17/08/2024
Barış Hemen Şimdi...
1 Eylül Dünya Barış Günü arifesindeyiz. Dünyada barış gibi çok yüce bir olguya neden özel bir gün ayrılır? Nereden bakarsanız bakın insanlık tarihi kardeş kavgaları, iktidar çatışmaları, çıkar savaşları tarihidir. Tüm dünyada gerçekten barışın hüküm sürdüğü, çatışmanın, savaşın olmadığı kesintisiz bir tarih dilimi yaşanmamıştır.
Kutsal kitaplara göre Adem’le Havva’nın oğulları Kabil, erkek kardeşi Habil’i, kız meselesi nedeniyle öldürmüştür. Bu ilk cinayettir ve bu tarihten itibaren dünyada asla gerçek bir barış olmamıştır.
Bu ilk kavga her ne kadar bir evlilik/kıskançlık nedeniyle olsa ve yalnızca bir cana mal olsa da devamı çok daha kanlı olmuştur. Çıkan her çatışmaya, her kavgaya, her savaşa, dökülen her kana, alınan her cana, yapılan her katliama hatta soy kırıma bir bahane bulunmuştur. Oysa tüm dinlerde ilk emir Öldürmeyeceksin olmuştur. Hatta Kuran’ı Kerim’de Maide suresinin 32. ayetinde İşte bu nedenle İsrailoğullarına şöyle yazmıştık: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkartmaya karşılık olmaksızın, haksız yere bir cana kıyarsa, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir can kurtarırsa, bütün insanları kurtarmış gibi olur denmektedir.
Can alan kendisini hep haklı görmüştür. Saldıran, yağmalayan, bir kavmi, bir ırkı, bir ulusu yok eden hep yaptığını savunmuştur. Tarih bir gün onun ne kadar haklı olduğunu yazacaktır hep. Örneğin tarihin en kanlı savaşına ve en büyük soy kırımlarına neden olan Hi**er’in “Bir gün öldürmediğim her Yahudi için bana küfür edeceksiniz” dediği söylenir.
Ya da Avrupalı büyük, uygar devletler… Adım attıkları her yeni toprak parçasına el koyan ve ora halkını yok eden uygar Avrupalıların da savunması vardır. Öldürülenler ölmeyi hak etmişti çünkü onlar barbardı, yüce gönüllü uygar Avrupalıların getirdiği medeniyeti kabul etmemişlerdi.
Dünyada kavga etmemiş tek bir birey, savaşmamış tek bir ulus olmamasına karşın herkes barışı savunur. Hatta savaşların bir kısmı barış için çıkarılmıştır. Çünkü bir taraf diğer tarafın barışını kabul etmemiştir. Örneğin Pax Romana… Roma Barışı demektir ve Roma İmparatorluğunun uzun süren barış dönemi için kullanılır. Ne barış ama? Yaklaşık 207 yıl süren bir savaşsızlık(!) hali. Roma İmparatorluğunun Germenlerle ve Perslerle ve Britanyalılarla savaşları sürüyor ama barış var. Roma’da sesi çıkan muhalif liderler ve eyaletlerin kafası koparılıyor ama barış var. Çünkü korsanlar denizde, haydutlar karada ticareti engellemiyor. Çünkü Romalı tacirler para kazanıyor. Çünkü arenalarda gladyatörler ve köleler öldürülüyor.
Pax Americana’ya ne dersiniz? Bu da Amerikan Barışı yani İkinci Paylaşım Savaşı'nın ardından, 1945'ten günümüze kadar batı dünyasında süre gelen ve Amerika Birleşik Devletleri’nin dünyanın en büyük askeri ve diplomatik gücü olduğu döneme rastlayan görece barış dönemi… Nasıl bir barış dönemi? Bu dönem boyunca, büyük batılı devletlerin kendi aralarında herhangi bir silahlı çatışma çıkmadı ve nükleer silahlar, Birleşik Devletler ve bütün müttefikleri değişik bölgesel savaşlarla kuşatılmış olsa da (Kore Savaşı, Vietnam savaşı, Falkland Savaşı, Afganistan Savaşı ve Irak Savaşı gibi) hiç kullanılmadı ve casusluk ve çeşitli bölgelerde gizli harekatlarla korundu ve bunun adı barış oldu.
