B&G Hukuk&Danışmanlık

B&G Hukuk&Danışmanlık B&G Hukuk&Danışmanlık, 2010 yılında Av.Hakan GÜNDOĞDU ve Av.Emre BİRLİKCİ tarafından kurulmuştur.

B&G Hukuk&Danışmanlık, 2010 yılında Av.Hakan GÜNDOĞDU ve Av.Emre BİRLİKCİ tarafından kurulmuştur.B&G Hukuk ağırlıklı olarak İş Hukuku ile şirket ve kuruluşlara hukuki danışmanlık hizmeti sunulması alanlarında faaliyet göstermektedir.Dava takibinin yanı sıra, muhtemel ihtilafları en aza indirmek gayesiyle müvekkillerimize dinamik, etkili ve sürekli hukuki danışmanlık hizmeti de sunmaktayız.

15/03/2018

http://kazanci.com.tr/gunluk/8hd-2017-4197.htm

* KİRA ARTIŞI ( Borçlu İtirazında Aylık Kira Miktarına Açıkça İtiraz Ettiğine ve Kira Sözleşmesinde Kira Artış Oranına Dair Düzenleme Yer Aldığına Göre Mahkemece Konusunda Uzman Bilirkişiden Rapor Alınmak Suretiyle Ödenen Aylık Kira Miktarına On İki Aylık Ortalamaya Ait ...

07/06/2017

YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2015/22-1890
K. 2017/383
T. 1.3.2017

• KIDEM VE İHBAR TAZMİNATI (Davacının Başka Bir İşçi İle Yaptığı Bu İşçinin Özel Hayatına Dair Açıklamaları da İçeren Konuşmayı Gizlice Kaydederek İşyerindeki Başka Bir İşçiye Dinletmesinin İşçiye Sataşma Niteliğinde Olduğu/İş Sözleşmesinin Feshinin Haklı Nedene Dayandığı - İstemin Reddi Gerektiği)

1475/m.14

4857/m.25/2-b

ÖZET : Dava; kıdem ve ihbar tazminatına ilişkindir. Gişe jeton satış görevlisi olan davacının bir diğer işçi ile yaptığı bu işçinin özel hayatına dair açıklamalarda bulunduğu konuşmayı gizlice telefonu ile kaydettiği, daha sonra aynı işyerinde çalışan başka bir işçiye gizli numaradan dinlettiği, bu işçinin de bu konuşmadan başka bir işçiye bahsettiği, bu hususun daha sonra çalışanlar arasında yayıldığı anlaşılmakta olup, davacı işçinin kasadaki açıkla ilgili olarak işçi ile yaptığı bu işçinin özel hayatına dair açıklamaları da içeren konuşmayı gizlice kaydederek işyerindeki başka bir işçiye dinletmesinin işçiye sataşma niteliğinde olduğu açıktır. Davalı şirketin de bu olayı öğrenmesi akabinde yaptığı idari soruşturması sonrasında davacı işçinin iş sözleşmesini feshetmesi işverenin diğer bir işçiyi gözetme borcu kapsamında haklı nedene dayanmaktadır.

DAVA : Taraflar arasındaki “işçilik alacağı" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 4. İş Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 07.03.2012 gün ve 2010/335 E.-2012/147 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 22.Hukuk Dairesi'nin 25.03.2013 gün ve 2013/18476 E.- 2013/6157 K. sayılı kararı ile;

(... Davacı vekili, müvekkilinin davalı ... Birinci Bölge Müdürlüğüne bağlı banliyö istasyonlarında Sirkeci-Halkalı hattında son olarak Yenikapı istasyonunda jeton satış görevlisi olduğunu 18.09.2007 tarihinde başladığı taşeron şirketler nezdinde çalışmasının 08.03.2010 günü imzalatılmak istenen yeni iş sözleşmesinde fazla mesailerin ücrete dahil olduğuna dair aleyhe hüküm bulunması sebebiyle imzalamak istemediği için haksız olarak fesih edildiğini beyanla davalarının kabulüyle kıdem ve ihbar tazminatı ile maaş, izin, resmi ve genel tatil ücreti alacaklarının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı ... vekili, müvekkilinin ihale makamı olduğunu diğer davalı ile aralarında asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.

Davalı TCDD vekili, davacının 20.09.2007-08.03.2010 tarihleri arasında TCDD istasyonunda jeton satış gişe görevlisi olarak çalıştığını arkadaşının özel konuşmasını gizlice cep telefonuna kaydederek bu kaydı ifşa etmekle daha sonra ailesine söylemekle tehdit ederek şantajda bulunması sebebiyle haklı olarak işten çıkarıldığını beyanla davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.

Mahkeme kararı her iki davalı vekilince temyiz edilmiştir.

Somut olayda; davacı işçinin tren garında jeton satış gişe görevlisi olarak çalıştığı görülmüştür.

Davacının kendisinden önce görev yapan kişiden gişeyi devir alırken 200.00 TL açık tespit ettiği, önceki çalışanın söz vermesine karşın bu açığı tamamlamadığı, davacınında bunun üzerine önceki çalışanla yaptığı telefon konuşmalarını, ondan habersiz kayıt altına alarak iş yeri arkadaşlarına dinlettiği dosya kapsamından anlaşılmıştır. Davacının davranışlarının doğruluk ve bağlılık kuralına uymadığı, işverence yapılan feshin haklı nedene dayandığı gözetilmeden davacı lehine ihbar ve kıdem tazminatına hükmedilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir...),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava kıdem ve ihbar tazminatı, ile yıllık izin ücreti, ulusal bayram ve genel tatil çalışma ücretlerine tahsiline ilişkindir.

