Av. Elif Özge Dursun Avukatlık&Danışmanlık Bürosu

  • Home
  • Turkey
  • Agrı
  • Av. Elif Özge Dursun Avukatlık&Danışmanlık Bürosu

Av. Elif Özge Dursun Avukatlık&Danışmanlık Bürosu Av. Halihazırda Ağrı ilinde avukatlık faaliyetlerini sürdürmektedir.

Elif Özge Dursun İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olmuş ve Michigan Üniversitesi'nden İleri Düzey Hukuki Müzakere ve Uzlaşma Teknikleri eğitimi almıştır. Büromuz Aile Hukuku, Miras Hukuku, Sözleşmeler/Borçlar Hukuku, Gayrimenkul Hukuku, İş Hukuku, İcra Hukuku ve Ceza Hukuku başta olmak üzere Medeni Hukuk, Kişi Hukuku, İdare Hukuku, Sağlık Hukuku, Vergi Hukuku alanlarında profesyone

l anlamda bireysel ve kurumsal müvekkillerimize Türkçe ve İngilizce dillerinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Online alışverişte satıcı ürünün iadesini kabul etmediğini söyleyebilir mi? Mesafeli sözleşmelerde cayma hakkı nedir?Mev...
15/11/2022

Online alışverişte satıcı ürünün iadesini kabul etmediğini söyleyebilir mi?
Mesafeli sözleşmelerde cayma hakkı nedir?

Mevzuatta belirlenen istisnalar haricinde online alışverişlerde, durumun koşullarına göre satıcı, tüketicinin cayma hakkını kullanmak suretiyle iade talebini kabul etmek yükümlülüğü altındadır.

Online alışveriş olarak adlandırdığımız, mevzuatta ise mesafeli sözleşme olarak anılan sözleşme nedir?

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a göre: “Mesafeli sözleşme, satıcı veya sağlayıcı ile tüketicinin eş zamanlı fiziksel varlığı olmaksızın, mal veya hizmetlerin uzaktan pazarlanmasına yönelik olarak oluşturulmuş bir sistem çerçevesinde, taraflar arasında sözleşmenin kurulduğu ana kadar ve kurulduğu an da dâhil olmak üzere uzaktan iletişim araçlarının kullanılması suretiyle kurulan sözleşmelerdir.”

Bu tanıma göre tüketicinin online ortamda, gerek satıcının kendisinden (satıcının kendisine ait web sitesinden veya alışveriş platformundan) gerekse bir hizmet sağlayıcı kanalıyla hizmet sunulan platform üzerinden (Amazon, Trendyol, Etsy, Shopier gibi) yapılan online alışverişler mesafeli sözleşmelerdir.

Bu şekilde kurulan sözleşmelerde satıcı, tüketicinin siparişinin kendisine ulaştığı andan itibaren taahhüt edilen süre içinde edimini yerine getirmelidir. Mal satışlarında bu süre her hâlükârda otuz günü geçemez.

Tüketici, malı teslim aldıktan sonra on dört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin sözleşmeden cayma hakkına sahiptir. Tüketici, cayma hakkı konusunda gerektiği şekilde bilgilendirilmezse, cayma hakkını kullanmak için on dört günlük süreyle bağlı değildir.

Satıcının başlıca yükümlülüğü, tüketicinin cayma hakkını kullandığına ilişkin bildirimin kendisine ulaştığı tarihten itibaren on dört gün içinde, malın tüketiciye teslim masrafları da dahil olmak üzere tahsil edilen tüm ödemeleri iade etmektir.

Tüketicinin başlıca yükümlülüğü ise, cayma hakkını kullandığına ilişkin bildirimi yönelttiği tarihten itibaren on gün içinde malı satıcıya geri göndermektir. Tüketici cayma hakkı süresince malın mutat kullanımı sebebiyle malda meydana gelen değişiklik ve bozulmalardan sorumlu değildir.

Ancak cayma hakkının kullanılamayacağı istisnai durumlar da söz konusu olabilir. Bu türden sözleşmeler Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliğinin “Cayma hakkının istisnaları” başlıklı 15. maddesinde tek tek belirtilmiştir.

Buna göre;
-Çabuk bozulabilen veya son kullanma tarihi geçebilecek malların teslimine ilişkin sözleşmeler (örneğin gıda veya ilaç gibi ürünlerin satışına ilişkin sözleşmeler),
-Tesliminden sonra ambalaj, bant, mühür, paket gibi koruyucu unsurları açılmış olan mallardan; iadesi sağlık ve hijyen açısından uygun olmayanların teslimine ilişkin sözleşmeler (örneğin iç çamaşırı, kozmetik veya medikal ürünlerin satışına ilişkin sözleşmeler),
-Tesliminden sonra başka ürünlerle karışan ve doğası gereği ayrıştırılması mümkün olmayan mallara ilişkin sözleşmeler,
-Malın tesliminden sonra ambalaj, bant, mühür, paket gibi koruyucu unsurları açılmış olması halinde maddi ortamda sunulan kitap, dijital içerik ve bilgisayar sarf malzemelerine ilişkin sözleşmeler,
-Abonelik sözleşmesi kapsamında sağlananlar dışında, gazete ve dergi gibi süreli yayınların teslimine ilişkin sözleşmeler, cayma hakkının kullanılamayacağı sözleşmelere başlıca örneklerdir.

