09/05/2026
İbrahim ERTEN Konya
Mustafa YILMAZ Konya
Erkan KAÇAN Konya
Mevlüt ÖZKAN Konya
Hilmi ŞAHİN Konya
Ali ARAR Konya
İlyas UYAR Konya
Hüseyin ÇELİK Denizli
Ahmet APAK Denizli
Ercan ÇOBANOĞLU Denizli
Mustafa KOÇANOĞLU Denizli
Baki UMUTLU Denizli
Şeref TAY Denizli
Mehmet ÖZTÜRK Denizli
Hasan GÜLTUTAN Hatay
Mehmet TURA Adana
Şenol CANSIZ Samsun
Cavit YAMAN Samsun
Nihat ODABAŞI Kastamonu
Ramazan AKKAYA Kastamonu
Uğur BOZACI İstanbul
Ünal KALAFAT İstanbul
Ahmet ARAN Manisa
Haydar ASLAN Trabzon
Murat ELİBOL Çanakkale
Aydın KUZEY Çanakkale
Adem ZONGUR Kırıkkale
Musa SARIGÖZ Osmaniye
Murat MENTEŞ Bolu
Hikmet ÖZDEMİR Malatya
Abdullah KARA Antalya
Birol İrfan ASKAR Afyon
Selahattin AYSAN Isparta
Yukarıda okuduğunuz 33 vatan evladından oluşan bu isimleri çoğu insana bir çağrışım yapmamış olabilir. Ben herkese hatırlatayım.
Yukarıda adı geçen bu vatan evlatları;
24 Mayıs 1993 günü üzerlerine 1570 adet Kalaşnikov mermisi sıkılarak "HER BİRİNE ORTALAMA 50 MERMİ" ile katledilen, 33 silahsız 20'li, yaşlarında olan gencecik vatan evlatlarının ad ve soyadları olmakta.
Olay yeri: Elazığ-Bingöl Karayolu Bilaloğlu Mevkii
Tarih: 24 MAYIS 1993
33 vatan evladının şehit olduğu ve 33 yıl önce yaşanan katliamdan sağ kurtulan üç asker, yaşadıklarının kısa özeti...
Malatya’dan iki sivil minibüse biniyorlar.
Hepsi sivil giyimli, üniforma ve postalları çantalarında. Hiçbirinde silah yok.
Saat 18.00'de, Bingöl’e 10 kilometre var.
Dağlık, dar bir yol. Birden silah sesleri yankılanıyor. İlk virajı geçtiklerinde, 50 PKK’lının karşı yönden gelen Bingöl Tur’a ait bir otobüsü durdurup, çoğunluğu terhis olmuş ya da dağıtıma giden sivil erlerden oluşan 50 yolcuyu esir alındığına tanıklık ediyorlar. Şoföre bağırırlar; ‘Geri dön!’ Şoför oralı olmaz. Zaten 4 saatlik yolda 3 mola vermiş.
Otobüsün kapısını, ‘Orada ben yoktum’ diyen Şemdin Sakık, o zaman'ki adıyla ‘Parmaksız Zeki’ açıyor.
Osman Partal Anlatıyor.
Trabzonluyum.
İki minibüsteki toplam 50 askerden biriydim.
Van-Özalp’taki birliğime gidiyordum.
Yol boyunca gereksiz molalar veren şoför,
bir ara lastik patladığını söyleyip durdu.
Lastiğin patlamadığını, krikoya dokunmadığını gördüm. Aksın altına girdiğinde birileriyle konuşma yaptığını duydum. Galiba telsizle konuşuyordu. Şemdin Sakık, "Eylem planlanırken buradan askerlerin geleceğini bilmiyorduk" diyor.
Yalan söylüyor.
Çünkü ilk otobüsün en ön koltuğunda oturuyordum. Yolumuzu kestiklerinde şöförün kapısını bizzat Sakık açtı. Toprak rengi üniforması vardı üzerinde, aynı renk kasketi ters takmıştı.
Omzundaki tüfeğin namlusu yere bakıyordu.
Şöföre, diğer otobüsün nerede olduğunu sordu.
‘Arkada, geliyor’ cevabını aldı.
İki dakika sonra diğer otobüs düştü pusuya.
Yani bizi bekliyorlardı.
Doğulu/Batılı diye ayırdılar…
Geceyarısına kadar teröristlerle yürüdük.