Davacı vekili müvekkilinin TCDD 1. Bölge Müdürlüğü'ne bağlı banliyö istasyonlarında Sirkeci-Halkalı Banliyö hattında ve en son Yenikapı durağında çalıştığını, TCDD tarafından jeton satış ve benzeri hizmetlerin taşerona verilmesi nedeni ile davacının diğer davalı T... Ltd. Şti. bünyesinde işe başladığını, dördüncü kere imzalatılmak istenen belirli süreli iş sözleşmesinde belirli haklarda kısıtlamaya gidildiğini, yıllık 270 saatlik fazla çalışmanın ücrete dahil olduğuna dair hüküm nedeni ile davacının bu sözleşmeyi imzalamak istemediğini, bunun üzerine davalının haksız suç isnadı ile davacıyı 08.03.2010 tarihinde işten çıkardığını, fazla çalışma yaptığını, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını, yıllık izin kullanmadığını ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin, ücret ve ulusal bayram genel tatil çalışma ücretlerinin davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı ... vekili davalının ihale makamı olduğunu, diğer davalı ile asıl-alt işveren ilişkisi bulunmadığını, davanın sıfat yokluğundan reddi gerektiğini, ayrıca kıdem tazminatına fesih tarihinden itibaren faiz talep edilmesinin ve istenen faiz türünün en yüksek banka mevduat faizi olarak belirtilmesinin kanuna aykırı olduğunu ileri sürerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Davalı T... Gemicilik İnş. Nak.Tem.İth. İhr. Ltd. Şti vekili davacının 20.09.2007-08.03.2010 tarihleri arasında TCDD istasyonunda jeton gişe görevlisi olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin iş arkadaşı olan S. K., ile yapmış olduğu özel konulardaki bir konuşmayı gizlice cep telefonuna kaydederek bayan iş arkadaşı N. S., isimli şahsa 01.02.2010 tarihinde dinletmesi, bu konuyu ailesine söylemekle tehdit edip şantaj yapması ve bu durumun S. K., ile C. A.,tarafından bildirilmesi üzerine yapılan soruşturma sonucunda ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı hareketleri nedeni ile 4857 Sayılı İş Kanunu'nun 25/II. maddesine göre haklı sebeple feshedildiğini, ulusal bayram ve genel tatil ücret alacağı bulunmadığını ifade etmiştir.

Mahkemece, davacının 20.09.2007-08.03.2010 tarihleri arasında en son net 881,00 TL ücretle çalıştığı, davalılar arasında asıl-alt işveren ilişkisi bulunduğu, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığı, yıllık izinlerin kullandırıldığının davalı tarafça ispat edilemediğinden yıllık izin ücreti talep hakkının olduğu, davacının jeton satış gişe görevlisi olarak bulunduğu istasyonda kendisinden önce görev yapan S. K.,dan gişeyi devralırken 200,00 TL açık bulunduğu, eksik olan parayı tamamlayacağını söylemesine rağmen tamamlamadığı, davacının kendisini koruma kaygısıyla bu konudan bahsederken konuştuklarını telefona kaydettiği, davacının bu konuşmayı yine müşterek arkadaşları N. S.,'e dinlettiği, adı geçen kişilerin ve diğer tanıkların anlatımlarına göre telefona kaydedilen özel görüşmelerin neler olduğunun tespit edilemediği gibi davacının bunları ifşa etmek ya da tehdit veya şantaj yapmak amacıyla kaydettiği veya kullandığının ispatlanamadığı, kasa açığının kendi üzerine kalmaması için telefon kaydının yapıldığı, bu görüşmenin müşterek arkadaşlarına dinletilmesinin de aynı kaygıya yönelik olduğu gerekçesi ile kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin, ulusal bayram ve genel tatil çalışma ücretleri yönünden davanın kabulüne, aylık ücret alacağı yönünden davanın reddine karar verilmiştir.Davalıların temyizi üzerine hüküm Özel Dairece yukarda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Yerel Mahkemece, davacının tavrının kendisini korumaya yönelik olduğu, kendisinden önceki gişe görevlisinin söz vermesine rağmen açığı kapatmaması nedeni ile yaptığı görüşmeyi kayda almasında hukuksuzluk bulunmadığı, açığın kendisinden kaynaklanmadığını ispat etmek amacı ile hareket ettiği, kaydı dinlettiği kişinin tarafların müşterek arkadaşı olduğu, kaydedilen konuşmanın içeriğinin tespit edilemediği, özel hayata dair olduğuna dair iddia bulunmadığı, N. S.,'in telefon kaydında özel hayata dair bilgiler olduğuna dair beyanda bulunmadığı, S. K.,'ın tanık olarak alınan beyanında üçünün samimi arkadaş olduklarını söylediği gerekçesi ile önceki kararda direnilmiştir.

Direnme kararı, davalılardan ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, gişe görevlisi olan davacının kendisinden önce gişeye bakan S. K., isimli işçiden gişeyi devralırken bu işçinin gişede verdiği 200,00 TL açığı söz vermesine rağmen kapatmaması üzerine onunla yaptığı özel hayata dair açıklamaların da yeraldığı konuşmayı gizlice cep telefonu ile kaydederek işyerinde çalışan ortak arkadaşları olan N. S., isimli kadın işçiye dinletmesinin işverene iş sözleşmesini haklı sebeple fesih hakkı verip vermediği ve burada varılacak sonuca göre davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır.

İş sözleşmesi işçi ile işveren arasında kurulan ve her iki tarafa borçlar yükleyen bir sözleşmedir. İş sözleşmesinden doğan ilişki kapsamında işverenin işçiye karşı işçinin yaptığı iş karşılığında ücret ödeme yükümlülüğü yanında başka yükümlülükleri de vardır. Bunlardan biri de işverenin işçiyi gözetme borcudur. İşverenin işçiyi gözetme (koruma) borcu işçinin sadakat borcunun karşılığını oluşturur. İş akdinin işçi ile işveren arasında kişisel ilişki kuran niteliği, işçi yönünden işverenin işi ve işyeri ile ilgili çıkarlarını korumak, bu çıkarlara zarar verebilecek her türlü davranıştan kaçınmak, buna karşılık işveren açısından işçiyi korumak ve gözetmek biçiminde kendisini gösterir. (Sarper, S.:İş Hukuku Yenilenmiş 11. Baskı, 2015 Yılı, s. 428)

İşverenin işçiyi gözetme borcu geniş kapsamlı bir borçtur. Bu borcun kapsamına hangi hususların girdiğini önceden sınırlı bir şekilde belirlemek mümkün değildir. Bunların başında işçinin kişiliğinin korunması gelir. Bunun yanında, esasen işçinin kişiliğinin içinde yer alan yaşam, sağlık ve beden bütünlüğünün korunması için gerekli önlemlerin alınması da işverenin işçiyi gözetme borcunun doğal gereğidir.