Anılan Yönetmeliğin 15. maddesinde yer alan istisnalar haricinde tüketicinin cayma hakkı mevcut olup, usulüne uygun şekilde kullanılması halinde, online alışverişte satıcı ürünün iadesini kabul etmek ve teslim masrafları da dahil olmak üzere ürün için ödenen bedeli tüketiciye iade yükümlülüğü altındadır.

Söz konusu yükümlülüklere aykırı davranılması halinde, uyuşmazlığın değerine göre, tüketici hakem heyetlerine veya tüketici mahkemelerine başvuru yapılması mümkündür.



(image: Freepik.com)

Kolluk personelinin disiplin soruşturmaları nasıl yürütülür?Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı person...
01/11/2022

Kolluk personelinin disiplin soruşturmaları nasıl yürütülür?
Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı personeline verilen disiplin cezalarına karşı itiraz ve dava yolları nelerdir?

Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personeli hakkında yürütülen disiplin soruşturmalarında 7068 sayılı Kanun uygulanmaktayken, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı emrine verilen yükümlü erbaş ve erler hakkında 6413 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaya devam etmektedir.

Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi’nde görevli sivil öğretim elemanları için de 7068 sayılı Kanunun uygulanmasını öngören 2803 sayılı Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Kanunu’nun 13/A maddesinin 6. fıkrası hükmü, Anayasa’da yükseköğretim kurumları için öngörülen bilimsel özerklik ile bağdaşmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinin 2022/62E., 2022/95K., 20/07/2022 tarihli kararı ile iptal edilmiştir.

7068 sayılı Kanunun 7. maddesi uyarınca personele verilecek disiplin cezaları uyarma, kınama, aylıktan kesme, kısa süreli durdurma, uzun süreli durdurma, meslekten çıkarma ve devlet memurluğundan çıkarma cezalarıdır. Aynı kanunun 8. maddesi ve devamı hükümlerinde ise hangi fiillerin disiplinsizlik olarak kabul edildiği ve hangi cezaları gerektirdiği detaylı şekilde düzenlenmiştir.

Maiyetinden birinin disiplinsizlik teşkil eden bir fiilini herhangi bir şekilde öğrenen disiplin amirleri disiplin soruşturması yapmak konusunda yetkilidir. Bu soruşturma kapsamında belge toplayabilir, tanık dinleyebilir, keşif yapabilir, bilirkişi görevlendirebilirler. Soruşturma neticesinde disiplinsizlik yaptığı tespit edilen personele eylemine uygun disiplin cezası verilir.

Personelin bağlı olduğu teşkilat, rütbesi ve sınıfı, personele verilecek ceza ve Kanunda belirtilen diğer kriterlere göre yetkili disiplin kurulları, bu kurulların kimlerden oluştuğu, hangi rütbedeki personele hangi cezaları vermeye yetkili oldukları ve kararların kesinleşme usulleri değişiklik göstermektedir.

Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kısa/uzun süreli durdurma cezasını gerektiren fiiller bakımından 1 ay içerisinde, meslekten çıkarılma ve devlet memurluğundan çıkarılma cezasını gerektiren fiiller bakımından 6 ay içerisinde, her halükarda bir disiplinsizlik fiilinin işlendiği tarihten itibaren 2 yıl içerisinde soruşturma başlatılmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar.

Personelin savunması alınmadan disiplin cezası verilemez ve savunma için personele verilecek süre 7 günden az olamaz. Kendisinden savunma istenilen personelin soruşturma evrakını inceleme hakkı vardır. Savunmasını süresi içerisinde yapmayan personel savunma hakkından vazgeçmiş sayılır.

Personel hakkında verilen cezaya, tebliğ tarihinden itibaren 10 gün içerisinde itiraz edilebilir. Süresinde itiraz edilmeyen kararlar kesinleşir. İtirazlar yetkili merci tarafından 30 gün içerisinde karara bağlanır. İtiraz üzerine yetkili merci cezayı hafifletebilir veya tamamen kaldırabilir. İtiraz haklı görülmediği takdirde reddedilir. Yetkili mercinin kararı itiraz edene tebliğ edilmekle kesinleşir. Kesinleşen disiplin cezası kararının personele tebliği ile birlikte iptal davası açmak için süre başlayacaktır.

Gerek disiplin soruşturması sürecinde, gerekse disiplin cezası kararına karşı itiraz ve iptal davası süreçlerinde personelin avukat vasıtasıyla temsil ve savunma yapma hakkı vardır.



(image: Freepik.com)

Piramit Satış Sistemi Dolandırıcılığı nedir?Saadet Zinciri olarak da bilinen piramit satış şeması tekniği nasıl çalışır?...
30/09/2021

Piramit Satış Sistemi Dolandırıcılığı nedir?

