk devletinin kuralları çerçevesinde
yargılanmalarını öngörür. Bu kurala aykırılık, işlemin adil olmasını ve dürüst işlem ilkesini ihlal
edecektir.”
Açıklanan kanuni düzenlemeler ve yargısal içtihatlar karşısında, kişilerin yalnızca hukuka ve
yöntemine uygun biçimde kaydedilen ses ve görüntü kayıtlarının delil niteliği bulunmaktadır. Buna
karşın bir kişinin yaptığı görüşmenin gizlice kaydedilmesi hukuka aykırı olduğundan, delil olarak
değerlendirilmesi olanaklı değildir. Ancak Dairemizce benimsenen YCGK'nın 21.05.2013 tarih ve
2012/5 esas 2013/248 sayılı kararında da belirtildiği üzere, kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir
suçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma
imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması halinin
hukuka uygun olduğunun kabulü zorunludur. Aksi takdirde kanıtların kaybolması ve bir daha elde
edilememesi söz konusudur.
Bu itibarla somut olayda, katılan ...'in soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı huzurunda alınan
"...ses kayıtlarında şahsı konuşturabilmek için ben de ona tehdit ve hakaret içerikli sözler söyledim.”
biçimindeki ifadesi ve sanığın katılan tarafından sunulan ve kendisi tarafından oluşturulan ses kaydı
ile ilgili olarak soruşturma aşamasında "...Fatma ve Tuğba mesaj atarak ya da telefon ederek bana
hakaret ve tehditte bulunmuşlardı ben de kendilerine herhangi bir hakaret ve tehditte bulunmazdım"
şeklindeki yargılama aşamasında da yinelediği ifadeleri de gözönüne alındığında, katılan ...'in
mahkemenin kabulünde belirtildiği gibi sanık ...'i konuşmaları ile suça tahrik edip lehine olarak
konuşmaları delil olarak kullanma kastının belirgin olması, Tuğba
Türker'in telefon konuşmalarına devamda istekli ve konuşma içeriklerinde mevcut ilişkiden rahatsız
olmaması ve bu nedenlerle sanık ile yapmış olduğu konuşmaları kayda alması karşısında, tesadüfen
yapılan bir arama üzerine başka şekilde ispatlanması mümkün olmayan bir hal içerisinde değil, bir
planlama dahilinde yapılan ses kaydının yasak kanıt niteliğinde olduğu gözetilmeden, dosyadaki diğer
kanıtlara göre hüküm kurulması gerekirken, yasak kanıta dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kanuna aykırı ve o yer Cumhuriyet savcısı ile katılan ...'in temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden,
HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp
sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 26/02/2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Address

Kültür Mahallesi, Istiklal Caddesi Sami Tunca Iş Merkezi No:54 D:7
Aliaga
35800

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Köybasi HUKUK Bürosu posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Köybasi HUKUK Bürosu:

Share