İşveren gözetme borcu gereği işçinin kişiliğini korumak ve onun kişilik haklarına saygı göstermek zorundadır. İşçinin kişiliğinin korunması, onun yaşamının, sağlığının, bedensel ve ruhsal bütünlüğünün, şeref ve onurunun, kişisel ve mesleki saygınlığının, ahlaki değerlerinin, özel yaşam alanının, genel olarak özgürlüğünün korunmasını içerir. (Sarper, S.: İş Hukuku Yenilenmiş 11. Baskı, 2015 Yılı, s. 427)

İşçinin kişiliğini gözetme borcu her şeyden önce Anayasa'dan doğan bir yükümlülüktür. Anayasa'nın herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez hak ve özgürlüklere sahip olduğunu öngören 12. maddesi., herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğunu düzenleyen 17. maddesi, herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine sahip olduğunu bildiren 19. maddesi, özel yaşamın gizliliğini öngören 20. maddesi, vicdan, din, inanç, düşünce ve kanaat özgürlüğünü hükme bağlayan 24 ve 25. maddeleri kişilik haklarını güvence altına alan ilke ve kurallardır.

Mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 332.maddesi kapsamında işçinin, iş görme yükümlülüğü çerçevesinde maruz kalacakları tehlikelere karşı işverenin gerekli tedbiri alması gerektiği düzenlenmişti. Bu düzenleme ise, işverenin işçiyi koruma (gözetme) borcunun temelini oluşturuyordu. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu ise, bunun yerine “İşçinin Kişiliğinin Korunması” başlıklı 417 vd. maddelerini getirmiştir. Bu maddenin getirdiği yenilik, psikolojik taciz terimine açıkça yer vermiş olması ve işçinin kişiliğinin korunmasını yoruma yer vermeyecek biçimde özel olarak düzenlemesidir. Buna göre;

“İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.

İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.

İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı sebebiyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir” hükmünü içermektedir.

İşverenin işçiyi gözetme borcu, bizzat kendisinin işçinin kişiliğine saygı göstermesini zorunlu kıldığı gibi, işçinin kişiliğinin işyerinde çalışan diğer işçilere karşı da işverence korunmasını gerektirmektedir.

Öte yandan 4857 Sayılı İş Kanununun işverenin haklı sebeple derhal fesih hakkını düzenleyen 25. maddesinin II. fıkrasının d bendinde "İşçinin işverene yahut onun ailesi üyelerinden birine yahut işverenin başka işçisine sataşması, " haklı fesih nedenlerinden biri olarak yer almaktadır. Haklı sebeple feshe yol açan sataşma işverene, aile bireylerinden birine veya işverenin bir işçisine (veya işveren vekiline) sözle olabileceği gibi, davranış şeklinde de ortaya çıkabilir (Sarper, S.: İş Hukuku Yenilenmiş 11. Baskı, 2015 Yılı, s. 711).

İşçinin ya da ailesi üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak söz, davranış veya eylemin, işverenin diğer bir işçisi tarafından gerçekleştirilmiş olması, kural olarak işçiye iş sözleşmesini haklı fesih imkanı vermez. Ancak, şeref ve namusa dokunan söz ve davranışlardan haberdar olan işverenin, eylemin tekrarlanmaması yönünde gerekli önlemleri alması, işçiyi gözetme borcunun gereği olarak zorunludur.

Yukarıda yapılan açıklamalar altında somut olay değerlendirildiğinde; davalı şirkette çalışan S. K., isimli işçi tarafından işverene verilen tarihsiz dilekçede 30.01.2010 tarihinde 23.00-07.00 vardiyası için 22.30 sıralarında nöbeti davacıya devrettiği, davacı ile trenin gelmesini beklerken gişe içerisinde sohbet ettiklerini, bu sohbet sırasında davacının kendisine sorular sormaya başladığını, sormuş olduğu soruların erkekler arasında konuşulabilecek sohbet olduğunu, sorularına abartılı cevaplar vererek sohbete neşe katmak istediğinu, amacının şamata ve günün yorgunluğunu atmak olduğunu, daha sonraki günlerde bu konuşmaların bilgisi olmadan davacı tarafından cep telefonuna kaydedildiğini ve N. S., isimli kadın arkadaşına dinlettirildiğini, davacının özel yaşantısını başkalarına dinleterek çalıştığı kurum içerisinde yıpratma, utandırma, rencide etme ve anlam veremediği amaç için kullandığını belirterek davacıdan şikayetçi olduğu anlaşılmıştır.

Yine C. A.,isimli işçi de 02.02.2010 tarihli şikayet dilekçesinde 01.02.2010 günü N. S., isimli işçinin kendisini telefonla arayarak davacının kendisine telefonda bir ses kaydı dinlettiğini, S. K., ile davacı arasında yapılan sohbete dair ses kaydında kendisinin de isminin geçtiğini söylediğini, davacının iki kişi arasında geçen bir konuşmayı kaydederek ilgisiz üçüncü kişilere dinleterek gıyabında arkadaşlar arasında kötü düşüncelere sebebiyet verdiğini, bundan dolayı davacıdan şikayetçi olduğunu bildirmiştir.