Saadet Zinciri olarak da bilinen piramit satış şeması tekniği nasıl çalışır?

Piramit Satış olarak adlandırılan satış tekniği, 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 80. maddesinde “katılımcılarına bir miktar para veya malvarlığı ortaya koymak karşılığında, sisteme aynı şartlar altında başka katılımcılar bulma koşuluyla bir para veya malvarlığı kazancı olanağı ümidi veren ve malvarlığı kazancının elde edilmesini tamamen veya kısmen diğer katılımcıların da koşullara uygun davranmasına bağlı kılan, gerçekçi olmayan veya gerçekleşmesi çok güç olan kazanç beklentisi sistemi” olarak tanımlanmıştır.

Bu sistemde kazanç, geleneksel anlamda doğrudan bir ürün veya hizmetin satışı ile gerçekleşmemekte; sisteme giren katılımcılardan tahsil edilecek “giriş ücreti” ile gerçekleşmektedir. Buna göre giriş ücreti ödeyerek sisteme katılan katılımcı, referansı olan kişiye kazanç sağladığı gibi, kendi referansı ile sisteme dahil edeceği katımcıların sayısı oranında da kendisine kazanç sağlayacaktır. Söz konusu kazanç zincirleri, katılımcı sayısı, şeması ve giriş ücretinin miktarına göre matrix şeması, eight ball, airplane game, blessing loom gibi değişik yapılanma türlerinde oluşturulabilmektedir.

Bu şemaların tamamında katılımcılar, sisteme dahil ettikleri katılımcıların dahil ettikleri alt hat katılımcılar üzerinden de kazanç sağlamaktadırlar. Bu nedenle bu türden sistemler halk arasında “saadet zinciri” olarak da adlandırılmaktadır.

Mevzuatımız uyarınca piramit satış sisteminin kurulması, yayılması veya tavsiye edilmesi yasaktır. Dünya’da da Avrupa ülkeleri, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya, Rusya, Çin, Hindistan gibi ekonomik hacmi geniş ülkeler başta olmak üzere birçok ülkede bu türden satış şemaları yasaklanmış durumdadır. Yasaklamanın temel sebeplerinden biri kazancın, katımcıların koşullara uygun davranması ihtimaline bağlı olması ve bu katılımcıların sisteme gerçekçi olmayan kazanç vaatleri ile dahil edilmiş olmalarıdır.

İşte bu noktada piramit satış sistemleri, somut olayın oluşuna göre “hileli davranışlarla kişiyi aldatma” ve “kendisine veya bir başkasına yarar sağlama” unsurlarını taşıdığı ölçüde 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 157.maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçuna vücut verecektir.

TCK 157’de dolandırıcılık suçu “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir.” şeklinde hüküm altına alınmıştır. Buna göre piramit satış sisteminin bir parçası olan katılımcı, gerçekçi olmayan kazanç vaadi ile kişiyi aldatıp sisteme dahil ederek kişinin zararına, gerek kendi gerekse üst hattı yararına kazanç sağlamak suretiyle bahsi geçen suçu işlemiş kabul edilebilecektir.

Türkiye’de ilk olarak, 1990 yılında kurulan Titan Saadet Zinciri ile bu tip dolandırıcılık türleri ile karşılaşılmaya başlanmıştır. 2011 yılında ülkemizde faaliyet gösteren Hong-Kong merkezli Mega Holdings isimli binary yapılanma da günümüze daha yakın bir piramit satış yapılanması örneği olarak gösterilebilir.

Blockchain altyapısının hızlı şekilde yayılması ve coinlere yönelik yükselen global bir trendin varlığı da, çeşitli token ve coinlerin bu tür satış sistemlerinin sözde pazarladıkları ürün olarak tercih edilmelerine sebep olmaktadır. Halihazırda token piyasalarındaki bazı altcoinler için bu türden iddialar ileri sürülmekte olup bunların bir kısmı hakkında adli soruşturma yürütüldüğü bilinmektedir.

Av. Elif Özge Kuyumcu

(This cover has been designed using resources from Freepik.com)

Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma bedelinin geç ödenmesinden kaynaklanan değer kaybını mülkiyet hakkının ihlali olarak kab...
23/04/2021

Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma bedelinin geç ödenmesinden kaynaklanan değer kaybını mülkiyet hakkının ihlali olarak kabul etti.

Başvuru konusu taşınmazlar Belediyenin 05/05/1986 tarihli kararıyla 28.524,306-TL (eski TL ile) değer biçilerek kamulaştırılmıştır. Kamulaştırılan taşınmazların davalı olması gerekçe gösterilerek, kamulaştırma bedeli bankaya talimata istinaden ödenmek üzere bloke edilmiştir. Ardından taşınmaz Belediye adına tescil edilmiştir.

Başvurucular’ın 2004 yılında Belediye aleyhine, kamulaştırma bedelinin ödenmediği gerekçesi ile sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan alacak davası açmışlarsa da dava reddedilmiştir.