Bir savaşın savaş sayılabilmesi için büyük, uygar, medeni devletlerin birbirleriyle savaşması gerekir. Diğer türlü abidir döver de sever de derler. Ama unuturlar abi demek yarısı adi demektir. ABD ve/veya müttefikleri işgal edebilir, kimyasal, biyolojik silah kullanabilir, soykırıma varan toplu katliamlar yapabilir ama barış bozulmaz.
Muhtemelen şu muhteşem Pax Romana döneminde edilmiş bir laftır: Si vis pacem para bellum. Yani barış istiyorsan savaşa hazır ol. Pax Americana bu nedenle bozulmuyor işte. ABD, Rusya’ya göz kırpsa ya da Rusya batıya doğru hapşırsa NBC (nükleer, biyolojik, kimyasal) silahlardan söz edilmeye başlanıyor. Zaten Sırbistan’daki Müslümanlar savaşa hazır olmadığı için barış olmadı değil mi?
Si vis pacem para bellum demiş biri ve birileri ona nazire yaparak demiş ki: Si vis pacem para pacta. Barış istiyorsan anlaşma hazırla. Istratejik derinlikli değerli yalnızlığımız sırasında küçük eniştenin taktiği diyebiliriz buna. Sonuç komşularla sıfır sorundan sıfır komşuya geçiş.
Bellum ve Pacta yani savaş ve anlaşmayı beğenmemiş birileri ve demiş ki asıl çözüm Si vis pacem para iustitiam. Barış istiyorsan adaletini hazırla. Tarihin hiçbir döneminde denenmemiş bir yöntem bu. Bir önder çıktı, bir başkomutan çıktı ve bu yolda ilerlemek istedi ama ömrü vefa etmedi. Ondan sonra da bir daha asla aynı olamadı insanlık.
Bütün savaşları bitirecek olan savaş 1914’te başladı ve 1918’de bitti. Bizim ulusal kurtuluş ve bağımsızlık savaşımız ise dört yıl daha sürdü ve 1922’de bitti. Türkiye için savaşı bitiren anlaşma 24 Temmuz 1923’te imzalandı.
Bütün savaşları bitirecek olan savaş yani Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı –siz I. Dünya Savaşı olarak da biliyorsunuz- savaşları bitiremedi. Yalnızca onaltı yıl sonra 1 Eylül 1939’da faşist diktatör Hi**er komutasındaki Alman orduları Polonya sınırını geçti. Savaş altı yıl sürdü ve milyonlarca insanın canına mal oldu. 1945 Ağustosunda, ABD’nin salt SSCB’ye göz dağı vermek amacıyla Japonya’ya -6 Ağustos 1945 Hiroşima ve 9 Ağustos 1945 Nagazaki- attığı iki atom bombasıyla sona erdi.
Bir daha bu büyüklükte bir savaş olmasın, bir daha böyle acılar yaşanmasın diye Birleşmiş Milletler diye bir örgüt kuruldu ve o örgüt de 1 Eylül’ü Dünya Barış Günü olarak kabul ve ilan etti.
Şimdi soru şu: Biz yolumuzu hangisiyle çizeceğiz?
Si vis pacem para bellum
Si vis pacem para pacta
Si vis pacem para iustitiam
Ben size dördüncü bir seçeneği, Türkiye’nin gördüğü en büyük önderin ve tek başkomutanın yolunu öneriyorum:
Pace Domi Pacem in Mundo
Yani
Yurtta Barış Dünyada Barış…
1 Eylül Dünya Barış Günü Kutlu Olsun…
Saygıyla…