N. S., isimli işçi ise bu konuda işverenin talebi üzerine verdiği yazılı beyanında 01.02.2010 günü cep telefonuna gizli bir numaradan ses kaydı dinletildiğini, dinletilen ses kaydının S. K.,'a ait olduğunu, bu konuşmayı C. A.,ile paylaşmasından sonra davacının ses kaydını dinleten kişinin kendisi olduğunu kabul ettiğini, ses kaydını C. A.,ile yaşanılan olaylarda kendisini suçladığını ve bu yüzden dinlettiğini söylediğini belirtmiştir.

Bu iki işçinin şikayeti üzerine davalı şirket tarafından başlatılan idari soruşturma dolayısıyla savunmasına başvurulan davacı 21.02.2010 tarihli savunma dilekçesinde 29.01.2010 günü 23.00-07.00 nöbeti için saat 22.30 sıralarında nöbeti devraldığını, nöbet yerine geldiğinde diğer nöbetçi arkadaşın gitmiş olduğunu, güvenlik görevlisinin S.,'in trene binerek gittiğini söylediğini, devir teslim ve kasa sayımı yaptığı sırada S.,'in aradığını, acil işi olduğundan gittiğini ve kasada 200,00 TL açık olduğunu, K.M. Paşa İstasyonuna bozuk para gönderdiğini, Paşa İstasyonundaki nöbetçi arkadaş olan C. A.,'ın parayı cebinde unutup geri göndermediğini beyan ettiğini, nerede olduğunu sorduğunu, eve geldiğini, geri dönmesinin zor olduğunu, sabah erkenden C.,'in paraya göndereceğini söylediğini, şefliğe haber vermemesini istediğini, kendisinin de "gece bir şey olmaz inşallah" diyerek telefonu kapattığını, sabah nöbeti devralmaya gelen K. T.,'a kasada 200,00 TL açık olduğunu söylediğini, K.,'ın "tamam" dediğini, trene binerek eve gittiğini, eve giderken S. K.,'a rastladığını, arabasından kendisini çağırdığını, yanına gittiğinde hala üzerinde iş elbiseleri olduğunu, gece hiç uyumadıklarını, C.,ile birlikte aleme gittiklerini söylediğini, akabinde alınan paranın unutulma değil, bilinçli ve planlı olarak yapıldığını tespit ettiğini, akşam 15.00-23.00 nöbetine geldiğinde kasanın hala açık olduğunu öğrendiğini, K.,'ın da kendisine kasayı 200,00 TL açık olarak devrettiğini, nöbete başladıktan yaklaşık 1,5 saat sonra C.A.,'ın kendisini arayarak parayı trenle yolladığını söylediğini, parayı güvenlik görevlisinin kendisine getirdiğini, alınan paranın S. K., ve C. A.,arasında bozuk para gönderildi adı altında kasten ve bilinçli olarak alınıp gece eğlenceye verildiğini, kendisinin daha sonraki şüphe ve S. K., ile 30.01.2010 günü akşam saatlerinde nöbeti teslim ederken yaptığı konuşma ile kayıt altına aldığını, bu olayı şirket personeli içinde dedikodu ortamına sokanın kendisi olmadığını belirtmiştir.

Davalı şirket tarafından yapılan idari soruşturma sonucunda ise davacının iş sözleşmesi 08.03.2010 tarihli fesih bildirimi ile 4857 Sayılı İş Kanununun 25/II-b bendi kapsamında feshedilmiştir.

Buna göre, gişe jeton satış görevlisi olan davacının 29.01.2010 tarihinde 23.00-07.00 nöbetini S. K., isimli işçiden devraldığı, bu işçinin kasada 200,00 TL açık olduğunu ve paranın ertesi gün getirileceğini beyan ettiği, kasada 30.01.2010 günü saat 16.30'a kadar 200,00 TL kadar açık olduğu, bu açığın 30.01.2010 günü akşam saatlerinde kapatıldığı, davacının açığın kapatılmasına rağmen S. K., isimli işçi ile yaptığı bu işçinin özel hayatına dair açıklamalarda bulunduğu konuşmayı gizlice telefonu ile kaydettiği, daha sonra aynı işyerinde çalışan N. S., isimli başka bir işçiye gizli numaradan dinlettiği, N. S., isimli işçinin de bu konuşmadan C. A.,isimli işçiye bahsettiği, bu hususun daha sonra çalışanlar arasında yayıldığı anlaşılmakta olup, davacı işçinin kasadaki açıkla ilgili olarak S. K., isimli işçi ile yaptığı bu işçinin özel hayatına dair açıklamaları da içeren konuşmayı gizlice kaydederek işyerindeki başka bir işçiye dinletmesinin S. K., isimli işçiye sataşma niteliğinde olduğu açıktır. Davalı şirketin de bu olayı öğrenmesi akabinde yaptığı idari soruşturması sonrasında davacı işçinin iş sözleşmesini feshetmesi işverenin diğer bir işçiyi gözetme borcu kapsamında haklı nedene dayanmaktadır.

Hal böyle olunca, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu sebeple direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istenmesi halinde temyiz peşin harcının iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 01.03.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

B&G Hukuk&Danışmanlık, 2010 yılında Av.Hakan GÜNDOĞDU ve Av.Emre BİRLİKCİ tarafından kurulmuştur.