Başvurucular tarafından temyiz edilen karar, Yargıtay 3. Hukuk Dairesince 27/6/2006 tarihinde onanmış ancak karar düzeltme talebi kabul edilerek 7/7/2011 tarihinde bozma kararı verilmiştir.

Bozma kararı gerekçesi de dosyanın esası bakımından oldukça önemli tespitler içeriyor.

Buna göre, Anayasa'nın kamulaştırmayı, karşılığının peşin ödenmesi koşuluna bağlı tutması nedeniyle bu geçişin ancak kamulaştırma karşılığının ödenmesi veya malikin emrine depo edilmesi tarihinde gerçekleşeceği vurgulanmıştır. Bununla birlikte banka hesabına yatırılan bedelin malike ödenmesinin idarenin talimatı şartına bağlandığı ve paranın ödendiğinin de idare tarafından ispatlanmadığı ifade edilmiştir. Bu açıklamalar doğrultusunda davanın kabulü ile başvurucuların uğradığı zarar tespit edilerek tazminin gerektiği belirtilmiştir.

Mahkemece bozma kararına uyularak bilirkişi raporu alınmıştır. 8/3/2013 havale tarihli bilirkişi raporunda, başvurucuların murisinin kamulaştırma tarihinde tespit edilen 28.524,306 TL bedel üzerinden 13824/84480 oranı üzerinden pay sahibi olduğu ve bu oran üzerinden başvurucuların murisine 4.670.000 TL hisse düştüğü ve bunun yeni Türk lirası değerinin 4,67 TL olduğu belirtilmiştir.

Ayrıca murisin vefatıyla başvurucuların 1/5 payla eşit hisseye sahip olmaları nedeniyle her bir başvurucunun 0,93 TL pay sahibi olduğu ve bu değerin dava tarihindeki denkleştirici adalet ilkesine göre hesaplanması sonucu 405,69 TL olduğu tespit edilmiştir. Bilirkişi raporuna uygun şekilde verilen karara karşı temyiz istemleri reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.

Anayasa Mahkemesince yapılan değerlendirmede kamulaştırmaya ilişkin önemli tespitler mevcut.

“Kamulaştırma yoluyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin orantılı olabilmesi için taşınmazın gerçek bedelinin malike ödenmesi ve ayrıca ödenen bedelin tespitinde esas alınan tarih ile ödeme tarihi arasında geçen dönemde gerçekleşen enflasyona nispetle taşınmazın hissedilir derecede değer kaybetmemiş olması gerekir.”

“Ödenen tutarların enflasyonun etkilerinden arındırılarak güncelleştirilmesi yani kamulaştırma tarihi ile ödeme tarihi arasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi edecek biçimde faiz uygulanması, kamulaştırma bedelinin enflasyon karşısında değer kaybetmesini önleyebilecek bir araçtır.”

Somut olayda Anayasanın 46. maddesi uyarınca öngörülen taşınmazın gerçek değeri üzerinden kamulaştırma yapılması yönündeki güvencenin ihlal edildiğine ve bu suretle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Av. Elif Özge Kuyumcu

Kararın tamamına bu linkten ulaşabilirsiniz.
www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2021/04/20210413-16.pdf

(This cover has been designed using resources from Freepik.com)

Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu 17/04/2021 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi.17/04/2...
21/04/2021

Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu 17/04/2021 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi.

17/04/2021 tarihinde yürürlüğe giren 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu kimleri kapsıyor?

Bahsi geçen düzenleme ile arşiv araştırması ve güvenlik soruşturmasının kimler hakkında yapılacağı, hangi bilgilerin araştırma konusu edileceği, araştırmanın kimlerce yapılacağı, elde edilen verilerin ne şekilde kullanılacağı, veri güvenliğinin nasıl sağlanacağı gibi hususlar hüküm altına alındı. Uygulamaya ilişkin detaylar için ileri tarihlerde bir yönetmeliğin de yürürlüğe girmesi bekleniyor.

Kanuna göre kimler hakkında güvenlik soruşturması yapılması öngörülüyor?

- Hâkim ve savcı adaylığına atanacaklar, hâkimlik ve savcılık mesleğine kabul edilecekler, hâkim ve savcı sınıfı dışında kalan adlî ve idarî yargıda çalıştırılacak tüm personel

- Milli Savunma Bakanlığı nam ve hesabına Bakanlıkça belirlenen eğitim kurumları ile Millî Savunma Üniversitesine bağlı fakülte, yüksekokul, meslek yüksekokulu ve enstitülerde eğitim görecekler

- Kaymakam adaylığına atanacaklar

- Sahil Güvenlik Komutanlığı nam ve hesabına eğitim-öğrenim görecekler

- Jandarma Genel Komutanlığı nam ve hesabına eğitim-öğrenim görecekler ile Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi ve buna bağlı eğitim-öğretim kurumlarında eğitim-öğrenim görecekler