Mola verildiğinde niçin kaçırdıklarını, amaçlarını sorduk. "T.C ateşkes ilan edince, iki gün içinde sizi serbest bırakacağız" dediler. Saat 01.00 sularıydı. Sakık’ın talimatıyla tek sıra olduk.
Şemdin Sakık nereli olduğumuzu sorup,
Doğulu - Batılı diye bizi iki gruba ayırdı.
Sakık, doğulu olmayan benim de içinde olduğum 34 kişinin eğitim kampına götürülmesini söyledi. Dağda koşar adım yürümeye başladık. Bize eşlik eden teröristler sürekli değişiyordu. Toplam 300 kişiydiler. Bir köye gittik. Kapısını çaldıkları evlerden başka teröristler çıkıp gruba katıldı.
Kimi terörist evlere gidip istirahat etti. Bir ahıra soktular bizi öldürmek için. Sonra vazgeçtiler. Tekrar yürümeye başladık.
Sabahı göremeyeceğimi düşünüyordum.
Yıldızlara son kez bakıp annemi, babamı, köyümü düşündüm. Bir ırmaktan geçerken su içtik. Dağ yoluna çıktık. Davranışları sertleşti. Durdurdular. Saat 03.00 sıralarıydı.
Yolun kenarına dizilmemizi istediler. Kolkola girip sıklaşmamızı istediler. Yanımdaki arkadaşıma ‘devrem bizi vuracaklar’ dedim.
DEVREMİ ÖLÜ GÖRÜNCE BAYILDIM…
Sinirden titriyordum. Kalaşnikof, Bixi ve Kanasların
emniyetlerini açtılar. Sonumuzun geldiğini anladım,
kelimeyi şahâdet getirip kendimi yere attım.
Taramaya başladılar. Dizime bir mermi isabet etti.
Vurulanlar üzerime düşüyordu. Kafamı koruyordum. Hepimizin öldüğünden emin olmak için yüzlerce mermi yağdırdılar. Gittiklerini, seslerin uzaklaşmasından anladım. Altı yedi arkadaşım sağdı henüz. Diğerleri paramparçaydı.
Can çekişenler, hırıldayanlar, ağlayanlar, inleyenler. Su istiyorlardı. "Anne, anne" diye bağırıyorlardı. Öldüğümü zannediyordum.
Kendimi çimdikledim, ölmemişim.
Devremin beyni parçalanmış görünce bayılmışım.
Bizi yan yana dizip 1500'den, fazla mermi sıktılar.
Ayılınca şehit arkadaşlarımı sırt üstü çevirdim.
Dokunduğum her uzuv elimde kalıyordu.
Beyin, ayak... Yardım aramak için yukarı doğru koşmaya çalıştım. Kan kaybediyordum. Asfalta çıktım, bir kamyonla yakındaki Elmalı Karakolu’na gittim. Olanları anlattığımda dinleyen Jandarmalar ağlamaya başladı. Helikopter, tanklar geldi. Şehitleri aldık. Olay yerinde 1570 mermi kovanı bulundu.
Yani silahsız erlerin her biri için 50 mermi kullanmışlardı.
Son günlerde Memleket'in, görsel basın ve yayın organlarında Şehitlerimize, şehit ailelerine ve Atalarımıza yakışmayacak hal hareketleri ve davranışlar görüyorum.
Ama bu siyasilerden Anne veya Babasını kaybeden yetim kalan bir vatan evladının başını sevip okşadığını ve " Korkma oğlum/kızım yanında arkanda önünde ben varım vatan evladı, Sen bundan gayri bize emanet, vatana emanetsin" dediğini ne duydum ne gördüm.
Türk binlerce yıldır yaşadığı kendi vatanında bu gün yine
öksüz kaldı. Başsız kaldı.
Başbuğ Atatürk başta olmak üzere. Bu Kutlu vatan toprağı uğruna yaşamlarını kaybeden tüm şehitlerimizin aziz ruhları şâd olsun.
Unutanın kanı kurusun.
Gök girsin. Kızıl çıksın.
☪︎ ЋץҐИ ☪︎
Süleyman Efe KOCAZEYBEK 🇹🇷🇦🇿🇺🇿🇹🇲🇰🇬🇰🇿🇭🇺🇨🇵