07/06/2017

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2015/22-1035
K. 2017/534
T. 22.3.2017
• BOŞTA GEÇEN SÜRE ÜCRETİNİN TAHSİLİ İSTEMİ (Davacının İşe Başlatılması İçin İşverene Başvurmasına Rağmen Başka Bir Yerde Çalıştığı İçin İşe Başlamadığı - İşe Başlatılma Başvurusunun Samimi Olmadığı/Mahkemece Talebinin Kabulünün Mümkün Olmadığı)

• İŞE BAŞLATILMA BAŞVURUSUNUN SAMİMİ OLMADIĞI (Davacının İşe Başlatılması İçin İşverene Başvurmasına Rağmen Başka Bir Yerde Çalıştığı İçin İşe Başlamadığı - Bu Durumda Boşta Geçen Süre Ücretine Hak Kazanmasının Mümkün Olmadığının Gözetileceği/Boşta Geçen Süre Ücretinin Tahsili İstemi)

• SIRF İŞE İADE KARARININ MALİ SONUÇLARINDAN YARARLANMAK İÇİN TALEPTE BULUNMA (Boşta Geçen Süre Ücretinin Tahsili İstemi - Davacının İşe Başlatılması İçin İşverene Başvurmasına Rağmen Başka Bir Yerde Çalıştığı İçin İşe Başlamadığı/Mahkemece Davanın Reddi Gerektiği)

• BAŞKA BİR İŞYERİNDE ÇALIŞMA NEDENİ İLE İŞE BAŞLAMAMA (Boşta Geçen Süre Ücretinin Tahsili İstemi - İşe Başlama Niyeti Olmadığı Halde Sırf İşe İade Kararının Mali Sonuçlarından Yararlanmak İçin Talepte Bulunulduğu/Mahkemece İstemin Kabulünün Bozma Nedeni Olduğu)

4857/m.21

ÖZET : Dava; boşta geçen süre ücretinin tahsili istemine ilişkindir. Davacının işe başlatılması için işverene başvurmasına rağmen başka bir yerde çalıştığı için işe başlamadığı davacı vekilinin beyanları ile sabit olduğu gibi, dava dışı bir işyerinde çalıştığı hizmet cetvelinde görülmektedir. Buna göre davacı işçinin işe başlatılma başvurusunun samimi olmadığı, işe başlama niyeti olmadığı halde sırf işe iade kararının mali sonuçlarından yararlanmak, tazminat almak için talepte bulunduğu, işverence talebi kabul edilerek davet edilmesine rağmen işe başlamadığı, bu durumda boşta geçen süre ücretine hak kazanmasının mümkün olmadığı açıktır.

DAVA : Taraflar arasındaki “işçilik alacağı" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Trabzon İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 08.07.2010 gün ve 2009/780 E.-2010/596 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davalı işveren vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 22.Hukuk Dairesi'nin 02.10.2012 gün ve 2012/18901 E.- 2012/20622 K. sayılı kararı ile;

(... Davacı işçi, kesinleşen işe iade kararı üzerine süresi içerisinde işverene başvuruda bulunmasına rağmen davalı işverence işe iade edilmediğini ileri sürerek boşta geçen süre ücret alacağının tahsilini istemiştir.

Davalı işveren davacı işçinin işe iade başvurusu üzerine kanuni süre içerisinde işe davet edildiğini, ancak davacının işe başlamadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, kesinleşen işe iade kararı sonrasında davacının süresi içinde işverene başvurduğu, işveren tarafından işe davet edilmiş ise de davacının işe başlamadığı, ancak bu halde dahi davacının 4857 Sayılı İş Kanunu'nun 21. maddesinde öngörülen boşta geçen süre ücret alacağına hak kazanacağı kanaatine varılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Karar davalı tarafça temyiz edilmiştir.

İşe iade davası sonunda işçinin başvurusu, işverenin işe başlatmaması ve buna bağlı olarak işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret, ihbar ve kıdem tazminatı konularında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.

4857 Sayılı Kanun'un 21. maddesinin 5. fıkrasına göre, işçi kesinleşen mahkeme kararının kendisine tebliğinden itibaren on iş günü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorundadır. Aksi halde işverence yapılan fesih geçeri bir feshin sonuçlarını doğurur. Aynı maddenin 1 fıkrasına göre de işveren işe iade için başvuran işçiyi 1 ay içinde işe başlatmak zorundadır. Aksi halde en az dört, en çok sekiz aylık ücret tutarında belirlenen iş güvencesi tazminatı ile boşta geçen süreye ait en çok dört aya kadar ücret ve diğer hakları ödenmelidir.

İşçinin işe iade yönündeki başvurusu samimi olmalıdır. İşçinin gerçekte işe başlamak niyeti olmadığı halde, işe iade davasının sonuçlarından yararlanmak için yapmış olduğu başvuru geçerli bir işe iade başvurusu olarak değerlendirilemez. Başka bir anlatımla, işçinin süresi içinde işe iade yönünde başvurusunun ardından, işverenin daveti üzerine işe başlamamış olması halinde, işçinin gerçek amacının işe başlamak olmadığı kabul edilmelidir. Bu durumda işverence yapılan fesih, 4857 Sayılı Kanun'un 21/5. maddesine göre geçerli bir feshin sonuçlarını doğurur. Bunun sonucu olarak da, işe iade davasında karara bağlanan işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakların talebi mümkün olmaz. Ancak, geçerli sayılan feshe bağlı olarak işçiye ihbar ve koşulları oluşmuşsa kıdem tazminatı ödenmelidir.

Somut olayda, işe iade kararının kesinleşmesi üzerine davacının süresi içinde işverene müracaatı üzerine işverenin davacıyı süresi içerisinde işe davet ettiği, davacının bir başka iş yerinde çalışıyor olması sebebi ile işe başlamadığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacının işe iade talebinde samimi olmadığı ve davete rağmen işe başlamadığı anlaşıldığından, işverence yapılan fesih, 4857 Sayılı Kanun'un 21/5. maddesine göre geçerli bir feshin sonuçlarını doğurur. Davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalıdır...),

Gerekçesiyle oyçokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava boşta geçen süre ücretinin tahsili istemine ilişkindir.