- Polis Akademisi ve buna bağlı eğitim-öğretim kurumları ile akademi nam ve hesabına diğer eğitim kurumlarında öğrenim görecek öğrenciler

- Aday meslek memurluğu ile aday konsolosluk ve ihtisas memurluğuna atanacaklar ile doğrudan yurtdışı teşkilatında istihdam edilecek personel

Bu kanunla birlikte gündeme gelen tartışmaların büyük kısmı kişisel verilerin korunması noktasında toplanmaktaydı. Kanunun 8. maddesinde buna yönelik “kişinin istihbari faaliyetlere konu olmayan kendisiyle ilgili kişisel verileri hakkında bilgilendirilmesi, bu verilere erişmesi, bunların düzeltilmesi ve silinmesi taleplerine ilişkin tedbirler alınır.” denerek devamında bu verilerin, işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olarak kullanılacağı öngörüldü.

Ancak millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgiler kapsam dışında tutularak bu türden bilgilerin kişiye verilmeyeceği düzenlendi.

Bunun haricinde elde edilen verilerin işlenme amacının ortadan kalkması halinde ve her halde 2 yıl içerisinde elde edilen verilerin silinerek yok edilecek.

Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılması ve değerlendirilmesinde görevli olanlar tarafından kişisel verilerle ilgili suç veya kabahat işlenmesi halinde ise KVKK m.17 ve 18 hükümlerinin atfıyla ilgililer hakkında hapis ve idari para cezasına hükmedilecek.

Av. Elif Özge Kuyumcu

(This cover has been designed using resources from Freepik.com)

Kripto varlıkların ödemelerde kullanılmaması yasağı nasıl yorumlanabilir? Diğer ülkelerde kripto varlıklara ilişkin yakl...
19/04/2021

Kripto varlıkların ödemelerde kullanılmaması yasağı nasıl yorumlanabilir? Diğer ülkelerde kripto varlıklara ilişkin yaklaşımlar ne yönde ilerliyor?

16/04/2021 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Ödemelerde Kripto Varlıkların Kullanılmamasına Dair Yönetmelik 30/04/2021 tarihinde yürürlüğe girecek.

Yayımlanan yönetmelikle birlikte ödemelerde kripto varlıkların kullanılması, ödeme hizmetlerinin sunulmasında ve elektronik para ihracında kripto varlıkların doğrudan veya dolaylı olarak kullanılması veya buna yönelik hizmetler Merkez Bankasınca yasaklandı.

Yasağa ilişkin tartışmalar devam etmekle birlikte dünya genelinde ülkelerin kripto varlıklara yönelik ne tür adımlar attığına yakından bakılacak olursa;

Estonya hükümeti Blok-Zincir teknolojisini sağlık, bankacılık ve hatta vatandaşlarının yönetime katılmalarını sağlamak için kullanmayı planlamaktadır.

Danimarka, kendi merkez bankasından da tamamen vazgeçmeden, Bitcoin ve itibari dijital parasını beraberce günlük yaşamda kullanmayı planlamaktadır.

İsveç de Danimarka gibi, nakit kullanımını kaldırmak isteyen ülkelerdendir. İsveç Finansal Denetleyici Otoritesi, Bitcoin'i ödeme metotu olarak yasallaştırmıştır.

Güney Kore'de, Bitcoin'i düzenleyen bir yasa olmamasına rağmen, Bitcoin bir ödeme metotu olarak kabul görmüştür ve her geçen gün yaygınlığı artmaktadır.

Finlandiya Merkezi Vergi Kurulu, Bitcoin'i bir finansal servis olarak tanımlamış, Bitcoin'i ve teminini katma değer vergisinden muaf tutmuştur.

Birleşik Krallık’ta özel para muamelesi yapılır, Bitcoin'le yapılan alışverişlere katma değer vergisi uygulanır.

İzlanda Merkez Bankası, Mart 2014'te Bitcoin satın almanın İzlanda Kambiyo Yasasına aykırı olduğunu açıklamıştır.

Bangladeş, Bitcoin'i yasal bir para olmadığı ve kullanıcılarını finansal tehlikelere atabileceği için yasaklamıştır.

Bolivya Merkez Bankası, "bir hükümet veya yetkili birimler tarafından çıkartılmayan ve kontrol edilmeyen paraları kullanmak yasal değildir" gerekçesiyle Bitcoin'i yasaklamıştır.

Ekvador, kendi elektronik parasını çıkartmak için çalıştığından, rekabeti önlemek için Bitcoin'i yasaklamıştır.

Tayland Merkez Bankası, Temmuz 2013'te Bitcoin için bir yasa olmadığından dolayı, kullanımının yasal olmadığını duyurmuştur.

Görüleceği üzere gelişmiş ülkelerin kripto varlıklara yönelik yaklaşımları genel itibarıyla blok-zincir altyapısına adaptasyon sağlamak ve kripto varlıkları regüle ederek ekonomiye dahil etmek yönündedir. Ülkemizde bu alanda yapılacak olan düzenlemelerin bu yasaktan ibaret olmayacağı aşikar. Ancak bu yönde atılacak adımlarda hızlı davranıp öncü bir pozisyonda bulunmanın ülkelere ekonomik anlamda ciddi avantajlar sağlayacağı kuşkusuzdur.

Av. Elif Özge Kuyumcu

Yönetmeliğin tamamına bu linkten ulaşabilirsiniz
https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2021/04/20210416-4.htm

(This cover has been designed using resources from Freepik.com)

“Kripto para”nın hukuki statüsü nedir? Kripto paralar üzerinden elde edilen kazanç nasıl vergilendirilir?Her iki sorunun...
14/04/2021

“Kripto para”nın hukuki statüsü nedir? Kripto paralar üzerinden elde edilen kazanç nasıl vergilendirilir?

Her iki sorunun da cevabı henüz belirsiz olmakla beraber, son dönemlerde atılan adımlar ile gelişmelerin ne yönde ilerleyeceği daha çok tartışılmaya başlandı.

BDDK ne diyor?

25/11/2013 tarihinde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından yapılan basın açıklaması ile bitcoinin mevcut yapısı ve işleyişi itibarıyla, yerel mevzuat kapsamında elektronik para olarak değerlendirilemeyeceği ve bu nedenle gözetim ve denetiminin mümkün olmadığı ifade edilmişti.

Ayrıca bitcoin üzerinden gerçekleştirilen işlem sahiplerinin kimliklerinin bilinmemesi nedeniyle yasadışı faaliyetlerin gerçekleştirilmesi için uygun ortamı yarattığı ve kullanıcıların suistimale açık bırakıldığı hususunda da kamuoyuna uyarılar yapılmıştı.

SPK ne diyor?

2016 yılının Aralık ayında Sermaye Piyasası Kurumu tarafından yayımlanan detaylı Araştırma Raporuna göre de henüz Türkiye’de yasal statüsü tam olarak belirlenememiş olan bitcoinin ne tür bir vergilendirme sistemine tabi olacağı hususunda da belirsizliğin devam ettiği ifade edilmişti.

27/09/2018 tarihli ve 47/1102 sayılı SPK Kararı Uyarınca Yapılan Duyuruda ise “Kripto Para Satışı veya Token Satışı olarak da bilinen genellikle blok-zinciri teknolojisi kullanarak para toplamaya yönelik uygulamaların birçoğu Kurulumuzun düzenleme ve gözetim alanı dışında kalmaktadır.” denmek suretiyle yatırımcılar çeşitli risklere karşı uyarılmıştı.

Yeni Ekonomi Programı ile bu alanda yeni düzenlemelerin yolda olduğuna dair 2020 yılı sonlarında çeşitli sinyaller verilmişti. 12/03/2021 tarihinde açıklanan Ekonomik Reform Paketi ile birlikte 2021 yılının sonuna kadar bu alandaki mevzuat çalışmalarının tamamlanması öngörülüyor.

Peki bitcoinin hukuki statüsüne ilişkin seçenekler neler olabilir? Bu seçenekler vergilendirme konusunda ne ifade eder?

Kripto paraların hukuki statüsü konusunda ülkeler genellikle üç temel düzenleme üzerinden ilerlemektedir. Bir kısım ülkeler kripto paraları “menkul varlık” olarak kabul etmekteyken, bir kısmı ise “emtia” olarak, daha küçük bir bölüm ise "para" olarak kabul etmektedir.

Menkul kıymet olarak kabulü varsayımında yapılacak hukuki düzenlemelerin, hisse senedi alım-satım kazancına uygulanan vergisel düzenlemelere paralel yönde olması muhtemeldir. Bu durum işlem platformlarını vergilendirmede aracı kurum haline getireceğinden, işlem platformlarının da faaliyetleri konusunda çeşitli izinlere tabi olacağını söylemek mümkündür. Emtia olduğunun kabulü halinde ise alım-satım yapanların mükellef olması beklenerek KDV ve gelir vergisi gibi sair vergileri ödemek durumunda kalacağı söylenebilir.

Av. Elif Özge Kuyumcu

İlgili linklere aşağıdan ulaşabilirsiniz:

25/11/2013 tarihli BDDK duyurusuna bu linkten ulaşabilirsiniz
www.bddk.org.tr/ContentBddk/dokuman/duyuru_0512_01.pdf

SPK Araştırma Raporuna bu linkten ulaşabilirsiniz
www.spk.gov.tr/SiteApps/Yayin/YayinGoster/1130

27/09/2018 tarihli SPK duyurusuna bu linkten ulaşabilirsiniz (bknz. sf.4)
www.spk.gov.tr/Bulten/Goster?year=2018&no=42

(This cover has been designed using resources from Freepik.com)

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, zorunlu aşılamanın demokratik toplumun bir gereği ve devletin pozitif yükümlülüğünün bir...
12/04/2021

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, zorunlu aşılamanın demokratik toplumun bir gereği ve devletin pozitif yükümlülüğünün bir parçası olduğuna hükmetti.