Davacı vekili müvekkilinin davalı şirkete ait işyerinde çalışırken iş sözleşmesinin 13.11.2006 tarihinde feshedildiğini, açtıkları işe iade davasının lehe sonuçlandığını, temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiğini, davacının süresinde yaptığı işe başlama başvurusunun işverence kabul edildiğini ancak müvekkilinin işe başlaması mümkün olamamış ise de bu durumun boşta geçen süre ücretinin ödenmesine engel teşkil etmeyeceğini ileri sürerek 4 aylık boşta geçen süre ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili davacının yaptığı başvuru üzerine işe davet edildiğini ancak işe başlamadığını, başvuru sırasında başka bir yerde çalışmakta olan davacının işe başlama niyeti olmadığı halde sırf tazminat almak için işe başlatma talebinde bulunduğunu, boşta geçen süre ücretine hak kazanmasının mümkün olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece davacı işçinin iş sözleşmesinin feshinden işe başlamasının bildirildiği tarihe kadar 1 yıl 6 ay süre geçtiği, bu süre içinde çalışmadan beklemesinin mümkün olmadığı, boşta geçen süre ücretine hak kazanmak için işe başlamanın şart koşulmasının kanunun yapılış amacına aykırı olduğu, işe başlatılması için başvurmakla davacının boşta geçen süre ücretine hak kazandığı gerekçesi ile davanın kabulüne ve 9.748,40 TL boşta geçen süre ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Davalı işveren vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece yukarda açıklanan sebeplerle bozulmuştur.

Mahkemece davacının işe iade davası açtıktan sonra başka bir yerde çalışmaya başladığı, fesih tarihinden işe iade kararının kesinleşmesine kadar geçen yaklaşık 1,5 yıllık süre içinde karar sonucunun beklenmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, bu durumun ortaya çıkmasında davacının kusurunun bulunmadığı, kanunun da boşta geçen süre ücreti yönünden herhangibir şart aramadığı, işe iadeye karar verilmiş olmakla davacının boşta geçen süre ücretine hak kazandığı gerekçesi ile önceki kararda direnilmiştir.

Direnme kararı, davalı işveren vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, işçinin boşta geçen süre ücretine hak kazanması için işverene işe başlatılması için başvurusunun yeterli olup olmadığı, işe başlama başvurusunun kabul edilmesi halinde işe başlamasının gerekip gerekmediği ve burada varılacak sonuca göre 4 aylık boşta geçen süre ücretine hak kazanıp kazanmayacağı noktasında toplanmaktadır.

4857 Sayılı İş Kanununun "Geçersiz sebeple yapılan feshin sonuçları" başlıklı 21. maddesinde "İşverence geçerli sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı mahkemece veya özel hakem tarafından tespit edilerek feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işveren, işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır. İşçiyi başvurusu üzerine işveren bir ay içinde işe başlatmaz ise, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü olur.

Mahkeme veya özel hakem feshin geçersizliğine karar verdiğinde, işçinin işe başlatılmaması halinde ödenecek tazminat miktarını da belirler.

Kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer hakları ödenir.

İşçi işe başlatılırsa, peşin olarak ödenen bildirim süresine ait ücret ile kıdem tazminatı, yukarıdaki fıkra hükümlerine göre yapılacak ödemeden mahsup edilir. İşe başlatılmayan işçiye bildirim süresi verilmemiş veya bildirim süresine ait ücret peşin ödenmemişse, bu sürelere ait ücret tutarı ayrıca ödenir.

İşçi kesinleşen mahkeme veya özel hakem kararının tebliğinden itibaren on işgünü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorundadır. İşçi bu süre içinde başvuruda bulunmaz ise, işverence yapılmış olan fesih geçerli bir fesih sayılır ve işveren sadece bunun hukuki sonuçları ile sorumlu olur.

Bu maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri sözleşmeler ile hiçbir suretle değiştirilemez; aksi yönde sözleşme hükümleri geçersizdir." hükmüne yer verilmiştir.

İş sözleşmesi feshedilen işçi 4857 Sayılı İş Kanununun 18 vd. maddelerinde düzenlenen hükümler çerçevesinde işe iade davası açarak işverence yapılan feshin geçersizliği ile işe iadesini talep edebilir.

Mahkemece yapılacak yargılama sonucunda feshin kanun hükümlerine aykırı olduğu tespit edildiği takdirde feshin geçersizliği ile işçinin işe iadesine karar verilecektir. Feshin geçersizliği ile işe iadeye karar veren mahkeme veya özel hakem aynı zamanda işçinin işe başlatılmaması halinde ödenmesi gereken işe başlatmama tazminatının miktarını da belirleyecektir.

İş Kanununun geçersiz sebeple yapılan feshin sonuçlarını düzenleyen 21. maddesinde işçinin işe iade davasını kazanması halinde ortaya çıkabilecek üç ihtimal ve bu üç ihtimalin sonuçları düzenlenmektedir. Sözkonusu ihtimallerden birincisi işçinin açtığı işe iade davasının kabul edilmesi ve işçinin, İş Kanununun 21. maddesinde belirtilen 10 iş günlük süre içerisinde işverene başvuruda bulunmamış olması halidir. Bu durumda İş Kanununun 21. maddesinin 5. fıkrasının 2. cümlesinde açıkça ifade edildiği üzere, işçinin 10 iş günü içerisinde işverene başvuru yapmaması halinde, geçerli sebeple yapılmış bir feshin sonuçları doğar. Bunun anlamı, geçerli nedene dayanılarak yapılan fesihte, kıdem tazminatının ödenmesi gerektiği gibi, ihbar önellerine uyulması ya da ücretinin ödenmesi zaten gerektiğinden, işe iade davası sebebiyle iş güvencesi tazminatı, işsiz kalınan sürenin ücreti gibi yeni bir ödeme yapılması sözkonusu olmaz.

Bu konuda ikinci ihtimal işçinin açtığı işe iade davasının kabul edilmesi ve kesinleşmesini takiben işçinin süresinde işverene başvuruda bulunması ve işverenin işçiyi işe başlatmamasıdır. Bu durumda fesih, işçiye işe başlatılmayacağının bildirildiği tarihte gerçekleşmiş olur. İşveren, işçiye işe başlatılmayacağını açıkça bildirmezse, fesih tarihi, işçinin başvurusunun işverene tebliğ edildiği tarihi takip eden 1 ayın sonunda gerçekleşmiş kabul edilecektir. Bu durumda mahkemece geçersiz sayılan fesih sırasında ödenmemiş ise işçiye kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesi gerekir.