Çeşitli sebeplerle çocuklarını aşılatmak istemeyen Çek Cumhuriyeti’nden bir grup ailenin, özel yaşama saygı hakkının ihlali iddiasıyla yaptıkları başvuruları mahkemece reddedildi.

Çek Cumhuriyeti’nde belirli bir yaş grubu çocuklar için zorunlu tutulan aşıların yaptırılmamış olması dolayısıyla ebeveynler aleyhinde verilen para cezasının ve çocukların çeşitli eğitim kurumlarına kabul edilmeyişinin AİHS 8.maddede düzenlenen “Özel Yaşama ve Aile Hayatına Saygı Hakkı”nın ihlali olduğu iddiası ile aileler AİHM’e başvurdular.

AİHM kararında, bir kişinin fiziksel bütünlüğünün Sözleşme'nin bu hükmü anlamında, bir dereceye kadar diğer insanlarla ilişki kurma ve geliştirme hakkını da kapsayan "özel hayatının" bir parçasını oluşturduğunu belirtti. Devlet tarafından öngörülen zorunlu aşı uygulamasının 8.maddede belirtilen özel yaşama bir müdahale niteliğinde olduğunu kabul etti.

Müdahalenin meşruluğu değerlendirmesinde ise mahkeme, söz konusu müdahalenin haklı gerekçesinin bulunup bulunmadığı, yasaya uygun ve ölçülü olup olmadığı, meşru bir amacın varlığı kriterlerinin incelenmesi gerektiğini belirterek söz konusu meşru amacın “demokratik bir toplumun gereği” olduğunu ifade etti.

§ 273 - “Bir müdahale, acil bir toplumsal ihtiyaca cevap veriyorsa, özellikle ulusal otoriteler tarafından gerekçelendirilmek için öne sürülen nedenler ilgili ve yeterliyse ve güdülen meşru amaç ile orantılı ise müdahale, meşru amaca ulaşmak için demokratik toplumun gereği kabul edilir. (…)”

Kararın gerekçesinde esas bakımından yapılan değerlendirmede, sözleşmeye taraf devletlerin müdahale alanları dahilinde olan bireylerin yaşamlarını ve sağlıklarını korumak adına uygun önlemleri alma şeklinde pozitif yükümlülükleri olduğuna dikkat çekildi.

Sonuç olarak mahkeme, 16 oya karşı 1 oyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) aile ve özel yaşama saygı ilkesiyle ilgili 8. maddesinin ihlal edildiği şikayetiyle aynı ülkeden yapılan altı başvuruda da ihlal bulunmadığına hükmetti.

Söz konusu karar, zorunlu covid-19 aşısı uygulamaları bakımından emsal teşkil edebilir.

Av. Elif Özge Kuyumcu

AİHM’in web sayfasında bulunan kararın orijinal hali yalnızca İngilizce ve Fransızca dillerinde bulunmaktadır. Aşağıdaki linkten İngilizce orijinaline ulaşabilirsiniz.

http://hudoc.echr.coe.int/tur?i=001-209039

(This cover has been designed using resources from Freepik.com)

SGK tarafından 01/04/2021 tarihli 2021/9 numaralı Genelge ile İşten Çıkış Kodları değiştirildi. Bu önemli değişiklik iş ...
09/04/2021

SGK tarafından 01/04/2021 tarihli 2021/9 numaralı Genelge ile İşten Çıkış Kodları değiştirildi. Bu önemli değişiklik iş hukuku uyuşmazlıkları bakımından ne ifade ediyor?

01/04/2021 tarihli 2021/9 numaralı Genelge ile 2013/11 sayılı Genelgede değişiklik yapılarak 29 kodu çıkarılmış ve 41’den sonra gelmek üzere 50’ye kadar yeni kodlar eklenmiştir.

Çıkarılan 29 numaralı işten çıkış kodu, bu genelgeden önce “İşveren tarafından işçinin ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı davranışı nedeni ile fesih” sebebine karşılık gelmekteydi. Bu da 4857 sayılı İş Kanununun 25.maddesinin 2. Fıkrasında düzenlenen işçinin ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı davranışlarına belli başlı örneklerin verildiği düzenlemedir.

Buna göre işçinin sahip olmadığı vasıflara sahip olduğu konusunda işvereni yanıltması, işveren veya ailesi hakkında şeref ve namusa dokunacak sözler sarfetmesi, işçinin cinsel tacizde bulunması, haklı sebebi olmaksızın devamsızlık yapması, işini sürekli olarak aksatması gibi, işverenin iş akdini derhal feshetmesi hususunda haklı olacağının varsayıldığı durumlar belirtilmiştir.

“Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri” başlığı altında düzenlenen bu fıkradaki tüm durumlar için 29 numaralı işten çıkış kodu kullanılmaktayken artık bu kod kaldırılmış ve az önce kısaca bahsettiğimiz sair sebeplerin her birine ayrı ayrı karşılık gelecek şekilde 41’den 50’ye kadar yeni kodlar eklenmiştir.