Öte yandan sözkonusu ihtimalde kıdem ve ihbar tazminatları işçiye ödenmişse kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık ücretli izin alacaklarının farkları, işverenin işçiyi işe başlatmaması sebebiyle yasa kurgulamaya göre kabul edilen yeni fesih tarihine 4 aylık sürenin ilave edilmesiyle oluşan işçinin kıdemi, son ücreti ve kıdem tazminatı tavanı gibi hususlar dikkate alınarak yeniden hesaplanarak ödenmesi gerekir. Bunların dışında işe iade davasının parasal sonuçları olan 4 aylık boşta geçen süre ücreti ve diğer hakları ile mahkeme kararında belirtilen işe başlatmama tazminatının da ödenmesi gerekir.

Bu konuda üçüncü ihtimal, işe iade davası kabul edilen ve kesinleşen işçinin süresinde işverene başvurması ve işverenin işçiyi işe başlatmasıdır. Bu durumda işverence yapılan fesih geçersiz sayılmıştır, iş sözleşmesi kesintisiz devam ediyor kabul edilir. Ancak geçersiz sayılan fesihten itibaren en çok 4 aylık boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakları ödenecektir. ( Şahlanan, F.: İş Hukuku İle İlgili Yargıtay Kararları: Karar İncelemeleri II, Ocak 2011-Mart 2016, s. 165)

İşçinin işe iade sonrasında işverene başvurmasına ve işverence de işe davet edilmesine rağmen işçinin işe başlamaması durumu ise yukarda belirtilen ihtimallerin dışında ve kanunda açıkça düzenlenmemiş bir konudur. İşverenin davetine rağmen işe başlamayan işçiye 4 ila 8 aylık ücret tutarında olabilecek işe başlatmama tazminatının ödenmemesi gerektiği tartışmasız ise de, sözkonusu durumda 4 aylık çalışılmayan süre ücretinin ödenmesinin gerekip gerekmeyeceği tartışmaya açıktır.

Bu konuda isabetli ve birbiriyle tutarlı çözümlere ulaşabilmek için, işe iade sonrası işe başlatılmak üzere işverene başvuran ve işverenin, bu başvuruya olumlu cevap vererek işe başlamasını istediği işçinin ise işe başlamaması halinde, sözkonusu işçinin kıdem ve ihbar tazminatları konusunda varılan sonuç ile, sözkonusu işçinin işsiz kalınan süre ücretine hak kazanıp kazanmayacağı konusunda varılan sonuç birbiri ile tutarlı olmalıdır. İş Kanununun "Geçersiz sebeple yapılan feshin sonuçları" başlıklı 21. maddesinde işçinin "kesinleşen mahkeme veya özel hakem kararının tebliğinden itibaren on iş günü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorunda olduğu" belirtilmiştir. Başvuru yapmamanın sonucu ise, işverence yapılmış olan feshin, geçerli bir fesih sayılması olarak belirtilmiştir.

Yasa metninde geçen "işverence yapılmış olan fesih geçerli bir fesih sayılır ve işveren sadece bunun hukuki sonuçları ile sorumlu olur" ifadesinden de sözkonusu durumda "geçersiz olduğu mahkeme kararı ile kesinleşen feshin" "geçerli fesih" kabul edileceği anlaşılmaktadır. Bu durumda fesih tarihinin değişmesi ve işçinin kıdemi ile feshe bağlı alacaklarda dikkate alınacak ücretin yeniden belirlenmesi sözkonusu değildir. ( Şahlanan, F.: İş Hukuku İle İlgili Yargıtay Kararları: Karar İncelemeleri II, Ocak 2011-Mart 2016, s. 166)

Kanundaki düzenleme dikkate alındığında işçinin yasada öngörülen süre içinde işverene işe başlatılması için başvurusuna bağlanan tek sonuç, işe iade kararının uygulanmasına dair süreci başlatmaktır. İşe iade kararının sonuçlarının gerçekleşip gerçekleşmeyeceği veya hangi kapsamda gerçekleşeceği sürecin başlamasından sonra işçinin veya işverenin alacağı tutuma göre belirlenecektir. Buna göre süresinde işe başlatılması için başvuruda bulunan işçinin çağrıldığı halde işe başlamaması halinde 4857 Sayılı İş Kanununun 21/5. maddesindeki hükmün kıyasen uygulanması sureti ile işverence yapılan fesih geçerli feshin sonuçlarını doğuracağından boşta geçen süre ücretine hak kazanması mümkün olmayacaktır.

Öte yandan işçinin işe iade yönündeki başvurusunun da samimi olması gerekir. İşçinin gerçekte işe başlama niyeti olmadığı halde işe iade davasının sonuçlarından yararlanmak için yapmış olduğu başvuru geçerli bir işe iade başvurusu olarak değerlendirilemez. İşçinin süresi içinde işe iade yönündeki başvurusunun ardından, işverenin daveti üzerine işe başlamamış olması halinde, işçinin gerçek amacının işe başlamak olmadığı kabul edilmelidir. Başka bir anlatımla, işçi işverene hiç başvurmamış gibi sonuca gidilmelidir. Bu durumda işverence yapılan fesih, 4857 Sayılı İş Kanununun 21/5. maddesine göre geçerli feshin sonuçlarını doğurur. Bunun sonucu olarak da işe iade davasında karara bağlanan işe başlatmama ve boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklarını talebi mümkün olmaz. ( Şahlanan, F.: İş Hukuku İle İlgili Yargıtay Kararları: Karar İncelemeleri II, Ocak 2011-Mart 2016, s. 168)

Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı işçinin 01.12.2001 tarihinde davalı şirkete ait 13937 SGK sicil numaralı işyerinde çalışmaya başladığı, iş sözleşmesinin 13.11.2006 tarihinde feshedilmesi üzerine işe iade davası açtığı, Trabzon İş Mahkemesi'nin 17.04.2007 gün ve 2006/1382 E.- 2007/523 K. sayılı kararı ile feshin geçersizliği ile davacının işe iadesine karar verildiği, aynı kararda işe başlatmama tazminatının 4 aylık brüt ücreti olarak belirlendiği ayrıca 4 aylık boşta geçen süre ücreti ödenmesi gerektiğinin tespitine karar verildiği, kararın davalının temyizi üzerine 9. Hukuk Dairesinin 03.03.2008 gün ve 2007/26129 E. 2008/3011 K. sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği, onama kararının davacı vekiline 04.04.2008 tarihinde tebliğ edildiği, davacının Trabzon 4. Noterliğinin 10.04.2008 tarih ve 08296 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile görevine iadesini ve işe başlatılmasını talep ettiği, davalı işverenin ise Kadıköy 27. Noterliğinin 07.05.2008 tarih ve 14009 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile işten ayrılmadan önceki tüm hak ve menfaatlerinin korunacağı, işe başlatılması konusunda gerekli işlemler için şirket merkezi ile (insan kaynakları ile) temasa geçmesi gerektiği, işe başlatma tarihinin 12.05.2008 tarihi olarak kabul edileceğinin davacıya bildirildiği anlaşılmaktadır.

Davacı vekili ise Trabzon 4. Noterliğinden keşide ettiği 13.10.2009 tarihli cevabi ihtarnamede davacının işe başlamadığını ancak boşta geçen süre ücretinin ödenmesi gerektiğini belirtmiştir.

Davacının işe başlatılması için işverene başvurmasına rağmen başka bir yerde çalıştığı için işe başlamadığı davacı vekilinin beyanları ile sabit olduğu gibi, 08.01.2007 tarihinden itibaren 1100102 SGK sicil numaralı dava dışı bir işyerinde çalıştığı hizmet cetvelinde görülmektedir.

Buna göre davacı işçinin işe başlatılma başvurusunun samimi olmadığı, işe başlama niyeti olmadığı halde sırf işe iade kararının mali sonuçlarından yararlanmak, tazminat almak için talepte bulunduğu, işverence talebi kabul edilerek davet edilmesine rağmen işe başlamadığı, bu durumda boşta geçen süre ücretine hak kazanmasının mümkün olmadığı açıktır.

Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 04.12.2013 gün 2013/22-428 E. 2013/1626 K. ve 16.04.2014 gün 2013/22-1106 E. 2014/538 K. sayılı kararlarında da aynı sonuca varılmıştır.

Her ne kadar Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında 4857 Sayılı İş Kanununun 21. maddesinde boşta geçen süre ücretine hak kazanılması bakımından işe başlama şartı öngörülmediği, işçinin müracaatının yeterli olduğu, aradan uzunca bir süre geçtiği, bu kadar uzun süre çalışmamasının işçiden beklenemeyeceği, bunun adil de olmayacağı, bu sebeple mahkeme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de Kurul çoğunluğu tarafından bu görüş benimsenmemiştir.

O halde Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu sebeple direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı işveren vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istenmesi halinde temyiz peşin harcının iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 22.03.2017 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY :

4857 Sayılı İş Kanunu'nun 21. maddesi uyarınca, mahkemece feshin geçersizliğine karar verildiğinde, kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer hakların ödenmesini de hüküm altına alınması gerekir. Bu süre üst sınır olup, aynı maddenin son fıkrası uyarınca sözleşme ile değiştirilemez, aksi hükümler geçersizdir. Yasa koyucu yargılama süresini dikkate alarak bu düzenlemeyi yapmıştır. Yargılama süreci 4 aylık sürenin altında kaldığında, kısaca fesih ile işe iade kararı sonrası başvuru arasında boşta geçen süre dört aydan az olduğu takdirde, başvuru tarihine kadar ki ücret ve diğer haklar hüküm alınacaktır. Ancak yargılama süreci 4 aydan fazla sürdüğünde, Kanun'un amir hükmü gereği boşta geçen süre için dört aya kadar ücret ve diğer hakların ödenmesi, gerekecektir.

Boşta geçen süre için ücret ve diğer hakların ödenmesi, feshin geçersizliğine bağlı ikincil bir sonuçtur. Talep olmasa da mahkemece dikkate alınması gerekir. Ayrıca feshin geçersizliği istemi tespit niteliğinde olduğundan boşta geçen süre için ücret ve diğer hakların miktar belirtilmeksizin, hüküm altına alınması ve ödenmesi gerektiğinin tespiti ile yetinilmesi gerekir. Boşta geçen süre ücreti, işçinin süresi içinde işverene başvurması şartıyla işverence işe başlatılıp başlatılmamasından bağımsızdır. Bu konuda kararın kesinleştiği tarih esas alınmıştır ve böylece işveren de kararın kesinleştiği tarih itibariyle ücret ödemesi gerektiğini bilmektedir. İşveren açısından dört aylık boşta geçen süre ücreti yönünden temerrüt tarihini işe iade kararının kesinleştiği tarih olarak kabul zorunluluğu vardır. Yasal düzenleme bu yoldadır.

Bu nedenle, işçinin işe iade kararının kesinleşmesinden sonra işverene işine iadesi için bir başvuruda bulunma mecburiyeti bulunmadığı gibi işvereni ayrıca bu hususta temerrüde düşürmesi de gerekmemektedir. Bu zorunluluk işe başlatmama tazminatının talep şartı olarak düzenlenmiştir.

Anlatılan sebeplerle direnme kararının onanması görüşünde olduğumdan saygıdeğer çoğunluğun bozma yönünde oluşan görüşüne katılmıyorum.

B&G Hukuk&Danışmanlık, 2010 yılında Av.Hakan GÜNDOĞDU ve Av.Emre BİRLİKCİ tarafından kurulmuştur.

Address

Sezenler Caddesi
Çankaya
06520

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when B&G Hukuk&Danışmanlık posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to B&G Hukuk&Danışmanlık:

Share