Peki bunun iş hukuku uyuşmazlıklarındaki etkisi nasıl olacaktır?

İşveren, işçinin iş akdini feshederken SGK’ya bu kodlar aracılığı ile bildirdiği fesih sebebi ile bağlıdır. Şöyle ki, işçinin yalnızca işyerine alkollü gelmesi dolayısıyla iş akdini fesheden işveren, işçinin devamsızlığına ilişkin iddialarını aynı davada işçiye karşı ileri süremeyecektir. Ancak uygulamada, 29 numaralı kod 25.maddenin 2. Fıkrasındaki fesih sebeplerinin tamamını kapsadığı için bir tür belirsizlik yaratmaktaydı ve işveren dava açıldıktan sonra istediği haklı sebebi seçerek ona dayanabilmekteydi.

Bu Genelge ile getirilen düzenlemeyle, 25.maddenin 2.fıkrasının her bir bendi için ayrı kodlar getirilmiş olduğundan, artık işveren SGK’ya bildirdiği koda karşılık gelen fesih sebebini dava aşamasında değiştiremeyecektir.

Av. Elif Özge Kuyumcu

Genelgenin tamamına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

https://www.asmmmo.org.tr/userfiles/others/files/Mvzt/Gnlg/5510/2021-09.pdf

(This cover has been designed using resources from Freepik.com)

Resmi Gazete'de dün yayımlanan Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2020/1906E., 2021/156K., 13/01/2021 tarihli kararında fazla...
17/03/2021

Resmi Gazete'de dün yayımlanan Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2020/1906E., 2021/156K., 13/01/2021 tarihli kararında fazla mesai yapılıp yapılmadığının ispatına ilişkin kriterler oldukça açık ve anlaşılır bir şekilde ifade edilmiş. Söz konusu dosyanın esasına bakılacak olursa;

Davalı SGK tarafından, Davacı ICBC Türkiye Bank A.Ş. 'de çalışan personellerden bazılarının fazla sürelerle çalışma ücretlerine hak kazandıkları halde ödenmediğinin tespit edilmesi ve banka çalışanlarından birinin belirli çalışma dönemlerine ilişkin ek aylık prim ve hizmet belgesinin düzenlenmesi ve tahakkuk eden primlerin ödenmesi istenmiş, davacı işveren banka tarafından söz konusu işlemin iptali için yapılan itirazın ilgili kurumca reddine karar verilmiştir. Bunun üzerine davacı banka, itirazın reddine yönelik kurum işleminin iptali ve ihtirazi kayıtla ödenen primin iadesi için dava açmıştır.

Söz konusu kararda Yargıtay 10. Hukuk Dairesince, fazla mesai yaptırılıp yaptırılmadığının ispatında mahkemece dikkate alınması gereken kriterler aşağıdaki şekilde ifade edilmiştir:

"... Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişi tarafından yapılan teftiş sonrası, işçilerin yılda 270 saate kadar fazla çalışma ücretinin aylık ücrete dahil olduğu yönünde bir hüküm bulunmasına rağmen, iş sözleşmelerinde temel ücretin belirlenmemesi, çalışma süresinin ve fazla çalışma sürelerinin belgelendirilmemesi, işçilere fazla çalışma ücreti ve serbest zaman arasında bir seçimlik hak tanınmaması ve iş sözleşmeleri sona eren işçilerin ihbar ve kıdem tazminatı hesaplamalarında temel ücretin değil sözleşmede yer alan ücret tutarının tamamının dikkate alınması nedenleriyle, haftalık bazda 45 saati aşan çalışmalar için fazla çalışma ücretine hak kazanmaları gerektiğine dair belirleme karşısında, fazla mesai yaptırılmadığının da iddia edildiği işbu davada mahkemece, dava konusu dönemde bildirimi bulunan bordrolu çalışanların beyanlarına başvurulmalı, fazla mesai alacaklarına ilişkin herhangi bir dava açılıp açılmadığı irdelenmeli, açılmış ise sonuçları değerlendirilmeli, işyeri defter, kayıt ve belgeleri incelenerek ve gerektiğinde bilirkişi bilgisine başvurularak, söz konusu işyerinde dava konusu dönemde fazla mesai yapılıp yapılmadığı araştırılmak suretiyle, uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller birlikte değerlendirilip, takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir."

Av.Elif Özge Kuyumcu

Kararın tamamına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:
https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2021/03/20210316-11.pdf

(This cover has been designed using resources from Freepik.com)

Address

Leylek Pınar Mahallesi, 1704. Sokak, Özgül Office Center, No:8, Kat:2, Daire:8, Merkez
Ağrı
04100

Opening Hours

Monday 09:00 - 17:00
Tuesday 09:00 - 17:00
Wednesday 09:00 - 17:00
Thursday 09:00 - 17:00
Friday 09:00 - 17:00

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Av. Elif Özge Dursun Avukatlık&Danışmanlık Bürosu posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Av. Elif Özge Dursun Avukatlık&Danışmanlık Bürosu:

Share